2018'den Bugüne: Türkiye Ekonomisi Nasıl Bu Hale Geldi? | Kur, Faiz, Enflasyon
Bu Bölüm Hakkında
Bu bölümde 2018'den günümüze Türkiye ekonomisinin geçirdiği dönüşüm ele alınıyor. 2018 Ağustos ayındaki kur şoku, Merkez Bankası bağımsızlığının aşınması, "faiz sebep enflasyon sonuç" tezi ve bu tezin uygulamadaki sonuçları ayrıntılı biçimde inceleniyor. Döviz rezervlerindeki dramatik erime, KKM (Kur Korumalı Mevduat) sisteminin maliyetleri ve gelir dağılımı üzerindeki etkileri tartışılıyor. TÜİK verilerinin güvenilirliği sorunu, pandemi döneminde uygulanan kredi politikaları ve 2023 seçimleri sonrasında rasyonel politikalara dönüş süreci değerlendiriliyor.
Ele Alınan Konular
- 2018 kur krizi ve tetikleyici faktörler
- Faiz sebep enflasyon sonuç tezi
- Merkez Bankası bağımsızlığının aşınması
- Döviz rezervlerinin erimesi ve swap anlaşmaları
- KKM sistemi ve gelir dağılımı etkileri
- TÜİK verilerinin güvenilirliği tartışması
Herkese merhabalar. Türkiye İktisat Tarihi serisine devam ediyoruz. Bu sondan bir önceki yayın olacak bu serinin. Eee daha evvelki yıllarda biliyorsunuz cumhuriyetin başında hatta 20. yüzyılın başından ele almıştık. 2000 eee 1 krizi sonrasına da başlamıştık konuşmaya. 2001 krizi sonrasına kadar gelmiştik aslında. Bugün de 2018’den günümüze uzanan eee süreci ve kuru krizleri işte faiz politikası, faiz endişesi veya faizle ilgili hassasiyet diyelim. Bu dönemi ele alalım istiyorum. Tabii bu dönem hakkında açık konuşmak gerekirse yani çok özgürce konuşabildiğimi hissetmiyorum. Yani bazısı buna katılabilir, katılmayabilir. Saygım sonsuz. Ben ama özgürce açıkçası bir akademisyen olarak bu konuda ki uzmanlık alanım olan konuda özgür konuşabilecek durumda kendimi hissetmiyorum. Benim hissiyatım herhalde kimse suçlayamaz bunu. İstediğimde herhalde artık halen en azından hissettiklerimizi söylemekte özgürüz diye düşünüyorum. Eee, şimdi ekonomik zorluklar yaşıyoruz malum bugünün Türkiye’sinde ki bugünkü zorlukları anlamak için de aslında 2018’den başlayan kur krizlerine ve bu faiz sebep enflasyon sonuç şeklinde formüle edilen ekonomik modele bakmamız lazım. Yanlış bir ifade değil aslında burada faiz sebep, enflasyon, sonuç ama e o ifadede kastedilenin olmadığından hareketle yanlış olduğu söyleniyor ki o eleştiride bence doğru bir eleştiri. Bunu konuşacağız birazdan. Tabii. Çünkü bu dönem biraz böyle geleneksel ekonomik teorilere meydan okuyan, Merkez Bankası bağımsızlığını, fiillerini ortadan kaldıran ve eee ekonomi yönetiminde karar verme unsurunun böyle çok e az sayıda kişi tarafından yapıldığı, şeffaf veya demokratik olmadığı bir süreç aslında. Eee ki burada heterodoks ekonomi politikaları uygulandığı da söylendi bir dönem. Artık söylenmiyor ama o bile tartışmalı. Çünkü Türkiye’ye özgü bir kalkınma modeli mi sunuluyor yoksa eee yani siyasi iktidarın ekonomik gerçekleri görmezden gelmesinin bir bedeli midir bu? Bunları konuşalım istiyorum. Burada kuru şorkları var. Rezerv erimesi söz konusu. Yüksek enflasyon tabii ki devam ediyor. Bir uzunca bir süre devam etti ve hala da ediyor aslında. Bunlar hangi tercih ve politikaların sonuçları? Bunları eee konuşalım istiyorum. Aynı zamanda TÜKİ verileri tarafından gelişen bir etrafında gelişen bir güven krizi de var. Bunu da belki konuşmak lazım. Yine tabii ki kendimize sınırlayarak. Çünkü dediğim gibi ben kendimi açıkçası bunları anlatırken çok da öyle rahat hissetmiyorum ama bu soruların elimizden geldiğince peşinden gidelim istiyorum. Şimdi 