21. Yüzyılın Yeni Petrolü: Lityum Savaşları ve Çin'in Tekeli
Bu Bölüm Hakkında
Bu bölümde 21. yüzyılın "beyaz altını" olarak nitelendirilen lityumun küresel önemi ele alınıyor. Lityumun elektrikli araçlardan enerji depolama sistemlerine, akıllı telefonlardan savunma sanayine kadar geniş kullanım alanları inceleniyor. Çin'in lityum işleme ve batarya üretimindeki tekeli, küresel lityum rezervlerinin dağılımı ve yeşil dönüşümün bu metale olan bağımlılığı tartışılıyor. Petrol çağından lityum çağına geçişte jeopolitik güç dengelerinin nasıl yeniden şekillendiği analiz ediliyor.
Ele Alınan Konular
- Lityumun stratejik önemi ve kullanım alanları
- Çin'in lityum işleme ve batarya üretimindeki tekeli
- Küresel lityum rezervlerinin dağılımı
- Yeşil dönüşüm ve elektrikli araç devrimi
- Petrol çağından lityum çağına jeopolitik dönüşüm
Herkese Kayıt Dış İktisattan merhabalar. Hoş geldiniz. E yeni bir metal videosuyla karşınızdayım. Eee bu seferki metalimiz de aslında yeni çağın beyaz altını diyeceğimiz bir altın türü diyelim veya bir metal türü diyelim. Özür dilerim daha doğru olacak herhalde. O da lityum olacak. Ama öncesinde söyleyeyim. Kayıt dışı iktisatta biliyorsunuz farklı farklı konularda serilerimiz devam ediyor. Eee işte yeni dünya düzenini yeni bitirdik. İslam ekonomisini devam ediyoruz. Bir iki video daha yapmayı planlıyorum. E işte ülke ekonomileri zaten devam ediyor. Dünya ekonomi tarihi, dünya iktisat tarihi ile ilgili bir seri yapmayı düşünüyorum. Aynı zamanda yeni yılda yani 2026 yılından itibaren şu anda Aralık ayındayız 2025’in ama 2026 Aralık itibaren de eee aslında belki güncel konularla biraz güncel yorumlayabileceğimiz belki her gün eee hafta içi her gün en azından eee böyle günlük bazı ekonomik verileri yorumlayabileceğimiz ve bu ekonomik verilerin biz nereye götüreceği, işte yatırım konusunda bu verilerden yola çıkarak belki hangi seçeneklerin önümüzde olduğu tabii ki tavsiye vesaire vermeden eee en azından seçenekleri ortaya koyarak E böyle bir yayın da yapmak, günlük verileri yaylamak, yurt dışı, yurt dışı öyle bir niyetinde var. Bakalım göreceğiz. Veya aylık, haftalık e genel gelişmeleri toparlayacağımız bazı bölümlerle de başlayabiliriz. Belki en başından itibaren bakacağız. Yani yine farklı eee içeriklerle karşınıza elimden geldiğince çıkmaya çalışacağım. Akademik olarak da besleyerek tabii ki bunları. Yani burada söylediklerimin hiçbiri tabii ki zaten böyle hani kafamdan attığımı, uydurduğum şeyler değil. Aslında birazcık böyle akademik birikimime dayanarak elimden geldiğince, okuduğuma, işte biriktirdiğimce diyelim hani bu bilgileri eee açıkçası akademik birikimi yansıtmaya çalışıyorum. Tabii bunu yaparken çalışıyorum da bunu da söyleyeyim. Yani hani bunların hepsini bir anda böyle eee her şeye hakim bir insan değilim. Bunu da kabul etmek lazım. Yayınlardan evvel tabii ki çalışıyorum. Eee işte ne bileyim bazı daha evvelden okuduğum kitaplara bakıyorum, internet sitelerine bakıyorum vesaire. Oradan yola çıkarak yayınları yapmaya çalışıyorum. Sizin de desteklerinizi görüyorum, yorumlarınızı görüyorum. Üye sayımız gittikçe artıyor. Ücretli üye sayımız da artıyor. Abone sayımız da artıyor. Eee, kitap