ABD'ye karşı Çin: Yeni Soğuk Savaş Başladı mı?
Bu Bölüm Hakkında
Çin-ABD ticaret savaşlarını emperyalizm teorileri ve küresel güç dengesi perspektifinden inceleyen bu bölümde, iki ülke arasındaki ekonomik çekişmenin tarihsel arka planı 1949'dan günümüze kadar ele alınıyor. Ticaret dengesizliği, teknoloji rekabeti, dolar hegemonyası ve jeopolitik etki alanları mücadelesi gibi boyutlar analiz ediliyor. Marksist emperyalizm teorileri çerçevesinde Çin'in yükselen bir emperyalist güç mü yoksa küresel kapitalist sistemin yarı çevresel aktörü mü olduğu tartışılıyor. Olası senaryolar ve küresel sol hareketler açısından bu çekişmenin ne anlama geldiği değerlendiriliyor.
Ele Alınan Konular
- Çin-ABD ticaret savaşlarının tarihsel süreci
- Emperyalizm teorileri ve küresel güç mücadelesi
- Teknoloji rekabeti ve fikri mülkiyet
- Dolar hegemonyası ve finansal sistem
- Çok kutuplu dünya düzeni senaryoları
Herkese merhabalar. Kayıt içtisat kanalına hoş geldiniz. Kızıl Ejderha’nın yolu serisine devam ediyoruz. Bugün sanırım 8. videoya ulaşmış vaziyetteyiz. 8. videoda ki sondan bir evvelki video bu. Eee, sosyalist perspektiften yani aslında Çin’in perspektifinden Çin, Amerika Birleşik Devletleri ticaret savaşlarına odaklanacağım. Bir nevi böyle emperyalist bir çekişmenin analizini yapmaya çalışacağım elimden geldiğince. Şimdi burada öncelikle şunu da söyleyeyim. Yayınımızın katıl butonu var. Onu da tekrar tekrar hatırlatıyorum ama videoları beğenmenizi, paylaşmanıza ek olarak eğer arzu ederseniz mecbur olmamakla beraber katıl butonuyla kanala gelir oluşturabilirsiniz. Bu gelir bana bir gelir olarak gelmeyecek. Aksine Darfak eğitim kurumları ki sevdiğim, saydığım, kefil olduğum, emin olduğum kalitesinden bir kurum. Ona bağış olarak topluyorum açıkçası. Benim için de bir motivasyon kaynağı oluyor. Onu da vurgulamış olayım. Şimdi 2018’de biliyorsunuz Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde e Çin’den ithal edilen ürünlere yüksek gümrük tarifeleri uygulamasıyla başlayan ve günümüze kadar devam eden ticaret savaşları var. Basit ve ekonomik anlaşmazlığın ötesinde küresel güç dengelerindeki derin değişimlerin bir yansıması olarak düşünülmesi lazım. Şimdi bu çekişme yüzyıllardır süre gelen işte batının hegemonyasının sona erişinin ve çok kutuplu bir dünya düzenine geçişin de habercisi olabilir diye düşünülüyor. Çin’in yükselişi Amerika’nın ekonomik ve politik üstünlüğüne gerçekten bir meydan okuma niteliğind demek ki biz burada şimdi 8 videodur bu videoda dahil olmak üzere Çin’i konuşuyoruz ve belki de en önemlisi bu güç mücadelesinin küresel sol hareketler ve sosyalist alternatifler açısından ne gibi sonuçları olabilir? Şimdi önce bir tarihsel arka planına bakalım isterseniz. işin bu çekişmenin yani eee ilk aşamada tabii geriye gittiğimiz zaman 1940’lara gidilebilir. 40’ların sonu Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşu 1949. Bu yıldan Nixon’ın Amerikan başkanı Richard Nixon’ın Çin ziyareti 1972’ye kadar süren bir soğuk savaş dönemi var Çin Amerika arasında neredeyse hiçbir ekonomik ilişki yok. Amerika Çin’e kapsamlı bir ticaret ve yatırım ambargası uyguluyor. Zaten Çin diye Tayvan’daki milliyetçi Çin’i eee Çin olarak kabul ediyor. Resmi Çin olarak kabul ediyor. Çin’in meşru temsilcisi olarak tanıyor. Çin’de daha ziyade Sovyetler Birliği’ne yakın ekonomik ilişkiler geliştirmiş ama daha