2018 yılı Türkiye ekonomisi için bence bir dönüm noktasıydı. Orada Ağustos ayında, yaz aylarının sonuna doğru biliyorsunuz bir kuruş oku başladı ki yalnızca bir döviz krizinden ibaret de değil de aynı zamanda 2000 hani belki de 2015’lerden, 14’lerden beri uygulanan ekonomi politikalarının belki de 2001’den beri aslında uygulanan ekonomi politikalarının sürdürülemezliğinin bir göstergesiydi. Çünkü krizin hemen öncesinde ekonomikte ciddi ekonomide ciddi kırılganlıklar birikmişti. ticari açık yüksek seviyelerdeydi. Özel sektörün döviz cinsinden borçları ciddi seviyedeydi. Enflasyon tek haneli rakamlara düşmüştü bir ara. Yeniden çift haneli rakamlara çıkmıştı. Döviz rezervleri görecel olarak düşüktü. Eee ve tabii bir de 2018’de seçimler oldu biliyorsunuz Haziran ayında 24 Haziran olması lazım. Eee bu seçim öncesinde uygulanan genişleyici maliye politikaları ekonomideki dengesizlikleri daha da arttırmıştır. Ki bu kıranlıkların üzerine Amerika Birleşik Devletleri ile biliyorsunuz eee Trump’ın ilk dönemiydi o dönem. Rah Branson krizi ve ardından gelen yaptırım tehditleri tabii kuru tetikleyen dış şok oldu. Yabancı sermaye hızla çıkmaya başladı. Türk lirası değer kaybetti ve ciddi bir panik havası eee oluştu. İşte bu ortamda 10 Ağustos 2018’de dolar Türk lirası kuru 7 TL’yi açtı ki bu aslında bir önceki yıla göre %90’ın üzerinde değer kaybı anlamına geliyordu. Merkez Bankası burada faiz artırımıyla cevap vermeye çalıştı ama geç kaldı bu artış. Eylül ayında %24’e çıkardılar. Bu tabii ekonomi yönetimdeki koordinasyon eksik eksikliğini gösteriyordu ve krizi de derinleştiren bir olguydu diye düşünüyorum. Kriz reel ekonomiyi derinden etkedi. Döviz borcu olan şirketler iflas eşiğine geldiler. Enflasyon %25’i aştı. Eee, ekonomi durgunluğa girdi ve işsizlik hızla yükseldi ki 2018’in son çeyreği ve 2019’un ilk yarısında ekonomi küçüldü ki 2019 büyümesi de çok yüksek seviyede değildi. Bunu da söylemek lazım. Bu tabii aslında bence ekonomi politikası anlayışı ve kadrolaşma politikasıyla doğrudan ilişkiliydi. Ekonomi yönetiminin liyakete göre değil de siyasi sadakata göre eee yapılan atamalarla uzmanlığı ve kurumsal kapasitenin yeterli olmadığı hale geldiğini görüyoruz bu dönemde. Eee açıkçası bu hani politika ve politika yönetiminin doğrudan bir sonucu olarak düşünmek mümkün bunu. Bir de tabii işte şimdi buradaki konuşmanın başında bahsettiğim faiz sebep enflasyon sonuç tezinden bahsetmek lazım. bu böyle geleneksel ekonomi teorilerine meydan okuyan heterodoks bir yaklaşımı temsil ettiği söyleniyor ama ki bir mantığı da var. Ama şimdi bir kere burada faiz sebep enflasyon sonucu şöyle anlamamak lazım. Yani rasyonel politikaları savunanlar da belki bu görüşü kabul ederler zaten. Mesela şu anda işte Mehmet Şimşek yönetimi, işte Merkez Bankası yönetiminin faizi arttırıyor, azaltıyor ve bununla enflasyonu etkilemeye çalışıyor. Faizi arttırıyor ki enflasyon düşük gelsin veya faizi yüksek tutuyor ki enflasyon düşsün. Faiz düştüğü zaman enf şöyle enflasyon düştüğü zaman tamam artık yavaş yavaş faizi düşürmeye başlayabiliriz. Çünkü artık enflasyon konusunda çok da fazla bir endişemiz kalmadı diye düşünmek mümkün. Böyle baktığınız zaman da aslında faiz sebep enflasyon sonuç. Eee ama tabii enflasyon düştükt yavaştan faizi artırabiliyors faizi düşürebiliyorsanız eğer aslında belki biraz da enflasyon sebep faiz sonuç yani enflasyona bakarak faiz kararı veriyorsunuz. Faiz kararı da enflasyonu tabii ki etkiliyor. Böyle