167 Yıllık Dev Nasıl Battı: Credit Suisse'in İntiharı ve İsviçre Sırrının Sonu
Bu Bölüm Hakkında
İsviçre bankacılık sisteminin çöküşü ve dönüşümü iki büyük kriz üzerinden inceleniyor: Holokost kurbanlarının hesap skandalı ile banka sırrının sona ermesi ve 167 yıllık Credit Suisse'in 2023'te UBS'e yok pahasına satılması. ABD'nin vergi kaçakçılığı baskısıyla İsviçre'nin ulusal egemenlik sembolü olan bankacılık gizliliğini feda etmesi, ardından Credit Suisse'in Archegos ve Greensill skandallarıyla çökmesi anlatılıyor. İsviçre'nin vergi cennetinden servet yönetim merkezi ve ilaç endüstrisi devi olarak yeniden dönüşüm başarısı Türkiye için dersler çerçevesinde değerlendiriliyor.
Ele Alınan Konular
- İsviçre bankacılık sırrının sonu
- Credit Suisse'in çöküşü ve UBS'e satışı
- Holokost kurbanlarının banka hesapları skandalı
- İsviçre ekonomisinin dönüşümü ve farma vadisi
- Güçlü Frank laneti ve para politikası
Evet, gürültülü bir Lozan öğleden sonrasından herkese merhabalar yeniden. İsviçre yayının, ülke ekonomileri serisindeki İsviçre yayınlarımızın ikinci ve son bölümüne hoş geldiniz. Birinci bölümde malum o Alplerdeki o kusursuz kalenin nasıl inşa edildiğini elimden geldiğince anlatmaya çalışmıştım. O sıfır doğal kaynağa rağmen tarıma elverişli olmayan bir coğrafyaya rağmen ya da ya da yeterince elverişli olmayan diyelim işte insan kalitesi, o Sivismate sanayi dehası, silahlı tarafsızlık ve tabii ki o meşhur eee bankacılık gizliliğiyle dünyanın en zengin kasası haline nasıl geldiklerini incelemiştik. Bugün esasında o kalenin nasıl düştüğünü, o sarsılmaz denilen duvarların nasıl yerle bir olduğunu anlatmaya çalışacağım elimden geldiğince. Şimdi takvimler 1990’ları ve 2000’leri gösterdiğinde önce ahlaki, sonra yasal, sonra da finansal fırtınalar bu kaleyi vuruyor. Amerikalı savcılar o meşhur Zürri hücrelerinin peşine düşünce ne oluyor diye soracağız. 1934’ten beri İsviçre’nin ulusal egemenlik sembolü olan o 100 yıllık banka sırrı sona erarken İsviçre iflas mı edecek? Ve en önemlisi tabii o dev7 yıllık too big to fail batmak için çok büyük denilen yani to big to fail’in türkçesi e credit su İsviçreli bir banka nasıl oldu da 2023 yılının Mart ayında bir hafta sonunda adeta gözlerimizin önünde buharlaştı. Şimdi tabii burada asıl soru şu. Eğer İsviçre’nin o meşhur bankacılık gizliliği efsanesi bittiyse yani kale adeta düştüyse diyelim bu ülke şu anda neden para kazanıyor? Neden hala dünyanın en zengin ülkelerinden bir tanesi? O muazzam refahı nasıl sürdürüyorlar? İşte yeni mucizenin adı aslında Farma Vadisi mi yoksa bizim hala bilmediğimiz başka bir sır var mı? Bunları konuşacağız ve yine tabii ki yine Türkiye paraleline hani eee değil mi? Yabancı sermayeyi çekmek için kuralları esnetmeyi, kaynağa belirsiz para gelsin, ne olursa olsun para gelsin diye gri listelere girmeyi tartışırken hatta girdik zaman zaman. İsviçre Amerika Birleşik Devletleri’nin baskısıyla en temel kuralını yani ulusal egemenliğin temeli saydığı aslında bankacılık sırlarını