Telefonunuzdaki Para Kimin? Kripto Vergisi, Fintech ve Dijital Türk Lirası
Bu Bölüm Hakkında
Bu bölümde paranın dijital dönüşümünün ekonomi politiği ele alınıyor: nakit kullanımının azalması, fintech sektörünün hızlı büyümesi ve bu dönüşümün bireylerin finansal mahremiyeti üzerindeki etkileri mercek altına alınıyor. Türkiye'deki kripto para kullanımının yaygınlığı, TODEX skandalı ve 2024'te SPK düzenlemelerinin hayata geçirilmesi tartışılıyor. Dijital Türk Lirası (CBDC) üzerindeki çalışmalar ve merkezi dijital paranın devlete sağlayabileceği bireysel harcama takibi kapasitesi değerlendiriliyor. Büyük teknoloji şirketlerinin finansal sisteme girişi ve platform bankacılığı modelinin geleneksel bankacılığı nasıl dönüştürdüğü inceleniyor. Sonuç olarak bu süreçteki kazananların büyük teknoloji şirketleri, fintech yatırımcıları ve devletler, kaybedenlerinse geleneksel bankalar, küçük esnaf ve farkında olmadan verisini devreden bireyler olduğu vurgulanıyor.
Ele Alınan Konular
- Fintech sektörünün küresel ve Türkiye'deki büyümesi
- Kripto para düzenlemeleri ve vergilendirme (Türkiye)
- Dijital Türk Lirası ve merkez bankası dijital parası (CBDC)
- Veri mahremiyeti ve finansal gözetim
- Platform bankacılığı ve büyük teknoloji şirketlerinin finansal sisteme girişi
- Dijital dönüşümün kazananları ve kaybedenleri
Kayıtış İktisat kanalından herkese merhabalar. Ben Cüngin Profesör Doktor Cüngin bir ekonomi profesörüyüm biliyorsunuz. Bugün sizle e bugünkü tematik yayınımızda bu hafta sonu için hazırladığım tematik yayında paranın kendisini konuşacağız. Hani paranın ne olduğu, kimin kontrol ettiği, nereye gittiği ve tabii dijital çağda özellikle de e paranın nasıl yeniden tanımlandığı. Şimdi bakabilirsiniz cüzdanızda kaç lira nakit var? Vallah bende herhalde şu anda 150 200 lira vardır yoktur muhtemelen. Muhtemelen çok azdır pek çoğunuzda da. Çünkü belki de hatta hiç yoktur bazılarınızda. Çünkü artık malum bu çağda paramızı cüzdanımızdan ziyade telefonumuzda taşıyoruz işte veya dijital hesabımıza taşıyoruz öyle söyleyeyim. Ve dijital hesabımıza tabii ki telefondan erişebiliyoruz. Şimdi bir uygulamayla çoğu zaman ödüyorsunuz. E bir QR kodla ödediğiniz sistemler var veya bir kartla ödüyorsunuz. Temassız, temassız neyse çoğunlukla temassız. Eee işte market kasasında değil mi? Nakit çıkarmak artık neredeyse garip karşılanıyor. Peki işte bu dönüşüm işte masum bir teknolojik kolaylık mı sağlıyor bize yoksa hakikaten arkasında devasa bir ekonomi politik mi var? biraz eee bu hafta sonu yayınında bunu konuşalım isterim. Şimdi bazı istatistiklerle başlayayım istiyorsanız. Küresel fintech pazarı eee 2025 yılı itibariyle hakikaten şu anda 218 250 milyar dolar büyüklüğe uğraştı neredeyse 2024 sonunda 218 milyar dolardı. 2025 sonunda 300 milyara yaklaştı. Öyle söyleyelim. 2033’e kadar 828 milyar dolara çıkması bekleniyor. Eee tabi bu beklenti çok daha hızlı da gidebilir tabii ki bu yapay zeka vesaire gelişimleriyle beraber. Dünya genelinde dijital cüzdan kullanımı 18 trilyon doları aşmış vaziyette. Nakit kullanımı ise her yıl neredeyse %6 küçülüyor. İşte önce al sonra öde pazarı 510 milyar dolara ulaştı. Dünyada eee 3,6 milyar insan sadece dijital kanallardan hizmet veren neo bankaları kullanıyor. Yani şubesi olmayan sadece dijital olarak var olan bankaları. Bunlara Neo bankı deniyor. Türkiye’de de fintech sektörü 2025 yılında eee 35 işlemde 214 milyon dolar yatırım çekti. Bu arada ki bu Türkiye startup ekosisteminde