Bağımsızlık, Petrol, Savaş: Azerbaycan Ekonomisi Nerede Tıkandı?
Bu Bölüm Hakkında
Azerbaycan, 1991'de Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle bağımsızlığını ilan ettiğinde yalnızca bir geçiş şokuyla değil, aynı zamanda Karabağ Savaşı'nın yıkıcı ekonomik yüküyle de mücadele etmek zorunda kaldı. 1994'te imzalanan 'Yüzyılın Anlaşması' ve ardından faaliyete geçen Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı sayesinde petrol gelirleri ülkeye akarken, Hollanda Hastalığı ve kaynak laneti gibi yapısal sorunlar ekonominin çeşitlenmesinin önünde ciddi bir engel oluşturdu. 2014 petrol fiyatı çöküşüyle açığa çıkan bu kırılganlık, imalat sanayinin ve kurumsal altyapının ihmal edilmesinin somut bir bedeli olarak kendini gösterdi. Azerbaycan, 2020 Karabağ Zaferi ve 2022 sonrası Avrupa'nın Rus gazından uzaklaşmasıyla uluslararası stratejik önemini artırırken, enerji bağımlılığından kurtulma ve kapsayıcı bir refah düzeni kurma hedefi henüz tam anlamıyla gerçekleştirilemiş değil.
Ele Alınan Konular
- Sovyet sonrası geçiş şoku ve Karabağ Savaşı'nın ekonomik etkileri
- Yüzyılın Anlaşması ve BTC Boru Hattı ile petrol ekonomisinin kuruluşu
- Hollanda Hastalığı ve tek sektöre bağımlı büyümenin kırılganlıkları
- 2014 petrol krizi ve manatın devalüasyonu
- Kaynak laneti, rantçı devlet modeli ve kurumsal zayıflık
- 2020 Karabağ Zaferi'nin ekonomik boyutları ve yeniden yapılanma süreci
Kayıt dış iktisata hoş geldiniz. Ülke ekonomileri serisinde Azerbaycan’ı inceliyorduk hatırlarsanız. Geçen bölümde Azerbaycan’ın ilk bölümünde eee 19. yüzyıldan 1991’e uzanan o ekonomik tarihi inceledik. Nobel kardeşleri, işte Rotsi’leri, Sovyet sanayileşmesini, ı Dünya Savaşı’ndaki kritik stratejik rolünü Azerbaycan’ın ve eee Sovyet döneminin o durağu anlaşmasını konuştuk. O bölümde şunu gördük aslında. Azerbaycan 150 yıl boyunca sürekli başkası için üretti. Önce özel sermaye için üretti. Sonra Moskova’nın merkezi planı için üretti aslında. Eee, hiçbir zaman da kendi kaynaklarının gerçek sahibi olamadı Azerbaycan halkı baktığımızda. Peki işte bağımsız olduktan sonra 1991’de bağımsızlık bunu değiştirdi mi? Aslında bugün işte ikinci bölümde eee, bu soruyu konuşacağız ama tabii başlamadan önce bir çerçeve ortaya koymak isterim. Bu bölümde bir halka değil bir yönetişim modeline bakıyoruz. Kişiler üzerinden polemik yapmak için değil, petrol gelirinin bir ekonomiyi ve bir devleti nasıl yeniden şekillendirdiğini anlamak için buradayız. Açıkçası sorumuz da gayet basit aslında. Cevabı sadece birazcık karmaşık. Soru şu bağımsızlık Azerbaycan’a kapsayıcı refah mı getirdi yoksa enerji gelirine dayalı daha merkezileşmiş ve daha kırılgan bir yapı mı e üretti? Şimdi tabii tarihsel zeminini kurmadan bugünkü yapıyı konuşmak yüzeysel olurdu açıkçası. O yüzden ilk bölümü yaptım. Şimdi işte o ilk bölümün üzerine o zeminin üzerine bağımsızlık sonrasını konuşalım isterim. Şimdi 1991’de Sovyetler Birliği dağıldığında Azerbaycan bağımsızlığını ilan etti. Ama bağımsızlık tabii e bir bayramla değil