feda etmek zorunda kaldı. İşte bir ülke en büyük rekabet avantajını kaybettiğinde ne yapar? Çöker mi yoksa dönüşür mü? İşte bunları konuşacağız. Türkiye için çıkarılacak bazı derslerle beraber eee bu bölümde hep beraber. Şimdi ilk bölümde anlattığım o kusursuz kale dediğim gibi 1990’lara kadar mükemmel bir şekilde çalıştı. Çünkü dünya iki kutupluydu. Soğuk savaş vardı ve İsviçre’nin eee o tarafsız özel statüsüne herkesin yani CIA’in de KGB’nin de aslında ihtiyacı vardı. Ama 1989’da Berlin duvarı yıkılınca oyunun kuralları değişiyor. İsviçre’nin o özel konfor olanı bitiyor. Artık iki kutuplu dünyanın ortasında özel bir ülke değilden sadece zengin bir ülkeler ve dünya o zenginliğin kaynağını yavaş yavaş sorgulamaya başlıyor. İlk darbe 1990’ların ortasında ahlaki bir yerden geliyor. Aslında o karanlık rolün adeta faturası çıkıyor. Diyorlar ki insanlar Dünya Savaşı’nda öldürülen e holokost korbanı olan yani Yahudilere karşı yapılan Musevilere karşı Almanların yaptığı soykırıma eee kurbanı olan Yahudilerin İsviçre bankalarındaki hesapları ne oldu? Şimdi mesele şuydu. Çünkü savaşta ölen yüz binlerce insanın İsviçre bankalarında parası kalmıştı. Yıllar sonra hayatta kalan mirasçılar paralarını almak için Zürri’e, Cenevre’ye gittiklerinde bankacılar onlara şunu dedi. “Üzgünüz. Gizlilik yasaları gereği size bilgi veremeyiz. Ölen yakınınızın ölüm belgesini veya hesap cüzdanının aslını getirmeniz lazım. Şimdi bu korkunç bir ironi tabii. Çünkü Achwitz’ten mesela diyelim ki Alman toplama kampı, soykırım kampı. Buradan çıkan birinin ne ölüm belgesi ne de hesap cüzdanı var. Ve İsviçre bankaları işte bu gizlilik kurallarını bu paraların adeta üzerine oturmak için kullanıyorlar. Ve yıllarca eee bu paraları hani aslında uyuyan hesaplar dormant accounts olarak tutmuşlar, işletmişler ve hatta karlarına karmışlar. Şimdi bu skandal 1990’larda patladığında başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere uluslararası toplum ayağa kalkıyor. İşte İsviçre bankaları önce her zamanki gibi kibirli şekilde bizim kayıtlarımız temiz diyerek inkar ediyorlar. Ama Amerikan Senatosunun ve eee eski federal Dzerv başkanı Amerikan Merkez Bankası Fed’in başkanı Paul Folker liderliğindeki o Falker komisyonunun baskılarıyla o kasalar açılmak zorunda kalıyor. Sonuçta ne oluyor biliyor musunuz? Bir utanç vesikası. Hatta sadece uyuyan hesaplar değil. O ilk benimde bahsettiğimiz o nazi altınları meselesi yani İsviçre Merkez Bankası’nın Nazilerden aldığı tonlarca kanlı altın meselesi de yeniden masaya geliyor ve İsviçre tarihinin en büyük ahlaki ve diplomatik kriziyle karşı karşıya kalıyor. Çünkü artık tarafsız değil suç ortağı olarak görülüyordu. Ve sonuçta 1998 yılında İsviçre’nin iki dev bankası UBS ve Credit SUIS Holakoaz kurbanlarının mirasçlarına 1.25 milyar dolarlık muazzam bir tazminat ödemeyi kabul ediyor ki bu para çok ciddi bir para aslında. Tabii Toplap servetlerinin yanında çok küçük bir miktar ama manevi bedeli çok büyük. Yani kalenin duvarındaki ilk büyük çatlak aslında. Hani İsviçre’nin o güvenilir tarafsızlık imajı onarılmaz bir yara alıyor bununla beraber. Ama asıl ölümcül darbe ahlaki bir yerden değil de daha pragmatik bir yerden geliyor. Paradan. Takvimler 2008’i gösterdiğinde malum 2008 küresel finans krizi dünya tarihinin en büyük finansal krizlerinden bir tanesi patlıyor. İşte Lemon Brothers batmış, AIG batmış. Dünya ekonomisi durmuş vaziyette. Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa hepsinin bütçeleri eee trilyonlarca dolarlı kurtarma paketleri yüzünden muazzam açıklar veriyor. Devletler iflas etmiş. Çaresizce vergiye ihtiyaçları var ve aynı anda o anda hepsi aynı anda aynı yere bakıyor. İsviçre’ye. Batılı devletler dediler ki biz burada iflas ederken bizim en zengin vatandaşlarımız bizden vergi kaçırdıkları trilyonlarca doları sizin kasalarınızda saklıyor. Artık bu oyunu bitiriyoruz ki savaşın fitilini Amerikalılar ateşliyor. Amerikan vergi Dairesi Internal Revenue Service IRS ve Adalet Bakanlığı Department of Justice İsviçre’nin en büyük bankası olan o karenin komutanı olan UBS’in peşine düşüyor. Ellerinde de şu var. Bir köstebek var. E Bradley Brickenfeld adında bir UBS bankacısı vicdan azabı duyduğu için belki de veya daha fazla para kazanma hırsıyla bilemiyorum. UBS’in zengin Amerikalı müşterilerin sistematik olarak nasıl vergi kaçırmasına yardım ettiğini tek tek ifşa ediyor. Eee bankacıların İsviçre’den ABD’ye gelirken gümrükte yakalanmamak için elmasları diş macunu tüplerinde nasıl sakladığını eee gizli yazılımlarla hesapları nasıl gizlediklerini anlatıyor ve Amerikan Adalet Bakanlığı UBS’e karşı savaş ilan ediyor adeta. Ve bu bilfte değil. Yani UBS’in Amerika’daki en üst düzey yöneticilerinden bir tanesini tutukluyorlar ve sonra o tarihi tehditlerini yapıyorlar. İsviçre hükümetine ve UBS’e diyorlar ki ya bize vergi kaçıran 52.000 Amerikalı müşterinizin listesini verirsiniz ya da UBS’in Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bankacılık lisansına iptal ederiz. Bu hakikaten çok ciddi bir şey. Nükleer optionlar derler ya nükleer seçenek. Eğer UBS Amerikan pazarından atılsa o gün iflas edecek noktada ve İsviçre hükümeti çokta tabii önceleri her zamanki gibi direniyorlar. Biz ulusal egemenliğimize bu saldırıyı kabul etmiyoruz. 1934 tarihli yasamız buna izin vermiyor. Biz bağımsız bir ülkeyiz vesaire. Ama Amerikalıların da bir löf yapmadığını anlıyorlar. Çünkü bir tarafta 100 yıllık banka sırrı yasaları var. Diğer tarafta dünyanın en büyük bankasının batma ihtimali var. Hangisini seçecekler? Tabii ki beyaz bayrakçek teslim oluyorlar. 