Arjantin’de Milei Deneyi: Motorlu Testere Ekonomisi Nereye Gidiyor?
Bu Bölüm Hakkında
Bu bolumde Arjantin serisinin ikinci kismi olarak 1976 askeri darbesinden gunumuze kadar olan donem inceleniyor. Neoliberal sok tedavisi, IMF ile 22 kez tekrarlanan anlasmalar, 2001 ekonomik cokusu ve Kirchnerizm donemi ele aliniyor. Javier Milei'nin 2023'te iktidara gelmesiyle uygulanan radikal ortodoks politikalar; sert devaluasyon, subvansiyon kesintileri, kamuda kuculme ve enflasyonla mucadele stratejileri degerlendirilirken, bu politikalarin yoksulluk ve gelir dagilimi uzerindeki agir bedelleri tartisiliyor. Arjantin deneyiminin Turkiye ile paralellikleri de vurgulaniyor.
Ele Alınan Konular
- 1976 askeri darbesi ve neoliberal sok tedavisi
- IMF ile tekrarlanan anlasmalar ve borc sarmali
- 2001 Arjantin ekonomik cokusu
- Kirchnerizm ve heterodoks ekonomi politikalari
- Javier Milei'nin radikal ortodoks programi
- Arjantin-Turkiye paralellikleri
Herkese merhabalar. Ülke ekonomileri serisine Arjantin’le devam ediyoruz. Arjantin’in ikinci videosuna hoş geldiniz. Biliyorsunuz geçen videoda Arjantin’in o zenginlikten krize düşüş hikayesini, işte o peronizmin yükselişini ve 1976 yılındaki askeri darbenin hazırlık sürecini anlatmaya çalışmıştım. Bugün ise daha acı bir hikayeyi inceleyeceğiz. O da e neoliberalizmin Arjantin istilası, borç salmalı ve Arjantin’in IMF ile olan 22 kez tekrarlanan 22 kez tekrarlanan ilişkisinin trajik hikayesi ki bu sadece aslında hani bir ülkenin ekonomik krizleri hakkında değil. Aynı zamanda küresel kapitalizmin eee çevre ülkeleri nasıl esir aldığının da mükemmel bir örneği. Arjantin’in deneyimi bize bence bugünün Türkiye’si içinde kritik dersler barındırıyor. Peki şimdi tabii burada sormak gerekiyor. Yani bir ülke nasıl oluyor da 22 kez IMF’ye gidiyor değil mi? 22 kez. E yani çok enteresan. Bu sadece kötü bir yönetimin sonucu mu yoksa sistemin doğasından kaynaklanan yapısal bir sorun mu var? Çünkü Arjantin’in son 50 yılı hakikaten de neoliberal küreselleşmenin bence en acısız eee en acımasız pardon laboratuvarlarından bir tanesi olarak görülebilir. Ve bugün geldiğimiz nokta aslında bu sistemin belki de iflas ettiğinin en güzel kanıtı. Şimdi 1976 24 Mart 1976 darbesi Arjantin’de bir cunta tarafından sadece siyasi değil aynı zamanda ekonomik paradigma değişiminin de başlangıcıydı. Çünkü buna onlar ulusal yeniden düzenleme süreci diyorlar. Arjantin’in en kanlı yılları. E sadece siyasi değil ekonomik boyutları da var. Çünkü askeri cunta Chicago Üniversitesi’nden Şil’in yaptığı gibi Chicago’dan mezun ekonomistleri hükümete getirdi ki bunlar Milton Friedman’ın öğrencileri ve hedefleri açık. İşte peronist ekonomi modelini tamamen tasfiye etmek. piyasa ekonomisini hakim kılmak, uluslararası sermayeye kapıları sonuna kadar açmak ki Cunta’nın ekonomi bakanı Jose Alfredo Martinez Deos geleneksel oligarşinin temsilcisi, babası büyük toprak sahibi, kendisi özel bankaların ortağı ki işte bu programı klasik neoliberal şok tedavisi, özelleştirmeler, serbestleştirme, finansal liberalizasyon ve ticaretin, dış ticaretin açılması ki ilk hedef orada işçi sınıfının gücünü kırmaktı. Sendikaları yasakladılar. Grev hakkı askıya alındı. Adeta 1980’de Özal’ın yani 80 darbe hükümetinde eee çok böyle demokrasi havalesi gibi de görülür kendisi biliyorsunuz ama esasen askeri darbe hükümetinde başbakan yardımcılığı yapmıştır Turgut Özal. Eee onun şeyine benzer bir şekilde aslında grev hakkı askıya alındı. Toplu pazarlık sistemi çöktü. Ücretler