sonra Sovyet Çin ilişkilerinin de bozulmasını görüyoruz. Bun bundan sonra Çin kendi kendine yeterlilik politikası benimsemiş. İkinci aşama Çin’in 1972’den Nixon’ın ziyaretinden Çin’in Dünya Ticaret Örgütüne, World Trade Organization’a 2001 yılındaki üyeliğine kadar olan süren normalleşme ve entegrasyon dönemi, Nixon ziyareti ve sonrasında diplomatik ilişkilerin kurulması 1979’da Amerika Çin ilişkilerinde yeni bir sayfa açtı. İşte Deng Shoping’in reform politikaları ile beraber Çin yabancı yatırımı ve ticarete açıldı. Malum konuştuk bunları. 80’lerde, 90’larda Amerikan şirketleri Çin’de üretim tesisleri kurmaya, ucuz iş gücünden faydalanmaya başladılar. Bu dönemde Amerika için en önemli ticaret ortaklarından biri haline geldi Çin. Ama iki ülke arasındaki ticaret dengesi giderek Amerika Birleşik Devletleri aleyhine bozuldu. 3üncü aşama Dünya Ticaret Örgütü Dünya Ticaret Örgütü üyeliğinden Çin’in 2001’deki küresel finansal krizi 2008 yılına kadar olan süren biz bir nevi ballı yıllar dönemi. Bu dönemde Çin küresel üretim zincirlerinde merkezi bir rol üstlendi ve dünyanın fabrikası oldu. Adeta Amerikan Çin ticareti patladı ama tabii dış ticaret açığı da Amerika aleyhine rekor boyutlara ulaştı. Amerika’da üretim sektörü zayıflarken hizmet ve finans sektörü büyüdü. Çin Amerikan hazine bonolarının en büyük alıcısı olarak Amerika’nın büyük bütçe ve ticaret açıklarını bir nevi tırnak içerisinde finanse etti. Ki buna da işte çimerika eee hani veya işte çayerika mı denir İngilizce bilmiyorum yani. Çay’nın şeyi Çin’in Çin’nin İngilizce yazısı China’nın çiği, Amerika’nın da merik’sı çimerika olarak adlandırıldı. Çin üretti, Amerika tüketti. Bir nevi Çin tasarruf etti, Amerika borçlandı. 4. aşama küresel finans krizinden Trump’ın başkanlığına, ilk başkanlığı 2017’ye kadar süren gerilim birikimi dönemi. Kriz sonrasında Amerikan ekonomisinin zayıflığı ve Çin’in artan gücü daha belirgin hale geldi. İşte Obama yönetiminin Asya’ya dönüş pivot to Asia diye bir politikası vardı. Çin’i çevrelemeye çalışan bir politika. Aynı zamanda Transpasifik ortaklığı gibi Çin’i dışlayan işte Avustralya’yı, Endonezya’yı vesaireyi içine alarak eee Çin’i dışlayan ticaret anlaşmaları geliştirildi. Aynı dönemde Made in China ile Çin Made in China 2025 eee stratejisiyle yüksek teknoloji sektörlerinde liderlik hedefini açıkladı. Bir kuşak bir yol projesini konuştuk. Bunu başlattı ekonomik nüfuzunu genişletmek için. 5. aşama Trump’ın işte ilk başkanlığıyla başlayan eee açık ticaret savaşları dönemi. Trump Amerika’yı yeniden büyük yap, Make America Great Again sloganıyla Çin’in de ticaret açığını azaltmayı, Amerika’nın üretim sektörünü canlandırmayı ve Çin’in haksız ticaret uygulamalarını tırnak içerisinde durdurmayı vad etti. 2018’de Çin’den ithal edilen çelik, alüminyum gibi diğer ürünlere, metalik ürünlere yüksek tarifeler uygulamaya başlandı. Çin’de misilleme olarak bazı Amerikan ürünlerine tarif getirdi. Ama sonrasında 2020’de bir 1inci faz anlaşması ile kısmen yatıştırıldı bu. Ama temel gerilimler çözülmedi. Biden yönetimi altında da ticaret savaşlarının retoriği değişse de özü büyük ölçüde aynı kaldı. Trump’ın uyguladığı tarifelerin çoğu Biden döneminde de yürürlükte kaldı ve Amerika özellikle yüksek teknoloji alanında Çin’in yükselişini engellemeye yönelik politikalar izledi. E Çip ihracatına getirilen kısıtlamalar mesela teknoloji