şokla başladı açıkçası. Çünkü Sovyet tedarik zincirleri çöktü. Ticaret ağları dağıldı. İşte sanayi tesisleri oldukça ciddi derecede hammadde ve pazar kaybetti. Ve daha önceki bölümde de anlattığım gibi o fabrikalar, o rafineriler, o makine imalat tesisleri birden işlevsiz kaldı. Çünkü hepsi aslında Sovyet sistemine entegre. Hatta Doğu Blokuna geniş anlamda işte Comeekon’a entegre. Bu Sovyet sistemin bir parçası ve o sistem artık yoktu. Ve 1991 ile 95 arasına baktığımızda Azerbaycan’ın Azerbaycan’ın gayri safi yurttiçi hasansının %60’tan fazla daraldığını görüyoruz. Enflasyon 1994’te %1700’e fırladı. İşte ulusal para birimi manat hızla değer kaybetti. Maaşlar aylarca ödenmedi. Eee tasarruflar buharlaştı. O Sovyet döneminin görece istikrarlı yaşam standardı birkaç yıl içerisinde çöktü maalesef. Tabii bu pek çok eee Sovyet, eski Sovyet ülkesinde, Orta Asya’da da işte Baltıklarda da kısm eee işte Ukrayna Rusya için de geçerli aslında. Kafkasya için de geçerli. Pek çok ülkede bu böyle oldu açıkçası. Ve Sovyet dönemine işte o standardı çöktükten sonra özelleştirme süreçleri şeffaf yürütülmedi. Devlet varlıkları düşük fiyatlarla yine pek çok ülke ekonomisinde gördüğümüz yine o coğrafyada doğu blokunda gördüğümüz düşük fiyatlarla belli çevrelere devredildi. İşte enerji, tarım, sanayi altyapısı bakımsız kaldı. eğitimli nüfusun bir bölümü Rusya’ya, Türkiye’ye başka ülkelere göç ettiler ve beyin göçü aslında ekonomik toparlamayı çok daha zorlaştırdı baktığımızda. Eee ve tabii bu tabii eski Sovyet Cumhuriyetlerinin neredeyse tamamında yaşanan bir çöküş ama tabii Azerbaycan’ın durumunu daha da ağırlaştıran bir faktör oldu. O da savaş eee işte Karabağ savaşı 1. Karabağ savaşı 1988’de aslında daha Sovyetler Birliği çıkmadan başlayan bazı etnik çatışmaların tırmanmasıyla 1992’de eee tam ölçekli bir savaşa dönüştü ve 1994 yılındaki ateşkese kadar Azerbaycan topraklarının yaklaşık %20’si işgal edildi. Eee Ermenistan tarafından eee 800.000den en fazla Azerbaycanlı yerinden edildi. Eee işte pek çok Azerbaycanlı öldürüldü. Hocalık katliamı vesaire. Bunları zaten bilenler biliyordur. Savaşın tabii doğrudan ekonomik maliyetinin yanı sıra yüz binlerce mülteci ve göçmenin o barınma, beslenme, istihdam ihtiyacı devlet bütçesine muazzam bir yük bindirdi ve zaten aslında çökmekte olan bir ekonomide askeri harcamalar ve insani kriz içe geçti. Yani Azerbaycan aslında bağımsızlığı hem bir geçiş şokuyla bütün Doğu Blok ülkelerinin yaşadığı geçiş şokuyla o transition şok denilen geçiş şokuyla ama hem de bir toprak kaybı travmasıyla savaşla girdi ve bağımsızlığın ilk yılları tabii ki bir ulus inşası değil de bir hayatta kalma mücadelesi oldu adeta bu dönemde tabii siyasi istikrarsızlığın daha hat safıda olduğunu görüyoruz. İlk Cumhurbaşkanı Ayaz Muttalibov birkaç ay içerisinde devrildi. Ardından Halk Cephesi lideri Abul Face Elçi Bey iktidara geldi. Ama o da ancak bir yıl dayanabildi. Askeri yenilgeler, ekonomik çöküş ve iç siyasi krizler birbirini izledi. Bir yandan savaş kaybedilirken, Karabağ kaybedildi. Öte yandan devlet kurumları henüz oluşma aşamasındaydı. Ordu, diplomasi, ne bileyim maliye, Merkez Bankası, üniversiteler. Aslında tabii ki bir Sovyet mirası tabii ki var ama hani bağımsız Azerbaycan’ın kurumları olarak hepsi sıfırdan inşa edilmeye çalışılıyordu. Ama kaynak da yoktu, deneyimdi. Ve bu kaos ortamında 1993’te Haydar Aliyev’in iktidara geldiğini görüyoruz. Azerbaycan siyasetinde bu babadan oğula uzun süreli bir siyasal devamlılık dönemi de bu noktada başlıyor. Aliyev ülkeyi önce siyasi istikrara kavuşturuyor. Ardından enerji diplomasisini dış politikanın temel aracına dönüştürüyor ve 2003’te vefatıyla beraber İlham Aliyev babasının yerine cumhurbaşkanı oluyor ve o tarihten bu yana da kesintisiz görevde. İşte anayasa değişiklikleriyle aslında görev süresi sınırlamaları kaldırılmış vaziyette. yürütme gücünün bu süreçte giderek merkezileştiğini, siyasal alanın daraldığını, muhalefetin hareket alanının daraldığını, zayıfladığını görüyoruz. Ki bunu da tek söyleyen, söyleyecek olan ben değilim. İşte pek çok kuruluş ne bileyim Freedom House mesela Azerbaycan’a 2025 itibariyle özgür olmayan ülke kategorisinde sınıflandırılıyor. İşte Dünya Bankası yönetişim göstergeleri, hesap verebilirlik hukuk devleti yolsuzluk kontrolü alanlarında düşük skorlar veriyor. Transparencynational’ın yolsuzluk algısı endeksinde Azerbaycan 2024’te mesela 100 üzerinden 23 puanla 180 ülke arasında 154. sırada. Bunlar tabii benim dediğim gibi subjektif yorumların değil, uluslararası kuruluşların düzenli olarak yayınladığı eee karşılaştırmalı veriler. Şimdi burada 1994 yılında Azerbaycan tarihinin belki de en önemli ekonomik anlaşmasının imzalandığını görüyoruz. Yüzyılın anlaşması olarak bilinen bir kontrat aslında, bir sözleşme. Bta olmak üzere 13 uluslararası enerji şirketiyle eee Hazard’daki o Azeri, çırak, güneş yataklarının geliştirilmesini kapsayan bir anlaşma. Azerbaycan’ın hani bu anlaşmada toplam yatırım değeri 7.4 4 milyar doları aşıyor. 2017’de 2050’ye kadar da uzatılıyor. 2017 yılında 2050’ye kadar uzatılıyor bu anlaşma. Ve ardından 2006’da Bakü, Tiflis, Şeyhan Boru hattı faaliyete geçiyor. 1768 km uzunluğunda bir hat ve Hazar petrolünü Rusya’yı ve İran’ı devre dışı bırakarak doğrudan Akdeniz’de Türkiye’nin Ceyhan limanına taşıyor. Günlük kapasitesi 1 milyon varil ki işte batı için de bu bir enerji güvenliği e projesi açıkçası. Ve Azerbaycan ise petrol gerilerinin ana damarı. Burada ilk bölümde gördüğümüz o 100 yıllık örüntü burada da tekrar ediyor birazcık. Yani Bakü petrolü yine küresel jeopolitiğin merkezinde yine büyük güçlerin stratejik hesapların bir parçası baktığımızda ve bu anlaşmaların tabii ekonomik etkisi muazzam oluyor. 2005-2008 arasında Azerbaycan ekonomisi yıllık ortalama %25’in üzerinde büyüyor. 