satışları da iyi gidiyor. Yani bu kitabı da tekrar tekrar buradan vurgulayayım. Çok teşekkür ederim. Büyük teveci gösteriyorsunuz. Kitabı okuyanlar bana email de atıyorlar. Görüşlerini olumlu olumsuz, eleştirilerini olumlu olumsuz söylüyorlar. Lütfen bunu yapmaya devam edin. Bunlardan dolayı çok mutluyum. Çünkü hakikaten ben de sizlerden dediğim gibi eee pek çok şey öğreniyorum. Şimdi öncelikle bu yayın konumuza geçelim. Bu girizgahtan sonra eee metal serimiz boyunca değil mi? İnsanlık tarihini şekillendiren elementlerin böyle ekonomik ve jeopolitik DNA’larına elimizden geldiğince baktık. İşte altının güvenini, demirin gücünü, bakırın medeniyetini inşa ettiğini gördük. Nikelden bahsettik, kobalt’tan bahsettik, işte paladyumdan bahsettik vesaire. Altın gümüşten zaten en başında bahsetmiştik. Ama bugün geleceği şekillendirecek olan meter yani belki de 21. yüzyılın tartışmasız en stratejik hammaddesini konuşacağız. Ve burada şu soruyla başlayayım aslında. Hani 20. yüzyıl damgasına vuran petrol çağının yerini ne alacak sorusuyla başlayalım. Çünkü dünyayı bir sonraki yüzde taşıyacak olan enerji kaynağı nedir sorusunu besleyen bir soru bu. Şimdi cevap da aslında bence burada şu. Yani Ortadoğu’nun o kumlarının altındaki siyah sıvıda yani petrolde değil bence. Bence cevap Ant dağlarının zirvelerindeki tuzlu göllerin altında yatan beyaz tüy kadar hafif e ve kimyasal olarak aslında son derece yanıcı bir metal desaktı. Bu metal de nedir diyecek olursanız zaten yayının başlığında da biliyorsunuz. lityum. Evet. O küçük pillerin içindeki o mütevazi elementten bahsediyorum. Yani o lityum piller malum 21. yüzyılın enerji dönüşümünde hakikaten tıpkı 20. yüzyılda petrolün oynadığı o merkezi rolü, o vazgeçilmez rolü üstleniyor ki nikelde de aslında birazcık böyleydi. Konuşmuştuk hatırlarsanız eğer ki bugün konuştuğumuz aslında her büyük devrim, o büyük yeşil dönüşüm, elektrikli araçların yükselişi, güneş ve rüzgar enerjisini depolama teknolojileri, akıllı telefonlarımızdan savunma sanayindeki en kritik cihazlara kadar her şey aslında e belki de tek bir elementin varlığına ve erişilebilirliğine bağlı. Bu da lityum. Bu yüzden aslında bu videoda sadece e bir metalin kimyasını değil de yeni bir dünya düzeninin belki de kuruluşunu analiz ediyormuş gibi hissediyorum adeta. Çünkü bu yeni düzende kural çok basit hakikaten de. Yani kim lityumu kontrol ederse geleceğin enerjisini ve dolayısıyla geleceği de o kontrol eder gibi gözüküyor. Ve yine şunu da söyleyeyim. Yani zaten lityuma yatılım yapmak çok biraz sınırlı. Tabii ki işte yani eee vadeli işlemler piyasasında vesaire yatırım yapma şansınız var mümkün. Ama bu videonun amacı ya bu analizin amacı bir yatırım tavsiyesi vermek değil. Sadece bu beyaz altın dediğimiz şeyin bunun arkasındaki jeopolitik satrancı, ekonomik bağımlılıkları ve çevresel ikilemleri anlamamızı sağlamak adına bu konuşmayı, bu yayını yapıyorum. Hazırsanız başlayalım. Şimdi lityumu tabii bu kadar yeni petrol yapacak kadar önemli olan şey ne? Yani lityum nedir ve neden bu kadar önemli sorduğunu sorusunu sorduğumuz zaman aslında teknik olarak lityum periyodik tablodaki en hafif metal. O kadar hafif ki aslında suyun