2009 yılında İsviçre hükümeti tarihinde ilk kez kendi yasalarını çiğneyerek UBS’e Amerikalı müşterilerin bilgilerini Amerika Birleşik Devletleri hükümetine vermesi için emir veriyor ve o gün işte 1934’ten beri aslında süren o banka sırrı fiilen bitmiş oluyor ki geri kalanı çorap söküyor gibi geliyor. Almanya, Fransa, İngiltere hepsi sıraya giriyorlar. Bize de vergi kaçakçılarımızın listesini verin diyorlar. İsviçre artık direnemiyor bunlar çünkü artık o kare düşmüş vaziyette. İsviçre OECD’nin o otomatik bilgi paylaşımı anlaşmasını imzalamak zorunda kalıyor. Dolayısıyla artık bir vergi cenneti olamıyor. Karin’in duvarları e hem işte bu holokaust skandalı hem de eee banka sırları meselesiyle yıkılmaya başlıyor. Aslında artık İsviçre bankaları gizlilik zırhı olmadan eee çıplak bir şekilde sadece liyakat ve beceriyle rekabet etmek zorundalar. ve UBS bu dersi aslında acı bir şekilde öğrenmek zorunda kalıyor. 2008’de Amerika’ya teslim olarak hayatta kalıyor ama oldukça küçülmesi gerekiyor. Riskli yatırım bankacılığından çıkıyor ve sıkıcama daha karlı olan servet yönetimine odaklanmaya başlıyor. O kalenin diğer bir komutanı diyebileceğimiz o 167 yıllık dev Credit Swiss ise bu dersi hiç öğrenemiyor aslında. Çünkü Credit Suwis’in 2023’teki çöküşü bir dış saldırı değil. eee, yıllar süren muazzam bir kötü yönetimin, kibirin, aç gözlülüğün ve sistematik bir çürümenin sonucu bir cinayet de değil aslında. Yani dolayısıyla öyle baktığımız zaman bir intihar diyebiliriz. Banka sırrı zırhı kalkınca kredit suin aslında çıplak kral olduğu anlaşılıyor. Adeta kralın çıplak olduğu anlaşılıyor. Banka karlı olmak için kumar oynamaya başlıyor. Orada yıllar süren bazı skandallar zincirini hatırlayalım. Mesela bir Arkegos skandalı vardır. Bill Hüven kadın diye bir spekülatörün aile ofisine diğer tüm bankaların kestiği krediyi Credit Siss veriyor. Muazzam bir risk alıyor ve Arkeos bir günde batıyor. Credit Suwis 5,5 milyar dolar kaybediyor. 2021’de. Greensal skandalı var. Lex Greensal adında bir fintechçinin kurduğu son derece şaibeli bir tedarik zinciri fonuna milyarlarca dolar yatırıyorlar ve müşterilerine satıyorlar. O fon da batıyor. 10 milyar dolar buharlaşıyor. İşte gazetecilerin sızdırdığı kayıtlara göre bankanın dünyanın dört bir yanında diktatörlerin, uyuşturucu kaçakçıların, insan kaçakçılarının paralarını banka sırrı kanunu bittikten sonra dahi bile aklamaya devam ettiği ortaya çıkıyor. Aslında banka işte bir noktadan sonra aslında 2020’li yıllarda artık kar etmiyor. Sadece skandalları yönetmek için para yakıyor adeta. Ve 2022’te de son darbe yiyor. Silikon Vadisi Bankası battığında dünyadaki tüm yatırımcılar sıradaki kim diye soruyorlar ve cevap Credit Sis oluyor. Mart 2023’te bankadan bir haftada 100 milyar dolardan fazla para kaçışı oluyor ve banka ölüyor. İşte zaten tarihi hafta sonu 19 Mart 2023 İsviçre hükümeti Zürri’te bir kriz toplantısında söylentilere göre Amerikalı mevkidaşı Cennet Yalan yani İsviçre Maliye Bakanıı arıyor ve diyor ki pazartesi Asya piyasaları açılmadan bu işi çözün yoksa tüm dünyayı batırırsınız. Artık orada mesela too big to fail hani batmak için çok büyük değil artık too big to save yani kurtarmak için çok büyük hale gelmiş Credit Suis ve İsviçre Devleti’nin bile Credit Suis’i kurtaracak parası yok. Tek bir çözüm var. bir pazar gecesi operasyonu işte İsviçre Merkez Bankası ve hükümetin zorlamasıyla o 167 yıllık Credit Suis kendisinin adeta düşman