2006’da büyüme oranı %34,5 ve Azerbaycan o yıl dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi. Petrol ihracat gideri milyarlarca dolar tırmanıyor. Devlet bütçesi genişliyor. Altyapı yatırımları artıyor. Bakü hızla fiziksel olarak dönüşüyor. İşte alev kuleleri, Formula 1 pisti, Eurovizyona ev sahipliği yapılıyor. Bir vitrin kente dönüşüyor adeta. Bakü kişi başı milli gelirde 2014’te satın alma gücü paritesiyle baksanız bile 18.000 doları aşıyor. Yoksulluk oranında resmi verilere göre dramatik biçimde dönüşüyor, düşüyor. Ama tabii bu bolluk döneminde para nereye gitti? Eee, diye soracaksınız. Tabii burada devlet bütçesinin önemli bir kısmının altyapı projelerine, eee, prestij yatırımlarına ve savunma harcamalarına ayrıldığını görüyoruz. Bakü’nün çehresi bu dönemde değişiyor. Eee, ben 2004 yılında gitmiştim Kışın Baküye. Tabii o günden bu yana çok şey değişmiştir eminim. Modern gökdelenler, lüks oteller, geniş bulvarlar inşa ediliyor. Bölgesel şehirlerde altyapı yatırımları alıyor. Ama tabii Bakü ile taşlar arasındaki o gelişmişlik farkı kapanmak yerine artıyor. Aslında petrol gelirleri toplumun geneline yayılan üretken yatırımlardan çok böyle görünürlüğü yüksek mega projelere yönlendiriliyor. Eğitim sağlık harcamaları artıyor ama kurumsal kalite meselesi çözülemiyor. Çünkü biliyorsunuz bizim memleketten de bunu bilmek mümkün. Hastane binası yapmak başka. O hastanede hesap verebilir. Şeffaf nitelikli bir sağlık hizmeti sunmak başka. bina yaparsınız ama kurumu inşa edemiyorsunuz. Tabii ki bu ayrım oldukça kritik. Tabii burada bir iktisatçı olarak şu soruyu sormamız gerekiyor aslında. Bu büyüme ne kadar sağlıklı? Çünkü büyümenin neredeyse tamamı bir hidrokarbon sektöründen geliyor. Petrol ve doğalgaz başta olmak üzere. Yani petrol ve doğalgaz ihracatın %90’ından fazlası. Devlet gelirlerinin %50’si ile 70’i arasında. E o dönemde ekonomi büyüyor ama çeşitlenemiyor. İşte burada aslında Hollanda hastalığı denilen Dutch Dase denilen bir klasik sendrom devreye giriyor ve mekanizma şöyle işliyor. Bu yani pek çok farklı maddelerin ihracatına bağımlı ekonomiler için bu söylenebilir. Başta Ortadoğu ekonomileri de olmak üzere mekanizma şöyle işliyor burada. E enerji ihracatı ülkeye büyük miktarda döviz getiriyor. Bu döviz bolluğu ulusal parayı aşırı değerlendiriyor. Güçlenen para birimi ise ithalatı ucuzlatıp yerli üretimi pahalı hale getiriyor. Sonuç olarak da imalat sanayi rekabet gücünü kaybediyor. Tarım küçülüyor. Hizmet sektörü ithalata dayalı büyüyor. E nitelikli iş gücü enerji sektörüne kayıyor. Çünkü ücretler orada çok daha yüksek. Yani petrol diğer sektörleri dışlıyor. E adeta Azerbaycan’da da olan tam olarak bu. tarımın gayri sarfi yurtçi hasadaki payının giderek düştüğünü işte imalat sanayinin yeterince gelişemediğini ithalata bağımlılığın derinleştiğini görüyoruz. Büyüme var yok değil ama tek ayak üzerinde duruyor ve o tek ayakta üzerinde duran bir ekonomi aslında o ayağın altındaki zemin kayınca ne yapar? Düşer. Nitekim de öyle oluyor aslında. O tek ayak işte 2014’ün sonunda kayıyor. Küresel petrol fiyatları 2014 ortasında varil başına işte 110 dolardan düşmeye başlıyor. Şu anda yine biliyorsunuz brand petrol 90 oldu mu 100 oldu mu 100’ü geçecek mi diye konuşuyoruz. 