Tarladan Markete Soygun Düzeni: Kim Kazanıyor, Kim Kaybediyor?
Bu Bölüm Hakkında
Türkiye'de gıda enflasyonunun neden bu kadar yüksek kaldığını ve market raflarının arkasındaki ekonomi politiği inceleyen bu bölümde, perakende gıda sektörünün oligopolistik yapısı ele alınıyor. Birkaç büyük zincir marketin piyasaya hâkim olduğu Türkiye'de fiyatlar tüketici aleyhine şekilleniyor; Rekabet Kurumu, marketler arasındaki kartelleşmeyi tespit ederek 2,7 milyar lira ceza kesmek zorunda kaldı. Tarladan markete uzanan tedarik zincirinde aşırı aracı katmanları, raf ve liste bedelleri nedeniyle fiyatlar üretim maliyetinin beş ila sekiz katına çıkabiliyor. Küresel gıda fiyatlarının düştüğü bir dönemde Türkiye'de gıda enflasyonunun yüzde otuz üzerinde seyretmesi, sorunun salt döviz kuru veya enerji maliyetleriyle açıklanamayan yapısal bir nitelik taşıdığını ortaya koyuyor. Çözüm olarak hal yasasının yürürlüğe girmesi, kooperatifçiliğin güçlendirilmesi ve rekabet cezalarının caydırıcı düzeye çıkarılması öneriliyor.
Ele Alınan Konular
- Türkiye'de gıda enflasyonu ve yapısal nedenleri
- Perakende gıda piyasasının oligopol yapısı
- Kartelleşme ve Rekabet Kurumu kararları
- Tarladan markete fiyat makası ve aracı katmanları
- Greedflation (aç gözlülük enflasyonu) kavramı
- Çözüm önerileri: hal yasası, kooperatifçilik ve kısa tedarik zincirleri
Kayıttaş iktisat kanalından herkese merhabalar. Ben Profesör Doktor Ceyun Ergin. Bugün yine e salı günü itibariyle bir tematik yayınla yani belli bir konu üzerine olan yayınla karşınızdayım. Yarın sabahta çarşamba sabahı da canlı yayınla günlük gelişmeleri yorumlayacağım videom olacak. Her zamanki gibi biliyorsunuz pazartesi, çarşamba, cuma eee canlı yayınlar oluyor. Salı, perşembe, hafta sonunda tematik yayınlar. Şimdi bugünkü yayınımız gıdaayile ilgili. E market zincirlerinin ekonomi politiği ile ilgili. Bu hani aslında çok yakıcı ve herkesin de aslında hayatına her gün dokunan bir konu aslında. Market alışverişi. Evet, market alışverişi yani hakikaten market alışveriş de bir ekonomi kanalında konuşuluyor mu derseniz evet konuşuluyor. Çünkü hepimizin her hafta hatta belki de her gün yaptığı işte sıradan bir gündelik eylem gibi görünen ama arkasında devasa bir ekonomi politik yatan bir mesele aslında bu. Bugün işte size elimden geldiğince bu market raflarının arkasındaki o sistemi, o sistemin kimin leyhine, kimin aleyhine çalıştığı ve gıda fiyatlarının neden bir türlü düşmediği, Türkiye’nin neden gıda enflasyonunda rekor kırdığını anlatan bir video hazırlamak istedim. İstiyorsanız başlayalım. Şimdi Türkiye’de gıda enflasyonu dediğimiz şey yani enflasyonun sadece gıda kalemlerinden oluşan kısmı 2026 yılı Şubat ayı itibariyle yıllık %36’yı aşmış vaziyette. İşte TEPAV’ın da mesela verilerine göre yıllık gıda enflasyonu onlar da Mart 2026 verilerinde 33,4 demişler ama son derece yüksek aslında. Türkiye’de dünyada böyle rekor kırıyor gıda enflasyonu. Her ekonomi kanalında zaten bu konuşuluyor biliyorsunuz. Yani genel