aslında bir nevi çift taraflı da bir ilişki var demek mümkün. Ama şimdi burada tabii bu hani faiz sebebi enflasyon sonuç söylemi bunu kastetmiyor. Aslında kastettiği şey şu. Yüksek faizler üretim maliyetlerini arttırıyor. Bu da fiyatlara yansıyarak enflasyonu yükseltiyor. Dolayısıyla enflasyonla mücadele için faizleri düşürmek gerekiyor. Şimdi bu test tabii eee alternatif bazlı iktisat okullarında karşılık buluyor. Belli varsayımları altında. Eee ama tabii uygulamada makroekonomik gerçekleri ve Türkiye’nin özgür koşullarını göz ardı eden bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum ben. Kiriziden sonra bu tezin uygulanması için eee bazı adımlar da atıldı. Yani Merkez Bankası üzerinde eee siyasi baskının arttığını görüyoruz. 2019-21 arasında üç Merkez Bankası başkanı görevden alındı. aniden hiçbir gerekçe vesaire falan sunulmadan bir gece böyle kararnameyle y resmi gazetede yayınlanan bir eee şeyle kararnameyle bu değişiklikler genellikle faiz artışı kararlarının hemen ardından da gerçekleşti ki ikinci olarak ekonomi yönetiminde kardiyorolaşma daha da derinleşti diye düşünüyorum. Klasik ekonomik anlayışına sahip olan teknokratların tasfiye edildiği ve yerlerine bu anlayışa yani az önce bahsettiğim işte iktisadi anlayışa destekleyebilecek bürokratların geldiğini görüyoruz. Eee ve tabii Merkez Bankası’nın politika faizleri bu dönemde enflasyon artarken bile düşürüldü. 2021’in sonunda enflasyon %36 civarındayken faizlerin %14’e düştüğünü bile gördük. Ki 2022’de enflasyon %80’i aşarken faiz bir süre serbest tutuldu. Sonra yine indirildi. Şimdi bu politikaların sonucu aslında Türk lirasının hızla değer kaybetmesi ve enflasyonun kontrolden çıkması ve ekonomik güvenin sarsılması oluyor aslında. Yani değil mi? 2018 civarında baş yani bu kur atandığım evvel 5.3 olan dolar kuru 2022 sonunda 18’e aştı. Enflasyon işte TÜK rakamlarına göre, istatistiklerine göre 2022 sonunda %85’e ki bazı bağımsız araştırma gruplarına göre %160 %170 civarına eee ulaştı. Hangisi doğru? Sizin takdirinize bırakıyorum. Bu 2019-2021 yıllar arasındaki dönemde Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinde ciddi bir dramatik erime olduğunu görüyoruz. Aslında rezervleri arttırmak yerine kuru desteklemek için piyasaya döviz satılması net rezervlerin eksi seviyelere inmesine neden oldu. Ki bu dönemde Merkez Bankası’nın bu döviz satışı ki arka kapıdan olduğu için gerekçesi eleştirilmişti. 130 milyar dolar civarına yaklaşmıştı. 128 milyar dolar olduğu söyleniyor ki bu satışlar kamu bankaları üzerinden eee yapıldı genellikle ve şeffaf da değildi açıkçası. Sonuç olarak 20 2020’nin ortalarında net rezervler -45 milyar dolara kadar e gerilemişti ki rezerve açığını kapatmak için Swap anlaşmalarına başvuruldu. İşte Katar, Çin, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerle yapılan swap anlaşmalarıyla kısa vadeli bir rahatlama sağlansa da aslında yapısal sorun çözülmedi. Bu anlaşmalar bir nevi borç alarak rezerv gösterme mekanizması işlevi gördü diyelim. Rezerv verimesi ülkenin dış çoklara karşı olan kırılganlığını da arttırdı. Bunu da söyleyebiliriz. Finansal istikrarı tehdit etti. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları. Tabii ki onlar da çok politik ve siyasi kuruluşlar ama bu durumu Türkiye’nin notunu düşünmek için gerekçe gösterdiler. Yatırımcı güveni sarsıldı. Risk primleri yükseldi ve en önemlisi rezerv erimesi ekonomi yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin erozyona uğradığının açık bir göstergesiydi. Bence kamu kaynaklarının nasıl ve neden kullanıldığı konusunda tatmin edici bir açıklama yapılmadı. Aralık 2021’de Türk lirasındaki değer kaybını durdurmak ve dolarizasyonun tersine çevirmek amacıyla biliyorsunuz KKM kurumalı mevduat sistemi geldi ki bu sistem döviz kurundaki artışın mevduat sahiplerine bütçeden karşılanmasını, hazine bütçesinden karşılanmasını öngörüyordu. Ki kısa vadede döviz kurundaki dalgalanmayı rahatlattı açıkçası. Eee, bir miktar dövizin Türk lirasına dönmesine sağladı ama sistemin maliyeti giderek arttı. 2022’de KKM için ödenen tutarın 90 milyar TL’yi aştığını, 2023’te bunun 200 milyar TL’yi e bulduğunu görüyoruz. Ki bir yandan kamu kaynaklarının adaletsiz dağılımına neden olurken sisteme dahil olabilenler zaten belli bir finansal birikime sahip olan üst ve orta gelir eee grup üst ve üst orta gelir gruplarıydı açıkçası. ki böylece kamunun kaynakları aslında en çok ihtiyaç duyan alt gelir gruplarından ziyade zaten görce daha iyi durumda olanlara aktarılmış oldu diyebiliriz açıkça. Ki bu dönemde uygulanan diğer politikalar arasında tırnak içerisinde heterodoks ki bu aslında hakaret gibi de kullanılıyor hani heterodoks kelimesi ama değil yani heterodoks politikalar da bu değil zaten. Yani eee hani heterodoks iktisada hakaret etmek için kullanılıyor bu ama eee yani heterodoks iktisat da bunu söylemiyor. Onu da ifade etmek lazım. Dolayısıyla bu heterodoks bir politika da değil esasen. Eee, yani bu ihracatçıların döviz gelirlerinin belirli bir kısmını Türk liraya çevir, Türk lirasına çevirme zorunluluğu mesela kredilere sektörel bazda farklılaştırılmış faiz oranları, seçici kredi genişlemesi bunlar sayılabilir değişik politikalar arasında ki bu politikalar serbest piyasa mekanizmasına müdahale niteliğinde ve ekonomideki kaynak dağılımını bozma potansiyeli taşıyordu. Ayrıca uzun vadeli ekonomik sorunları çözmek yerine de kısa vadeli semptomatik çözümler sunuluyordu. Bu dönemde işte yeni ekonomi modeli Yem, Türkiye ekonomi modeli TE tem gibi böyle şeyler de vardı. Güzel şemalarla, şekillerle falan desteklenen, sunumları yapılan eee daha işte üreten Türkiye’ye geçiyoruz vesaire diye ki onların da aslında altının maalesef çok doldurulmadığını, liyakatli kadrolar tarafından yapılmadığını görüyoruz. Yani aslında ben şunu düşünüyorum. Eee bu dönemde uygulanan politikalarda tabii ki bazı şeyler siyasi amaçla yapılmış olabilir ama teşhisin doğru ama tedavinin çok yanlış olduğu kanaatindeyim. Ya bu işlerin yapılacaksa çok daha planlı, programlı ve liyakatli kadrolarla yapılması gerekiyordu diye ki bunu defalarca farklı yayınlarda işte kanallarda, televizyonlarda vesairede söyledim esasen. Bir de tabii burada ekonomik verilerin güveniliğini konuşmamız lazım aslında. Çünkü son yıllarda TÜK tarafından açıklanan bazı verilerde özellikle de enflasyon eee verilerinde eee ki yani sadece enflasyonu görebiliyoruz. İşsizlik, büyüme bunları alternatif kuruluşlar da ölçmüyor bu arada. Dolayısıyla e bundan da çok emin değiliz ama enflasyonu en azından alternatif olarak ölçtüğünü iddia eden mesela İstanbul Ticaret Odası’ın endeksleri var. Tabii ki İstanbul enflasyonunu ölçüyor sadece ama ENA Grup var. O Türkiye’yi ölçtüğünü söylüyor. Eee biraz farklı KKTC enflasyonuyla Türkiye enflasyonunun da çok ayrıştığını görüyoruz. Yani dolayısıyla eee bu tabii TÜK’in kurumsal bağımsızlığının aşılmasıyla da oldukça ilgili. Yani aslında bu güven krizinin temel