Petrol Düştü, Borsalar Sevindi: Dünya Ekonomisi Rahatladı mı?
Günaydın herkese. Bugün 3 Temmuz Cuma. Yayını yine Selanik’ten yapıyorum. Biraz kısa ve yoğun bir yayın olacak; çünkü birazdan işe geçmem gerekiyor. O yüzden 20 dakika içinde ana resmi toparlayacağım, sonra da birkaç hızlı soru alıp kapatacağız. Bugünün başlığı şu: petrol düşüyor, borsalar seviniyor; peki dünya ekonomisi gerçekten rahatlıyor mu?
Aslında son 24 saatte piyasalarda çok ilginç bir hikâye oluştu. Normalde kötü ekonomik veri geldiğinde piyasaların düşmesini beklersiniz. Ama dün Amerika’dan gelen zayıf istihdam verisi sonrasında tam tersini gördük. Çünkü piyasalar artık her veriye şu gözle bakıyor: Bu veri Fed’in faiz artırmasını zorlaştırır mı? Eğer zorlaştırırsa, kötü veri kısa vadede borsa için iyi haber gibi okunuyor.
ABD’de Haziran ayında tarım dışı istihdam sadece 57 bin kişi arttı. Beklenti bunun yaklaşık iki katıydı. Üstelik Nisan ve Mayıs verileri de aşağı revize edildi. Yani sadece Haziran zayıf değil; geriye dönük tablo da biraz daha soğuk. İşsizlik oranı ise yüzde 4,3’ten yüzde 4,2’ye indi ama burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: işgücüne katılım oranı düştüğü için işsizlik oranındaki düşüş tek başına güçlü bir ekonomi sinyali değil. Hatta bazı sektörlerde iş aramaktan vazgeçenlerin arttığını gösteren işaretler var.
Piyasaların buna tepkisi de çok öğretici oldu. Dow Jones rekor kapanış yaptı, S&P 500 yatay kaldı, Nasdaq ise çip hisselerindeki satış nedeniyle geriledi. Yani tek bir borsa hikâyesi yok. Sanayi ve klasik hisselerde rahatlama var, teknoloji tarafında ise kâr realizasyonu ve değerleme sorgulaması var. Yarı iletken endeksi sert düştü; Nvidia gibi devlerde baskı görüldü. Tesla da rekor teslimata rağmen düştü. Bu da bize şunu söylüyor: Piyasada hâlâ para var, risk iştahı bitmiş değil; ama yatırımcı artık her pahalı hikâyeyi aynı iştahla almıyor.
Buradan Fed’e gelelim. Zayıf istihdam verisi, yakın vadede yeni faiz artışı ihtimalini azaltıyor. ABD 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,48 civarında. Dolar zayıflıyor; euro/dolar 1,14’ün üzerine çıkmış durumda. Altın da bu nedenle güçleniyor. Ons altın 4 bin 100 doların üzerinde. Burada mekanizma çok net: Fed daha güvercin kalacaksa, reel faiz baskısı azalır; dolar zayıflarsa, altın yeniden cazip hale gelir.
Ama bugünün asıl büyük sorusu petrol. Birkaç hafta önce Hürmüz Boğazı üzerinden petrol kıtlığı, arz şoku, enerji krizi konuşuyorduk. Şimdi aynı piyasada petrol bolluğu, hatta arz fazlası riski konuşuluyor. Bu çok çarpıcı bir dönüş. Hürmüz Boğazı’nda geçişlerin beklenenden hızlı toparlanması, ABD ile İran arasındaki geçici mutabakat ve Katar üzerinden yürüyen dolaylı görüşmeler petrol fiyatlarının üzerindeki savaş primini azalttı. Brent petrol 70-72 dolar bandında dalgalanıyor.
Fakat burada dikkatli olmak lazım. Petrol fiyatı düştü diye jeopolitik risk bitti demek büyük hata olur. İran tarafında Khamenei’nin cenaze süreci başladı, milyonlarca kişinin katılımı bekleniyor, ülke sembolik ve politik olarak çok hassas bir döneme giriyor. Aynı zamanda İran askeri makamlarının Hürmüz’den geçen gemilere belirlenmiş rotalara uyma uyarısı yaptığını görüyoruz. Yani piyasa fiyatı savaş primini azaltıyor olabilir; ama risk tamamen ortadan kalkmış değil.