transferi sınırlamaları. Bunun açık örnekleri. Sonra da şimdi ik Trump dönemi başladı biliyorsunuz. Bunu da zaten eee şu anda içinde yaşıyoruz. Yani %145’lere bulan vergi oranları. Şimdi yine İsviçre’de buluştular, konuştular, indirmeye karar verdiler. Ama henüz tam anlamıyla her şey çözülmüş mü? Tartışılır açıkçası. Ya bu tarihsel sürece baktığımızda Çin Amerika çekişmesinin basit bir ticaret anlaşmazlığı olmadığını, küresel hegemonya mücadelesinin bir parçası olduğunu çok açıkça söyleyebiliriz. Çin’in ekonomik yükselişi ve teknolojik ilerlemesi Amerika’nın I. Dünya Savaşı’a sonrasında kurduğu eee küresel ekonomik ve politik düzene açıkçası meydan okuyor. Tabii bu emperyalist sistemin içindeki bir güç mücadelesi mi yoksa sistemin kendisine yönelik bir meydan okuma mı? Bunu biraz düşünmemiz lazım. Şimdi istiyorsanız bu emperyalizm teorileri ışığında bu soruya de cevap aramak için eee hangi teorik çerçeveyi kurabiliriz? E bunu düşünelim. Biraz klasik Marksist emperyalizm teorilerinden yola çıkalım isterseniz. Yani Lenin’in malum emperyalizm, kapitalizmin en yüksek aşaması eserinde tanımladığı gibi emperyalizm beş temel özellikle e tanımlanır. Birincisi üretimin ve sermayenin yoğunlaşması, tekellerin oluşumu. İkincisi banka sermayesi ile sanayi sermayesinin birleşerek finans kapitalı yaratması. Üçüncüsü sermaye ihracının mal ihracının önüne geçmesi. Dördüncüsü dünyayı aralarında bölüşen uluslararası tekelci kapitalist birliklerinin oluşması. Beşincisi de dünyanın en büyük eee büyük kapitalist güçleri arasında hani teritöryel yani coğrafi paylaşımının tamamlanması. Şimdi bu çerçeveden baktığımızda Amerika tartışmasız emperyalist bir güç. Dünya ekonomisine hükmeden dev şirketleri var. Küresel finansal piyasalarda hakimiyeti var. Devasa bir sermaye ihracı var. Askeri üstleri ve müdahaleleriyle küresel emperyal sistemin başını çekiyor. Peki Çin ne yapıyor? Çin’in durumu nasıl? Biraz karmaşık. Çünkü bir açıdan Çin küresel sistemin içerisinde onun kurallarına göre oynayan eee ve hatta ondan büyük ölçüde faydalanan bir aktör. Devasa fabrika rolü var demiştik. İşte batılı çok uluslu şirketlerin karlarlılarını arttırdı. Çin ucuz mal ihracıyla Amerika ve Avrupa’daki tüketim patlamasını besledi. Çin’nin devasa döviz rezervleri Amerikan dolarının küresel hakimiyetini destekledi. Bu anlamda Çin aslında küresel kapitalist sistemin içinde ve onunla işbirliği halinde yükseldi. Ama öte yandan son yıllarda Çin kendi sermaye ihracat kend kendisi sermaye ihracatı yapmaya başladı. İşte mesela bir kuşak bir yol girişimi çerçevesinde konuştuk bunu. Özellikle Afrika, Latin Amerika, Asya hatta Avrupa, Doğu Avrupa’da büyük altyapı projelerine finansman sağlıyor. Doğal kaynaklara erişim için yatırımlar yapıyor. Bu adeta böyle Lenin’in vaktiyle tanımladığı sermaye ihracı kriterine bence uyuyor. E Çin’in küresel ekonomik nüfuzu arttıkça tabii kendi kurallarını dayatma, kendi nüfuz oranlarını yaratma eğilimi de güçleniyor ki bu özellikleriyle için aslında yükselen bir emperyalist güç olarak belki de tanımlanabilir. Şimdi bazı Marksist teorisyenler Çin’i bürokratik devlet kapitalizmi olarak nitelendiriyor. Bunu da konuştuk ve onun ekonomik yayılmacılığını yeni bir emperyalizm biçimi olarak görüyor ki bu görüşe göre Çin Komünist Partisin part partisinin ideolojik retoriği ne olursa olsun pratikte Çin küresel kapitalist