1 Mayıs'ın Gerçek Tarihi: Emek Mücadelesinin Ekonomi-Politiği!
Bu Bölüm Hakkında
1 Mayıs'ın tarihsel kökenlerinden başlayarak, 1886 Chicago Haymarket olaylarından Türkiye'deki 1977 Kanlı 1 Mayıs'a uzanan emek mücadelesinin ekonomi-politiği ele alınıyor. Kapitalist sistemde emek-sermaye ilişkisi, sendikal hakların ekonomik performansla çelişmediği, aksine sürdürülebilir büyümeye katkı sağladığı ampirik verilerle tartışılıyor. Türkiye'deki yüksek işsizlik, kayıt dışı istihdam ve düşük ücret sorunları değerlendirilirken, dijitalleşme ve yapay zeka çağında emeğin geleceği de ele alınıyor.
Ele Alınan Konular
- 1 Mayıs'ın tarihsel kökenleri ve Haymarket olayları
- Türkiye'de emek hareketinin tarihsel serüveni
- Emek-sermaye dengesi ve sendikal haklar
- Neoliberal dönemde işçi haklarının gerilemesi
- Dijitalleşme ve gig ekonomisinin emek üzerindeki etkileri
Herkese merhabalar. E bugün dünya çapında milyonlarca insanın sokağa çıktığı, kutlama yaptığı emek ve dayanışmanın sembolü olan 1 Mayıs biliyorsunuz. Eee ben de 1 Mayıs gününe özel bir yayın hazırlamak istedim açıkçası. Çünkü 1 Mayıs sadece basit bir işçi bayramı veya emek bayramı değil. İçinde derin tarihsel eee ekonomik ve politik anlam anlamlar barındıran küresel bir olgu. Hem Türkiye için hem dünya için önemli bir olgu. İşte bugün sizlerle birlikte 1 Mayıs’ın ekonomi politiğini inceleyelim. dünya ve Türkiye tarihindeki yerine bakalım ve günümüzdeki anlamını tartışalım istiyorum. Şimdi öncelikle 1 Mayıs’ın tarihi kökenlerinden bahsetmekte fayda var. Çünkü şu anda içinde bulunduğumuz 8 saatlik iş günü modeli eee aslında çok büyük mücadelelerle kazanmış eee bir model ve ki hatta belki de şimdi haftada 4 gün çalışmaya da yani 3 günlük hafta sonuna da gidiyor olabilir belki. Bakalım göreceğiz. Ama eee 1 Mayıs’ın da bu mücadelede önemli bir rolü var. 1 Mayıs’ın işçi bayramı veya emek bayramı olarak kutlanması malum eee 19. yüzyılın sonlarında Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayan bir mücadeleye dayanıyor. Eee, sanayi devrimi sonrasında yine işte işçiler günde 12-16 saat arası haftada 6 gün e çalışmak zorunda kalıyordu ve insani koşullarda çalışabilmek için 8 saat iş, 8 saat dinlenme, 8 saat canımız ne isterse sloganıyla örgütlenmeye başladılar. Ve 1886 yılında Chicago’da Amerika Birleşik Devletleri İllinoya eyaletinde bulunan Chicago şehrinde işçiler 8 saatlik iş günü talebiyle 1 Mayıs’ta genel greve gitti. Eee, 80.000 işçi katıldı bu greve. Başlangıçta barışılı bir şekilde ilerliyordu. Ama e 3 Mayıs’ta işte McCormic Harvester fabrikası önünde toplanan işçilere polisin ateş açması sonucunda dört işçi hayatını kaybetti. Ertesi gün de işte gene Chicago’da High Market meydanında düzenlenen protesto sırasında patlayan bir bomba dört işçinin ve 7i polisin ölümüne yol açtı ve bu olay high market olayı olarak tarihe geçti. Ve olay sonrasında işçi liderleri komplo kurmak ve cinayete azmettirmekle suçlandılar. 