110 dolardan başlayıp 2016’nın başında 30 doların altına iniyor biliyorsunuz ki ve Azerbaycan ekonomisi tabii ki en başta işte petrol ihracatçısı bir ülke bu şoku karşılayacak çeşitlenmeye sahip değil. 2015’te gayrifi yurt hasla %3.4 4 daralıyor. Manat iki kez devalüe ediliyor. Önce Şubat 2015’te ardından Aralık 2015’te toplam değer kaybı %50’yi aşıyor. Bankacılık sistemi sarsılıyor. Birçok banka batıyor ya da birleştiriliyor. Döviz rezervleri hızla eriyor. Enflasyon yükseliyor. Halkın manat cinsinden tasarruflarının dolar karşısındaki değeri tabii ki devalüasyonla beraber düşüyor. Tıpkı 1991’deki gibi aslında sıradan vatandaş yine en ağır darbeyi alıyor burada. Tabii bu kriz yalnızca bir fiyat şoku da değil. Bunu da vurgulamak isterim. yapısal bir kırılganlığın ifşası hani onlarca yıllık petrol geliri imalat sanayini güçlendirememiş, tarımı modernize edememiş yeterince ihracat sepetini çeşitlendirememiş. Küçük ve orta ölçekli işletmeleri büyütememiş. Girişimcilik ekosistemini derinleştirememiş. Şimdi bu tabloda tabii işte siyaset biliminde, politik ekonomide kaynak laneti olarak da bilinen eee işte resource curse denilen o dinamikle de doğrudan örtüşür aslında. Hani enerji rantı çeşitlenme reformlarının ertelenmesini kolaylaştırır. Çünkü kısa vadede enerjiden gelen işte para bütçeye esneklik sağlıyor. Reform yapmak siyasi maliyetli bir şey. Dolayısıyla rant dağıtmak ise kısa vadeli sadakat eee üretir. İşte Devlet Petrol Fonu Sofas 2000’li yıllarda biriken gelirleri yönetmek için kurulan bir fon ve zirve döneminde 37 milyar dolar aşan varlık büyüklüğüne ulaşmıştı. 37 milyar dolar. Şimdi bu eee doğru bir kurumsal adımdı aslında. Norveç’in petrol fonu modeline benzer bir birikim mekanizması oluşturulmuştu. Ama tabii iki model arasında kritik bir fark vardı. Norveç’te fonun harcama kuralları çok ciddi bir yasal çerçeve ve parlamenter denetimle sıkı biçimde denetleniyor. Fondan yıllık olarak yalnızca beklenen reel getirisinin harcanması öngörülüyor. İşte bu kuralı da %3 kuralı deniyor Norveç’te. Sofaz’da ise harcama kararları üzerinde bağımsız denetim mekanizmaları çok daha sınırlı. Hani fonun varlıkları bütçe açıklarını finanse etmek için görece kolaylıkla kullanılabiliyor. Doğal kaynak yönetişimi enstitüsünün değerlendirmeleri mesela bu şeffaflık farkını belgeliyor. Fon varlıkları kriz döneminde hızla eriyor ve tam da en çok ihtiyaç duyulduğu anda o tampon işlevini görmekte zorlanıyor. Şimdi krizden sonra çeşitlenme söylemi güçleniyor. Burada 2016’da eee bir stratejik yol haritası açıklanıyor. Tarım, turizm, lojistik, bilgi teknolojileri ve imalat gibi sektörlerin geliştirilmesini hedefleyen bir yol. haritası hakkını vermek lazım. E Azerbaycan’ın petrol dışı gayr sarfi yurtçi hasılası son yıllarda büyüdü. Turizm sektörü özellikle 2017’den sonra canlandı. Dijitalleşme yolunda önemli adımlar atıldı. Bakü bölgesel bir lojistik merkezi olarak konumlanmaya çalışıyor ama çeşitlenmenin önünde yapısal engeller vardı ve bunların çoğu da kurumsal nitelikteydi. İşte özel sektörün