üzerinde yüzüyor ama onu tabii modern dünya için bir hazineye dönüştüren asıl özelliği aslında kimyasal yapısında saklı. Muazzam bir enerji yoğunluğuna sahip. Yani kendi ağırlığına oranla inanıl inanılmaz miktarda elektrik enerjisi depolayabiliyor. Bu da onu şarj edilebilir bataryalar için mükemmel bir malzeme yapıyor. Tabii ki lityum iyon bataryalar enerjiyi verimli bir şekilde depoluyorlar. Yüzlerce kez yeniden şarj edilebiliyorlar. binlerce kez ve bunu yaparken aslında hafızalarında minimum bozulma yaşıyorlar ki bu elektrokimyasal verimlilik son 30 yılda bu taşınabilir elektrik devrimin açıkçası mümkün kıldı. Mümkün kılan şey bu. Şimdi bugün eee küresel lityum üretiminin yaklaşık %70’i ile 80’i civarında olan bir oranı doğrudan batarya üretimi için kullanılıyor. Ki bu bataryalar nerede yer alıyor diyeceksiniz. İşte her şeyden önce yeşil dönüşümün amiral gemisi olan elektrikli araçlarda eee yer alıyor. İşte bir Tesla’nın mesela bataryasında kilolarca, 10 kilolarca hatta eee lityum bulunuyor. Güneş ve rüzgar gibi kesitli yani kesintili enerji kaynaklarının ürettiği o elektriği depolayan devasa enerji depolama sistemlerinde de hani grid storage deniyor. Orada da lityum var. İşte cebinizdeki akıllı telefonlarda var. Dizü isti bilgisayarlarda var. benim bu yayını yaptığım akıllı saatlerde var yani. Ve elbette tabii modern orduların kullandığı işte telekomünikasyon cihazlarından insansız hava araçlarına kadar birçok kritik savunma teknolojisinde eee lityum var. Şimdi tarihsel bir karşılaştırma yapmak lityum bence rolünü daha net anlamamızı sağlar diye düşünüyorum. Eğer 20. yüzyılda petrol içten yanbalı motoru besleyerek fiziksel mobilite çağını mümkün kıldıysa 21. yüzyılda da lityum aslında bataryaları besleyerek elektrikli mobilite ve topyekin elektrifikasyon çağını mümkün kılacak gibi gözüküyor. Y petrol bir yerden bir yere gitmemizi sağlayan enerjiyi sağlıyordu. Evet. Lityum ise o enerjiyi yanımızda taşımamızı, depolamamızı ve hayatın her anını adeta şarj etmemizi mümkün kılıyor diyelim. Bu yüzden de hani belki petrol arabayı çalıştırdı dediysek lityum ise bütün bu uygarlığı şarj ediyor demek mümkün diye düşünüyorum. Peki burada küresel arıza bakalım. Yani lityumda gene tabii ki Çin faktörü var. Göreceğiz ama eee madem bu metal bu kadar hayati o zaman tabii çünkü burada sormamız gereken kritik soru bu yeni petrol dediğimiz yani yeni petrol beyaz altın dediğimiz eee madenin yatakları nerede ve onu kim kontrol ediyor? 20 20. yüzyılın malum enerji haritası işte Ortadoğu’da, Suudi Arabistan, İran, Irak gibi ülkelerin petrol sahalarında çizilmişti. 21. yüzyılın enerji haritası ise bambaşka bir coğrafyada Güney Amerika’nın zirvelerinde, Ant dağlarından bahsetmiştim az önce. burada çiziliyor. Hatta buraya işte lityum üçgeni diyorlar ki bu üçgen Şile, Arjantin ve Bolivya’nın kesişim bölgesindeki o yüksek rakımlı tuz düzlüklerini eee kapsıyor. Dünyanın bilinen toplam lityum rezervlerinin yaklaşık %60’ının bu üç ülkenin toprakları altında yattığı düşünülüyor. Ki buradaki lityum kayalardan değil de yeraltı sularından yani Salamura’dan buharlaşma yöntemiyle elde ediliyor. Göreci ucuz bir yöntem ama çevresel olarak tabii ki