8 işçi lideri adil olmayan bir yargılama sonucunda suçlu bulundu. Dördü idam edildi. Biri intihar etti. Üçü ise daha sonra affedildi. Şimdi bu olaylar uluslararası işçi hareketinde aslında büyük bir etki yaratıyor ve 1 Mayıs dünya çapında işçi dayanışmasının simgesi haline geliyor. Eee Enternasyonal eee 1889’da bu olayların anısına 1 Mayıs’ı uluslararası işçi dayanışma günü olarak ilan ediyor ve o zamandan beri 1 Mayıs dünyanın dört bir yanında işçilerin emekçilerin hakları için mücadele ettikleri bir gün olarak kutlanıyor. Şimdi 1 Mayıs sadece bir işçi bayramı değil esasen. Aynı zamanda ekonomik sistemler üzerine bir düşünme günü. Eee, sanayi devriminin ilk dönemlerinde düzenlenmemiş bir kapitalizm hüküm sürüyordu malum. Ve bu dönemde işçiler çalışma koşulları son derece ağırdı. İş güvenliği yoktu. Çocuk işçiliği çok yaygındı ve sosyal güvence sistemlerinin hiçbiri mevcut değildi. 19. yüzyılın sonlarından itibaren tabii işçi hareketleri gelişmeye başlıyor ve bu düzensiz kapitalizme karşı bir denge unsuru oluşturuyor. İşçilerin örgütlenmesi ve mücadelesi sonucunda çalışma saatleri kısalıyor. İş güvenliği standartları gelişiyor ve çocuk işçilik yasaklanıyor. Sosyal güvenlik sistemleri yavaş yavaş kurulmaya başlanıyor. Ve işte burada aslında serbest piyasanın aşırılıklarına karşı toplumun adeta bir kendini koruma refleksi bu. Bu modern refah devletinin temellerini atıyor esasen. 20. yüzyılın başında ise özellikle 1917’de gerçekleşen Sovyet devrimi sırasında dünya iki farklı ekonomik sistem arasında malum bölünüyor. Kapitalizm ve sosyalizm. Ve bu iki sistem arasındaki rekabet işçi haklarının gelişiminde oldukça etkili. Batı Avrupa’da işte işçi hareketlerinin baskısı ve sosyalist sistemin varlığı karşısında, ondan aslında duyulan bir korku karşılığında eee kapitalist ekonomiler de sosyal refah programlarını genişletmek zorunda kalıyorlar. İşte bu İskandinav ülkelerinde, İsveç, Norveç, Finlandiya gibi bu ülkelerde gelişen sosyal demokrasi modeli piyasa ekonomisi ile sosyal koruma mekanizmalarını başarıyla birleştiren bir alternatif sunuyor. Ve 1980’lerden itibaren ama küreselleşmenin hızlanması ve neoliberal politikaların yükselişiyle birlikte işçi hakları maalesef yeniden baskı altına giriyor. İşte sendikasızlaştırma süreci, esnek çalışma, taşeronlaşma, işte bu biraz iş gücü piyasası reformu diye de kılıflanır. Bu işçilerin kazanılmış haklarını tehdit etmeye başlıyor. Bu dönemde 1 Mayıs gösterilir de eee adeta bir neoliberal politikalara karşı bir direniş noktası haline geliyor bütün dünyada. Günümüzde de özellikle 2008 küresel krizi sonrasında ve sonrasındaki pandemi krizi sonrasında ekonomik eşitsizliklerin derinleşmesi, gelir dağılımının bozulması bu işçi hareketlerinin yeniden tabii ki bir 1960’lar, 70’lere kadar değil ama yeniden canlanmasına yol açacak gibi gözüküyor. İşte bu Amazon’dur, Walmart’tır bu gibi küresel şirketlerde sendikalaşma çabaları, asgari ücret artış talepleri ve iş güvencesi mücadeleleri işçi hareketinin güncel tezahürleri olarak karşımıza çıkıyor. Kendini gösteriyor. Peki Türkiye’ye bakalım. Yani Türkiye’de de 1 Mayıs’ın bir tarihsel serüveni var. Bu ülkenin siyasi ve ekonomik dönüşümlerini de yansıtan bir ayna gibi aslında. 1 Mayıs’ın Türkiye’deki tarihsel serüveni. İşte Osmanlı İmparatorluğu’un son dönemlerinde malum İstanbul, İzmir gibi sanayi merkezlerinde çok ufak işçi hareketleri vardı. Hatta işte Osmanlı Sosyalist Fırkasından da bahsedilir ama Cumhuriyetin ilk yıllarında y çok etkili kuruluşlar değil bunlar. Çok etkili de eee açıkçası eee hareketler söz konusu değil. Cumhuriyetin ilk yıllarında da malum 1923-38 arası dönemde özellikle 1929 krizinden sonra devletin ekonomide aktif rol aldığı bir kalkınma modeli benimsenmişti. Bu dönemde işçi hakları konusunda çok sınırlı ilerlemeler var açıkçası. Pek de yok aslında. 