Altını Unutun: Roma'dan Çin'e Dünyayı Gerçekten Kim Yönetiyor?
Bu Bölüm Hakkında
Bu bolumde metal serisinin bir parcasi olarak demirin tarih boyunca medeniyetlerin gucunu nasil sekillendirdigi ele aliniyor. Roma Imparatorlugu'nun standartlastirilmis demir silahlariyla askeri ustunluk saglamasindan, Osmanli'nin tophane dokumelerine, Ingiltere'nin komur-demir ittifakiyla baslatilan sanayi devrimine ve gunumuzde Cin'in kuresel celik uretimindeki hakimiyetine kadar genis bir tarihsel yolculuk sunuluyor. Demirin celik formuna donusumuyle birlikte insaat ve altyapi sektorunun temel hammaddesi haline geldigi, Avustralya ve Brezilya'nin arz tarafindaki baskinligi ve Cin'in celik uretimini jeopolitik bir guc aracina donusturdugu vurgulaniyor.
Ele Alınan Konular
- Demirin tarihsel rolu ve medeniyetleri sekillendirme gucu
- Roma Imparatorlugu'nun demir tabanli askeri-endustriyel kompleksi
- Sanayi devrimi ve komur-demir ittifaki
- Celik devriminin ekonomik ve stratejik onemi
- Cin'in kuresel celik uretimindeki hakimiyeti ve demir diplomasisi
- Demir cevheri arz haritasi: Avustralya ve Brezilya
Kayıt Dışı İktisat kanalından herkese merhabalar. Hoş geldiniz. Metallerle ilgili bir seri yapıyorum biliyorsunuz ve bu metal serisi boyunca altından bahsettik. Altının güven dolu parıltısını anlattık. Gümüşün o zarif eee inceliğini anlattık diyelim. Tabii ki ekonomik değerlerini de anlatıyoruz. Bakırın yine iletkenliğinden bahsettik. Platin grubunun o endüstriyel asaletinden bahsettik. Ve tabii bunların hepsinin yatırım değerlerinden de bahsettik. Ama bugün tüm bu metallerin atası olan ve belki de yer kabuğundaki en yaygın, en ucuz ama belki de tarihi şekillendirme gücü en yüksek olan metali yani demiri konuşalım istiyorum. Tabii onun öncesinde de yine ara ara yaptığım gibi ikinci baskısını yapmış olan bu hesapta bir gariplik var isimli. Kitabımı da tavsiye ederim. Kırmızı Kedi yayınevinden çıktı. Eee, internet sitelerinden hazır şu anda. İşte kasım fırsatları, harika Kasım, Muhteşem Kasım falan gibi çeşitli sitelerde indirimler de varken ki aslında var. Şu anda amazon.com.tr’de tr’de en ucuz fiyata satılıyor. Tavsiye ederim. Yani bir reklam vesaire değil. Eee, satan şirketin reklamı değil de kitabın reklamını yapıyorum. Kitap da benim kitabım zaten. Eee, en ucuzu fiyata 192 lira civarı olması lazım. E, kasım fırsatları falan diye bir şey geçiyor herhalde. İşte harika kası mı, muhteşem Kasım mı ne? Oradan alabilirsiniz belki. Hakikaten çünkü burada bu kanalda eee, zaman bulamadım, detayına inemediğim pek çok şeyi kitapta anlatıyorum. Aynı zamanda da çok sayıda kitap tavsiyesi istiyorsunuz. E, kitap tavsiyesi aslında kitabımda pek çok kitap tavsiyesi var. Her bölümün sonunda hakikaten çok uzunca bir kitap tavsiye listesi var ki açıklamalı. Sadece öyle kitabın adını yazıp da bırakmıyorum. O kitabın ne anlattığını da anlatan güzel bir kitap tavsiye listem var. Eee o yüzden de kitabımı öncelikle tavsiye ederim. Öyle söyleyeyim. Şimdi iddialı bir tezle başlayalım bu yayına. Diyelim ki hani bir medeniyetin hakikaten gerçek gücünü, refahını, potansiyelini