enflasyon %25’lere düştüğünde bile %30’a düştüğünde bile yine onun üzerinde seyrediyor. Eee yani Türkiye’de demek ki bir de şu da var tabii. Türkiye’de tüketici sepetinin yaklaşık 1örte birini gıda maliyeti oluşturuyor ki özellikle dar gelir gruplarında gıdanın ağırlığı çok daha yüksek. Dolayısıyla yüksek gıda enflasyonu bu eee işte grubun diyelim eee bu sosyal grubun yani daha yoksul kesimin enflasyonun çok daha yüksek hissetmesi neden alıyor. İşte bu yani bir ailenin ortalama bir ailenin özellikle de dar gelirli bir ailenin veya düşük orta gelirli bir ailenin eee harcamalarının en büyük kalemlerinden bir tanesi market sepeti. Eee ve dolayısıyla aslında bu sepetle her ay biraz daha ağırlaşıyor. İşte dar gelirli haneler için gıda harcamasının toplam bütçe içindeki payı %40’lara, 50’lere bazen ulaşıyor. Yani Türkiye’de aslında milyonlarca insan gelirinin neredeyse yarısını sadece karnını doyurmak için harcıyor. Şimdi peki bu fiyat artışları nereden geliyor meselesi var. Yani işte sadece döviz kurundandır, sadece enerji maliyetlerindendir, sadece küresel MTya fiyatlarındandır diye düşünebilirsiniz ama hayır. E mesele bundan çok daha yapısal. Eee dolayısıyla bugün soracağımız soru asıl şu. Bu fiyat artışından kim kazanıyor? Üreten yani bu gıdayı üreten veya bu gıdanın temel bileşenini üreten çiftçi mi kazanıyor? Hayır. Çiftçi kazanmıyor. Tüketici mi kazanıyor? Kesinlikle hayır. Peki kim kazanıyor? Şimdi Türkiye’de perakende gıda sektörüne bakalım. Perakende gıda sektörü demek yani tüketiciye satış yapan gıda sektöründen bahsediyoruz. Piyasanın büyük kısmı isimlerini vermeyeceğim reklam olmasın diye ama birkaç zincir marketin kontrolünde. Türkiye’nin hemen hemen her şehrinde, her ilçesinde, her kasabasında hatta e şubesi olan marketlerden bahsediyorum. Beş tane büyük şirket var. Bunun da isimlerini verim. Bunlara üç harfliler deniyor ama hepsi de üç harfli değil aslına baktığınız zaman. İşte iki tanesi 3 harfli, bir tanesi 4 harfli, bir tanesi 6 harfli, bir tanesi vallahi e biraz böyle yabancı dilde içerdiği için biraz daha fazla harfi diyelim. Yani sayayım 3 5 9 11 harfli. Şimdi bu beş şirket eee Türkiye’nin organize perakende gıda pazarının ezici çoğunluğunu kontrol ediyorlar. Türkiye’deki yaş, meyve, sebze piyasasının da %60’ı zincir marketlerinin kontrolünde. Yani tarlada üretilen ürünlerin sadece %40’ı eee hallere geliyor. Geri kalanı doğrudan zincir marketlerinin tedarik zincirine giriyor ve Rekabet Kurumu verilerine göre ilk dört zincir marketinin pazar payı da yılları içerisinde sürekli artmış vaziyette. 