rekabette kendi sermaye birikimi stresini izliyor. Bu nedenle Çin Amerika çekişmesi küresel kapitalist sistem içerisinde iki emperyalist gücün çekişmesi gibi düşünülebilir. Ama bazı diğer Marksist teoristlerinde ise Çin’in hala eee küresel emperyalizmin hedefi olduğunu, küresel kapitalist sistemde yarı çevresel bir konum işgal ettiğini yani Çin’in aslında hedefleyen değil de kendisinin hedefi olduğunu savunuyor. Bu görüşe göre Çin küresel değer zincirlerinde hala büyük ölçüde düşük katma değerli üretim aşamalarında yoğunlaşmış durumda. Teknoloji, bilgi, finans ve markalar üzerindeki kontrol hala büyük ölçüde Amerika’da, Avrupa Birliği’nde, Japonya gibi merkez kapitalist ülkelerde. Çin’in sermaye ihracı henüz yine Amerika, Avrupa Birliği, Japonya’nınki kadar büyük değil. Ayrıca Çin’in yuanı uluslararası rezerv para birimi olarak dolar karşısında çok zayıf. yok gibi bir şey. Yani bu nedenle Çin Amerika çekişmesi egemen emperyalist güç ile ona meydan okuyan yükselen bir güç arasındaki mücadele olarak görülebilir. Bir de Çin’in ne tam anlamıyla emperyalist ne de tam anlamıyla antiemperyalist olduğunu savunan karmaşık ve çelişkili bir konum işgal ettiğini savunanlar da var. Ei Çin bir yandan buna göre küresel kapitalist sistemle bütünleşiyor ve onun mantığını içselleştiriyor ama diğer yandan bu sistemin Amerika liderindeki hiyerarşik yapısına meydan okuyor. Eee şimdi bu tartışmaları içinde aslında Çin Amerika ticaret savaşlarını peki nasıl yorumlayalım? Şimdi ilk olarak bu çekişme Dünya Savaşı sonrasındaki Amerika liderliğindeki liberal uluslararası düzenin krizi olarak görülebilir. Amerika ekonomik ve teknolojik üstünlüğünü kaybetme korkusuyla korumacı politikalara yöneliyor ve kendi kurduğu küresel ticaret kurallarını çiğniyor. Çin ise Amerika’nın dayattığı kurallara uymakla birlikte kendi modelini, kendi ekonomik kalkınma modelini ve kalkınma stratejisini korumaya çalışıyor. İkinci olarak bu çekişme bir hegemonya krizi. Giovanni Arigi’nin galiba değil mi uzun 20. yüzyıl analizinden yola çıkarsak eğer Amerikan hegemonyasının gerileme dönemine girdiğini ve Çin’in yeni bir hegonomik hegonomik hegemonik eee güç olarak yükselme potansiyeli taşıdığını söyleyebiliriz. Ama tabii Çin’in Amerika’nın yerini tam anlamıyla alıp almayacağı belirsiz. Çünkü Çin askeri güç, kültürel etki, teknolojik inovasyon ve kurumsal yapılar açısından hala hatta sosyolojik etki bunların açısından hala Amerika’nın gerisinde. Tabii üçüncü olarak da bu çekişme kapitalist sistemin yapısal krizinin de bir yansıması. Küresel kapitalizm 2008 krizi sonrasında düşük büyüme, yüksek borçluluk, artan eşitsizlik ve politik istikrarsızlık sorunlarıyla boğuşuyor. Bu anlamda milliyetçi ve korumacı politikalar sistemin yapısal sorunlarına geçici çözümler sunma girişimi olarak görülebilir diye düşünüyorum. Şimdi Çin ve Amerika’nın ticari savaşlarının temelinde salt ekonomik çıkarların ötesinde tabii derin jeopolitik ve stratejik hesapların da yaptığını söyledik. Bu boyutları daha iyi anlamak için çekişmenin çeşitli yönlerini inceleyebiliriz. Şimdi bir kere ticaret dengesizliği sorunu. Amerika’nın Çin’le olan ticaretine ciddi bir açık var. Mesela 2018’de bu 419 milyar dolardı. Trump yönetimi de ilk bu işte vergileri koyduğunda o zaman ilk yönetimde bu açığı haksız ticaret uygulamalarının sonucu olarak değerlendirdi ve tarifeleri bu açığı