maalesef ve maalesef çok maliyetli bir yöntem. Ama tabii hikayede çok büyük bir jeopolitik detay var. Lityum hamini topraktan çıkarmak bir şey tabii önemli bir şey ama onu bataryalarda kullanılacak yüksek saflıktaki kimyasallara dönüştürmek yani bir nevi rafine etmek. Nasıl petrolü çıkartıyorsunuz ama rafineriniz yoksa bir işe yaramıyor ya tabii ki gene yarıyor ama bir rafineri yoksa onu katma değer ekleyemiyorsunuz. Onu rafine etmek ise bambaşka bir şey. Ve bu rafinasyon meselesinde yani bu noktada sahneye asıl dominant güç çıkıyor. Kim bu güç? Tahmin ettiğinizi duyar gibiyim. Evet, Çin e Çin dünyanın en büyük lityum üreticisi değil. Evet, hatta işte Avustralya ve Şili’nin gerisinde. Ama Çin çıkarılan hamli lityumu işleme, rafine etme ve batarya hücresi üretme kapasitesine mutlak bir lider. Küresel lityum rafinasyonunun yaklaşık %75’i, 14te yani ve lityum iyon batarya üretiminde yine benzer bir oranı 143’lük oranı Çin’in elinde. Ne anlama geliyor bu? şu anlama geliyor aslında. Lityum ham petrolü Şili’den veya Avustralya’dan çıkabilir. Evet. Ama o petrolü bataryanın benzinine dönüştüren rafineriler neredeyse tamamen Çin’de. Dolayısıyla aslında 21. yüzyılın lityum tedarik zincirinin OPEC’i hani OPEC nasıl işte Organization of Petroleum Exporting Countri yani petrol ihraç eden ülkeler örgütü fiyatları nasıl oynayabiliyorsa arzı arttırıp azaltarak hani o üretici ülke OPE hani e lityum versiyonu diyelim lityum karşılığı eee o üretici ülkelerden Şili’den vesaireden çok eee işleyici ülke olan Çin ki bu tehlikeli bağımlılığın farkına varan Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği son yıllarda kendi lityum tedarik zincirlerini kurmak için hummalı bir çalışma başlattılar. Amerika’nın Neva Adasında Kanada’da ve Çin’in en büyük tedarikçisi olan Avustralya’da yeni maden ve rafineri yatırımları yapılıyor. Amaç burada tabii Çin’in bu stratejik boğma noktasını eee mümkün mertebe bypass edebilmek, edebildikleri ölçüde diyelim aslında. Eee tabii burada eee yani vurucu cümlemizle belki şunu söyleyebiliriz. Bu yeni jeopolitik durumu özetlemek açısından söylüyorum. 21. yüzyılın enerji haritası artık Ortadoğu’da değil de Ant dağlarında ve Çin’in endüstriyel kalbinde çiziliyor gibi gözüküyor. Şimdi yine tabii aslında bunu nikel videosuna da Kobaltta da hatta bahsetmiştim. Yeşil yeşil dönüşümün karanlık yüzünden. Eee ya şimdi elektrikli araçlar, temiz enerji, karbonsuz gelecek. Bunlar tabii kulağa çok harika gelen şeyler. Güzel şeyler. Hakikaten çevresel açıdan da bir ölçüde tabii çıkarılma meselesi zaten biraz orada karışıklıklar söz konusu ama en azından kullanımı sırasında çevreyi kirletme açısından tabii ki petrolle kıyaslanmayacak kadar eee olumlu eee diyelim bunlar metaller. Fakat bu yeşil dönüşümün hiç mi karanlık yüzü bedeli yok mu diye soracaksınız. Var tabii ki yine. Çünkü bu bedel de zaten yine maalesef genellikle lityum çıkarıldığı topraklarda ödenen bir bedel. Şimdi lityum madenciliği özellikle o lityum üçgeni dediğimiz işte o Güney Amerika’daki Ant dağlarında uygulanan o buharlaşma yöntemi inanılmaz miktarda su tüketen bir süreç. 