kardeşi olan UBS’e yani Amerika’ya ilk teslim olan bankaya sadece 3.2 milyar dolara yok pahasına satılıyor. Y dolayısıyla Zürri cüceleri devri tamamen kapanıyor. İki cücreden biri diğerini yutmuş oluyor. Şimdi UBS Credit SUI yutuyor aslında. Şimdi asıl soruya geliyoruz. Burada kaleye düştü. Duvarlar yıkıldı. İlk komutandan bir tanesi öldü. Peki İsviçre neden hala dünyanın en zengin ülkesi? Neden İsviçre frangı hala çok güçlü bir para? Çünkü İsviçre aslında eee en acı verici şekilde olsa da aslında şunu başarıyor. Dönüşmeyi başarıyor. Ya model artık o gizlilik üzerine kurulu olmaktan İsviçre ekonomik modeli gizlilik üzerine olmaktan çıkıyor. Evet. yabancı devletlerin baskısıyla vesaire ama güven ve kalite üzerine yeniden inşa ediliyor. Burada birinci motor bankacılık sisteminin önlemesi. Sadece şekil değiştirmesi. Yani bankacılık bitmiyor. Adeta bir metamorfoz geçiriyor. Yani parayı saklamak için, vergiyi kaçırmak için olan bankacılık bitiyor belki ama parayı yönetme devri başlıyor. Wealth management denilen servet yönetimi. İsviçre artık dünyanın vergi cenneti değil dünyanın servet yönetim merkezi oluyor. Fark da şu. Artık Zürri’ye gelen para vergisini ödemiş temiz meşru zenginlerin parası. Bu elit kesim paralarını İsviçre’nin siyasi istikrarına, işte güvenli hukuk sistemine ve finansal uzmanlığına emanet ediyorlar. Bir nevi aslında yani artık bir vergi cenneti değil de bir hizmet cenneti. Service Heaven, Tax Heaven değil service haline gelmiş oluyor. İkinci ve asıl motor inovasyon ve Farma vadisi. Evet aslında o buzdağının altındaki asıl devlerden bir tanesi diyebiliriz buna. Yani İsviçre’nin asıl mucizesi bankalar değil, sanayisi. Çünkü kredi su çöktüğünde işte İsviçre gayresi yurtçi hasına sadece yurtçi hasına İsviçre’nin ekonomik büyüklüğünü ölçen malum makroekonomik gösterge her ülke için var. E çok küçük bir sarsıntı yaratıyor aslında. Neden? Çünkü asıl para Zürri’ten veya Cenevre’den değil aslında. Bazel’deki Farma vadisinden geliyor. Dünyanın en büyük ilaç devleri Rush, Novartis. Bunlar İsviçre’nin sessiz kahramanları. Bu iki şirketin toplam piyasa değeri zaman zaman tüm İsviçre bankacılık sektörünün kat üzerine çıkmış. Şimdi İsviçre gayri safi yurtçi hasılasının yaklaşık %3,5’unu ARG’ye yani araştırma geliştirmeye harcıyor ki bu dünyadaki en yüksek oranlardan bir tanesi. O 1inci bölümde anlattığımız o insan kalitesi ve eğitim sistemi de burada tabii oldukça önemli. Çünkü bunlar patentlere, ilaçlara ve yüksek teknolojiye dönüşüyorlar. 3üncü motor asla ölmeyen katma değer. Yani o ulusal şampiyonlar, eskinin ulusal şampiyonları hala zirvede. Yani yüksek teknoloji üreten ABB, robotik ve otomasyonda, gıda devi Nesle işte tabii ki lüks saatçilik, Swatch Group, Richmond vesaire bunlar oldukça eee güçlü durumda. Aslında bu saat firmaları aslında 1980’lerde o Japonların ucuz kuvar saatleri yüzünden neredeyse ölüyorlar ama lüks ve kalite algısına odaklanarak yeniden kendilerini yaratıyorlar. Eee tabii burada yine bir baş ağrısı var. Ada