ölçmek istiyorsanız onu altın rezervlerine değil de yıllık demir üretimine bakın denebilir. Hakikaten şimdi bu abartılı gelebilir bu cümle ama tarih bize şunu kanıtlamıştır hakikaten. Altın satın alınabilir. Eee işte gümüş süsleyebilir değil mi? Hani altında satın da alabilirsiniz bir şeyleri. Gümüş de süsleyebilirsiniz. Yine satın da alabilirsiniz tabii ki fiyatına göre. bakırla haberleşilir ama sadece demir inşa eder. Demir fetheder ve demir üretir. Ki demir yalnızca metal değil aslında. O askeri gücün, üretim kapasitesinin ve sanayi uygarlığının da ta kendisi. Onun bel kemiği adeta. O topraktan çıkan en demokratik diyelim ama aynı zamanda en otoriter element. Şimdi ne demek istediğimi daha biraz daha detaylı bir şekilde anlatmaya çalışacağım bu videoda tabii bu demirin binlerce yıllık yolculuğunu anlatmayı düşünüyorum. Roma’nın, Roma İmparatorluğu’nun dünyayı titeden demir lejonlarından işte Osmanlı’nın devasa tophane dökümelerine, ne bileyim İngiltere’yi dünyanın efendisi yapan o meşhur kömür demir ittifakından günümüzün Çin merkezli dev çelik ekonomisine kadar demirin gücü nasıl dönüştürdüğünü konuşalım istiyorum. Ve tabii ki her zamanki gibi söyleyeyim. Demir yatırım yapılabilen bir eee MTya, bir metal. Ama ben yatırım tavsiyesi vermeyeceğim burada. Amacım bu temel metalin ardındaki ekonomik, tarihsel ve jeopolitik dinamikleri anlamanızı sağlamak. Yoksa işte şuna yatırın, buna yatırın, doğru fiyatı budur, yanlış fiyatı budur. Şuradan döner, buradan bayrak yapar falan demek değil. Şimdi çünkü öncelikle demiri anlam anlamamız gerektiğini düşünüyorum bütün bunları yapmadan evvel. Çünkü diyorum ki demiri anlamak hakikaten gücün doğasını anlamaktır. Şimdi başlayalım isterseniz ve hatta sarsıcı bir cümleyle başlayayım. Yine böyle her bölümün sonuna sarsıcı bir cümle de koydum kendimce. Buradaki cümlemiz şu: İmparatorluklar altınla satın alınmadı, demirle dövüldü diye başlayalım. Şimdi demirin hikayesi antik dönemde aslında gücün merkezileşmesinin hikayesi. Çünkü antik dünyada birçok medeniyet demiri biliyordu ama hiçbiri onu Roma gibi bir imparatorluk aracına dönüştüremedi. Peki neydi bu Roma ordusunu yüzyıl yüzyıllarca yüzlerce yıl boyunca durduramaz kılan şey? İşte üstün taktikler tabii ki disiplinli askerler tabii ki elbette önemli ama bu ordunun asıl gücü aslında lojistiğinde ve standardtizasyonunda yatıyordu ki Roma’nın sırrı bu açıdan baktığımızda standartlaştırılmış demir silah ve zırhları seri üretebilme kapasitesiydi. Her Roma lejonerinin biliyorsunuz askerleri Roma lejonlarından lejyonerler oluyor. Kullandığı kısa kılıçlar Gladius mesela fırlatılan işte mızrak, pilum, eee, katmanlı zırh, lorik, segment, tata duymuşsunuzdur belki bunları. Bunların hepsi demirden yapılıyordu ve hepsi aynı standarttaydı ki bu Roma’nın bir orduyu değil de adeta bir savaş makinesini sahaya sürmesini sağlıyordu. Bir lejyoner yaralandığında veya silahı kırıldığında yerine anında standart bir yenisi kor konulabiliyordu. Ki bu o çağ için inanılmaz bir endüstriyel başarıydı açıkçası. Ki Roma, Roma İmparatorluğu eee bu askeri endüstriyel