1946’da çok partinin sisteme geçiş ve 1950’lerde Demokrat Partilerinin iktidarıyla beraber daha liberal bir modele geçiyor Türkiye ekonomisi. Bu dönemde sendikalaşma oranları artıyor. İşte Türki’ler ama tabii eee grev hakkı olmayan bir sendikalaşma. adeta bir eee ne bileyelim işte yumurtası omnet gibi e işçi hakları konusunda nispeten bazı ilerlemeler var ama 1961 anayasasından sonra çıkan iş kanunuyla çalışma kanunuyla ancak Bülent Tecevit’in e Çalışma Bakanlığı sırasında grev hakkı tanınıyor ve sosyal haklar nispeten anayasal güvence altına alınıyor. 1970’li yıllar Türkiye’de işçi hareketinin en güçlü dönemlerinden bir tanesi. DİSK’in kuruluşu, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu ve diskin öncülüğünde işçiler aktif bir mücadele yürütüyordu. Mesela 1 Mayıs 1976’da Taksim Meydanı’nda 100.000 kişinin katılımıyla eee büyük bir miting düzenlendi ve bu miting Türkiye’nin toplumsal hafızasına çok önemli bir yer edindi. Ama malum biliyorsunuz Kanlı 1 Mayıs e 1 Mayıs 1977 tarihi kanlı 1 Mayıs olarak geçen 1 Mayıs 500.000den fazla kişinin katıldığı Taksim Meydanındaki mitingde kalabalığın üzerine ateş açıldı. Ateş açan kişiler ve gruplar hala bugüne kadar net olarak tespit edilmiş değil. Bu saldırıda 34 kişi hayatını kaybediyor. Yüzlerce kişi yaralanıyor. Ki bu olay malum Türkiye’nin siyasi tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilir ve derin devlet tartışmaların merkezinde yer alır. Bu katliam 1 Mayıs 1977 katliamı Türkiye’de siyasi kutuplaşmayı da derinleştirmiştir ve işte kısa bir süre sonra 3 yıl sonra gerçekleşecek olan e 12 Eylül 1980 askeri darbesinin de zeminini hazırlayan önemli olaylardan bir tanesidir. Malum 12 Eylül rejimi eee ilk eee kararlarından bir tanesi sendikal faaliyetleri kısıtlamak. grevleri yasaklamak, işçi hareketleri baskı altına almak ve neoliberal ekonomik politikaların önünü açmak olmuştur. 1980 sonrası dönemde Türkiye ekonomisi dış ticarete ve yabancı sermayeye açılırken işçi hakları geriye gitti. Sendikal özgürlükler kısıtlandı. Gerçek ücretler yani reel ücretler düştü. Eee, enflasyondan arındırılmış ücretler. İş güvencesi zayıfladı. İşte bu dönemde 1 Mayıs kutlamaları ya tamamen yasaklandı ya da şehir merkezleri dışındaki alanlara sıkıştırıldı. E 2000’li yıllarda işçi örgütleri 1 Mayıs tekrar Taksim Meydanıa kutlama mücadelesi verdi ve 2010 yılından sonra biliyorsunuz 1 Mayıs resmi tatil olarak kabul edildi ve 2010-2012 yılları arasında Taksim’de kutlamalara izin verildi. Ancak 2013 yılından itibaren nedendir bilinmez Taksim Meydanı yeniden 1 Mayıs kutlamalarına kapatıldı ve bu durum her yıl polisin sert müdahalesiyle karşılaşan protesto gösterilerine yol açıyor malum. Eee, şimdi bu 1 Mayıs’ın biraz ekonomik politik anlamına bakalım. Bu Türkiye’deki tarihsel serüvenden sonra. Çünkü burada bir emek sermaye dengesi söz konusu. Şimdi 1 Mayıs’ın ekonomi politik anlamını kavrayabilmemiz için eee modern kapitalist ekonomilerdeki emek sermaye ilişkisine bakmamız lazım. Şimdi kapitalist üretim sisteminde üretim araçlarının malum sermayenin yani sahipleriyle üretim sürecinde emeğini satan işçiler arasında yapısal bir güç dengesizliği olur. Bireysel olarak işçiler sermaye sahipleri karşısında dezavantajlı konumdadır. Çünkü geçimlerini