donduruldu. Sosyal harcamalar kesildi. Hani işçi sınıfının peronist dönemde kazandığı haklar tek geri alındı ki en dramatik değişimin burada finansal sistemde yaşandığını görüyoruz. Faiz oranları serbestleştirildi. Sermaye hareketleri liberalleştirildi. Yabancı bankalar ülkeye girdi. Finansal spekülasyon başladı. Üretken yatırım yerine spekülatif kazanç arayışı egemen oldu. Dış ticarette gümrük duvarları eee indirildi. İthalat serbest bırakıldı. Yerli sanayi ucuz ithal mallara karşı tabii ki savunmasız kaldı. İthal ikametci sanayileşme politikaları terk edildi ve sonuç felaket oldu. Arjantin’de enflasyon düşmek yerine arttı. İşsizlik rekor seviyelere çıktı. Gelir dağılımı bozuldu. sanayisizleşme başladı. Erken sanayisizleşme ve dış borç kontrolsüz bir şekilde büyüdü. Mesela 1976’da 8 milyar dolar olan dış borçun 1983’te 45 milyar dolar olduğunu görüyoruz. Ki ciddi sistematik bir süreç var bunun arkasında. Özel sektörün deviz borçları devlet tarafından garanti altına alınıyordu. Yani özel şirketler döviz cinsinden borçlanıyor, kar ediyordu. Kriz çıktığında borç yükü devlete yansıtılıyordu. Cuntan’ın çok ciddi toplumsal bir maliyeti de vardı. E 30.000 000 kişi kaçırıldı, işkence gördü, öldürüldü. Ciddi bir toplumsal mühendislik projesi aslında. İşçi sınıfının örgütlü gücünün kırılmak istendiği bir ortam vardı ortada. 81’de çok büyük bir finansal kriz patlak verdi. İşte PESO dramatik şekilde değer kaybetti. Eee bankalar eee iflasa sürüklendi. Reel ücretler %40 azaldı. Cunta kenti politikalarının kurbanı oldu esasen ki aslında İngilizlerle yapılan işte Marvinas savaşı Folklang adaları nedeniyle milliyetçi duyguları uyandırarak meşruiyet kazanma çabasıydı. aslında Arjantin cuntasının ama askeri bozgun olunca cuntanın sonu geldi ve 1983’te demokrasiye geçiş süreci başladı. Şimdi 1983’te demokrasiye geçiş sürecinde Türkiye ile de yine çok benzer Raul Alfons’in cumhurbaşkanlığı dönemi var. Alfonsin eee Cunta’nın bıraktığı ekonomik mirasla başa çıkmaya çalıştı ki bu miras oldukça da ağırdı ekonomik açıdan. 45 milyar dolar borç %400 enflasyon çökmüş bir sanayi ve yüksek işsizlik. Heterodox ekonomi politikaları uygulamaya çalıştı. Alfonsin hükümeti. Plan Avustral adlı istikrar programını ortaya attılar. Yeni bir para birimi çıkarıldı. Fiyat ve ücret kontrolleri getirildi. Kısa vadede enflasyon geçici de olsa düştü. Ama asıl sorun dış borç yükünün sürdürülemez olmasıydı. Arjantin’de borç servisini ödeyebilmek için yani borcu sürdürebilmek için sürekli yeni borçlanma gerekiyordu ve bu kısır döngü eski borçla eski borcu yeni borçla kapatmak anlamına geliyordu. Problem büyüyordu. İşte burada IMF sahneye çıkıyor. İlk anlaşmalar imzalanıyor. F’nin de tabii koşulları net. Bütçe açığını azalt. Vergileri arttır. Kamu harcamalarını özellikle sosyal harcamaları kıs. Ücretleri düşür. Özelleştirme yap ki bu klasik yapısal uyum programlarının başlangıcı. Ama ciddi bir toplumsal direnişle karşılaşıldı. Demokratik ortamda sendikalar yeniden örgütlenmişti. 