nedenlerinden bir tanesi diye düşünüyorum. Çünkü kurumun başına sık sık siyasi atamalar yapıldı. Bu atamalar değiştirildi. Yeniden yapıldı. Metodolojik değişikliklerin yeterince şeffaf olmadığını görüyoruz velilerin. Dolayısıyla bu biraz hani acaba doğru rapor edilmiyor mu acaba şüphesini arttırdığını görmekteyiz. Eee en kibarca böyle söylemiş olayım yani. Eee çünkü hakikaten tamam her zaman tabii ki halkın günlük hayatta karşılaştığı enflasyonla, hissettiği enflasyonla açıklanan enflasyonun birebir aynı gitmesi beklenmez tabii ki. Çünkü çok daha farklı bir sepet belki de yani aslında ama normalde teorik olarak enflasyon sepeti dediğimiz şey şehirli bir ortalama tüketicinin eee şeyi yani tüketim sepetine dayalı olması lazım. Dolayısıyla şehirli bir ortalama tüketicinin çok da büyük bir fark hissetmemesi gerekiyor. Bazı dönemlerde. Yani birebir aynı gitmeyebilir. Çünkü herkesin de tüketim sepeti aynı değil. Yani ortalama sepete bakıyoruz. Siz ortalamanın altında, üstünde veya ortalamadan çok daha farklı bir sepete sahip olabilirsiniz. Yani kira ödemiyorsanız, ne bileyim ben işte kırmızı et yemiyorsanız atıyorum, toplu taşıma kullanmıyorsanız sadece bisikletle işe gidip geliyorsunuz falan atıyorum. Yani hani böylece farklı bir tabii ki enflasyon hissiniz olabilir toplumun geri kalanından veya bütün bunları yapıyorsanız yine farklı olabilir ama eee ya uzunca bir süre bu kadar farklı olması tabii ki biraz ilginç. Eee, dolayısıyla aslında hani bunun cevabı da çözümü de çok basit aslında. Şeffaflık yani eğer kalem kalem bu harcama rapor yani hesaplama açıklansa ki açıklanıyordu belli bir noktaya kadar ama artık açıklanmıyor. O zaman bu şüpheyi tamamen ortadan kaldırabilirsiniz. Çok basit yani çözümü. Eee, mahkeme kararıyla bu sepete ulaşmaya çalışanlar da oldu. Eee, alamadılar bildiğim kadarıyla. Dolayısıyla açıkçası eee, hani ekonomik performansın sağlıklı biçimde değerlendirmesini zorlaştırdığını düşünüyorum bu durumun. eee yanlıştır demiyorum. Pekala doğru da olabilir. Sadece bir şüphe var. Bu şüphenin olduğunu herhalde yatsıyamayız davalara vesaire bile yansıdığına göre. Ama eee bu şüpheyi de gidermeyenin yolu çok basit ve çok kolay. Neden yapılamadığını anlamakta güçlük çekiyorum. Öyle söyleyeyim. Bir de tabii burada pandemi var. Onu da konuşmak lazım belki bu dönemde. Çünkü Covid-19 pandemisi tüm dünya gibi Türkiye ekonomisi deinden etkiledi. Ama tabii Türkiye’nin pandemi öncesinde zaten kırılgan olan ekonomisi bu şoku absormek absorbe etmekte biraz daha da zorlandı. Pandemi döneminde birçok ülke çalışanlarına ve işletmelerine doğrudan destek sağlarken Türkiye’de daha çok kredi kanalı kullanıldı. Bunu görüyoruz. Kamu bankaları aracılığıyla düşük faizli krediler dağıtıldı. Kredi garantileri sunuldu. Borç ödemeleri ertelendi. Bu tabii bunlar ekonominin çökmesini engelledi ama diğer yandan üç önemli soruna yol açtı diye düşünüyorum. Bir tanesi hane halkı ve şirket borçluğunu arttırması. Diğeri banka bilançolarının bozulması ve kredi kalitesinin düşmesi. Üçüncüsü de gildir dağılımının bozulması. Pandemi döneminde adeta bu kredilere erişebilen zenginler daha da zenginleşirken erişemeyen yoksull daha da yoksullaştılar. Ki pandemi sonrası dönemde dünya ekonomilerinin toparlanmasıyla beraber Türkiye’de toparlandı. İhracatı ve turizm gelirleri arttı. Ama eee bu ekonomi politikalarının heterodoks adı verilen ekonomi politikalarının devam etmesi eee olumlu dış konjonktüren tam anlamıyla faydalanmayı