1 ton lityumu üretmek için milyonlarca litre su buharlaştırılıyor ve bu tabii işte hani değil mi Atakama Çölü gibi dünyanın en kurak bölgelerinden birinde yapılıyor ki bu durum bölgedeki kıt zaten kıt olan su kaynaklarını tüketerek yerel tarımı, ekosistemi ve en önemlisi de aslında binlerce yıldır eee o topraklarda yaşayan yerli halkların hayatını tehdit ediyor. Şimdi madencilik süreçlerinde kullanılan kimyasallar toprağı ve yeraltı sularını kirletiyorlar. Killetme riski taşıyorlar en azından. Ve tabii ki bunu koruma yöntemleri var ama maliyetli olduğu için bazen bu yöntemlerin etrafından dolaşılmak isteniyor. Bu da kirliliğe neden oluyor tabii ki. Bu yüzden dünyanın birçok yerinde yeni lityum madeni projelerine karşı yerel halkların ve çevre aktivistlerinin büyük bir direnişi, büyük bir itirazı eee söz konusu. İşte bu noktada karşımıza aslında yeşil kapitalizm e eleştirisi çıkıyor ki bu eleştiri şunu söylüyor. Biz aslında gezegeni kurtarmıyoruz. Sadece bağımlılığımızın şeklini değiştiriyoruz. Hani atmosferi karbondan temizlerken toprağı ve suyu ağır bir metal kirliliğine boğuyoruz. Fosil yakıt baronlarının yerine maden baronlarını koyuyoruz. Kısacası aslında karbon salımını salınımını azaltma hedefiyle yeni bir maden bağımlılığı ve ekolojik yıkım döngüsü yaratıyoruz diyorlar. Ki Uluslararası Enerji Ajansı biliyorsunuz eee International Energy Agency. E bir aralarda baş ekonomisi Türk Türktü. Hatta hala Türk mü bilmiyorum ama bu gibi kuruluşların verileri de aslında bu endişeyi doğrudan nitelikte. Çünkü ajans yeşil enerji hedeflerine ulaşabilmek için eee küresel lityum talebinin 2030 yılına kadar tam 5 kat artabileceğini öngörüyor. Bu ne demek? Bu mevcut üretim kapasitesinin çok üstünde bir talep patlaması demek. Ve bu talebi karşılamak için açılacak yeni madenlerin çevre üzerindeki baskısı ise henüz tam olarak hesaplanmış değil. Maalesef ve maalesef. Ve bu ikileme aslında yeşil dönüşümün bence en büyük ahlaki eee ve pratik sorunlarından bir tanesi. Yani aslında yine bunu vurucu bir cümleyle özetleyecek olursak daha temiz bir dünya hayali var. Evet ama daha temiz bir dünya hayali daha kirli madenlere yaslanıyor. Şimdi lityum tabii stratejik önemi arttıkça bu rezervlere sahip olan ülkeler de bu gücü kullanmaktan çekinmiyorlar tabii ki. Ve son yıllarda kaynak milliyetçiliği, source nationalism eee adı verilen bir akım lityum piyasasına damgasını vurmaya başladı. Bunun en net örneğini Şili’de gördük. Şilli hükümeti ülkenin devasa lityum kaynakları üzerindeki devlet kontrolünü arttırma kararı aldı ve özel şirketlerin operasyonlarını devlete ait madencilik şirketi Kodelko’nun kontrolü altına sokan bir politika izlemeye başladı. Bolivya’da yine yıllardır “Lityum bizimdir” e sloganıyla kaynaklarını yabancı sömürüsüne karşı korumaya çalışıyor. Batılı şirketler yerine genellikle Çinli ve Ruslu firmalarla, Rus firmalarla eee Ruslu dedim özür dilerim Rus firmalarla eee stratejik ortaklıklar eee kurarak hani lityum zenginliğinden daha fazla pay almayı hedefliyorlar. Tabii diğer yandan tüketici ülkeler bu yeni enerji güvenliği krizine karşı kendi stratejilerini geliştiriyor. İşte Amerika’nın Birleşik Devletleri’nde Biden zamanında, Başkan Biden zamanında çıkan bir inflation reduction act vardı. Enflasyonu