kompleksi, military industrial complex çok konuşulur. Adem Yavuz Elverine’e de buradan selam olsun. o konularda çok yazıp çizmiştir. Eee, yani önde gelen isimlerden bir tanesidir. E, savunma iktisadında diyelim. Bu askeri endüstriyel kompleksi beslemek için nereye fetedeceğini bile demir haritasına göre belirliyordu Roma. Yani imparatorluğun en zengin demir madenlerinin bulunduğu işte Hispanya denilen şimdiki İspanya ve Britanya gibi bölgeler sadece toprak değil aslında aynı zamanda stratejik hammadde kaynakları olarak ele geçirildiler. Çünkü Roma için demir madenleri petrol yataklarının 20. yüzyıl imparatorlukları için taşıdığı önem neyse işte o öneme sahipti ki yüzyıldan sonra Roma’dan yüzyıllar sonra tarih sahnesine çıkan bir başka büyük imparatorluk olan Osmanlı İmparatorluğu da malum gücünü aslında demir işleme sanatında buldu. Fatih Sultan Mehmet’in işte İstanbul’u fethederken kullandığı o devasa sahi topları düşünelim değil mi? Hani o sadece birer silah değil aynı zamanda Osmanlı’nın ulaştığı o metalürücü ve dekümü teknolojisinin de birer sembolüydü adeta. İstanbul’daki tophane ve diğer dökümeler imparatorluğun askeri gücünün kalbiydi. Osmanlı kılıç gibi bireysel demir silahlardan top gibi devasa kolektif savaş makinelerine geçiş sürecini oldukça başarıyla yönetti ve demirin endüstr endüstrileşmesinin bir sonraki aşamasına geçti açıkçası. Ki bu demirin aslında artık sadece asgeri kol gücü değil de bir devletin organize sanayi kapasitesini de temsil etmeye başladığını gösteriyordu. Çünkü tarih bize şunu gösterir aslında. Tarih boyunca Fetih demirin yeni bir şekil almasıyla başlamıştır her zaman. Şimdi eğer demir antik çağlarda imparatorlukların kılıcı olduysa eğer 18. yüzyıl Britanya’sında ise modern dünyanın motoru haline geldi. Ki bu dönüşümü sağlayan şey ise tarihin en güçlü ittifaklarından bir tanesiydi. Bu da kömür ve demirin ittifakı. İki tane MT’nın ittifakı. Yüzyıllar boyunca demir üretimi odun kömürü kullanılarak yapılıyordu ki bu yavaş bir süreçti. Hem çok yavaş bir süreçti hem de İngiltere’nin ormanlarını tüketme noktasına getirmişti açıkçası. Ama İngiliz mucitler eee bol miktarda bulunan maden kömürünü yani özellikle kok kömürünü yüksek fırınlarda demiri eritmek için kullanmanın bir yolunu buldular. Ve bu aslında bir devrimin başlangıcıydı. Kömür sanayi devriminin, İngiltere’de başlayan sanayi devriminin 18. yüzyılın sonu, 19. yüzyılın başında sanayi devriminin enerji kaynağı yani adeta kas gücü oldu. Eee demir ise bu enerjiyi kullanacak makinelerin altyapısının iskeleti yani üretim altyapısı oldu kömürle beraber. Şimdi bu iki gücü birleştiren kömürle demiri birleştiren ve patlatan nihai kıvılcım ise James Wat’ın buhar makinesi. Kendisi de dökme demirden yapılan bu makine kömürle çalışıyor ve inanılmaz bir güç üretiyordu zamanına göre. Ki bu güç demir madenlerindeki suyu boşaltmak, eee, demir fırınlarını hava pompalamak ve demirden yapılmış makineleri çalıştırmak için kullanıldı. Ve o andan itibaren aslında dünya bir daha asla eskisi gibi olmadı. İngiltere’nin manzarası adeta demirle yeniden çizildi. İşte