2012 yılından bu yana pazara önemli yeni bir perakendeci girişi olmadı. Aksine 11 zincir market ya pazardan çekildi ya da büyükler tarafından devralındı. E ya bu kapınanlara bahsedebiliriz işte ne bileyim reklam da vermiyoruz kesinlikle reklam değildir diye de uyarısını yapalım. İşte Kipası, e ne bileyim ben kileri, diası, Real Beğendik, e Adese, Ramar, Sincap, Onurex falan bunları hatırlarsınız belki. Ya kapandılar ya devredildiler. Her bir kapanışta kalan büyüklerin pazar payını biraz daha arttırdı aslında. Ne demek bu? Şimdi bu ekonomide oligopol dediğimiz yapı demek aslında. Birkaç büyük oyuncunun piyasayı domine ettiği, yeni girişlerin neredeyse imkansız olduğu ya da çok zor olduğu, fiyat rekabetinin, rekabetinin görünürde var olduğu ama özünde son derece sınırlı olduğu bir piyasa yapısı. Ya siz şimdi markete gittiğinizde aslında birbirinden farklı diye düşündüğümüz bu zincirler arasında seçim yapıyorsunuz belki bazen ama aslında hepsi aynı o oligopolistik yapının bir parçası ve oligopol piyasalarda ne olur? Fiyatlar tüketici aleyhine şekillenir. Çünkü gerçek rekabetin yerine koordineli fiyatlama alır. Ve nitekim bu koordinasyonun kanıtı da ortaya çıktı. Mesela 2021 yılında rekabet kurumu 5 zincir markete ve bir tedarikçi firmaya toplam 2 milyar o zamanın parasıyla 2 milyar700 milyon lira para cezası kesti. Dikkat edin bu ceza fahiş fiyattan değil kartelleşmeden kesildi. Yani rekabet kuruluun kararında tespit edilen tablo şuydu. İşte marketler arasında doğrudan ya da dolaylı temaslar yoluyla fiyatları koordine etmişler. Yani ne demek bu? Birisi fiyat artışı yapmış. tedarikçi aracılığıyla diğerine de artırım mesajı gitmiş. İşte fiyat artış oranları, zamanlamaları, kampanya bilgileri aralarında paylaşılmış. Birisi indirime gittiğinde diğeri tedarikçi üzerinden baskı yaparak o indirimin geri alınmasını sağlamış. Hani buna uymayan markete ise tedarikçi iade faturası kesmek gibi cezalandırma stratejileri uygulanmış. Rekabet Kurumu kararında buna topla dağıt karteli yani işte Haben Spokeliyor. Tedarikçi firma bir bilgi merkezi gibi çalışıyor. Fiyat bilgilerini marketler arasında taşıyıp koordinasyonu sağlıyor. Şimdi bu son derece önemli bir tesis. Çünkü anayasamızın yani çok da artık ciddi alınmıyor maalesef. Yani pek çok kamu otoritesi tarafından bile de ama hala sonuçta var ve bağlayıcı kağıt üzerinde de olsa anayasanın işte 167. maddesi sanırım diyor ki devlet piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önler. Kartal yani anayasaya göre suç. Ama bu cezalar ne kadar caydırıcı oluyor diye soracaksınız. Yani burada mesela bir hesap yapalım. Bir firmaya e bir markete bu beş zincirden 958 milyon lira ceza kesilmiş ama e 2024 yılı cirosu o firmanın 520 milyar lira cevir. Yani ceza kesilen ceza cirun bindinden az. Şimdi bunu şöyle düşünün. Bir şirket kartelleşme yoluyla yıllık 100 lira ek kar elde ediyorsa bunun cezası 20 kuruşsa bu caydırıcı olur mu? Yani bu tabii iş yapmanın maliyeti haline geliyor aslında. Avrupa’da aynı üründen aynı türden ihlallere benzer ihlallere %3’ten %7’ye kadar ceza uygulanıyor. Türkiye’de çok daha düşük tabii eee uygulanan ceza. Şimdi burada tabii uluslararası ekonomi literatüründe son yıllarda çok tartışılan bir kavramdan da söz etmek istiyorum. Hazır burada yeri gelmişken. Türkiye’de de sosyal medyada çok sıklıkla dolaşım çıktı. Eminim kulağınıza eee gelmiştir. Greed flation yani aç gözlülük enflasyonu. Greedy hani