düşürme yasası diye çevirebiliriz herhalde. Aslında bu adından çok daha fazlasını ifade eden bir sanayi politikası yasasıydı. Buna göre elektrikli araç alıcılarına sağlanan vergi indirimlerini, bataryada kullanılan lityum ve diğer kritik metallerin, nadir metaller ki bununla ilgili de bir video yaptık. Dileyenler bakabilirler. Amerika’da veya müttefik ülkelerde, Amerika’nın müttefik ülkelerinde çıkarılıp işlenmesi şartına bağlıyordu. Burada amaç aslında lityum tedarik zincirini e Çin’in etkisinden kurtarıp kendi topraklarına veya müttefiklerinin topraklarına çekmekti. Bu denklemdeki maalesef yine en zayıf halka bu arada Avrupa. Avrupa Birliği’nin kendi topraklarında kayda değer bir lityum rezervi bulunmuyor bilindiği kadarıyla. Bu da onu aslında bu yeni enerji çağında tamamen ithalata ve dışa bağımlı hale getiriyor. Eee ve Avrupa aslında Çin’e olan bu stratejik bağımlılığını azaltmak için çırpınıyor adeta ama coğrafi gerçekler maalesef aleyhine işliyor. Şimdi karşımızda tabii böyle bakınca garip bir tablo var. Yani herkes yeşil enerji istiyor. Herkes elektrikli araba kullanmak istiyor ama ama kimse o arabaların bataryası için gereken madenin kendi arka bahçesine de çıkarılmasını istemiyor. Çünkü çevreyi kirletiyor, toprağı kirletiyor, tarıma zarar veriyor. Hani bu yeşil dönüşüm aslında hani benim arka bahçemde olmasın ikilemi. Hani İngilizce gene söyleyecek olursak not in my backyard derler. Hakikaten öyle bir şey. Ve yine tabii bunu vurucu bir cümleyle özetleyecek olursak bütün bu anlattığımı bu bölümde her ülke yeşil enerji istiyor diyebiliriz ama kimse eee kirli madeni kendi toprağında istemiyor. İşin tuhaf tarafı. Şimdi tabii bu kadar stratejik ve bu kadar çekişmeli bir metalin fiyatı tabii ki sabit kalamaz. Lityum fiyatları son 10 yılda adeta böyle bir eee uçtu diyelim. Yani 2015-2022 arasında neredeyse 10 kattan fazla arttı. Ardından işte hani yeni arz beklentileri ve Çin’deki elektrikli araç tarafındaki biraz hafif yavaşlamayla biraz bir keskin bir düzeltme yaşadı ama yani arada tip olsa hani hoplayıp zıplayarak gidiyor ama dolayısı hani bir dalgalanma söz konusu baktığımız zaman. Ama tabii bu dalgalanma bize şunu gösteriyor bence. Lityum fiyatı artık sadece basit bir arz talep, mevcut arz talep dengesiyle belirlenmiyor. Fiyat en az teknoloji zinciri kadar politik sinyallere ve jeopolitik gerilimlere de duyarlı. Yani Şili’de mesela hükümetin yaptığı bir açıklama, Çin’in aldığı bir sübvansiyon kararı veya işte Amerika Birleşik Devletleri’nin çıkardığı bir yasa fiyatları bir gecede değiştirebiliyor. Ve tabii haliyle bu da mesela piyasada bir araba ciddi konuşuyordu. Lityum balonu meselesi yani tartışılan bir konu bu. Hani konut balonu gibi adeta lityum balonu hani nasıl konut fiyatları böyle patladı aslında gerçek fiyatlarının böyle olmaması lazım düşecek yakında falan denir sık sık böyle lityum için de lityum balonundan bahsediliyordu ki bu görüşe göre mevcut yüksek fiyatlar sürdürülebilir değil ve yeni madenler devreye girdikçe yani arz arttıkça genişledikçe fiyatlar yeniden normalize olacak biraz düşecek düzeltecek eee doğru bir beklenti olabileceği kanaatindeyim ama tabii madalyanın onun diğer