büyümesi için yatırımcıların mülkiyet haklarının korunacağına, sözleşmelerin uygulanacağına ve yargının bağımsız ve efektif biçimde işleyeceğine güvenmesi gerekir. İşte birçok sektörde devlete yakın iş gruplarının hakim konumu tabii bağımsız girişimcilerin pazar girişimini sınırlandırıyor. Refahın dağıtımı konusunda da kritik bir dinamik var. Toplumsal pazarlık mekanizmasından eee mekanizma çok zayıf. Yani bağımsız sendikalar, sivil toplum kuruluşları, muhalefet partileri çok sınırlı bir hareket alanına sahipler. Medya özgürlüğü daralmış vaziyette. İşte sınır tanımayan gazetecilerin eee basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 2024’te 164. sırada Azerbaycan. Toplumsal pazarlık mekanizmalarının bu denli tabii zayıf olması refahın dağılımını doğrudan siyasal iktidara bağımlı kılıyor. Devlet isterse verir, istemezse vermez. Hani vatandaş da talep eden değil de bekleyen konumunda haspel kadar gelirse ki bu da işte klasik rantçı devlet yapısının temel özelliğidir siyaset literatüründe. Yani işte siyaset bilimci Hazen Bebav’in bu kavramsallaştırdığı bir rantçı devlet modeli var. Devlet gelirinin büyük bölümü vergi yerine dış kaynaklı ranttan geldiğinde eee vatandaşla devlet arasındaki o toplumsal sözleşme zayıflıyor. Vergi vermeyen vatandaşın hesap sorma kapasitesi de sınırlı kalıyor. Hani temsil yoksa vergi de yok. Bu eee Amerika için konuşmuştuk bunu. Taxation without representation ilkesinin de tersi geçerli. Yani vergi yoksa temsil de zayıflıyor burada. Ve Azerbaycan’da tabii devlet gelirlerinin petrol ve gazdan gelen payı o kadar büyük ki toplumsal pazarlık yerine yukarıdan aşağıya rant dağılımına dayalı bir düzen oluşmuş vaziyette. Tabii 2020’de Karabağ Savaşı’nın başladığını görüyoruz. 44 günde Azerbaycan askeri bir zafer kazandı ki bu zafer büyük bir ulusal gurur ve meşruiyet kaynağı oldu. Haklı da bir zafer. bir şey diyemiyorum ona. Hani eleştirecek hiçbir tarafı yok tabii ki de. Zaten kendi toprağını resmen kendine ait olan toprağı geri aldığını görüyoruz Azerbaycan’ın başarılı bir şekilde. Ama tabii ekonomi politikası açısından baktığımızda tablo daha karmaşık. Şimdi geri alınan bölgelerin yeniden inşası devasa bir mali yük demek. işte altyapı, konut, yol, e mayın temizleme, tarımsal rehabilitasyon, oradaki üniversitelerin canlandırılması bizzat bildiğim yani askeri harcamalar zaten gayri safi yürütişlarının %4’ün üzerinde seyreden bütçede büyük bir kalem ve tabii askeri başarı ekonomik çeşitlenme ihtiyacını daha da acil hale getiriyor. Üstelik işte Azerbaycan 2023’te önce tabii bir kısmını aldı Karabağ’ın. Daha sonra 2023’te Karabağ’ın tamamı üzerinde kontrol sağladı. Bu süreçte işte bölgedeki Ermeni nüfus büyük çoğunluğu göç ettiler Ermenistan’a geri döndüler. Ve Azerbaycan açısından tabii toprak bütünlüğü sağlanmış oldu. Ama tabii geri alınan bölgelerin ekonomik entegrasyonu, oradaki Azeri nüfusun vakti zamanında 91 öncesinde bulunan Azeri nüfusun tabii yeniden oraya herkes dönmek istemiyor. Toprağını kaybeden var, kaybetmeyen var. O