sağlamak için işlerini kaybetmeme baskısı altında yaşarlar, çalışırlar. İşte bu noktada kolektif örgütlenme ve toplu pazarlık işçilerin bu yapısal dezavantajını dengelemek için başvurdukları en önemli araçlardır. Değil mi? Bu Gbright’in sanırım bu karşıt güç, counteriling power eee teorisinde belirttiği gibi e kapitalist ekonomilerde güçlü şirketlerin karşısında güçlü sendikalar ve tüketici örgütlerinin varlığı sistemin dengesini sağlar adeta ve kaynakların daha adil dağılımına katkıda bulunur. Şimdi 1 Mayıs gösterileri işçilerin kolektif gücünü görünür kılmanın ve bu güç dengesi içinde var olduklarını hatırlatmanın sembolik bir yolu. Ancak tabii bu sembolizmin de ötesinde 1 Mayıs’lar tarih boyunca ekonomik ve politik taleplerin dile getirildiği platformlar olmuştur. Asgari ücretin yükseltilmesi, çalışma saatlerinin kısaltılması, iş güvenliğinin sağlanması, sosyal güvenlik sisteminin güçlendirilmesi gibi talepler 1 Mayıs gösterilerinin hep gündeminde yer almış eee taleplerdir. Eee de bu şeyde de eee Toma Piketinin işte hatta besteleri olmuştu malum. Bu 21. yüzyılda Capital 21. yda sermaye kapital veya işte capital in the 21st century eserinde bu. Dünya Savaşı sonrası dönemde gelişmiş ülkelerde gelir eşitsizliğinin azaldığı ve orta sınıfın güçlendiği belirtiliyor. E bu dönemde güçlü işçi örgütleri ve refah devleti uygulamaları tabii ki bunda oldukça etkili ama 1980 sonrasındaki neoliberal dönemde sendikaların zayıflaması, finansallaşma ve refah devleti uygulamalarının gerilemesiyle beraber gelir eşitsizliğinin ve servet eşitsizliğinin yeniden arttığını görüyoruz. ki günümüzde eee küresel ekonomide yaşanan dönüşümler işçi haklarını yeni zorluklarla karşı karşıya bırakıyor. Dijitalleşme, yapay zeka, robotlaşma gibi teknolojik gelişmeler iş gücü piyasasını köklü bir şekilde değiştiriyor. İşte bu gig ekonomisi değil mi? Gig ekonomi deniyor. Bu bu şekilde adlandırılan yeni çalışma biçimleri işte Uber, Deliver, işte bizim Yemek Sepeti getir vesaire gibi bunların platform çalışanlarını kastediyorum işçilerin geleneksel iş güvencesi ve sosyal haklar çerçevesinin dışına itilmesine yol açıyor maalesef. Şimdi bu bağlamda tabii 1 Mayıs’ın günümüzdeki anlamı sadece geleneksel işçi haklarını savunmak veya emekçi haklarını savunmak değil, aynı zamanda değişen ekonomik koşullara karşı emeğin hak ve değerini yeniden tanımlamak olmalı. E platform işçilerinin özellikle hakları, evden çalışma koşulları, dijital gözetim, algoritmik yöntem gibi, yönetim gibi yeni çalışma hayatı sorunları günümüz işçi hareketinin gündeminde yer almalı. Peki burada işçi hakları ve ekonomik performans çünkü sıklıkla bunlar sanki karşıt şeylermiş gibi konuşulur. Eee, ikilemmiş, ikilem yaratan bir şeymiş. Yani tradeof yaratan bir şeymiş gibi konuşulur. Çünkü sıklıkla dile götüren bir argümanta biraz bunu konuşalım istiyorum. Yani işçi haklarının güçlendirilmesinin ekonomik verimliliği düşüreceği ve rekabet gücünü zayıflatacağı yönünde bir anlayış, bir varsayım var. Aslında bu görüşe göre işçi hakları ve ekonomik performans arasında bir değiş tokuş işte tradeoff var. Eee ama tabii amprik çalışmalar bunu yanlışlıyor. Bu iddianın gerçeği yansıtmadığını söylüyor. Çünkü Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun verileri işçi haklarının en güçlü olduğu ülkelerin e aynı zamanda küresel rekabet endekslerinde