13 kez genel grev yapıldı. E işçi sınıfı neoliberal politikalara karşı direniyordu. Peronist parti muhalefet de güçlenmeye çalışıyordu. Alfonsin IMF koşullarıyla toplumsal talepler arasında sıkışmıştı açıkçası. Çünkü IMF politikaları açıkça ve açıkça toplumsal refahla çelişiyordu ki 1987’den sonra ekonominin artık iyice kontrolden çıkmaya başladığını görüyoruz. enflasyonun yükseldiği, mali disiplinin bozulduğu, döviz rezerinin eridiği klasik istikrarsızlık belirtileri yani. Ve 1989’da hiperenflasyon aylık enflasyon. Aylık diyorum bakın yıllık değil. %200’ü geçtiği bir ortam. Yıllık enflasyonun %5.000’e ulaştığı bir ortam. Sadece fiyat artışı da değil yani aynı zamanda para sisteminin de çöküşü. İnsanlar parayla değil artık mal takası yapmaya başlıyorlar. Burada çok travmatik bir deneyim açıkçası. Market rafları boşalıyor, gıda kıtlığı başlıyor. Sosyal ayaklanmalar, yağma olayları ve Alfons’in görevini, görev süresini tamamlayamadan istifa etmek durumunda kalıyor. Sonra Carlos Menem’in cumhurbaşkanlığı dönemi var. 89’dan sonra Arjantin tarihinin belki de hani Eltürko adı verilen kişi biliyorsunuz bizde de böyle bazen sempatik bakılır Türk basınında. Eee, Peronist partiden gelen biri ama uyguladığı politikalar peronizmin tam karşıtıydı Menem’in. Bu da aslında birazcık Arjantin siyasetin de ne kadar pragmatik olduğunu, ideolojik olmadığını da gösteriyor belki de. Ekonomi Bakanı Domingo Cavallo, Harvard mezunu bir ekonomist. O da gene radikal neoliberal program mimarlarından bir tanesi. Bir konvertibilite planı eee ortaya attı kendisi. Bunun da işte planın merkezinde şu yer alıyor. 1 PESO eş 1 dolar sabit kur politikası. Para sistemini yeniden inşa etmeye çalışıyor. PESO’nun dolara tamamen sabitlendiği, Merkez Bankası’nın PESO basabilmek için, Arjantin Pesosu basabilmek için dolar rezervine sahip olmak zorunda olduğu bir sistem. İlk sonuçlar mucizeviydi. Enflasyon düştü, büyüme başladı. Yabancı sermaye aktı. E tüketim arttı. Orta sınıf rahatladı. Arjantinliler böyle Miami’ye değerli Peso’yla alışverişe Amerika’ya gitmeye başladılar. Ama sürdürülebilirlik sorunu vardı bu sorunda. Sabit kur rekabet gücünü şu anda biraz da Türkiye’de olana benzer aslında. Ciddi derecede erozyona uğratıyordu. PESO gerçek değerinin çok üzerindeydi. İhracat azalıyor, ithalat artıyor, dış ticaret açı büyüyordu. Burada çok ciddi bir işte özelleştirme programı uygulandı. Limanlar, elektrik şirketleri işte havaolu Aerol Lineas, Arjentinas, telefon şirketi, ENtel Petrol şirketi YPF bunların hepsi özelleştirildi. Yabancı şirketlere genelde İspanyol, İtalyan, Fransız şirketler bu stratejik sektörleri devraldılar ve tekelci pozisyonlarını kullanarak yüksek karlar elde ettiler. Tabii ki bunlar da biraz Türkiye’ye benziyor. Burada en problematik alan finansal sistem, bankacılık sektörünün eee serbestleştirilmesi. Gene yabancı bankaların finansal sistemdeki ağırlıklarının artması. Sosyal güvenlik sisteminin özelleştirilmesi, emeklilik sisteminin özel fonlara devri, sağlık sisteminin piyasaya teslim edilmesi, eğitim bütçesinin azaltılması, adeta sosyal devletin tasfiye edilmesi diyebiliriz aslında. İş gücü piyasasının esnekleştirilmesi burada sendika haklarının kısıtlanması, toplu pazarlık sisteminin zayıflatılması, iş güvenliğinin azaltılması gibi hikayeler. Burada tabii şöyle bir şey var. 1995’te bir Meksika ki Meksika ekonomisini ayrıca inceleyeceğiz. Meksika’da bir Tekila etkisi yaratan bir kriz başlıyor. E yani bir Tekila krizi denilen bir kriz başlıyor ve tabii ki işte bu yayılıyor e diğer Latin Amerika ülkelerine. Bankalardan mevduat kaçışı başlayıp resesyon başlıyor. İşsizlik %18’e çıkıyor Arjantin’de ve sabit kur sistemi sorgulanmaya başlıyor. Ama sistem IMF desteğiyle ayakta kalıyor. IMF borçları yeniden yapılandırıyor. Çünkü Arjantin eee uluslararası kuruluşlar tarafından Dünya Bankası, IMF, Washington eee konsensusu tarafından diyelim aslında iyi öğrenci olarak görülüyor ve övülüyor. Ama 1998’de bu sefer Rusya krizi yeni bir