aç gözlü demek işte inflation’la birleşiyor. Greed flation olmuş. Bu kavram enflasyonun sadece maliyet artışlarından değil de şirketlerin maliyet artışlarını bahane ederek kar marjlarını genişletmesinden de kaynaklanabileceğini yer yer zaman zaman ifade ediyor. Ve Avrupa Merkez Bankası mesela Avrupa Merkez Bankası’nda yapılan bir araştırmada 2022 döneminde yani enflasyonun zirveye çıktığı Avrupa’da %10’a yaklaştığı Euro bölgesinde ki onlar için zirve. bizim için hayal bile edilemeyecek şekilde düşük şu an için. Ama neyse. O %10’a yaklaştığı dönemde eee enflasyonun önemli bir kısmının şirket karlarındaki artıştan kaynaklandığı gösterilmiş. Türkiye’de de benzer bir dinamik var diye düşünüyorum. Yani döviz kuru arttığında mesela enerji maliyeti arttığında marketler fiyatları hemen yükseltiyorlar ama döviz kuru düştüğünde enerji maliyeti gerilediğinde fiyatlar aynı hızla veya aynı seviyede düşmüyor. Şimdi burada bir ciddi bir asimetri var tabii ki ve bu asimetrik fiyatlama hani oligopolistik piyasa yapısının çok doğal bir sonucu. Rekabet olmadığında fiyatları aşağı çekecek bir baskı da olmuyor. Şimdi tarladan sofraya fiyat makasına da bakalım aslında. Bu da çünkü bu konuda başlığı altında konuşulması önemli olan gerçekten de değerli bir eee olgu veya bulgu diyelim. meselenin belki de en can alıcı noktası. Hatta şimdi Türkiye’de bir domates tarlada değil mi? Atıyorum şu anda hani yıldan yıla değişiyor ama kilosu 5-6 lirayken diyelim market rafında 30-40 liraya çıkabiliyor. Geçen yaz böyleydi. Şimdi fiyat böyle epey bir yani 3 5 7 8 duruma göre artık kat artıyor. Şimdi Mart 2026’da da mesela 1 kilo salatalık işte 99 liraya satan da var, 120 liraya satan da var. Eee baktığımız zaman market fiyatları. Şimdi bu tabii çiftçi bunun ne kadarını alıyor? Bu fiyatın ne kadarını alıyor? çok çok küçük bir kısmını aradaki uçurum nereden geliyor diyeceksiniz. Şimdi birincisi aracı katmanları. Bu aracı hakikaten Türkiye’de maalesef bir türlü böyle üzerine gidilemeyen bir varlık. Türkiye’de üreticiden tüketiciye giden yolda çok aracı var. Hatta o kadar çok aracı var ki her bir aracının komisyonu nihai fiyata ekleniyor. Şimdi aracılar o kadar çok ki komisyonların toplamı bazen ürünün maliyetini bile geçiyor. Hani diyoruz ya böyle arabada da falan çok vergi var. ÖTV var. İşte bir araba kendimize alıyoruz. ü araba devlete veriyoruz. İki araba veya bir telefon kendimize alıyoruz. İki telefon eee işte özel tüketim vergisiyle eee devlete veriyoruz. Bunda da biraz böyle 1 kilo salatalığı biz alıyoruz. 2 kilo salatalığı eee aradaki aracı, 3 kilo salatalığı aradaki aracı aracıya veriyoruz. İkincisi e zincir marketlerin tedarikçilere uyguladıkları sistematik baskı. Şimdi liste parası, raf bedeli, işte ne bileyim ben, gondol bedeli, katalog bedeli. Bunlar üreticinin markete ödediği ürününü rafa koydurabilmek için katlandığı ekstra maliyetler. Üretici zaten çok düşük karla çalışıyor. Bir de bunların üstüne markete para ödemek zorunda kalıyor. Üçüncüsü market