Petrol tarafında ikinci önemli unsur Çin talebi. Savaş döneminde Çin, Orta Doğu petrolüne bağımlılığını azaltmak için Rusya, Kazakistan, Brezilya, Endonezya, Venezuela gibi kaynaklara yöneldi. Aynı zamanda stoklarını kullandı. Şimdi Hürmüz akışı geri gelirken Çin’in talebi hemen eski seviyesine dönmezse piyasada geçici bir arz fazlası oluşabilir. Buna İran petrolünün yeniden piyasaya çıkma ihtimali, Amerika, Kanada, Brezilya ve Arjantin’de üretim artışı da ekleniyor. Kısacası petrol piyasasında kıtlıktan bolluğa geçen bir anlatı var; ama bu anlatının üzerinde kalın bir jeopolitik sis perdesi duruyor.
Bu petrol meselesi Türkiye için çok önemli. Çünkü Türkiye net enerji ithalatçısı. Petrolün gerilemesi cari açık, akaryakıt fiyatları ve enflasyon beklentileri açısından olumlu. Ama TL’deki değer kaybı ve vergi ayarlamaları bu etkinin tüketiciye ne kadar yansıyacağını belirliyor. Bugün saat 10’da Haziran enflasyonu açıklanacak. Biz yayını 9’u 10 geçe yaptığımız için veri açıklanmadan konuşuyoruz. Beklenti aylık enflasyonun yaklaşık yüzde 1, yıllık enflasyonun ise yüzde 32 civarına gerilemesi yönünde.
Dünkü İstanbul enflasyonu bu açıdan öncü bir sinyal verdi. İTO verisine göre Haziran’da İstanbul enflasyonu aylık yüzde 1,1 oldu; yıllık oran yüzde 36,8’den yüzde 35,9’a geriledi. Detaylar karışık. Giyim tarafında düşüş var, ulaştırmada akaryakıt kaynaklı gerileme var; ama tütün tarafında zamlar var. Konut, lokanta-otel, haberleşme gibi kalemlerde hizmet enflasyonunun direnci hâlâ görülüyor. Dolayısıyla bugün TÜİK verisi geldiğinde sadece manşete değil, çekirdek enflasyona ve hizmet grubuna bakmak gerekiyor.
QNB’nin beklentisi de Haziran TÜFE’sinin aylık yüzde 1, yıllık enflasyonun yüzde 32,1 olması yönünde. Gıda tarafında sebze-meyve kaynaklı düşüş, enerji tarafında benzin, motorin ve LPG fiyatlarındaki gerileme, manşeti aşağı çekebilir. Ama sigara zamları, hizmet kalemleri ve kur geçişkenliği bu iyileşmenin sınırlarını belirleyecek. Çekirdek enflasyonda aylık yüzde 1,7 civarı bir artış beklentisi var. Yani dezenflasyon var; ama hâlâ rahat bir dezenflasyon değil. Türkiye’de enflasyon düşüyor olabilir, fakat fiyatlama davranışı henüz tam normalleşmiş değil.
İç talep tarafında önemli bir başka gösterge otomobil satışları. Haziran ayında otomobil ve hafif ticari araç satışları yıllık yüzde 11,4 azaldı. Özellikle ithal araç satışlarında düşüş belirgin. Bu bize iki şey söylüyor. Birincisi, geçen yılki çok güçlü otomobil talebi normalleşiyor. İkincisi, sıkı para politikası, kredi koşulları ve kur seviyesi tüketim talebini yavaşlatıyor. Yerli araç satışlarında baz etkisiyle artış var ama toplam eğilim aşağı doğru. Bu da Merkez Bankası’nın görmek istediği iç talep soğumasıyla uyumlu.
İmalat tarafında da benzer bir zayıflama var. Türkiye İmalat PMI Haziran’da 47,1’e geriledi. 50’nin altındaki her değer daralma sinyali demek. Yeni siparişlerde, özellikle ihracat siparişlerinde zayıflama var. İstihdamdaki daralma sürüyor. Bu önemli; çünkü enflasyonu düşürmek için talebi soğutuyorsunuz ama bunu yaparken sanayi üretimi ve istihdam tarafında maliyet oluşuyor. Türkiye ekonomisinin 2026 ikinci çeyreğinde hikâyesi biraz bu: enflasyonda kademeli düşüş, ama büyümede ve imalatta yavaşlama.