şok dalgası yaratıyor. Uluslararası ligidite daralıyor. Risk iştaha azalıyor ve Arjantin tahvillerinin faizi çok ciddi derecede artıyor ki borçlanma maliyetinin artması anlamına geliyor bu. Bu da mali sürdürülebilirlik açısından ciddi sıkıntı. Yine Türkiye’ye çok benzer 2001 krizi var Arjantin’de ve bu 1990’ların mucizevi büyümesinin bir balon olduğunu gösteren bir büyüme ve bu balon patlıyor 2001’de. Krizin kökeni de işte bu konvertibilite yani 1 dolar eş 1 peso sisteminin sürdürülemez yapısında aslında. Sabit kurabet gücünü erozyona uğratıyor. Arjantin malları dünya piyasalarında çok pahalı hale geliyor. İhracat düşüyor, ithalat artıyor. cari açık büyüyor ki dış borçla kontrol edilemez boyutlarda 1999’da 145 milyar dolar olduğunu, bunun Arjantin’in yıllık ihracatının 5 katı olduğunu görüyoruz. Yani o sonuçta ihracat yaparak dolar alacaksınız ki değil mi? O sonuçta bir noktada makroekonomik açıdan borçların ödenmesine gidebilsin. Çünkü doları dolarla ödeyebilirsiniz. PESo değil kimse sizin para biriminizi kabul etmez. Eee yani yurtçi yatırımcı dışında belki diyelim. Dolayısıyla çok ciddi bir oran. Yani 145 milyar dolarlık dış borç Arjantin’in yıllık ihracatının 5 katı olması. Eee ve döviz cinsinden işte tabii borçlarda yani ve devalüasyon durumunda borç yökünün katlanacağı anlamına da geliyor aslında. İşte burada eyalet hükümetleri mesela alternatif paralar çıkarmaya başlıyorlar. böyle Lekop, Patakon gibi 14 farklı para tedavüyle geliyor. Bu da aslında PESO sisteminin çöktüğünün bir göstergesi ve politik kriz 2001’de Cumhurbaşkanı Fernando de la Rua’nın IMF ile anlaşma eee yapamama IMF’nin çünkü daha eee sert kemer eee politikaları istemesi, daha sert kemer sıkma politikaları istemesi ve bunun siyasi olarak da kabul görünmemesi eee Cumhurbaşkanı tarafından. Burada Cavallo’nun görüşü, Domingo Cavallo’nun görüşü, son dönüşü yani en azından ekonomi politikasına, yönetimine son çağrı olarak deneniyor. Bir nevi, eee, Şimşek McQueen diyelim. Eee, sonuçta işte değil mi? Biz de eee, dedemizin tabiriyle diyelim. Hani Şimşek McQueen eee isim vermeyeyim. E ama hiçbir politika işe yaramıyor. Çünkü eee işte banka hesaplarının dondurulması vesaire gibi politikalar eee burada deneniyor ama bu halk ayaklanmasını tetikliyor ve 1920 Aralık 2001’de hakikaten Arjantin sokakları karışıyor. Tencere tava eylemleriyle başlıyor. Hepsi gitsin sloganları. Delarua istifa etmek zorunda kalıyor. 5 günde dör tane başkan yardımcı, yardımcının yardımcısı işte eee temsil yani yasama organının başı falan vesaire eee geçiyor geçici olarak ama siyasi sistem çöküyor. Anayasal düzen bozuluyor. Arjantin adeta yönetilemez hale geliyor. Eee ekonomik çöküş de tam burada. PESO dolar karşısında %400 değer kaybediyor. Bankalar kapanıyor, mevduatlar donuyor. İşsizlik %25, yoksulluk %50. eee, orta sınıf yoksullaşıyor ki burada mesela karton toplayıcılar en trajik manzara. Eski mühendisler, öğretmenler, bankacılar sokakta karton toplamaya başlıyorlar. E, IMF krize rağmen yardımı kesiyor Arjantin’i cezalandırmak için. Eee, ve işte burada, eee, Nestor Kişne’nin cumhurbaşkanlığına geliyoruz. Arjantin’in yeniden doğuşu ve sol popülizmin geri dönüşü dönemi. Bu 2001 krizinin ağır faturasından sonra işte Nestor Kichner, Kirnerizm adı verilen bir eee şeyle aslında siyasi görüşle alternatif bir kalkınma e modeli öneriyor. Eee ki ilk hamle ise işte IMF ile olan ilişkileri gözden geçirmek. IMF koşullarının reddi, heterodoks ekonomi politikaları nedir? Bunların arasında işte dış