zincirlerinin kendi özel markalarını yaygınlaştırması. Marketten aldığınız böyle beyaz etiketli ürünler aslında üreticinin pazarlık gücünü daha da kırıyor. Market hem üreticiye işte senin ürününü rafa koymam ama kendi markamla aynı üreti ürettirip aynı ürünü ürettirip daha ucuza satırım diyor. Hem de kendini kendi özel marka ürününden daha yüksek kar marjı elde ediyor. Sonuçta ne oluyor? çiftçi kazanamıyor. Üretimi bırakıyor, şehre göç ediyor. Türkiye’de tarımsal üretim 2025’in 3. çeyreğinde mesela %12,7 oranında daraldık. Çok ciddi bir eee gerileme. Şimdi tarım çökerken gıda ithalat bağımlılığı artıyor ve ithalata bağımlı olduğunuz anda tabii döviz kuru doğrudan sofranıza yansıyor. Şimdi bu sadece Türkiye’ye özgü bir sorun mu diyeceksiniz peki? Hayır. Küresel olarak gıda perakendesi giderek tekelleşiyor. Amerika’da mesela Walmart şirketi tek başına gıda perakende pazarının yaklaşık 1örte birini kontrol ediyor. Almanya’da dört büyük perakendeci pazarın %80’inden fazlasını elinde tutuyor. İşte İngiltere’de Tesco, Saintsbury, ne bileyim işte değil mi? Morrison, Asta ve Morrisons. Bunlar benzer bir hakimiyet kurmuş. Bulgaristan’a gidin. İşte Lidl var, Kaufland var. Eee bunlar ciddi derecede rol oynuyorlar. Ama burada tabii çok ilginç ve çok konuşması gereken bir karşılaştırma var. Almanya’da mesela baktığımız zaman, bu da yine sosyal medyada sıklıkla karşınıza çıkmıştır eminim. Türk ürünleri Türkiye’den de daha ucuza satılabiliyor. Evet, doğru duydunuz. Türkiye’de üretilen, Türkiye’den Almanya’ya ihraç edilen ürünler işte Berlin’deki, Müich’teki market raflarında İstanbul’daki fiyatlarının altında satılabiliyor. Şimdi bu nasıl mümkün oluyor diyeceksiniz. Birkaç nedeni var. Almanya’daki dev perakende ağının lojistik maliyet avantajı çok güçlü. Gıda üzerindeki KDV Almanya’da çok daha düşük. E Türkiye’de gıda perakendecilerine uygulanan KDV düşürülmüş olsa da tedarik zincirinin önceki aşamalarında işte %18’lik KDV devam ediyor. Yine Euro’nun alım gücü ve düşük enflasyon ortamı baz fiyatları düşük tutuyor ve belki de en kritik fark işte Almanya’daki Aldi ve Lidl gibi gerçek hani böyle hard discount hakikaten ucuza ürün satan marketler fiyatları sürekli aşağı çekiyorlar. rekabet gerçek anlamda işliyor. Türkiye’de ise siz mesela indirim marketi olarak bilinen zincirlerden alışveriş yaptığınızı düşünüyorsunuz ama aslında bir oligopol yapının koordineli fiyatlama politikası içindesiniz farkında olmadan. Bir de tabii meseleyi küresel gıda fiyatları perspektifinden de değerlendirelim. Çünkü işte dünya eee gıda örgütü FAO gıda fiyat endeksi açıklıyor. 