nehirlerin üzerine kurulan demir köprüler, ülkeyi bir ağ gibi saran demir yolları, üzerine giden demir lokomotifler, işte içinde binlerce işçinin çalıştığı demir iskeletli fabrikalar ve okyanuslara aşan aslında demir gövdeli e buharlı gemiler. Şimdi bu çağın belki de en güçlü sembolü 1779’da inşa edilen ve bugün hala ayakta olan Iron Bridge. Demir köprü demek zaten ingilizcesiyle. Dünyanın ilk dökme demir köprüsü olan bir yapı. Sadece mühendislik harikası değil aslında. Aynı zamanda yeni bir ekonomik çağın doğum belgesi gibi bir şey ki o çağda zenginlik artık toprağın ve e altının mülkiyetiyle değil de demiri kömürle birleştirip bir şeyler üretebilme kapasitesiyle ölçülüyordu. Bu yüzden aslında rahatlıkla söyleyebiliriz ki sanayi devriminin paralosu altın falan değildi. Gümüş de değildi. Demirdi. Şimdi sanayi devrimi evet demirle başladı ama eee sonrasında 19. yüzyılın ik yarısında 1850’lerden itibaren aslında demirin daha güçlü, daha esnek ve daha rafine edilmiş bir versiyonu sahneye çıktı. Bunun adı da ne? Çelik. Ki demir çelik fabrikası diye hep geçer. Bütün fabrikalar biliyorsunuz. İşte Karabük Demir Çelik, Ereğli Demir Çelik. Bildiğiniz gibi. Nedir çelik? Eee çelik en basit tanımıyla eee içindeki karbon ve diğer safsızlıkların büyük ölçüde giderildiği saflaştırılmış demir diyelim. Yani dökme demir dediğimiz şey aslında serttir ama kırılgandır. Saf demir ise yumuşaktır. Çelik ise aslında bu ikisinin en iyi özelliklerini birleştiriyor ve hem son derece sağlam, dayanıklı ama hem de esnek. Şimdi tabii yüzyıllar boyunca çilek üretimi çok pahalı ve zahmetli bir iş olmuş. Sadece kılıç gibi özel ve değerli aletler için çok küçük miktarlarda üretilmiş. Ama her şeyi değiştiren gelişme işte 19. yüzyılın ikinci yarısı dediğim 1850’lerde Henry Beser tarafından icat edilen besemer yöntemi. Nedir bu yöntem? Bu yöntem eee erimiş demirin içinde hava üfleyerek safsızlıkları yakıyor ve dakikalar içinde tonlarca çelik üretilmesini sağlıyor ki bu da aslında çelik devriminin başlangıcı sayılıyor. Artık demir yolları mesela daha dayanıklı çelikten binaların iskeletleri daha yüksek kaliteli çelikten işte gemiler daha hafif çelikten yapılabiliyordu. Demir çelik sektörü aslında bir ülkenin sanayileşmesinin ve ulusal gücünün en temel sembolü haline geldi adeta. ki bu dönemde kurulan şirketlere baktığımız zaman bunların sadece birer ticari işletme değil aynı zamanda birer ulusal gurur kaynağı olduğunu görüyoruz. İşte Amerika’da mesela US Steel, Almanya’nın işte ruh hafızasındaki dev fabrikalar, eee Türkiye Cumhuriyeti’nin işte tabii ki ilk ağır sanayi hamlesi olan Karabük Demir Çelik Fabrikaları. Bunların hepsi aslında ulusal kalkınmanın ve bağımsızlığın birer simgesi adeta. Ve 20. yüzyıl boyunca aslında ekonomistler ve stratejistler için bir ülkenin sanayi kapasitesini ölçmenin en net yolu o ülkenin yıllık çelik üretimine bakmaktı. Ton başına çelik üretimi işte bir ulusun gayri safi yürütüş hasılasından veya ordusunun büyüklüğünden bile aslında daha anlamlı bir güç göstergesi olarak eee kabul ediliyordu. Bu yüzden aslında modern ekonomi