borç yeniden yapılandırılması çok agresif bir şekilde yapılıyor. Tahvil sahiplerine %70 haircut denilen Avrupalıların değil mi? Saç kesimi kesintisi uygulanıyor. Bu uluslararası finans için de çok şok edici çünkü borç yükünden kısmen kurtuluyor aslında Arjantin. Peso’nun devolüasyonu rekabet gücünü yeniden arttırıyor. İhracat artıyor. İthalat ikamesi başlıyor. Sanayileşme yeniden hızlanıyor. İmalat sektörü büyüyor. İstihdam artıyor. İşte sosyal politikalarda köklü değişiklikler olduğunu görüyoruz. Evrensel çocuk yardımı, eee, şartsız nakit transferi programı adeta. Bu yani çocuklu ailelere ciddi derecede yardım yapıyorlar. Çocuk yardımı, eee, emeklilik sisteminin yeniden kamulaştırıldığını, özelleştirilen emeklilik fonlarının devlete yeniden alındığını görüyoruz. İş gücü politikaları da yine işçi yanlısı hale getiriyor. Petrol şirketi YPF’nin kamulaştırılması daha sonradan eşi Kristina Kirten döneminde 2012’de gerçekleşecek. Bu da eee, bir açıkçası gelişme. Medya sektöründe tekelleşme karşıtı politikalar. Bu Clarin grubunun medya tekelini kırmaya yönelik yasaların çıkartılması medyada çok güçlü bir gruptur Clarin grubu. Merkez Bankası’nın bağımsızlığının sınırlandırılması da var burada. Para politikası kalkınma hedefleriyle uyumlu hale getirilmesi amacıyla yapıldığı söyleniyor bu. Bu daha sonradan başlarını çok ağrıtacak aslında. Sermaye kontrolü, döviz alım satımının düzenlenmesi, eee, piyasa dostu olmayan bir politika tabii ki. E insan hakları alanında işte cunta dönemi suçlarının yargılanması, bir daha asla politikası vesaire bunlar var. Yani bunları böyle sırayla hızlı hızlı geçiyorum süremiz de çok fazla olmadığı için ama eee ama ekonomik sonuçlara baktığımızda 2003-2007 döneminde yıllık büyümenin %8’i geçtiğini, işsizliğin %7’ye düştüğünü, yolsull yoksulluğun %10’a düştüğünü, gelir dağılımının ciddi iyileştiği bir Arjantin görüyoruz. Ama 2008 küresel krizi bu sefer eee modelin sınırlarını gösteriyor ve enflasyon yükselmeye başlıyor. Burada en büyük problem Hollanda hastalığı eee Dutch DC denilen bir şey vardır. Hani belli bir ürünün ürüne bağımlılık anlamında. Burada soya ihracatına bir aşırı bağımlılığı var Arjantin’in. Eee böyle bir sıkıntı var. İmalat sektörünün zayıfladığı, teknolojik gelişmenin yeterli olamadığı bir dönem. Kristina Kirtner dönemi eee yani işte eş Kirtner’in diyelim 2007-2015 arası sonuna doğru özellikle enflasyonun kontrolden çıktığı, döviz rezervlerinin eridiği, mali açığın büyüdüğü ve cari işlemler açının arttığı bir dönem. Eee, sermaye kontrolü burada sertleşiyor. Çoklu kur sistemi oluşuyor. Büyüme duruyor. Enflasyon devam ediyor. 2013’ten itibaren özellikle bir de stak filasyon anlamında yani hem ekonomik durgunluk hem enflasyon anlamında. Burada işte bir sağa ve sola gidiş gelişlerin olduğu bir dönem var. 2015-2025 arası. İşte Maurusia Macrin’nin eee cumhurbaşkanlığı aslında bir neoliberal restorasyonun yeni denemesi. Değişim koalisyonu piyasa dostu politikaları yeniden eee getirmeyi hedefliyordu ve işte sermaye kontrollerinin kaldırılması, döviz kurunun birleştirilmesi, PESO’nun %50 yine değer kaybettiği bir ortam. İşte gümrük tarifelerinin kaldırılmasının hızlandırıldığı bir dönem. 2018’de işte bu Mac döneminde IMF ile büyük bir anlaşma imzalanıyor. 57 milyar dolarlık bir kredi paketi. Bu IMF tarihinin rekoru bu arada ve bir nevi de aslında işte Washington konsensusun Arjantin’e geri dönüşü. Ama bunun da sonuçları felaket. Resyon başlıyor, işsizlik artıyor. Enflasyon düşmek yerine yükseliyor. Yoksulluk %40’a çıkıyor. Sosyal gerginlikler artıyor. 