2026 Ocak ayında 5 ardışık aylık düşüşünü kaydederek son 16 ayın en düşük zirvesine seviyesine geriledi. Şimdi dünyada tahğı fiyatları stabil. Bitkisel tabi bu savaş öncesinde yağ fiyatları düşüyor. Et ve süt ürünleri maliyetleri geriledi. Yani küresel gıda fiyatları düşüyordu aslında. Ama Türkiye’de gıda enflasyonu %33’ün üzerinde bu dönemde. Şimdi savaş sonrası tabii işlerin biraz daha rengi değişecek. Onu ayrı tutuyorum. Şimdi bu tabii çarpıcı bir fark. Eee, yani sorunun aslında dış etkenlerden ziyade, dış gelişmelerden ziyade, küresel gelişmelerden ziyade iç yapısal dinamiklerden kaynaklandığının belki de en somut göstergesi. Kimse dünya fiyatları yükseldi bahane sığınamaz. Çünkü dünya fiyatları yükselmiyordu. Mesela savaştan evvel düşüyordu. Dediğim gibi savaş işin dinamiklerini değiştirebilir ama savaş bir bahane olacak noktada değil. Çünkü savaş öncesinde Türkiye’de gıda enflasyonu dünyanın çok üzerindeydi. Üstelik şu anda bir de işte üzerine bunun jeopolitik bir risk tablosu var. İşte İran, Amerika, İsrail savaşı malum Hürmüz Boğazındaki tanker trafiği vesaire. Burada mesela yine Fao’nun baş ekonomisti. Fao biliyorsunuz Roma’da İtalya’da eee var olan bir kuruluş. Maxima Torero. Bu kesintinin uzaması halinde Hürmüz Boğazının işte biliyorsunuz gübre sanayini, gübre girdisini de ciddi derecede pahalılaştırdı dünyada. hani küresel gıda güvenliği için hakikaten ciddi riskler oluşabileceği uyarısında bulundu Türkiye’de. Eee, şimdi enerji ithalatının önemli bir kısmı buradan yapılıyor. Enerji maliyetlerindeki artış doğrudan gıda, üretim ve taşıma maliyetlerine yansıyor. İşte motorun fiyatlarına gelen zamlar geliyor. Her gün geliyor biliyorsunuz. İşte çiftçinin traktörüne, kamyonculuğa, işte soğuk zincir lojistiğine yansıyor. Bu da zaten yüksek olan gıda fiyatlarını daha da yukarı itme potansiyeli taşıyor. Peki devlet ne yapıyor buna karşı diyeceksiniz. Ticaret bakanlığı 2025 başından 26’ya kadar 577.000 1000 firma ve 41 milyon ürünü denetlemiş. İşte fahiş, fiyat ve haksız ticaret uygulama nedeniyle bir dolu ceza kesmiş. 2 milyar 658 milyon lira sanırım. Ve işte TÜBİTAKİ ile Merkez Bankası işbirliği diğe bir market fiyatı.orgtr sitesi var. E 7 zincir marketin 50.000’e yakın ürünün anlık fiyatları karşılaştırılabiliyor. Bunlar olumlu adımlar ama yapısal sorun çözülmüyor. Denetim ve fiyat şeffaflığı gerekli ama yeterli değil. Çünkü yapısal sorun şu. Türkiye’de gıda enflasyonu sadece makroekonomik bir fenomen değil arkadaşlar. para politikasıyla, faiz oranlarıyla gıda fiyatlarını kontrol altına almak mümkün değil. Hani Merkez Bankası politika faizini %50’ye kadar çıkartıyor ama gıda enflasyonu %33’ün üzerinde kalıyor. Hükümetin ve Merkez Bankası’ın da işte 2026 yıl sonu tahminine mesela hala %16 değiştirmediler. Reel sektör temsilcilerinin beklentisi %35, hane halkının 50. Şimdi yani insanlar fiyatların düşeceğine inanmıyorlar. Çünkü yapısal sorunlar aynen orada duruyor. Ya parçalı arazi yapısı, modernizasyon eksikliği, ciddi verim düşüklüğü, soğuk zincir altyapısının yetersizliği, lisanslı depoculuğun yaygınlaşmaması, işte oligopolistik piyasa yapısı, aracı katmanlarının çokluğu vesaire vesaire. Mesela şimdi hal yasası var. E bu bir çözüm de olabilir belki çıkabilirse ama işte bu yasa tarladan sofraya giden tedarik zincirini e modernize etmeyi eee işte aracı katmanlarını azaltmayı, her ürüne dijital künye ile takip sistemi getirmeyi