ciddi. Sonuçta yüz binlerce insanın hareketi kolay bir şey değil. Ve tabii bu hareket ettiğinde hep ekonomik canlanmanın bir anda orada ortaya çıkması da eee kolay bir şey değil. Uzun vadeli ve maliyetli bir süreç tabii ki. Ve bu Karabağ’ın yeniden inşası büyük dönüş programı çerçevesinde planlanıyor. Akıllış yeri projeleri, işte yenilenebilir enerji yatırımları, tarımsal rehabilitasyon hedefleniyor. Tabii bunlar kağıt üzerinde çok ileri görüşlü ve doğru projeler ama tabii finansmanı yine büyük ölçüde petrol ve gaz gelirlerine bağımlı olacak. 2022’te tabii yeni bir uluslararası konjonktür devreye girdi. Hemen aklınıza gelecektir zaten ne olduğu. Rusya Ukrayna savaşı. Şimdi bu savaşın sonrasında Avrupa’nın Rus gazından uzaklaşma çabası Azerbaycan’ın enerji diplomasisindeki elini güçlendirdi. Avrupa Birliği ile imzalanan işte yeni gaz anlaşmaları Azerbaycan’ın stratejik önemini arttırdı. Tanap ve TP boru hatlarıyla Hazar gazı Avrupa’ya akıyor. Azerbaycan da 2024’te eee bu COP 29 iklim zirvesine ev sahipliği yaptı. Bir fosil yakıt ekonomisinin tabii küresel iklim diplomasisinin merkezine oturması da bu paradoksu en çarpıcı biçimde gözleri önüne seriyor. Ama tabii bu durum bir şöyle bir paradoksla taşıyor aslında. Azerbaycan’ın uluslararası alandaki pazarlık gücü arttıkça enerji gerilerine bağımlılık da derinleşiyor. Çünkü enerji diplomasisi hani uluslararası arenada aslında bir nevi yönetişim eleştirilerini yumuşatan bir tampon işlevi görüyor. Azerbaycan enerji ihraç ettiği için ve bu enerjiye bağımlı olduğu için de batılı gelişmektükler Azerbaycan’ın işte siyasi durumu, demokrasi vesaire bu konularda tabii ki seslerini çıkarmak istemiyorlar veya çıkartmıyorlar. Yani kaynak laneti aslında yalnızca iç dinamiklerle değil uluslararası sistemin teşvik yapısıyla da bir nevi sürdürülüyor. Bunu da söylemek lazım. Evet. Yani bugün sonuç olarak aslında bu Azerbaycan’ın bağımsızlık sonrası hikayesini burada bitireceğim. Burada toparlıyorum ki bu hikaye bence bize birkaç temel ders veriyor. Birincisi petrol geliri tek başına kalkınma değil. Azerbaycan 30 yılda 100 milyarlarca dolar enerji geliri elde etti. Ama tabii bu gelir kurumsal altyapıyla desteklenmediğinde sürdürülebilir ve kapsayıcı refaha dönüşmedi. Büyüme rakamları yıl dönem dönem petrol fiyatları yüksek seyrettiğinde özellikle oldukça etkileyici ama büyümenin kalitesi, çeşitliliği, dayanıklılığı zayıf. Yani 100 yıl önce Nobellerin çıkardığı petrol nasıl Bakü’de kalmadıysa bağımsızlık sonrası dönemin petrol gelirleri toplumun geneline yeterince yayılamamış vaziyette. İkincisi kaynak laneti yalnızca ekonomik değil siyasal bir olgu. Rant yürüme gücünün merkezileşmesini kolaylaştırıyor. Merkezileşme de çeşitlenmeyi zorlaştırıyor ve çeşitlenme yalnızca sektörel hedef koymakla da olmuyor tabii ki. Hani hesap verebilir bir yönetişim, bağımsız yargı, rekabetçi piyasalar ve çok güçlü bir sivil toplum gerektiriyor. Şimdi bu kısır döngü tabii güçlü kurumlar olmadan da kırılamıyor. Üçüncüsü bu dinamikler Azerbaycan’a