Portföy hareketleri de dikkat çekici. 26 Haziran haftasında yabancıların TL cinsi bono ve hisse portföyü arttı; ama swap kanalından yaklaşık 1 milyar dolarlık çıkış var. Döviz cinsi tahvil portföyünde de gerileme görülüyor. Yani yabancı yatırımcı tamamen kaçıyor demek doğru değil; ama çok seçici ve kısa vadeli davranıyor. Kur açısından daha belirleyici olan TL cinsi portföy hareketlerinde sınırlı çıkış var. İçeride ise döviz mevduatları ve döviz cinsi fonlarda azalma görülüyor. Bu, yerleşiklerin de döviz pozisyonunda bir miktar çözülme olduğuna işaret ediyor.
USD/TL bu sabah 46,80 civarında. Türkiye CDS’i 222 baz puan civarında yatay. İki yıllık tahvil faizi yüzde 40’ın biraz altında. Yani piyasa, içeride enflasyon verisini beklerken büyük bir panik fiyatlamıyor. Ama kur seviyesi hâlâ yukarı eğilimli olduğu için enflasyon beklentileri açısından temkinli olmak gerekir.
Şimdi küresel tarafa yeniden dönelim. Almanya’da önemli bir reform paketi açıklandı. Friedrich Merz hükümeti vergi, emeklilik, işgücü piyasası ve bürokrasi alanında 34 maddelik bir program duyurdu. Alt ve orta gelir grupları için yaklaşık 10 milyar euroluk vergi indirimi planlanıyor; bunun bir kısmının yüksek gelir grubuna daha fazla yük bindirilerek finanse edilmesi öngörülüyor. Emeklilik yaşının 2031 sonrasında yaşam beklentisine bağlanması, hasta raporu ve sabit süreli sözleşmelerde kuralların değişmesi gibi başlıklar var. Bu aslında Avrupa’nın en büyük ekonomisinin şunu kabul ettiğini gösteriyor: Eski büyüme modeli zorlanıyor.
Almanya’nın derdi sadece bütçe değil; enerji maliyeti, Çin rekabeti, ABD tarifeleri ve yaşlanan nüfus. Bu nedenle reform paketi ekonomik olduğu kadar siyasi bir paket. Çünkü aşırı sağ yükselirken merkez partiler “ekonomiyi çalıştırabiliyoruz” mesajı vermek zorunda. Bu yüzden Almanya meselesi sadece Almanya meselesi değil; Avrupa’nın üretim modeli, refah devleti ve siyasi merkezi için kritik.
Bir diğer sessiz ama önemli başlık Kuzey Amerika ticaret anlaşması, yani USMCA. Beklenen büyük kavga şimdilik çıkmadı. Çünkü Washington’un dikkati İran savaşı ve dış politikaya kaydı. ABD anlaşmayı hemen 16 yıl uzatmayacağını söylüyor ama masayı da devirmiyor. Bu önemli; çünkü ABD, Çin’e karşı daha sert bir küresel strateji kurmak istiyorsa Kanada ve Meksika ile tedarik zincirini bozmayı göze alamaz. Otomotiv, çelik, alüminyum ve kereste gibi sektörlerde tarifeler hâlâ baskı yaratıyor; ama şimdilik büyük bir kopuş yok.
ABD iç siyasetinde ise dikkat çekici bir düzenleme dalgası var. Trump yönetimi ticari balıkçılıkta çevre kısıtlarını gevşetmeye çalışıyor, New England’da yıllardır kapalı olan bazı deniz alanlarını tarak avcılığına açma sinyali veriyor. Bu tek başına küçük bir haber gibi görünebilir; ama aslında daha büyük bir ekonomi-politik hikâyenin parçası: seçim yaklaşırken “üreticiyi serbest bırakıyoruz, bürokrasiyi azaltıyoruz” mesajı. Benzer dili enerji, ticaret ve sanayi politikalarında da görüyoruz.