eee amaçlıyor. Taslak hal sayısının optimize edilmesinde, üreticinin fiyat belirleme yetkisinin arttırılmasına ve market zincirlerinin doğrudan tarladan mal almasını engelleyecek halleri yeniden etkinleştirmeyi öngörüyor. Ama yasa işte 2018’den beri bir türlü doğru düzgün yasalaşamadı. Hal komisyoncuları direniyor. Çünkü yüksek kar marjlarını kaybetmek istemiyorlar. İşte belediyeler direniyor çünkü mevcut hal gelirlerini kaybetmek istemiyorlar ve belki de en önemlisi zincir marketlerin kendisi direniyor. Çünkü mevcut düzen onlara üretici üzerine muazzam bir pazarlık gücü veriyor. Şimdi büyük resme bakalım. Büyük resimde şöyle bir durum var. Bir tarafta çiftçi var. Tarlada ter döküyor. İşte ürün topluyor ama ürünü çoğu zaman maliyetinin altında satmak zorunda kalıyor. Kazanamayınca üretimi bırakıyor. Diğer tarafta tüketicii var. Her ay biraz daha daralan bütçesiyle market raflarında giderek daha az ürüne erişebiliyor. Ve bir taraf daha var. çoğu zaman unutulan market çalışanları bunlar. Dev zincir marketlerde yüz binlerce kişi çalışıyor. Çalışma koşulları çok ağır, vardiyalar çok uzun, maaşlar asgari ücret düzeyinde ve işte son dönemde mesela zincir marketlerin pazar günleri kapalı olması tartışması gündeme geldi. Eee, perakendeciler federasyonu ve esnaf temsilcileri pazar günü kapanma konusunda anlaştılar. Gözler Ticaret Bakanlığı’na çevrildi. Ki Avrupa’nın birçok ülkesinde pazar günü marketler zaten kapalı. Ama bu tartışma bile aslında meseleyi özetliyor. Çünkü bu şirketler o kadar büyük ve o kadar güçlü ki çalışanlarının pazar günü aileleriyle vakit geçirip geçiremeyeceğine bile onlar karar veriyorlar. Ve ortada bir sistem var. Bu sistem kamusal altyapıyı ihmal ederek, halleri işlevsizleştirerek, denetimi yetersiz bırakarak ve piyasayı birkaç büyük oyuncunun insafına bırakarak çalışıyor maalesef. Yani tanıdık geliyor mu? İşte pek çok yayında anlatıyorum aslında. Su yayınında anlattığımız hikayeye benziyor. Sağlıkta anlattığımız hikayeye benziyor. Kamusal alan ihmal ediliyor. Bir boşluk oluşuyor. Sonra o boşluğu özel sektör doldurduğunu iddia ediyor. Sizi aynı şeyi kar marjıyla geri satıyor. İşte suyunuz özelleştirildi size geri satıldı. Saldığınız özelleştirildi size geri satılıyor dedim. Şimdi de gıdanız aynı süreçten geçiyor. Çözümle tabii ki hal yasasının en doğru şekliyle ortadanık yasalaşması ve yürürlüğe girmesi. İkincisi perakende yasası etkin biçimde uygulanmalı. market zincirlerinin tedarikçilere dayattığı liste parası, işte raf bedeli gibi haksız uygulamalar gerçek yaptırımlarla karşılaşmalı. Kooperatifçilik güçlenmeli. Dünyada başarılı, çok başarılı Türkiye’de de aslında eee başarılı kooperatif model örnekleri var. İşte İspanya’da Mondragon, İtalya’da, Emilya, Romanya bölgesinin kooperatif a, Güney Kore’nin tarımsal kooperatif aslında Türkiye’de de var bunlar tarımsal kalkınma kooperatifleri ve bazen doğrudan satış da yapıyorlar ama tabii çok yaygın değiller maalesef. Yani Türkiye’de üreticilerin doğrudan tüketiciye