de üst sıralarda yer aldığını gösteriyor. İşte İskandinav ülkeleri mesela burada güçlü işçi hakları ve sosyal koruma sistemleri olmal var olmasına rağmen Dünya Ekonomik Forumuun eee küresel rekabet endeksindeki ilk 20 içerisinde yer alıyor bu kurumlar. Eee ve burada tabii şey de var yani işte bir nevi aslında kapsayıcı kurumlar gibi görebiliriz bunları. Hani uzun vadeli ekonomik büyüme için kritik öneme sahip olduğu da söylenebilir. Bu bakış açısıyla baktığımız zaman bu kapsayıcı kurumlar dediğimiz kurumlar toplumun geniş kesimlerinin ekonomik faaliyetlere katılımını ve yenilikçiliği teşvik ediyor ve bu hali de sürdürülebilir büyümeyi, sürdürülebilir kalkınmayı destekliyor. E yine mesela güçlü sendikalaşmanın işletme düzeyinde verimliliğini arttırabileceğini gösteren çalışmalar da var. Hani sendikalaşma, sendikalaşma işçilerin böyle mütemadiyen e değişmesini işte ne bileyim devir daimini diyelim azaltıyor. İş yerinde eğitim ve becerilere yatırımı teşvik ediyor. Eee işte ücretleri ve verimliliği arttırıyor. İşçilerin süreç iyileştirmeye katılımını arttırıyor. Eee bu işte Almanya’daki sosyal ortaklık modeli değil mi? MIT Beştiduk ortak karar yöntemi. Sendikaların yönetim kararlarına katılım aldığı mesela işte Volkswagen’ın sendikasının işçi sendikasına Volkswagen kararlarında yer aldığı bu sistem eee ülkenin yüksek verimlilik düzeyine katkıda bulunmaktadır denir. Hep öte yandan işte aşırı düzensiz iş gücü piyasaları ve zayıf işçi hakları ekonomik eşitsizliği arttırıyor. İç talebi zayıflatıyor ve sendikaların zayıflamasıyla gelir eşitsizliği arasında ciddi bir ilişki olduğu genelde literatürde söylenir. ve eşitsizliğin artması da ekonomik büyümeyi yavaşlatma ve işte orta alt gelir grupların tüketim kapasitesini sınırlama potansiyeline sahip. Yani dolayısıyla aslında bütün ben şimdi ekonomik e bir ampirik ekonomik literatüre girmek istemiyorum bu konuyla ilgili ama genel olarak literatürde söylenen bulgular işçi hakları ve ekonomik performans arasında eee bir çelişki böyle bir tezatlık olduğu iddiası desteklenmiyor ampirik vurgularla. aksine sürdürülebilir ve kapsayıcı bir ekonomik büyüme için emek sermaye ilişkisinin daha dengeli bir şekilde düzenlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Şimdi Türkiye’ye döndüğümüz zaman Türkiye’de iş gücü piyasası malum son yıllarda ciddi yapısal sorunlarla karşı karşıya yüksek işsizlik oranları, kayıt dışı istihdam, düşük ücretler, yetersiz iş güvenliği gibi standartları ve sendikal özgürlüklerin kısıtlanması maalesef bu sorunların başlıcaları arasında. Eee Türkiye’de geniş dan işsizlik çok yüksek. E genç işsizlik yine aynı şekilde çok yüksek ve bu yüksek işsizlik oranları geniş tanımlı işsizlik ve genç işsizliğinde iş gücü piyasasında işverenlerin pazarlık gücünü artırıp ücretleri üzerinde yani çalışanların ücretleri üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluşturuyor. Çünkü işsizlik çok yüksekse seni atarım. Karşılığında işe gelecek pek çok insan var. Tehdidini savurabiliyor sermaye emeğe karşı. Eee kayıt dışı istihdam yine kronik sorunlardan bir tanesi malum. Kayıt dışı çalışanlar, eee, asgari ücret, sosyal güvenlik, iş güvenliği, fazla mesai ücreti, kıdem tazminatı gibi yasal haklardan mahrum kalıyorlar maalesef ve maalesef. Ve asgari ücret eee Türkiye’de son yıllarda özellikle son işte 1,5 yılda ve 