azaltmak için bir araç olarak kullanmaya çalıştı. Ama tabii ekonomistler bu açığın daha derin yapısal nedenleri olduğunu savunuyor. Ben de öyle. Amerika’nın düşük tasarruf oranı, doların rezerv para birimi olarak rolü, küresel tedarik zincirlerinin yapısı ve Amerikan tüketicilerinin tüketim alışkanlıkları aslında bu açığın arkasında yatan sebepler. Yani tarifeler bu yapısal nedenleri değiştirmeden tek başına bu ticaret açığını azaltamaz diye düşünüyorlar ki haklılar bence. İkincisi teknoloji ve fikri mülkiyet konuları var. Yani Amerika Çin’i teknoloji hırsızlığı, zorunlu teknoloji transferi, siber casusluk gibi uygulamalarla suçluyor. Ha işte Çin’in bu Madeen China 2025 stratejisi yapay zeka, kuantum hesaplama, robotik, biyoteknoloji gibi sektörlerde liderlik hedefliyor. Amerika’da bu hedefi kendi ulusal teknolojik üstünlüğüne ve ulusal güvenliğine tehdit olarak görüyor. Bu nedenle de zaten işte Huawei gibi eee Çin teknoloji şirketlerindeki kısıtlamaları, Çip ihracatının işte sınırlanmasına vesaire falan getirdiler. Üçüncüsü, para birimi ve finansal sistem meseleleri önemli bir boyut. Amerika uzun süreçini para birimi yu manipüle etmekle değerini düşük tutmakla suçladı. Hani çünkü yuanın değerinin düşük tutulması Çin ihracatına haksız rekabet avantajı sağlıyor iddiası vardı burada. Aynı zamanda dolar merkezli küresel finansal sistem Amerika’ya ayrıcalıklı bir kuruma sahip olmayı ve yaptırımlar yoluyla finansal gücünü jeopolitik etki için kullanmayı mümkün kılıyor. Yani dolar bile transfer edemiyorsunuz aslında Swift sisteminde Amerika’nın izni olmadan. Şimdi Çin bu dolar hegomanyosundan kurtulmak için altın rezervlerini arttırdı. Yuan ile ticaret anlaşmaları yapmaya çalıştı. Dijital yuan projesini geliştirdi. Ama tabii Yuan’ın dolar karşısında rezerv para birimi olarak hala konumu oldukça zayıf. Dördüncüsü, enerji ve doğal kaynaklar için rekabet söz konusu. Çin dünyanın en büyük enerji tüketicisi ve petrol ithalatçısı konumunda. Enerji güvenliğini sağlamak için Ortadoğu, Afrika, Latin Amerika ve Orta Asya’da petrol ve doğalgaz yatırımları yapıyor. Bu da geleneksel olarak Amerika’nın etki etki alanı olan bölgelerde Çin’in nüfusunun artması anlamına geliyor. Aynı zamanda kritik bazı mineraller, nadir toprak elementleri gibi stratejik kaynaklar için de bir rekabet söz konusu. Çin bu alanlarda önemli avantajlara sahip ve Amerika bu bağımlılığı azaltmak için çaba gösteriyor. Beşincisi, jeopolitik etki ve ittifaklar için mücadelenin yoğunlaşması. Amerika işte özgür ve açık Hint Pasifik stratejisiyle Çin’i çevrelemeye çalışıyor. Japonya, Avustralya, Hindistan’ın yardımıyla böyle bir dörtlü güvenlik diyaloğu, quad dediler ona. Böyle ittifaklar geliştiriyor. Çin ise işte bir kuşak bir yolu alternatif olarak sundu. Şangay işbirliği örgütü, Brick gibi alternatif platformlarla alternatif uluslararası işbirliği modelleri geliştirmeye çalışıyor. Afrika’da, Latin Amerika’da, Güneydoğu Asya’da hatta işte Sırbistan, Arnavutluk örnek vermiştim. buralarda etkilerini arttırmaya çalışıyor. Tabii bu şimdi çok boyutlu çekişme Soğuk Savaş dönemindeki Amerikan Sovyetler Birliği rekabetinden farklı. Çin ve Amerika birbirlerine ekonomik olarak derinden bağlılar. Amerika ve Sovyetler Birliği öyle değildi. Küresel değer zincirleri iki ekonomiyle iç içe geçirilmiş durumda. Bu rekabetçi karşılıklı bağımlılık tam bir ayrışmayı