güçlü Frank’ın laneti yani İsviçre’nin yeni modeli o kadar başarılı ki bu başarının e kurbanı da olma noktasına yaklaşıyorlar zaman zaman. Buna da güçlü Frank laneti. Curse of the strong Frank diyoruz. Mekanizma basit burada. Dünyada bir kriz çıktığı zaman işte 2008 krizi olsun, Euro krizi olsun, pandemi olsun, ne bileyim Ukrayna Rusya savaşı olsun tüm dünya yatırımcılarına paralarını en güvendi limana getirmeye çalışıyorlar. Tabii bunlar bazen altın oluyor, bazen başka bir şey oluyor ama İsviçre Frank da bunlardan bir tanesi. İsviçre Frank’ın olan talep patlıyor bu dönemlerde. Tabii Frank aşırı değerleniyor böyle olunca. Aşırı değerlenince İsviçre ihracatçılar işte R’tur, Novartis’tir, Rolex’te dünyaya mal satamaz hale geliyorlar. Çünkü para birimleri çok değerli hale geliyor. Ürünleri sırf para birimi yüzünden absürt derecede pahalı hale geliyor. Dolayısıyla aslında İsviçre Merkez Bankası’nın işi SNB kısaltması burada eee işte Schvarcar işte Nasyonal Bank abi Almancasıyla işte Fransızcası da bir şekilde benzerdir herhalde. Çünkü eee İsviçre Ulusal Bankası Türkçe çevirisi. Burada biliyorsunuz resmi dil 3 tane olduğu için Almanca, Fransızca, İtalyanca bütün federal kurumların tane ismi var. İşte tren yolları da mesela aynı şekilde ü tane ismi var vesaire. Şimdi İsviçre Merkez Bankası SNB’nin işi Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın adeta tam tersi. Ne demek bu? Bizim Merkez Bankamız dolar satarak Türk lirasını değerli tutmaya çalışırken zaman değil mi? Eee İsviçre Merkez Bankası trilyonlarca dolar ve euro alarak satarak diye alarak kendi parası olan Frank’ı zayıflatmaya veya en azından aşırı değerlenmesini engellemeye çalışıyorlar. Hatta o kadar ileri gidiyorlar ki zaman zaman dünyada ilk e negatif faiz uygulayan ülkelerden bir tanesi İsviçre. Yani paranı bize getirme. Getirirsen paranı bize tutmak için sen bize faiz ödersin diyorlar. Ki bu da işte aslında aşırı refahın ve başarının getirdiği tuhaf bir paradoks. O negatif faiz ile ilgili aslında tabii çok daha ayrıntılı konuşulabilir. Japonya’da da zaman zaman oldu. Başka ülkelerde de oldu. Ayrıca onu başka bir zaman belki daha ayrıntılı şekilde konuşuruz. Faiz nasıl negatif oluyor hikayesini. Ama sonuna gelecek olursak yani toparlayacak olursak aslında İsviçre 100 yıllık kalesini yani o meşhur bankacılık sırrını feda ediyor. Ahlaki bir utanç yaşıyor. Egemenliğinden geri adım atıyor ve en büyük bankalarından bir tanesinin kredi suin çöküşünü izliyor. Ama çökmüyor. Tam tersine ülke ekonomisi çökmüyor. Tam tersine daha da zenginleşiyor. Neden? Çünkü asıl gücü çalıntı parada veya gizlilik kuralında değil. Asıl gücü birinci bölümde de anlattığım o temellerde yani insan kalitesinde. İnsan kalitesi derken insanların hani karakter kalitesinden bahsetmiyorum. Onlar da belki kalitelidir ama eğitim kalitesinden, beşeri sermaye kalitesinden bahsediyorum. Eğitim sisteminde, inovasyonda ve kurumsal yapıda yani İsviçre modelini karanlık gizlilikten o Secresi denilen hikayeden alıp