işlem hacmi bakımından ikinci sıra demek. Eee işte farklı şirketler var bu konuda. Yani isimlerine bakabilirsiniz. İşte Midas var, Sip var. Midas mesela 80 milyon, Sip 78 milyon dolar yatırım aldı bildiğim kadarıyla. Ki bu iki şirket reklamda değil bunlar. Onu da söyleyeyim. Sadece örnek olarak vermek istedim. Ki bu iki şirket tek başına toplam fintech yatırım hacminin %70’inden fazlasını oluşturmuş vaziyette. Şimdi bu rakamlar bize ne anlatıyor? Paranın doğasının değiştiğini anlatıyor baktığımızda. Ve bu değişimin hızına da dikkat etmek lazım aslında. Şimdi şimdi al sonra öde modeli yani buy now pay later ingilizcesiyle özellikle genç kuşakta kredi kartını yerine alıyor. Bir ürün alıyorsunuz işte 4 taksitte ödüyorsunuz. işte faiz yok deniyor. Ama tabii burada görünmeyen bir şey var. Bu model insanları aslında borçlanmaya teşvik ediyor. Eee işte kredi kartı limiti dolmuş bir geç şimdi daha sonra ödeyle aslında alışveriş yapmaya devam edebiliyor. Ve bu borçlanmanın kaydı da geleneksel bankacılık sisteminde gözükmüyor. Bir nevi gölge borçlanma yaratılıyor aslında. Aslında bu taksit pardon taksitle alışveriş sistemi. Senetle taksit vesaire falan 1980’lerde 90’larda da Türkiye’de oldukça popülerdi. Şu an dijital dünyaya taşınmış vaziyette. Ama baktığımızda aslında bu kredi kartı ve dijital sistemler olmadan evvel tarih boyunca para dediğimiz şey fiziksel bir nesneydi. Zaten biz para ekonomisi derslerinde işte manater economics veya işte İngilizce müfredatlı eğitim görüyorsanız neyse adı bu derslerde para ve bankacılık falan diye de bazen geçer. Fiziksel bir nesne olduğunu hep öğretiyoruz öğrencilere. Hatta işte Dünya Savaşı’nda değil mi? Sigara bile savaş kamplarında nazilerin eee işte esir kamplarında diyelim İngiliz, Fransız vesaire askerlerin bulunduğu sigara bile kullanılmış para olarak. tarihte altın, gümüş, bakır, kağıt kullanılmış değil mi? Onu elinize alabilirsiniz, cebinize koyabilirsiniz, kasanıza kitleyebilirsiniz değil mi? Hani böyle bir varlık aslında elle tutulur bir varlık. Ama artık para tabii 20. yüzyılda fiyat para oldu. Yani devletlerin aslında herhangi bir değeri olmayan kağıtlara itibari değer vermesiyle eee öne çıktı. Ama artık para dijital bir kayıt. Bunun da ötesinde. Eee ve işte bir sunucudaki sıfırlar ve birler aslında para dediğimiz şey ve bu dönüşüm aslında paranın kontrolünü de değiştiriyor. Şimdi geleneksel bankacılık sisteminde paranız bankanın kasasında yer alıyordu. Banka işte devlet tarafından düzenleniyorduk işte yaptırımlara veya kurallara tabii. Hala da öyle zaten. Denetleniyor. İşte mevduatınız eğer varsa Türkiye’de son zamanlarda çıktı ama Amerika’da çok eskiden beri var. Mevduat güvencesi, mevduat sigortası güvencesi altında. Ama şimdi bir fintech uygulamasıyla para gönderdiğinizde veya işte bir dijital cüzdanla ödeme yaptığınızda arada bir banka yok gibi bir şey. Ya da banka var ama gözükmüyor. Öyle söyleyelim. Yani fintech şirketleri pek çok ülkede bankacılık lisansı olmadan bankacılık benzeri hizmetler sunabiliyorlar. para transferi yapıyorlar, kredi veriyorlar, yatırım aracılığı yapıyorlar, sigorta satıyorlar ve bunu geleneksel bankaların tabi olduğu düzen pek çok gene birçok ülkede eee tabi olduğu o düzenleyici çerçevenin büyük kısmının dışında yapıyorlar ki devletler aslında buna yetişmeye çalışıyor ama pek çoğunun yetiştiği söylenemez aslında. Bu düzenleyici arbitraj dediğimiz bir durum aslında. Hani düzenlemelerden kaçmak için aslında