2025 yılında yapılan çok cüzi artışla beraber enflasyon karşısında eriyor ve geçim standartlarını da karşılamak da yetersiz. Asgari ücretle çalışan bir işçi özellikle bir de büyük kentlerden birinde yaşıyorsa temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ya fazla mesai yapmak zorunda ya ekiş yapmak zorunda ya da hiçbir şey yapamazsa da işte inanılmaz derecede kötü yaşam koşulları altında yaşamak zorunda. Eeeş güvenliği konusu. Türkiye maalesef Avrupa’nın en kötü sicillerinden birine sahip. İş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçi sayısı çok yüksek. Eee burada işte iş sağlığı ve güvenliği meclisinin verilerine bakabilirsiniz. Türkiye’de her yıl eee 1500 2000 civarında işçi iş kazalarında hayatını kaybediyor. Sendikal özgürlükleri açısından Türkiye’nin durumu kaygıverici. Eee bu Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu ıc’nin küresel haklar endeksinde Türkiye sistemli ihlaller kategorisinde yer alıyor. Sendikalaşma oranı düşük. E OECD ortalamasının hayli artında altında. Ya bu sorunların çözümü için işçi haklarının güçlendirilmesi ve sendikal özgürlüklerin genişletilmesi, kayıt dışı kayıt dışı istihdamla mücadele, işçi yanlısı mücadele, iş güvenliği standartlarının yükseltilmesi ve asgari ücretin insanca yaşamaya yetecek bir seviyeye çıkarılması gerekiyor. Şimdi bugün kutladığımız 1 Mayıs sadece geçmişin mücadelelerini almak için değil aynı zamanda e çalışma dünyasını, geleceğin çalışmasını, dünyasını geleceğin çalışma dünyasını şekillendirmek için de bir fırsat bence. Bu dijitalleşme, yapay zeka, otomasyon bunlar çalışma hayatını köklü bir şekilde değiştirecek, dönüştürecek. Bu dönüşüm sürecinde emeğin hak ve değerinin korunması bence kritik önemde değil mi? Bu Klaus Schwap, eee, Profesör Schwap bu eee Davos toplantılarından yeni gerçi organizasyon organizatörlüğünden ayrıldı yakın zamanda ama uzun yıllar organizatörüydü. Bu 4. Sanayi Devrimi dediği bu dönemde birçok geleneksel meslek yok olacak. Yeni iş kolları ortaya çıkacak. Bu geçiş sürecinde iş gücünün e yeni becerileri, adaptasyonu ve kimsenin geride bırakılmaması gibi y kimsenin geride bırakılmaması için aktif iş gücü piyasası politikaları gerekiyor. Eee işte burada bu politikalar nasıl şekillenecek ve bu politikalar kurulurken, dizayn edilirken ve şekillendirilirken emeğin hakkı korunacak mı? Bunlar oldukça önemli. Yapay zeka ve otomasyonun yarattığı bir verimlilik artışı var. Bu artışın adil bir şekilde paylaşılması lazım. Eee bu adil bir şekilde nasıl paylaşılacak? İşte burada evrensel temel gelir, e, katılım geliri gibi böyle farklı alternatif sosyal modeller var. Teknolojik dönüşümün getirilerinin toplumun geniş kesimlerine yayılmasını sağlayabilecek öneriler bunlar. Ama bunların tartışılması, konuşulması ve belki de pilot olarak uygulanması lazım ki eee sürecin nasıl ilerleyeceği görülsün. İklim krizi var. İklim krizi karşısında ekonominin sürdürülebilir şekilde dönüştürülmesi için de işçi hakları yine ön planda. Çünkü işte bu adil geçiş sürecinde, düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde hiçbir işçinin ve topluluğun eee geride bırakılmaması gerekiyor. Hani yenilebilir, yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, döngüsel ekonomi gibi alanlarda yaratılacak yeşil işler hem çevresel sürdürülebilirliğe katkıda bulunmalı ama hem de yeni