2019’da bu sefer sola geçiş var. Alberto Fernandes’in cumhurbaşkanı seçildiği bir dönem. E Kristina Kirtner başkan yardımcısı olarak geri dönüyor ve Kirtnerizm 2.0 diyeceğimiz bir dönem. sarkaçın yeniden sola ama burada da Covid salgının yeni zorluklar yarattığını görüyoruz. E kapanma politikaları ekonomiyi çok daraltıyor Arjantin’de. Gene maliye açık borç sürdürülebilirliği problemleri. IMF ile bir genişletilmiş fon anlaşması imzalanıyor ama koşulları politik açıdan çok zor ve tabii ki yine işte iktidara mal oluyor aslında. Eee ve 2023’te Haivier Mileği dönemi Arjantin siyasetine çok şok etkisi yaratan ki bu anarko kapitalist mileğiin radikal liber politikalarını biraz Cem Oyvatla Sabri Öncü’nün yazdığı bir yazıdan hareketle eee bir yayın yapmıştık. isteyenler ona da bakabilirler ama benim kısaca söyleyeceğim işte ultra ortodoks bir eee Milay programı var. Şu anda da işte kendisi yasama seçimleriyle karşı karşıya 26 Ekim’de sanırım olacak yakın zamanda. Ama nedir bunlar? İşte bir kere 10 Aralık 2023’te göreve başlar başlamaz şok tedavisi uyguluyor kendince. Eee resmi kurda %50’ye üzerinde bir devalasyon. eee enerji ulaşım sübvansiyonlarının sert kesimi, kamu yatırımlarının durdurulması, çok sayıda düzenlemeyi böyle tek bir acil durum kararnamesiyle gevşetme eee hamlesi, kira sınırlamalarının kaldırılması, iş hukuku hükümlerinin esnetilmesi değil mi? Dış ticarette eee sadeleştirme. Bunu hatta işte motorlu testere moto Sierra böyle bir kendisinin öyle motorlu testlerle bir fotoğrafı da var veya işte videosu mu var artık ünlü olmuştu biliyorsunuz. Bir nevi aslında bu hani Elon Musk’ın da işte Department of Government Efficiency değil mi? eee DOCH bakanlığıyla da birazcık nispeten paralellikleri olan bir şey. Burada bir çerçeve yasası çıkartıyorlar. Burada Haziran 2024’te devletin yeniden yapılandırılması ve kısmi özelleştirmeler ve işte büyük yatırımlar, teşvik rejimi gibi rigi gibi bir eee şey yani yatırımcıya uzun vadeli vergi ve kural güvenceleri getiriyor. Eee işte parak kur rejiminde sert devalüasyon sonrası crowling pack dediğimiz o kontrollü bir değer kaybı rejimi izleniyor ve eee 2005 baharında hükümet IMF ile yeni program eşliğinde bu işte SEPO diye bilinen kısıtlamaların büyük kısmının kaldırıldığını duyuruyor. sermaye hareketlerine adeta bir alan açma hikayesi. Ani kur oynakları üstüne büyüten bir şey ama eee ki Eylül 2025’e gelindiğinde kur baskısı artınca hazinenin e piyasaya döviz satarak müdahale ettiğini de görüyoruz. Şimdi IMF tabii boyutunda eee yani IMF ile yapılan anlaşmalar var. Mesela 31 Temmuz’da eee önce bir kere 2025 Nisan’ında bir 20 milyar dolarlık bir program eee onaylanıyor IMF tarafında. 31 Temmuz’da da ilk inceleme tamamlanınca 2 milyar doları bunun serbest bırakılıyor. 20 milyar doların ki program işte birincil eee fazla değil mi? Hedefi para çerçevesinin güçlendirilmesi, rezerv birikimi gibi ortodoks hikayeler hep böyle. Eee ve tabii ki yine kemer sıkma eee hikayesi. Peki tabii şimdi bütün bu hani politikalar uygulanıyor şu anda. Radikal bir ortodoks politika uygulanıyor da sonuçlar nedir diye baktığımızda eee vallahi açıkçası hani Aylık TÜFE’nin şimdi başarı da var başarısızlık da var. söyleyeceğim. İkisini de hani aylık tüfenin aralık 2023’te aylık bu arada bakın yıllık değil %25,5’a vurduktan sonra 2024 sona ve 2025’te kademeli biçimde gerilediğini görüyoruz. Ocak 2025’te %2.2, Mayıs 2025’te %1,5 ile son 5 yılın en düşüğüne