tarihinin en temel kurallarından bir tanesi şu olduğu söylenir. Bir ülkenin sanayisini anlamak istiyorsanız onun yıllık çelik tonajına bakın. Şimdi eğer çelik tabii 20. yüzyılın sembolü olduysa, eee 21. yüzyılın aslında omurgası haline geldi diyebiliriz. Modern uygarlığın omurgası haline geldi 21. yüzyılda diyebiliriz. Bugün demir çelik talebini yönlendiren ana sektör artık fabrikalar veya demir yolları değil eskisi gibi. Tabii ki hala bunların eee demir çeliğe olan talebi söz konusu ama asıl şu anda gelen talep devasa inşaat ve altyapı sektöründen geliyor. Şimdi bugün çevremizde gördüğümüz o modern yapılı çevrenin neredeyse tamamı çeliğin gücüne dayanıyor. İşte gökyüzüne uzanan o dev gök delenler mesela değil mi? iskeletleri çelikten yapılıyor. İşte vadileri ve boğazları aşan o uzun köprülerin taşıyıcı sistemleri büyük ölçüde çelik veya işte betonun içine yerleştirilen o nervürlü çelik çubuklar yani inşaat demiri dediğimiz şey betona çekme mukavem mukavemeti kazandırarak onu depremlere ve yüklere karşı dayanıklı hale getiriyor. Tabii ki müteahitlerin iyi niyetli olduğu kurallara ve yönetmeliklere uygun davrandığı varsayımı altında maalesef ülkemizde her zaman böyle yapılmadığını acı tecrübelerle zaten biliyoruz. Şimdi rakamlar tabii bir gerçeği çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Bugün küresel demir çelik talebinin yaklaşık %50’si yarısı yani doğrudan inşaat sektörü tarafından geliyor. Ki bu durum demir fiyatlarını özellikle gelişmekte olan ülkeler için kritik bir ekonomik gösterge haline getiriyor. Bir ülkenin inşaat sektörü canlandığında, altyapı yatırımları arttığında demir cevheri ve çelik talebi de artıyor. Bu yüzden demir fiyatlarındaki artış aslında bir artış genellikle o ülkenin büyüme hızının bir göstergesi olarak kabul edilir ki bunun en çarpıcı örneğini eee 2000’li yıllardan sonra Çin’in sahneye çıkışıyla gördük. Hatta 90’lı yıllardan diyelim. Çünkü Çin tarihin gördüğü en büyük ve en hızlı şehirleşme ve altyapı hamlesini başlattı. Yani Çin’deki şehirlerin uydu fotoğraflarına bakın. Bundan 40-50 yıl evvel çekilmiş. Hatta 20 yıl evvel çekilmiş ve bugün çekilmiş. İnanılmaz farklılıklar göreceksiniz. İnanılmaz büyük bir şehirleşme ve altyapı hamlesi var. Tabii ki işte arada hatalar da oluyor. Geçenlerde malum bir köprü çökmüştü ama milyonlarca konut, e, on binlerce kilometre otoyol ve yüksek hızlı tren hattı, devasa barajlar ve havalimanları inşa ettiler büyük ölçüde. Ki bu doymak bilmez inşaat iştahı diyelim. Küresel demir cevheri talebini 10 yıl içerisinden neredeyse 3 katına çıkardı ve Avustralya gibi ülkeleri zenginleştiren bir MTA süper döngüsünü tetikledi. Çünkü onlar demir ihraç ediyorlar. Şimdi bu yüzden aslında modern dünya için belki de şu metaforu kullanmak en doğrusu olacaktır diye düşünüyorum. Beton uygarlığın görünen yüzü ise çünkü dışarıdan betonu görüyoruz aslında. Demir veya çelik onun görünmez iskeletidir diyebiliriz. Peki bu kadar eee hayati bir maddenin eee küresel ars haritası nasıl şekilleniyor diye soracaksınız. Talep kısmını konuştuk. Nereden geldiğini, sanayi devriminden sonra