Asya piyasalarına baktığımızda ise tablo daha pozitif. Çin, Japonya, Avustralya ve Singapur’dan gelen PMI verileri bölgede genişlemeye işaret etti. Güney Kore borsasında sert toparlanma var. Küresel hisse senetleri haftayı güçlü kapatmaya hazırlanıyor. Ama bu iyimserlik çok kırılgan. Çünkü yapay zekâ ve çip hisselerinde değerleme baskısı sürüyor. Meta tarafında bile yapay zekâ ajanlarının beklenen hızda ilerlemediğine dair haberler geliyor. Bu da teknoloji rallisinin sonsuz ve risksiz olmadığı anlamına geliyor.
Borsadaki bu hareketi teknik olarak da okumak mümkün. S&P 500 Haziran’da tökezledi ama ikinci çeyrekte çok güçlü bir performans göstermişti. Endeksin kısa vadeli hareketli ortalamanın üzerine yeniden çıkması, alıcıların hâlâ sahada olduğunu gösteriyor. Fakat burada kritik nokta şu: Piyasa artık enflasyonun kalıcı biçimde düşeceğini değil, Fed’in daha fazla sıkılaşamayacağını fiyatlıyor. Bu ikisi aynı şey değil. Birincisi sağlıklı dezenflasyon hikâyesidir; ikincisi ise yavaşlayan ekonomi nedeniyle merkez bankasının frene daha fazla basamayacağı beklentisidir.
Bugünün veri takviminde Türkiye için iki başlık var: Haziran enflasyonu ve öncü dış ticaret verileri. Küresel tarafta ise Euro Bölgesi hizmet PMI izlenecek. Hizmet PMI’ın hâlâ 50’nin altında kalması ama bir miktar toparlanması bekleniyor. Yani Avrupa’da da tablo şu: sanayi zaten zayıf, hizmetler ise daralmadan çıkmaya çalışıyor. Bu nedenle Almanya’nın reform paketiyle Euro Bölgesi hizmet PMI aynı büyük resme bağlanıyor: Avrupa büyümek istiyor ama bunu eski yöntemlerle yapmakta zorlanıyor.
Özetleyelim. Bugün dünya ekonomisinde üç ana hikâye var. Birincisi, ABD istihdamı soğuyor ve bu Fed üzerindeki faiz baskısını azaltıyor. İkincisi, petrol piyasasında savaş primi azalıyor ama Hürmüz ve İran riski tamamen bitmiş değil. Üçüncüsü, Türkiye’de enflasyon düşüş eğiliminde; fakat hizmet enflasyonu, kur ve iç talebin yavaşlaması birlikte okunmalı.
Benim bugünkü ana mesajım şu: Piyasalar rahatlamayı fiyatlıyor, ama kalıcı çözümü değil. Petrol düştü diye enerji krizi bitti demek yanlış. ABD’de kötü veri geldi diye ekonomi sağlıklı demek yanlış. Türkiye’de yıllık enflasyon düşüyor diye fiyat istikrarı sağlandı demek de yanlış. Ama şunu da görmeliyiz: risklerin tamamına rağmen küresel piyasa sistemi hâlâ likidite, Fed beklentisi ve jeopolitik haber akışıyla çok hızlı yön değiştirebiliyor.
Saat 10’da Türkiye enflasyon verisi gelecek. Bugün özellikle aylık TÜFE, çekirdek C endeksi, hizmet enflasyonu, gıda ve enerji detaylarına bakacağız. Eğer manşet enflasyon beklentiye yakın gelirse, piyasanın ilk tepkisi sınırlı olabilir. Ama hizmet enflasyonu dirençli kalırsa, Merkez Bankası’nın sıkı duruşu sürdürmek için gerekçesi güçlenir. Dış ticaret verisi de önemli; çünkü petrol fiyatındaki gevşeme cari açık açısından nefes aldırabilir.
Şimdilik burada durayım. Bugün yayını kısa tutacağım; Selanik’ten işe gitmeden önce bu büyük resmi toparlamak istedim. Birkaç hızlı soru alabilirim. Ama ana cümlemiz şu olsun: Petrol düştü, borsa sevindi; fakat dünya ekonomisi henüz güvenli limana girmiş değil. Rahatlama var, evet. Ama bu rahatlama kalıcı mı, yoksa fırtına öncesi kısa bir mola mı, bunu önümüzdeki haftalarda Fed, Hürmüz, petrol ve Türkiye enflasyonu birlikte gösterecek.