engelledi. Eee burada tabii hani şey de var. Gelir dağılımı eşitsizliklerinin derinleştiğini hakikaten eee söyleyebiliriz. Yani aslında enflasyon bu noktada aslında biraz yoksul vergisi olarak adlandırılır. Çünkü sabit gelirli kesimleri özellikle de işçi emekli memurları daha ağır etkiler. ki 2018’den sonra yüksek enflasyon hani ücret artışları yer yer seçim öncesinde en azından 2023 eee cumhurbaşkanlığı ve eee işte parlamento seçimlerine, genel seçimlere kadar eee enflasyon üzerinde en azan açıklanan enflasyon üzerindeyken açıklanan diyorum tabii ki TÜK tarafından eee sonrasında geriye de düştüğünü görüyoruz biliyorsunuz. Eee tabii bu bir yandan finans ve gayrimenkul gibi sektörlerde varlık sahipleri yüksek enflasyon ortamında daha avantajlı konumdalar. gayrimenkul fiyatları enflasyonun da üzerinde artarak mülk sahiplerin servetlerini korumalarını hatta arttırmalarına olanak tanıdı. KM gibi politikalar gelir dağılımını daha da bozucu etki yarattı. Tasarruf sahibi ve üst orta gelir grupları sistemden büyük fayda sağlarken kamu kaynakları en çok ihtiyaç duyandan ziyade daha görece iyi durumlara durumda olanlara aktarılmış oldu. Eee sonrasında tabii seçim sonrasında 2023 seçimlerinden sonra işler değişti 180 derece. E çünkü ciddi bir ödemeler dengesi krizine gidiyordu Türkiye. Bundan geri dönmenin yolunda yeniden tırnak içerisinde kullanıyorum bu kelimeyi rasyonel politikalara dönüş olarak eee bulundu formülü. Eee işte Merkez Bankası yönetimi değiştirildi biliyorsunuz. Eee Hazine ve Maliye Bakanlığı yönetimi değiştirildi. Eee ve bu pozisyona gelen e iktisatçılar eee diyelim veya işte bu pozisyona gelen kişiler siyasetçiler. Eee yani Merkez Bankası yönetime de siyasetçi diyebiliriz bence. Bir sakıncası yok. siyasetçiler çünkü eee bir siyasi yani ideolojinin peşinden gidiyorlar. Eee farklı politikaları izlemeye başladılar. Birebir farklı ve hani %80 180 derece farklı. Eee artık işte enflasyonun üzerinde eee oldukça üzerinde hatta mevcut enflasyonun zaten oldukça üzerinde ama beklenen enflasyonun da oldukça üzerinde faiz veren bir merkez bankamız var. Faiz belirleyen bir merkez bankamız var. eee aynı zamanda eee hani hükümetin asgari ücrete, memur emekli maaşlarına hatta özel sektör ücretlerine de enflasyonun oldukça altında zam yapılmasını destekleyen bir ekonomi yönetimimiz var. Yani biliyorsunuz 2024 sonunda 2025 1 Ocak’tan itibaren asgari ücrete yapılan zam %30 civarındayken halbuki 2024 yılında gerçekleşen enflasyon %45 civarındaydı. Yani gerçekleşen enflasyonun %15 kadar altında bir zam yapıldı asgari ücrete. Eee, şu an bu düzlemdeyiz. Bakalım bu, eee, şeyin daha ne kadar devam edecek. Bunu tabii ilerleyen günlerde gösterek günlük yani gündelik mevcut şu anda olan hakkında konuşmak birazcık çok zor. Çünkü nereye gideceği konusu biraz, eee, ve tabii bunu politik, ekonomi perspektifinden değerlendirmek de zor. Çünkü nereye gideceğini henüz şu an bilmiyoruz. Ama belki ilerleyen aylarda bunlarla ilgili de bir değerlendirme yayını yaparım. Bu dönem dönem incelediğimiz Türkiye İktisat Tarihi yayınımızın e serisin, yayın serisinin son videosuydu. Bir belki hani toparlama, değerlendirme, bütün bu videolarımı değerlendirmesiyile ilgili bir yayın daha yaparım ama en azından kronolojik dönemlere baktığımız bölümlerin sonuna gelmiş olduk. Umarım eee faydalı olmuştur. Yorumlarınızı, eleştirilerinizi her zaman tabii ki videoların e altına bekliyorum. Teşekkür ediyorum hepinize. İyi günler diliyorum. Uh.