yüzünde yapısal talebin kalıcılığı da var. Yani batarya devrimi sadece bir heves değil sanki. Küresel bir mega trend. Lityum batarya eee talebi. Yani elektrikli araçların yaygınlaşması veya hibrit işte yenilenebilir enerji depolama ihtiyacı eee gittikçe artıyor. Bu devam ettikçe aslında lityumu alan temel talebin de azalacağı pek gözükmüyor. Açık konuşmak gerekirse fiyatlar dalgalanabilir. Evet. Ama lityum stratejik önemi sanki pek azalacakmış gibi gözükmüyor. Tabii bu yüzden lityum değerini e düşünürken geleneksel MT mantığından biraz çıkmak lazım. Onun dışına çıkmak lazım kafaca açıkçası. Hani yine böyle bir vurucu tek bir cümleyle ifade edecek olursak belki de lityum değeri artık sadece kilogramla değil de depolayabildiği kilowat saat ile ölçülüyor diyelim. Ve elbette tabii bu hani fiyat analizini burada yapıyorum. Bir yatırım tavsiyesi vermek amacıyla değil ama eee iki yöne de gidebilir diye. Zaten böyle bütün piyasa yorumcularının söylediği gibi işte destek var, direnç var falan diye çok anlatırlar ya işte şuraya şuradan düşerse daha da düşer, buradan çıkarsa daha da çıkar. çok da sürpriz olmuyor tabii ki. Zaten bir şey ya çıkar ya düşer, ne olacak yani? Eee ama hani en azından arkasındaki backgroundu, arkasındaki arka planı anlatabildiğimi umuyorum. Yani aslında toparlayacak olursam bu videoyu da bugün lityum sadece bir kimyasal element olmadığını, eee, 21. yüzyılın ekonomik ve jeopolitik düzenini yeniden yazan bir güç olduğunu gördüğümüzü düşünüyorum. Ve bu yeni düzenin temel prensibini petrol çağıyla kıyaslayarak belki özetleyebiliriz. Yani petrol çağında kim petrol kuyularına sahipse o güçlüydü. Ülkeler bunun için birbirleriyle savaşıyordu. Eee, lityum çağında ise kim bataryayı üretme teknolojisine ve kapasitesine sahipse o güçlü olacak gibi gözüküyor. Çünkü güç hammaddeyi çıkarmaktan ziyade o hammaddeyi yüksek teknolojiye dönüştürme yeteneğinde yatıyor sanki. Eee, ve şunu da söyleyelim yine lityum sadece bir MTya değil. Eee, aynı zamanda bir dil aslında. Enerjinin yeni dili gibi yani. Ve tarih bize göstermiştir ki bir çağın dilini kim yazar ve konuşursa o çağın hikayesini de o çevirir ve o yönetir. Bu yüzden 21. yüzyılın en değerli madenini arıyorsanız artık o toprağın altındaki belki sarı metale değil veya eee işte siyah sıvıya değil de tuzlu göllerin altındaki beyaz e altına, beyaz madene bakmamız gerekiyor. Çünkü 21. yüzyılın sanki madeni bu beyaz altın olan lityum olacak gibi gözüküyor. Eee söyleyeceklerim bu konuyla ilgili bu kadar. Eee, dediğim gibi faydalı buluyorsanız bu yayınları lütfen kanalımıza destek olmak için videoyu beğenmeyi, abone olmayı, hoplamadan, zıplamadan izlemeyi, hypelamayı yapabiliyorsanız eğer, eee, çok mutlu olurum. Tabii yorumlarda yine yorumlarınızı her zaman bekliyorum. Bu yeni lityum bağımlılığının, petrol bağımlılığından daha mı az daha yoksa daha mı çok risk taşıdığını konuşabiliriz mesela veya şu anda benim aklıma gelmeyecek başka bir perspektifin, boyutunu da eee, stratejik veya finansal konuşabiliriz. Eee, bütün bunları sizden bekliyorum. E bir sonraki videoda görüşmek dileğiyle. Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum ve hepinize iyi günler diliyorum.