zorlaştırıyor tabii ki Amerika için arasında. Ama son yıllarda özellikle teknoloji alanında bir decapling deninden işte ayrışma eğilimi belirginleşmeye başladı. Bu küresel ekonominin Amerika ve Çin etki alanları olarak bölünmesi yeni bir ekonomik demir perde oluşması riskini taşıyor açıkçası. Peki Çin ve bu Amerika’nın eee karmaşık çekişmesinin karmaşık doğası küresel sol hareketler ve sosyalist alternatifler açısından ne anlama geliyor diye sorulabilir. Şim öncelikle Çin’in yükselişi Amerikan hegemonyasına meydan okuması tek kutuplu dünya düzeninin sona ermesi anlamına gelir açıkçası. Çünkü 91’de Sovyetler Birliği çöktükten sonra Amerika tartışmasız küresel hegemon güç durumundaydı. Tarihin sonu tezi malum işte Fukuyaman’ın değil mi? Liberal kapitalist demokrasinin alternatifsiz olduğunu iddia ediyordu. Çin’in yükselişi bu tezi yalanladı ve farklı kalkınma modellerinin de mümkün olduğunu gösterdi. Bu anlamda çok kutuplu bir dünya sol alternatifler için aslında daha fazla soluk alma alanını sağlayabilir. İkincisi Çin kalkınma modeli neoliberal reçetelere de bir alternatif sunuyor. Hani Washington konsensusu diye bilinen özelleştirme, devletin ekonomiden çekilmesi, serbest ticaret, kamu harcamalarının kısılması gibi reçeteler vardı. Çin aksine tam tersi. güçlü bir devlet yönlendirmesi, eee, stratejik sektörlerde kamu mülkiyeti, piyasa güçlerinin kontrolü serbestliği gibi yolları izledi. Şimdi bu da alternatif aslında farklı kalkınmakta olan ülkeler için. Üçüncüsü, Çin’in Amerika, Latin Amerika, Afrika, Latin Amerika ve Asya’daki yatırımları ve ekonomik bağları bu bölgelerdeki ülkelerin Amerika ve batılı finans kurumlarına bağlı bağımlılığını azaltma potansiyeli taşıyor. Yani IMF ve Dünya Bankası’nın dayattığı yapısal uyumlarına yönelik Çin finansmanı bir alternatif olabilir. Dördüncüsü Çin’in yine Amerika’nın böyle tek başına yaptığı askeri müdahaleler ve yaptırımlara karşı duruşu. Küresel adalet ve barış hareketleri için destekleyici olabilir. İşte Amerika’nın Irak işgali, Libya’ya müdahalesi, İran, Küba, Venezuela gibi ülkelere yaptırımları küresel hukuk ve adalete yer yere aykırı oluyor. Biliyoruz bunu. Görüyoruz, yaşıyoruz zaten. Çin, Birleşmiş Milletler sistemi ve uluslararası hukukun korunması için daha güçlü bir ses olabilir diye düşünüyorum. Ama tabii bu avantajların yanında Çin’in yükselişinin sol hareketler açısından ciddi sorunları ve çelişkileri de var. Çünkü Çin’in modeli söylemine rağmen sosyalist değil. Daha çok devlet yönlendirmeli kapitalizm. Dolayısıyla Çin’de sınıf eşitsizlikleri derinleşiyor. Bunu konuştuk. İşçi hakları kısıtlı. Sendikalar bağımsız değil. Çevre sorunları ciddi boyutta. Bu nedenle Çin’in modelini idealleştirmek, sosyalist bir alternatif olarak görmek mümkün olmayabilir bunu. İkincisi, Çin’in Afrika, Latin Amerika ve Asya’daki varlığının yani mevcut şu an her geçen gün artan varlığının neokolonyal yani yeni kolonileşme özellikleri taşıma riski var. Çünkü Çin’in yatırımlarının çoğu hammadde çıkarma, altyapı ve ticaret odaklı yerel ekonomilere teknoloji transferi ve kalkınma yetkileri olmuyor. Yani gidip mesela Afrika ülkesine yatırım yaptığı zaman Çin onlara teknoloji sunmuyor. Onlara bir kalkınma reçetesi sunmuyor. Madenlerini çıkartıyor en fazla. İşte yol yapıyor, ev yapıyor. Şimdi Çin şirketleri, çevre standartları, işçi halı, yerel toplulukların rızası