istihdam olanaklarına katkıda bulunmalı. İşte 1 Mayıs’ın bugün ve gelecekteki anlamı sadece geleneksel işçi haklarını savunmak için değil aynı zamanda daha adil, daha sürdürülebilir ve daha kapsayıcı bir ekonomik sistem için de mücadele etmek demek. Ve bu mücadele sadece işçilerin değil toplumun geniş kesimlerinin de çıkarıdır diye düşünüyorum. Yani özellikle son söz olarak sonuç olarak söylemek gerekirse 1 Mayıs basit bir amma günü değil. Eee emek ve sermaye arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmek ve daha adil bir düzen hayal etmek için bir fırsat bence. Tarihsel kökenlerin 19. yüzyıla dayanıyor. Evet. İşte işçilerin 8 saatlik iş gücü mücadelesiyle başlamış ama zamanla daha geniş sosyal ve ekonomik adalet taleplerini içeren küresel bir sembol haline gelmiş bir gün. 1 Mayıs ve ekonomi politik açısından bakıldığında 1 Mayıs kapitalist ekonomilerde emek sermaye dengesinin sağlanması için işçilerin kolektif gücünün önemini hatırlatıyor bize. Ve işte veriler de ampirik veriler de gösteriyor ki güçlü işçi hakları ve sosyal koruma mekanizmaları ekonomik verimlilik ve rekabet gücüyle çelişmiyorlar. Aksine sürdürülebilir ve kapsayıcı bir büyüme için kritik öneme sahipler. Ki Türkiye için 1 Mayıs çok daha anlamı özel olan bir gün. konuştuk. 1977 katliamının kolektif hafızadaki yerini ve Türkiye’deki emek mücadelesinin zorlu koşullarını ve ödenen ağır bedelleri hatırlatıyor bize. Ve bugün Türkiye’de işçilerin karşı karşıya olduğu sorunlar, yüksek işsizlik, düşük ücretler, yetersiz iş güvenliği, sendikal baskılar bu 1 Mayıs’ın temsil ettiği değerlerin ve taleplerin hala bizim için ne kadar güncel olduğunu gösteriyor. Eee yani sonuç olarak aslında 1 Mayıs bize ekonominin sadece sayılardan, grafiklerden ve soyut teorilerden ibaret olmadığını adeta hatırlatıyor. Çünkü ekonomi en temelde insanların hayatları, umutları, emekleri ve hayalleriyle ilgili değil mi? 1 Mayıs bu aslında bu gerçeği hatırlatma ve insani değerleri ekonominin merkezine yerleştirme çağrısı bir nevi bize. Eee, bu işte 1 Mayıs’la ilgili sözlerimizi bitirirken eee sanırım yani doktora öğrencisiyken Minapolis’te bir eee Mayday kafe vardı. Eee, Amerikalılar Mayday diyorlar mayıs. 1 Mayısa 1 Mayıs Amerika’da tatil de değil bu arada. Aynı zamanda iş gücü günü de değil. Amerikalılar Labor Day’i yani işte bir nevi bizim işçi bayramı veya işçi günü, çalışma gününü Eylül ayında kutlarlar. E 1 Mayıs Mayday diye geçen çok da böyle eyetlerde veya federal anlamda çok da fazla önem atfedilmeyen bir gün maalesef. Her ne kadar Avrupa’da ve dünyanın pek çok diğer ülkesinde farklı kıtalarda önemli bir gün olsa da Türkiye’ye dahil olmak üzere Amerika’da değil. Ama neyse. Bizim okulumuzun karşısında öyle bir kafe vardı. O kafenin de hafif böyle bir kitap bölümü vardı. E orada bir eee işte sanırım Ralph Chaplin eee şair, işçi şair Amerikalı. Onun bir kitabında görmüştüm bunu. Eee hani onu Türkçeye çevirerek söylemek isterim. İngilizce söyleyince çünkü bazen dinleyicilerden eee tepki geliyor İngilizce çok fazla kullanılıyor diye. Birlikte dururken bizi hiçbir şey durduramaz. Şözler aslında 1 Mayıs’ın özünü oluşturan eee dayanışa ve kolektif güç değerlerini mükemmel bir şekilde özetliyor diye düşünüyorum. Tüm emekçilerin 1 Mayıs Emek Bayramı, işçi bayramı kutlu olsun. Bir sonraki yayında buluşmak üzere. Hoşça kalın.