ulaşabildiği kısa tedarik zincirlerinin desteklenmesi gerekiyor. İşte belediyenin Halk Market, üretici pazarı programları yaygınlaştırılmalı, merkezi bir koordinasyona kavuşturulmalı, tarımsal üretimde verimlilik arttırılmalı, parçalı parçalı arazi yapısını modernize edecek, soğuk zincir altyapısını geliştirecek, lisanslı depoculuğu yaygınlaştıracak yatırımlar yapılmalı. Ve beşincisi belki de rekabet kurumunun ceza mekanizması güçlendirilmeli. Kartalleşmenin cezası caydırıcı olmalı. Hani cirun bind’si değil de Avrupa standartlarında %3 4 5 seviyesinde olmadı. Çünkü nedir? Gıda bir insan hakkıdır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesinin 25. maddesi yeterli gıdaya erişimi temel bir hak olarak tanımlar. Ama bugün Türkiye’de milyonlarca aile için yeterli ve dengeli beslenme bir lüks haline gelmiş vaziyette. Maalesef kaliteli beslenme zaten çok lüks hale gelmiş vaziyette. Hani çocuk yoksulluğu araştırmalarına bakın. Türkiye’de çocukların önemli bir kısmı yeterli protein alamıyor. İşte et, süt, yumurta gibi temel besinler birçok aile için haftalık değil. aylık tüketim kalemi haline geldi. Sadece ayda birkaç kere tüketebiliyorlar. Ve bu durumun arkasında kötü şans ya da işte ne bileyim ben kader falan yok da yapısal tercihler, politik kararlar ve ekonomik güç ilişkileri var. Yani biliyorum bu yayında size böyle sihirli bir formül sunmuyorum. Sadece her gittiğiniz, her gün gittiğiniz işte marketin o arkasındaki yapıyı, o yapının nasıl işlediği ve neden sizin aleyhinize işlediğini göstermeye çalıştım elimden geldiğini. Çünkü gene her zaman bunu söylüyorum aslında. Bir sorunu çözmek için önce o sorunu anlamak gerekiyor. Ve ben de bir ekonomist olarak, bir iktisatçı olarak şunu söyleyebilirim. Gıda fiyatı meselesi bir market kazası meselesi değil. Bir ekonomi politik meselesi. Bir kasiyer hatası değil. İşte bir sistem tasarımı ve çözümü de yine ekonomi politikte yatıyor diye düşünüyorum. Hepinize bu vesileyle iyi akşamlar diliyorum. Eee yayınlarımız devam edecek. Yarın sabah yine canlı yayınımızda günlük gelişmeleri konuşacağımız canlı yayında görüşmek dileğiyle. Hepinize iyi akşamlar. Kanalımıza lütfen abone olmayı, videoyu beğenmeyi, hyplamayı, paylaşmayı hatta belki de düşünürseniz mecbur değilsiniz tabii ki ama ücretli aboneliği düşünmeyi unutmayın. Yorumlarınızı da mutlaka bekliyorum. Her yorumu elimden geldiğince biliyorsunuz ki dönmeye çalışıyorum. Bir de son bir kez güzel bir haberi de paylaşmak isterim. Kitabım bu hesapta bir gariplik var. Eee, Kırmızı Kedden çıkmıştı. Satışta bütün farklı sitelerde satılıyor. Kitap evinin kendisinde satılıyor. 3üncü baskısını dün itibariyle yaptı. Eee, ilginize çok teşekkür ediyorum. Kitabı da okumadıysanız eğer şiddetle okumanızı tavsiye ederim. Mesela bugün bahsettiğim o iyi kooperatif örnekleri aslında kitapta bir bölümde oldukça kapsamlı ve herkesin anlayacağı bir şekilde anlatılmaya çalışılıyor. Çok teşekkür ediyorum ve hepinize iyi günler diliyorum. Görüşmek dileğiyle. Yeah.