gibi konularda da zaten sorunlu. Şimdi bu da tabii sol hareketleri bir emperyalist güce karşı başka bir gücü destekleme ikramiyle karşı karşıya bırakabilir. Üçüncüsü, Çin’in otoriter siyasi yapısı. Tabii demokratik sol hareketler için model oluşturamaz. İfade özgürlüğü, toplanma hakkı, bağımsız sendikalaşma bunların hiçbiri yok. İşte Uygurlar gibi etnik azlıklara karşı baskılar var. İnsan hakları ihlalleri. Bunların sol değerlerle bağ bağdaştığını söyleyemeyiz herhalde. Dördüncüsü de bu Çin Amerika çekişmesinin milliyetçi ve militarist eylemleri güç yani eğilimleri güçlendirme riski var. Çünkü her ülkede de artan bir milliyetçilik ve düşman algısı savaş tehlikesini arttırıyor tabii ki. Sol hareketler enternasyonalizm ve barış değerlerini savunurken bu milliyetçi polarizasyonla kutuplaşmaya karşı ne kadar durabilirler? Vallahi bilemiyorum açıkçası. Eee yani dolayısıyla aslında bilmiyorum küresel ekonomik ve çevresel krizlere karşı belki de ne Amerika’nın neoliberal kapitalizmine ne de Çin’in devlet kapitalizmine dayalı eee demokratik, ekolojik ve eşitlikçi alternatifler geliştirmek lazım. Tabii bu yapılabilir mi? Ya güney güney işbirliği yani gelişmekte olan ülkelerle gelişmekte olan ülkelerin işbirliğiyle hani bu Latin Amerika’daki çok şu anda belli bir noktaya gelemedi ama Alba ve UNASUR gibi bölgesel bloklar belki bu alternatifler için ilham kaynağı olabilir. Peki bu eee Çin Amerikan çekişmesinin olası senaryolarına bakalım birazcık da. Yani eee önümüzdeki yıllarda nasıl şekillenebilir? E bu önemli çünkü önemli bir soru. Eee ilk olası senaryo tabii yeni soğuk savaş senaryosu. Hani bu senaryoda Amerika ve Çin arasında ekonomik, teknolojik ve jeopolitik rekabet derinleşir. Dünya giderek iki etki alanına bölünür. Teknoloji tedarik zincirleri finansal sistemler ayrışır. Askeri gerilenler artar. Özellikle Tayvan, Güney Çin Denizi, Hint Pasifik bölgesinde ciddi çatışma riskleri var. Bu senaryo milliyetçilik, militarizm ve otoriter eğilimleri her iki tarafta da güçlendirebilir. Eee ikinci senaryo istikrarsız rekabetçi denge senaryosu. Yani burada Amerika ve Çin aralarında hem işbirliği hem rekabet dinamikleri bir arada var olur ki şu anda öyle gibi. Bu en son İsviçre’deki görüşmeler ışığını söyleyebiliriz ki hani ekonomik karşılıklı bağımlılık devam eder ama stratejik sektörlerde teknolojidir, enerjidir, savunmadır, rekabet yoğunlaşır. Çatışmalar doğrudan askeri çatışma yerine vekalet savaşları mesela Pakistan Hindistan arasında değil mi? Pakistan eee daha Çin’e yakın. İşte Hindistan daha Amerika’ya yakın. Vekalet savaşları dediğimiz şey siber saldırılar, ekonomik baskılar şeklinde olur. Uluslararası kurumlar ve normlar zayıflar, bölgesel güç blokları öne çıkar. Eee bu bir senaryo. 3üncü senaryo çok kutuplu işbirliği senaryosu. Yani bu senaryoda Amerika ve Çin küresel sorunların mesela iklim değişikliği, pandemi, ekonomik istikrarsızlık ciddiyetini kavrar ve rekabeti sınırlı tutarak bu sorunlara karşı işbirliği yaparlar. Zannetmiyorum. Ama burada tabii Avrupa Birliği, Hindistan, Rusya, Brezilya gibi diğer güçlerde bağımsız pozisyonlar alır ve çok kutuplu bir dünya düzeni oluşur. Uluslararası kurumlar belki reforma tabi tutulur ve daha kapsayıcı hale gelir. Bu iyimser senaryo. 4.