öneminin gittikçe arttığını vesaire. Ama arz haritası nasıl diyeceksiniz? Yani gücün bu temel elementi yani arzdaki en büyük kaynak neresi? Şimdi ham demir cevheri üretimine baktığımız zaman aslında pazarın iki dev oyuncunun, iki dev ülke oyuncusunun kontrolü altında olduğunu görüyoruz. Bunlardan bir tanesi Avustralya. Avustralya küresel demir cevheri üretiminin yaklaşık %35’ini, 1/3te bir’ini diyelim tek başına karşılıyor ki onu 14’lik payıyla %25’lik payıyla Brezilya takip ediyor ki 352 zaten %50’yi geçen işte %60 civarına yaklaşan bir eee şey var. Arzada rolleri var iki ülkenin sadece. Avustralya ve Brezilya’nın. ki bu iki ülke adeta dünyanın demir madenleri diyebiliriz ve onların üretim kapasitesi küresel inşaat ve sanayi sektörünün nabzını belirliyor ki bu ülkelerdeki bir sel felaketi mesela bir madenci grevi eee veya bir lojistik aksama küresel demir fiyatlarını ve dolayısıyla inşaat maliyetlerini doğrudan etkiliyor hemen. Çünkü demir fiyatlarını arttırıyor. Ancak demir cevherini tabii nihai ürün olarak çeliğe dönüştürme aşamasına geldiğimizde dedik ya hani demir aslında çeliğe dönüştüründe daha iyi oluyor. Daha kuvvetli, daha sağlam oluyor ve daha esnek oluyor. Tabii tablo o zaman da tamamen değişiyor. Çünkü demirin çeliğe dönüştürülmesi sürecinde dünyada tek bir süper güç var. Tahmin ettiğinize duyar gibi oluyorum. Bu da Çin. Çin bugün dünyanın toplam çelik üretiminin %55’inden fazlasını tek başına yapıyor. %55’inden fazlasını tek bir ülke Çin. Yani dünyadaki her iki ton çelikten birinden fazlası Çin’de üretiliyor diyebiliriz. Şimdi bu durum tabii demiri sadece ekonomik bir hammadde olmaktan çıkarıp jeopolitik bir araca dönüştürüyor adeta. Çünkü Çin bu devasa üretim kapasitesini ve inşaat bilgisini işte Çin serisinde aslında anlatmıştım. Kuşak ve yol gibi girişimlere girişimlerle beraber bir dış politika aracına e çevirmiş diyebiliriz. adeta bir demir diplomasisi yürütüyor. Çinli şirketler Afrika’dan Asya’ya, Latin Amerika’ya kadar birçok ülkede limanlar, demir yolları, köprüler, stadyumlar, konutlar inşa ediyor ki bu projeler sadece o ülkelere altyapı sağlamakla kalmıyor. Aynı zamanda işte bu kuşak ve yol projesi bağlamında eee Çin’e siyasi ve ekonomik nüfus kazandırıyor. Sırbistan’daki otoyolları bile eee Arnavutluk’taki bazı otoyolları bile Çin’in yaptığını unutmayalım. Şimdi vurucu cümlemizde aslında bu yeni durumu belki özetleyebiliriz yeni bir cümleyle. Bu da bugün demir aslında sadece hammadde değil artık sadece bir hammadde değil jeopolitik bir güç aracıdır. Eee diyebiliriz diye düşünüyorum. Yani bu metal serisiyile ilgili bir bölümümüzdü. Bu seriye devam edeceğiz. Daha kobalt var, eee, linit var. Bunları konuşacağım. Metallerin psikolojisini anlatacağım. Ama görüyoruz ki aslında bütün bu bölümlerde işte bakır yaptık, platin yaptık, paladyum yaptık. Yani platin paladyum beraber yaptık zaten. Altını zaten yapmıştık. İşte demiri yaptık bugün. Aslında her metal nadir elementleri yaptık. Her metalin bir karakteri, bir ruhu olduğunu görüyorsunuz belki de. Yani seri boyunca yaptığımız analizleri belki tek bir