ulaşılmış vaziyette ki yıllık oran 2024’te %118’e inmişti ki 2023’te %211 civarında. Bu tabii şey yani fiyat istikrarı ve dönüş iddiasını destekleyen en güçlü gösterge aslında ama tabii bu enflasyonu düşürme süreci ciddi bir talep çöküşü ve reel ücret erimesi üzerine kurulu. Bunu da söylemek lazım. Türkiye’ye bu açıdan benziyor. Büyüme açısından 2024’te ekonominin daraldığını görüyoruz. -1.8. Eee, sanayide ciddi düşüş var. Kamu yatırımlarının durmasıyla inşaatta mesela çift haneli çöküş var. Eee, şimdi 2025 için hani bu artık yani dipten dönüş rebound beklentisi var ama e özellikle iş gücü piyasasında yara oldukça derin. Bunu söyleyelim. Eee, dış dengede sert talep daralması ve kur düzeltmesiyile beraber bir dış ticaret fazlası veriliyor 2024’te. Yani ithalat çok sert düşüyor. Eee, ithalat çöküyor adeta. Yani eee bu dolayısıyla bir dış dengede bir fazlalık verildiği bir 2024 yılı var bütçede. 2024 boyunca hani aylık eee böyle bir hani işte primary surplus dediğimiz o eee şey faiz dışı dengenin eee fazla verdiğini görüyoruz. Bu da bir başarı argümanı olarak sunuluyor hükümet tarafından. Ama tabii bunu mümkün kılan kalemlerin önemli kısmı işte emeklilik eee maaşların, emekli maaşlarının ve e kamu ücretlerinin ciddi derecede düşürülmesi, kamudan işten çıkarmaların yapılması ve yatırımların kesilmesi ki burada yoksulluk oranının 2024’ün ilk yarısında %50’nin üstüne eee çıktığını görüyoruz. Daha sonra eee biraz enflasyon düşüşü ve ücret ayarlamalarıyla bazı özel tahminler resmi olması da %40’lara doğru indiğini gösterse de tabii ciddi metodolojik farklılıklar var ama çok geniş bir kesim. Özellikle emekliler ve düşük gelirli haneler alım güçlerinde çok dramatik bir kayıp yaşıyorlar. Ki zaten şu anda işte yine Kirnelizmin hareketi ki işte bu 26 Ekim’deki seçimler öncesinde ciddi derecede bir mücadele var. Eee ve eğer bakarsanız Wikipedya’da anketlerin ortalamasının gösterildiği bir grafik de var. Orada Milli’in partisinin yani milli destekleyen koalisyonun oy oranının düştüğünü ve Kirnerizminin oy oranının yükseldiğini göreceksiniz. Eee tabii henüz hala milliin destekleyen ekip 1inci parti gözüküyor. Bunu da söylemek lazım açıkçası. O kadar dramatik bir destek düşüşü de yok kendisine karşı. Eee böyle yani sonuçta 2025 hani yazı itibariyle mesela aylık enflasyon düşse de kura baskı yeniden arttığını gördük. Dediğim gibi döviz satışları yapılıyor piyasaya. Bu da aslında programın tam serbest kur hedefiyle pragmatik bir gerilim yaratıyor bence. Ve sıkı maliye politikası ve ücret fiyat ayarlamaları sürerken kamu kesimlerinde de ciddi kesintisler var. Bu da tabii işte siyasi maliyeti milehiye. Yani eee kamu harcamalarındaki ciddi düşüş ve kamusal hizmetlerdeki geri çekilmenin milliye bir hani iktidarı en azından bir bu işte yasama seçimlerinde mal olup olmayacağını göreceğiz açıkçası. Yani burada tabii eleştirilebiliriz milli dönemini. Sonuçta hakkında vermemiz gereken bazı yönler de var. Yani bu fiyatlama rejiminin sadeleştirilmesi eee kısa vadede enflasyon ivmesini kırıyor. Hakikaten bunu kabul etmek lazım. Ama işte bu enflasyonla mücadelenin hakikaten talep çöküşü ana kanalının talep çöküşü ve gelirlerin reel bir şekilde erozyonuyla hani bir başarı varsa ortada bu yoksulların tüketiminden kesilerek bu başarının satın alındığını görüyoruz. Eee tabii bu ne kadar sürdürülebilir ve siyaset ekonomi dengesi anlamında ne kadar sürdürülebilir açıkçası bunu göreceğiz. Yani yani özetle enflasyon ivmesini kırmayı başarıyor. Fakat bedeli