üncü senaryo sistemik kriz senaryosu. Bu senaryoda iklim krizi, ekonomik çöküş, pandemi gibi küresel zorluklar mevcut jeopolitik çekişmelerin üzerine biner ve sistemik bir krize yol açar. Ne Amerika ne Çin bu krizleri tek başına çözecek kapasiteye sahip değil. Küresel yönetişim mekanizmaları çöker. sosyal ve politik istikrarsızlık artar. Bu tabii olumsuz senaryo. Bunlar tabii hep böyle farklı farklı senaryolar. Bunlara karşı ne yapılabilir? Bunun planlamasını, programlamasına ülke bazında aslında yapmak lazım. Tabii Türkiye’de bu tip şeyler düşünülüyor mu? Düşünen bir devlet eee şeyi var, aklı var mı? Ondan emin değilim açıkçası. Ya sonuç olarak aslında Çin Amerikan ticaret savaşları bu jeopolitik çekişme eee kapitalist emperyalist sistemin yapısal krizinin bir yansımasıdır diye düşünüyorum. I. Dünya Savaşı’nda kurulan bir düzen vardı. Brighton Woods sistemi bu 1970’lerde ciddi dönüşüme uğradı ve neibedel küreselleşmeye evrildi. 2008 küresel finansal kriz bu liberal modelin neoliberal modelin krizi olarak belki görülebilir ve krizden sonra düşük büyüme, yüksek borçluluk, artan eşitsizlik, politik istikrarsızlık ve ekolojik kriz gibi çelişkiler derinleşti. Şimdi Amerika küresel ekonomik güç olarak bu krize milliyetçi, korumacı, çatışmacı politikalarla tepki verdi. Çin ise kendi ekonomik modelini korumaya ve nüfus alanını genişletmeye çalıştı. İşte bu çekişme kapitalist emperyalist sistemin istikrarsızlaşması ve yeniden yapılanma sürecinin bir parçası. Adeta hani Emmanuel Walenstein’ın deyimiyle terminolojisiyle eee sistemik döngüsel birikim krizinin bir aşaması gibi gözüküyor. Eee işte burada aslında hani ne yapılabilir dendiğinde hani hakikaten belki hem zorluklar hem de fırsatlar var. Yani zorluklar milliyetçilik, otoriterlik, savaş tehlikesi, çevresel yıkım gibi tehditlerin artması. Fırsatlar ise tek kutuplu neoliberal düzeyinin çöküşü, alternatif ekonomik modellerin meşruiyet kazanması belki ve sistemik krizin derinleşmesiyle radikal değişim olasılığının artması. Burada tabii birkaç temel ilkeye dayanarak belki hareket edebiliriz. Yani demokratik planlama, ekolojik sürdürülebilirlik, sosyal adalet, uluslararası dayanışma ve barış. Bu ülkeler doğrultusunda hem Amerika’nın neoliberal kapitalizminin hem de Çin’in devlet kapitalizminin önüne geçen, ötesine geçen gerçek anlamda demokratik, gerçek anlamda eşitlikçi, gerçek anlamda sürdürülebilir bir ekonomik sistem için mücadele edebiliriz. Eee diye düşünüyorum. Yani hangi emperyalizmi desteklemeliyiz ikilemi değil de emperyalist kapitalist sistemin kendisini aşma mücadelesini bence bir bağlam olarak görmeliyiz. Bu kolay bir mücadele olmayacak ama kapitalist sistemin derinleşen çekilişeri 21. yüzyılda alternatiflerin yeniden düşünülmesi ve inşa edilmesi için bence bize tarihsel bir fırsat sunuyor. Bu Çin’le ilgili 8. videomdu. 9. ve son videoda da artık biraz Çin’in geleceğine bakacağız. Sosyalizm, demokrasi ve ekonomik kalkınma üçgeninde Çin’in geleceği ne olacak? Çin’in ekonomik modelinin sürdürülebilirliği, demokratikleşme potansiyeli ve sosyalist olma iddialarının geleceğini tartışacağız. Eee umarım bu Çin videoları faydalı oluyordur. 9 serilik seriyi tamamlam 9. bölümlük seriyi tamamlamak üzereyim. Sonrasında zaten farklı farklı serilerimiz de olacak. devam edeceğiz. E dinlediğiniz için teşekkür ediyorum ve hepinizi videoyu beğenmeye, paylaşmaya ve gene yapabilirseniz eğer katıl butonuyla kanala maddi destek olmaya çağırıyorum. Teşekkürler. İyi günler. Yeah.