cümlede toplayacak olursak şöyle demek mümkün. Hani altın güvenin, gümüş zarafetin işte bakır iletişimin sembolü metali ama demir her zaman ve her koşulta gücün metali. Gücün sembolü. Hititlerden Romalılara, Osmanlılardan İngilizlere işte bugün mesela Amerikalılardan Çinlilere kadar her zaman en büyük gücü inşa edenlerin ve elinde tutanların metali demir olmuş. çelik olmuş ki o zenginliğin böyle gösterişli bir sembolü değil ama e ne diyeyim somut bir temeli adeta ki bu yüzden kapanışı da yine eee tarihsel bir dersle yapmak istiyorum kendimce. Ben bir tarihçi değilim tabii ki ama tarihi ilgi duyan bir ekonomistim diyelim. İmparatorluklar parayla değil demirle kuruluyorlar ve belki de yıkılışları da aslında o demirin paslanmasıyla başlıyor. Çünkü pas aslında hani demirde gerçekleşen bir olgu malum. Sadece kimyasal bir reaksiyon değil. Aynı zamanda üretim kapasitesinin, bakımın ve iradenin kaybolmasının da böyle bir sembolü, metaforu adeta. Ve unutmayın şunu da her gök derene baktığınızda, her köprüden geçtiğinizde veya her trene bindiğinizde aslında onunla birliktesiniz demirle. Çünkü demir uygarlığın damarlarında dolaşan o sessiz ve sarsılmaz bir güç adeta. Eee, lütfen bu videoyu faydalı bulduysanız kanalıma destek olmak için beğenmeyi ve abone olmayı unutmayalım. Eee, bildirimleri açalım, yorumlarımızı esirgemeyelim. Yorumlarda Demir’in gelecekteki rolü hakkında ne düşündüğünüzü lütfen benimle paylaşın. Her yoruma bildiğiniz gibi elimden geldiğince cevap vermeye çalışıyorum. E aynı zamanda ücretli üyelik düşünebilirsiniz arkadaşlarınızla, ailenizle, dostlarınızla, sevdiklerinizle, öğrencilerinizle veya öğretmenlerinizle bu kanalı paylaşabilirsiniz. Elimden geldiğince kanalda yayınlara devam edeceğiz. Farklı farklı serilerimiz var. Postkezin iktisat bir yandan devam ediyor. Oktay Özden’le metallerle ilgili bir seri yapmaya devam ediyoruz. Ülke ekonomileri zaten daha uzunca bir süre devam edecek. Eee, onun dışında yeni dünya düzeninden bahsediyorum, ekonomik düşünce okullarından bahsediyorum. Arada güncel olayları mesela asgari ücret belirleme gibi yorumluyoruz. Bazen konuklarımız oluyor ama büyük çoğunlukla tek başıma yayın yapmaya çalışıyorum. Ve biliyorsunuz da kanalın gerilerini zaten Darışfak eğitim kurumlarıyla paylaşıyorum. Eee, kitabımın da gerilerini eee, o şekilde olacak. Dolayısıyla lütfen sizden eee yardımlarınızı, desteklerinizi yani kanala izleyerek hiçbir şey yapmanıza gerek yok aslında. Belki de kitabı satın alarak da olabilir tabii ama hiçbir şey yapamıyorsanız en azından kanalı böyle hoplamadan, zıplamadan reklamları vesaire izleyerek en azından kanala gelir eee getirilmesini sağlarsanız ki ben de onları daru şofaka eğitim kurumlarıyla paylaşabilirsem eğer benim için bir motivasyon kaynağı olacaktır diye düşünüyorum. Demirle ilgili en azından bu metal serisine demirle ilgili söyleyeceklerim bu kadar. Metal serisine dediğim gibi başka bazı metallerle devam edeceğiz. Şimdilik bu konuyla ilgili söyleyeceklerim bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum ve hepinize bu vesileyle iyi günler diliyorum.