orada bir arbitraj yakalamak için bu tip sistemler daha fazla gelişiyor pek çok ülkede. İşte aynı hizmeti sunan iki kurum farklı kurallara tabi oluyor. Banka yüzlerce düzenlemeye uymak zorunda ama fintech şirketi çok daha hafif bir düzenlemeyle aynı işi yapabiliyor. Bu durumun bir de veri boyutu var. Şimdi siz bir fintech uygulaması kullandığınızda o uygulama sizin hakkınızda bir bankadan çok daha fazla bilgi toplayabiliyor. İşte ne zaman kahve aldınız, hangi marketten alışveriş yaptığınız, ayda kaç kez dışarıda yemek yediğiniz, ne kadar tasarruf ettiğiniz, gelir gider dengenizin nasıl olduğu, değil mi? Bu veriler altın değerinde verilir aslında baktığımızda ama bu veri genellikle de sizin açık rızanız alınarak çünkü işte o uygulamaya erişmek için böyle sayfalarca bir şey okuyup okey oke onaylamanız lazım. Eee açık rızanızı alınarak ama çoğu zaman aslında neye rıza verdiğinizi tam olarak da anlamadan toplandığı uzun kullanım sözleşmelerinin ardına gizlenerek elde ediliyor. Sonra bu veri analiz ediliyor, profilleniyor ve size daha fazla ürün satmak için de kullanılabiliyor ya da 3üncü taraftarla paylaşılıyor. Onlara satılıyor. Şimdi açık bankacılık kavramını düşünün. Açık bankacılık bankaların müşteri üyelerini müşterinin rızasıyla üçüncü taraf özellikle de fintech şirketleriyle paylaşmasını sağlıyor. Fikir güzel, daha fazla rekabet, daha iyi hizmet, daha düşük maliyet. Ama pratikte ne oluyor? Sizin yıllardır biriktirdiğiniz finansal veriniz bir fintech şirketinin algoritmasına besleniyor. O algoritma size kredi skoru veriyor, risk profili çıkarıyor, kişiselleştirilmiş ürün sunuyor ve siz bu sistemin nasıl çalıştığını, verilerinizin nereye gittiğini, kim tarafından kullanıldığını genellikle bilmiyorsunuz. Şimdi tabii bu konuyu konuşmay dijital para mevzusunu konuşmuşken kriptoyu konuşmadan olmaz takdir edersiniz ki kripto dünyasına bakalım isterseniz. Türkiye dünyada kripto para kullanımının en yaygın olduğu ülkelerden bir tanesi ki kayıt dışılığın da aslında beslendiği bir boyut açıkçası bu. Bütün dünyada Türkiye’de kayıt dışılıkla önde gelen bir ülke ülkelerden bir tanesi olduğu için zaten malumunuz. Eee çeşitli araştırmalara baktığımızda aslında çeşitli araştırmalara göre Türkiye’de yetişkin nüfusun %15’inden fazlasının kripto varlık sahibi olduğunu görüyoruz. Bunun temel de açık aslında. Yüksek enflasyon ortamında insanlar tasarruflarını korumak için alternatif araçlara yöneldiler. Eee hatta bir ara işte 2023 seçimlerine kadar reel faizlerde eksi olduğu için ya paranız durduğu yerde eridiği veya bankada mevduatta dursa bile eridiği için mecburen böyle araçlara yöneliyordunuz. Çünkü tasarrufunuzu bir şekilde korumaya çalışıyordu insanlar. Şey, Türk lirası her yıl böyle değer kaybederken insanlar haliyle Bitcoin, Etherium, ne bileyim stable coinlere vesaire yöneldiler. İşte bu USDT gibi dolara sabitlenmiş stable coinler aslında dolarizasyonun dijital bir formu haline geldi. İnsanlar döviz bürosuna gitmek yerine telefonundan stable coin alıyorlar. Bu da belki rasyonel bir davranış gibi düşünülebilir ama tabii düzenleyici boşluk burada uzun bir süre devam etti ve tabii ki bu boşluk büyük felaketlere yol açtı. İşte 2021 yılındaki TOEX vakasını hatırlayalım. Kripto para Borsası, TODEX’in kurucusu işte müşterilerin yaklaşık 2 milyar dolarlık varıyla yurt dışına kaçtı. Sonra Arnavutlukta zannedersem yakalandığı bir Balkan ülkesinde Türkiye’yi iade edildi, yargılandı, ceza da aldı bildiğim kadarıyla ama mağdur olan eee binlerce, on binlerce kişi büyük çoğunluğu parasını geri alamadılar. Çünkü o dönemde kripto borsaları neredeyse hiçbir düzenlemeye tabi değildi. Lisans yoktu. Sermaye yeterliliği şartı yoktu. İşte müşteri varlıklarının şirket varlıklarından ayrıştırılması zorunluluğu yoktu. Hani devlet adeta benim sorunum değil dedi buna ki bu sadece Türkiye’ye özgü bir sorun da değildi. 