emek gelirleri ve sosyal devletin hızla küçülmesi oluyor açıkçası. Yani ekonomiyi disiplinle istikrara zorlamak mümkün. Türkiye’de de bu yapılmaya çalışılıyor. Tabii mali değil bize sadece parasal ama tabii bu adil paylaşım ve üretken kapasiteyi arttıran bir yeniden yapılanmayla desteklenmedikçe ki destekleniyor gibi gözükmüyor. Arjantin’de demokratik meşruiyete sahip bir istikrar olamayacak. Eee diye düşünüyorum. Yani özellikle aslında çok uzattım lafı bu Arjantin’den ama aslında bunları konuşmak gerekiyordu. Arjantin’in son 50 yılı bence çevre kapitalizminin çelişkilerinin mükemmel bir örneği. Ya sadece kötü politikaların sonucu değil, küresel kapitalizmin yapısal dinamiklerinin de kaçınılmaz sonucu bence. Yani merkez çevre ilişkisi çünkü Arjantin’in kaderini belirleyen temel bir faktör. Yani Arjantin küresel değer zincirinde hammadde tedarikçisi pozisyonunda sıkışıp kalmış bir ülke ve yüksek katma değerli üretime geçişi bir türlü başaramamış vaziyette. ki Türkiye için de bence oldukça önemli dersler var burada. Yani her iki ülkede sanki orta gelir tuzağına sıkışmış durumdalar. Türkiye’deki şu anda eee dolar cinsinden milli geliri artışından çok da fazla şey yapmamak lazım. Eee o rakamlara çok da fazla güvenmemek lazım. Çünkü hakikaten baskılı bir eee döviz kuruyla bunun sağlandığını düşünüyorum. Yani Türkiye’de hakikaten işte cari açık mesela ortak bir problem. Hatta ben şey atıyorum. 2001 krizinden sonra Arjantin’de olan eee Mark Weisebrot ve eee Erineld’ın eee International Herald Tribunaki bir makalesi vardı ki New York Times’ın galiba şeyi uluslararası edisyonu yani uluslararası versiyonuydu. E is Turkey Going to Be the next Argentina başlık di makale vardı. Ona bulabilirseniz internetten bakıp okumanızı tavsiye ederim. Ülkeler arasındaki paralellikleri çok gösteren güzel bir çalışmadır. Hatta eee Deniz Gökçe hatırladığım kadarıyla yine Akşam Gazetesi’e yazıyordu o zamanlar köşe yazısı. Bunu böyle çok sert bir dille bir de Erin Hocaya adeta hakaret amiz ifadeler kullanarak eleştirmişti falan. Neyse bunları e ben öğrenciyken okuduğum için hatırlıyorum. Sizle de paylaşmak istedim. Ama ciddi paralellikler var aslında. O paralellikler için de belki de ayrı bir yayının konusu olur veya Sabri Öncü ve Cem Oyvat’la yaptığımız yayına da bakabilirsiniz veya Erin Sheldan’la Mark Weisebrot’un o söz konusu makalesine de bakabilirsiniz diye düşünüyorum. Eee, Arjantin ilginçti hakikaten. Yani ben hani Arjantin’de çalışırken bu yayın amacıyla, eee, bir nevi böyle tango gibi yani böyle iki adım ileri, bir adım geri veya belki de işte Osmanlı Yeniçeri Ordusunun Mehter takımının yürüyüşü gibi birazcık da tabii. Ama sorun sadece ritimde de değil. Yani sistemin temelinde ve bu sistemi değiştirmek sadece Arjantin’in değil de tüm çevre ülkelerinin ortak mücadelesi, Türkiye dahil çevre ülkelerinin ortak mücadelesidir diye düşünüyorum. Lütfen yorumlarınızı esirgemeyin. Videonun altına olumlu, olumsuz katıldığınız, katılmadığınız bütün noktaları yazabilirsiniz. Çünkü biliyorum Türkiye’de milliği şu anda savunanlar da var. Milliği savunanlar, eleştirenler, herkes yazabilir. Elimden geldiğince bütün yorumlara cevap yazmaya çalışıyorum. Videoyu beğenmeyi, paylaşmayı, kanala abone olmayı hatta belki de ücretli üyelik e de düşünebilirsiniz. Teşekkür bunları düşünmenizi rica ediyorum ki kanala destek artsın. Ben de en azından bu kanalda yayınları yapmak için motivasyonum yüksek olsun. Teşekkür ediyorum ve hepinize iyi günler diliyorum. Yeah.