şeffaf ama elit servet yönetimine işte ilaç devrimine ve yüksek teknolojiye taşımış vaziyette. Ki Türkiye için de belki de alınacak ders tam da bu olabilir belki. Yani zenginliğin sırrı doğal kaynak işte petrol, doğalgaz falan bulmak değil. E kuralları esneterek para getirmek veya gri listeye girmek bu sayede veya bu gerekçeyle değil. Bu tür zenginliklerin geçici olduğu ortada yani ilk krizde yok oluyorlar. Kalıcı zenginliğin sırrı kurumsal kalite, eğitim, liyakat, hukukun üstünlüğü ve en önemlisi de güven. İsviçre en büyük sırrını kaybetse bile ayakta kaldı. Çünkü dünyanın geri kalanı onlara kaliteli ürün ve güvenilir bir sistem sunacaklarına hala inanıyordu. Sizin de bu konudaki lütfen görüşlerinizi merak ediyorum. Hakikaten yorumlara yazın. İsviçre’nin bu yeni ilaç ve teknoloji modeli sürdürülebilir mi? Sadece UBS’in kaldığı bu dev bankacılık sistemi yeni riskler barındırıyor mu? Yani yorumlarınızı ve düşüncelerinizi mutlaka bekliyorum. Her yoruma bildiğiniz gibi elimden geldiğince gücüm yettiğince zaman ayırabildiğim ölçüde cevap yazmaya çalışıyorum. Kanalımızda sizin yorumlarınız da büyüyor aslında. Çünkü hakikaten en temel şey bu. eee en sevdiğim şey de bu aslında ya da en sevdiğim demeyim ama bu kanalla ilgili en sevdiğim, en memnun olduğum şeylerden bir tanesi. Benim için de oldukça öğretici olduğu için hakikaten bazen sahadan da mesela verilerle gelenler oluyor. İşte ne bileyim ticaret yapanlar. Geçen gün mesela bir emlakçı eee dinleyicimiz yazmış emlakla ilgili videonun altına veya ithalat ihracat yapan, dış ticaret yapan bir eee dinleyici izleyici yazmış. Eee Çin’in lojistik eee devrimiyle ilgili olan videosun videonun altına vesaire böyle. Hakikaten benim için de oldukça öğretici oluyor. Bilmediğim şeyleri sizden öğreniyorum. Ben de kendimce belki de sizin bilmediğiniz veya en azından bu şekilde bakmadığınız şeyleri farklı bir bakış açısıyla size kazandırmaya çalışıyorum. Lütfen o yüzden beğenilerinizi, lik’larınızı yani hyp’larınızı esirgemeyin. Videoları lütfen e mümkün mertebe işte diğer dostlarınızla, arkadaşlarınızla, aile üyelerinizle paylaşın ki daha fazla kişiye ulaşabilelim. Kanal abone sayımız 40.000’i açtı. 50.000’e doğru umarım ki gidiyor. Çok da önemli değil aslında. Bana 50.000 olmuş, 100.000 olmuş, 1 milyon olmuş çok mesele değil. önemli olan hakikaten yorumlarda, yorumlarınızda mümkün mertebe tartışmayı canlı tutmak, birbirimizden elimizden geldiğince bir şeyler öğrenebilmeye çalışmak. Ülke ekonomisi serisine devam edeceğim. E Fransa’yı yaptık, İsviçre’yi yaptık. Ondan evvel pek çok ülke yaptık. Onlara bakabilirsiniz. Playlist olarak da mevcut. Tabi bir yandan diğer eee playlistlerimiz de devam edecek. Yer yer. Eee Oktay hocamızla eee Postkenz’den iktisat yapmaya devam ediyoruz. Bunları da lütfen izlemeye, beğenmeye ve kanala elinizden geldiğince sahip çıkmaya lütfen devam edelim. Şimdilik bu konuyla ilgili söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum ve Lozan’dan hepinize iyi günler diliyorum.