özgü değil. Başka ülkelerde de bunu göreceğiz. Nijerya, Venezuela, Irak, Cezayir birçok kaynak zengini ülkede benzer örüntüler gözlemlenir. Yani Türkiye’den bakıldığında da aslında tanıdık temalar var. Enerji bağımlılığı, kurumsal kapasite, bölüşüm adaleti ve siyasi çoğulculuk dengesi. Türkiye tabii ki kaynak zengini bir ülke değil Azerbaycan kadar ama merkezileşme eğilimi, kurumsal denetim mekanizmanın zayıflaması ve ekonomi politikasının kısa vadeli siyasi hesaplara tabi kılınması gibi dinamikler farklı bir bağlamda da olsa benzer yapısal sorunları üretiyor bizim memleketimizde de. Yani kaynak laneti yalnızca petrol ya da eee doğalgaz zengini ülkelerin veya işte herhangi bir MTAN’ın zengini ülkelerin meselesi değil aslında. Her türlü rantın ister enerji olsun, ister jeopolitik konum olsun, ister ne bileyim ucuz kredi olsun, kurumsal denetim olmadan eee yönetilmesinin doğal bir sonucu. Son olarak da şunu söyleyeyim. Bu anayiz Azerbaycan halkına yönelik bir eleştiri değil veya Azerbaycan’daki herhangi kimseye karşı bir eleştiri değil. Bu ilk videoya çünkü çok tuhaf tepkiler de geldi ve çok da izlendi burada. 60.000in üzerindeydi en son baktığımda. Teşekkür ederim ilginiz için ve çoğu insan tabii ki çok makul ve güzel yorumlar yaptılar. Hakaret içeren yorumlar da oldu onu da söyleyeyim. Onları siliyorum. Bu kanalda yeri yok hakaret içeren hiçbir yorumun. Bana değil sadece hiç kimseye hakaret içeren bir yoruma izin vermem burada. Herhangi bir kimse. Dolayısıyla o tip yorumlar direkt silinecektir. Zaten YouTube otomatikman onları da bir kısm kısmını engelliyor. Engelleyemediklerini de ben engelliyorum. Ama Azerbaycanlılar tarih boyunca işgaller, savaşlar ve emperyalist müdahaleler karşısında büyük bir dirençlik ve onur göstermiş bir halk. Hani eleştirim burada benim bir varsa eğer ki pek çok ülke ekonomisinde eleştiride de bulunuyorum. Doğal kaynak zengini ülkelerde sıkça görülen kurumsal ve bölüşümsel sorunlara yönelik ve bu sorunları konuşmak bir ülkeyi küçümsemek anlamına gelmiyor. Tam tersine potansiyelinin farkında olmak anlamına geliyor. Bunu da en son olarak vurgulamak isterim. Videoyu beğendiyseniz eğer beğen butonuna basmayı, yorumlarda düşüncelerinizi lütfen paylaşmayı unutmayın. Bu Azerbaycan’ın mesela çeşitlenme çabalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kaynak laneti kırılabilir mi yoksa yapısal bir kader midir? Çok merak ediyorum görüşlerinizi. Her görüşe de elimden geldiğince hakaret içermediği sürece yer veriyoruz kanalda ve yorumlara da cevapla yazıyorum biliyorsunuz. Ve bu kanalda gene farklı ülkelerle gerçeklerin, hikayelerin ve yapısal analizlerin peşinde olmaya devam edeceğim. Azerbaycan’ı yaptık. İşte İran’ı yapmıştık, Amerika’yı yaptık, Yugoslavya’yı yaptık. Arjantin’i yaptık, Japonya, Kore, Almanya, İngiltere, Fransa, pek çok ülkeyi yaptık. Daha da yapacağız. E bir sonraki eee ülke ekonomisinde yeniden görüşmek dileğiyle. Şimdilik beni izlediğiniz için teşekkür ediyorum ve herkese iyi günler diliyorum. görüşmek dileğiyle.