2022’de işte küresel kripto parası, FDX’in çöküşü, 10 milyarlarca dolarlık o müşteri varlığının buharlaşması, bunun kurucusu sen Bankman’ın işte müşteri eee fonlarını kendi hedgefonuna aktarması. Yani dünya genelinde kripto düzenlemesinin yokluğu veya yetersiz oluşu diyelim eee milyonlarca insanın tasarrufunu riske attı. Hatta eritti yer yer. 2024 yılında nihayet Türkiye’de en azından bir adım atıldı. Dünyada pek çok ülkede bunu yapmaya çalışıyor. 715 7518 sayılı kanun bu kripto varlık hizmet sağlayıcılarının sermaye piyasası kurulunun düzenleme ve denetimi altına girmesi. İşte Mart 2025’te de kuruluş ve faaliyet esaslarına ilişkin tebliğler yayınlandı. Platform kurmak için asgari 150 milyon lira sermaye şartı getirildi. İşte saklama kuruluşları için bu rakam 500 milyon lira. Müşteri varlıklarının ayrıştırılması zorunlu hale geldi. Yurt dışında yerleşik platformların Türkiye’deki kişilere hizmet vermesi yasaklandı. Kripto varlık ATM’leri kapatıldı. izinsiz faaliyet gösteren şirketlere işte hapis cezası vesaire öngörüldü. Artık mevcut platformların da işte Haziran 2026’ya kadar SPK’dan yetki belgesi alması zorunlu kırıldı. Mal 2026’da ise eee çok yakın zamanda meclise bir kanun teklifi daha sunuldu. kripto varlık işlem vergisi, eee, SPK ile lisanslı platformlarda stopaj uygulaması ve maliyet hesabında işte bu FİFA yöntemiyle, eee, bunun zorunluluğunun getirilmesi öngörülüyor. Ayrıca yine OECD’nin üyesi olduğumuz işte hep konuşuyoruz bunu. Paris’te yerleşik olan Organization of Economic Corporation and Development, bir nevi hep Birleşmiş Milletler’in golf kulübü derim ben ona. Eee, bir yerden duymuştum orada. Benim özgün bir tabirin değil onu da söyleyeyim ama şimdi nereden duyduğumu hatırlamıyorum. Eee, bu kripto varlık raporlama çerçevesi yani CARF standardı çerçevesinde işte Binance, Kraken, Coinbase gibi global borsalar 2026 yılında ve 2026 itibariyle Türk kullanıcıların işlem geçmişlerini ve bakiyelerini Türkiye ile paylaşmak zorunda kalacak. Türkiye zaten 100 ülkeyi aşkın ülkeyle finansal hesap bilgisi paylaşıyor. Kripto da artık bu çerçeveye girecek. Yani yani devlet aslında kripto dünyasını sadece düzenlemek değil hem vergilendirmek hem de tam olarak izlemek istiyor ki bu doğal bir süreç. Ama tabii burada sorulması gereken soru şu. Bu düzenleme kimin için yapılıyor? Yatırımcıyı korumak için mi yoksa devlete yeni bir vergi kaynağı yaratmak için mi? İkisi tabii ki birbirini dışlamaz elbette ama ağırlık nerede? Bunu takip etmek lazım. Hatırlayın işte TODEX mağdurları yıllarca düzenleme istedi. Düzenleme gelmedi ama vergilendirme gündemine alındığında süreç çok hızlı ilerledi. Ya bu öncelik sıralaması da aslında bence bize bir şey anlatıyor diye düşünüyorum. Bir de tabii burada dijital Türk Lirası meselesine de basalım. Bir aralar bakalım. bir arada çok popülerdi. Şimdi o kadar çok eee popülaritesi yok gibi yani o kadar çok konuşulmuyor. En azından benim gözüme çarpmıyor konuşulduğu. Merkez Bankası Dijital parası bu. Central Bank Digital Currence denilen şey. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da dijital Türk lirası üzerinde çalışıyor bildiğim kadarıyla. Pilot aşamayı tamamlamışlardı en son. İşte ikinci faza geçiş sinyalleri verdiler. Çevrim dışı kullanım, programlanabilir ödemeler, sınır ötesi transfer senaryolarını araştırdılar vesaire. Nedir Dijital Türk Lirası? Merkez Bankası tarafından çıkarılan, eğer çıkarılırsa tabii ki bir dijital formda bir Türk lirası olacak. Kripto paradan farklı olarak merkeziyetsiz olmayacak. Tam tersine tamamen merkezi yani devlet tarafından çıkartılıyor adı üstünde. Kontrol ediliyor ve takip ediliyor. İşte tam da aslında bu takip kelimesi kritik. Yani Dijital Merkez Bankası parası devlete vatandaşların her bir harcamasını anlık olarak izleme kapasitesi verecek eğer çıkarsa. Şimdi kim kime ne zaman ne kadar ödedi? Hangi üründe harcadı nerede harcadı? Bu bilgiye tam erişim. Şimdi Çin’in dijital yuanı da aslında bu konuda en ileri örnek. Çin hükümeti dijital yuan üzerinden harcama verilerini anlık takip edebiliyor. Hatta programlanabilir para özelliğiyle paranın belli bir süre içerisinde harcanmasını, belli ürünlerde kullanılmasını zorunlu bile kılabiliyor. Türkiye’de böyle bir uygulama olur mu açıkçası bilemiyorum ama teknolojik altyapı buna imkan veriyor. Bunu söyleyebiliriz. Yani öyle bir altyapı var. teknolojik bir engel olmayacak. Eğer bir şekilde çıkmazsa başka bir siyasi bir engel olabilir. İşte ne bileyim ben çok böyle ne bileyim ben şey bulunmaz. Siyaseten eee işte kazanç getirici bir şey olarak görülmezse vesaire. Bilemiyorum yani. Ama eee tabii bu yüksek enflasyon ortamında devletin programlanabilir para aracını kullanmak istemesi aslında belki de mesela sosyal yardımları belli ürünlerde ve belli sürede harcanması gereken dijital paraya dönüştürmesi tabii hiç de uzak bir ihtimal değil. Bunu da söyleyelim. Hatta bunu bir adım daha ileri götürün. Devlet belli sektörlere canlandırmak için dijital paranın sadece o sektörlerde harcanabilmesini de sağlayabilir. Ya da sermaye kontrolü uygulamak için dijital paranın yurt dışına transferini engelleyebilir. Ya da vergi borcunuz varsa dijital cüzdanınızdan otomatik kesinti yapabilir. Bunlar distopik senaryolar değil tabii ki. Hani hakikaten teknolojik olarak mümkün olan şeyler. Sadece ne zaman uygulanacağı meselesini konuşabiliriz belki. Ve tabii bu araçları kullanıp kullanmamak için aslında tamamen politik bir tercih meselesi. Yani bu devletin vatandaşın cebine dijital olarak müdahale edebilmesi demek. Bir açıdan baktığımızda para politikasının bireysel düzeye inmesi demek. Bunun ekonomik verimliliği arttırabileceği iddia edilebilir tabii ki ama mahremiyet açısından çok ciddi sorunlar da ortaya çıkaracağı kesin. Bunu da kabul etmek lazım. Ve çok temel bir gerilim aslında baktığımızda bu. Yani bir tarafta finansal kapsayıcılık var. Dünyada yaklaşık 1,5 milyar yetişkin hala banka hesabına sahip değil arkadaşlar. Bu oldukça yüksek bir eee oran aslında baktığımızda dünya nüfusuna oranladığınız zaman ve dijital finans araçları tabii ki bu insanları finansal sisteme dahil edebilir. İşte mikrokredi, mobil ödeme, dijital cüzdan gibi araçlar hakikaten Afrika’da, Güney Asya’da milyonlarca insanın hayatını gerçekten değiştirdi. Diğer tarafta ise finansal gözetim meselesi var. Yani her dijital işten bir iz bırakıyor ve bu izler devletler ve şirketler tarafından toplanabilir, analiz edilir ve kullanılır. Hani işte nakit paranın en önemli özelliği neydi? Anonimlikti. cebinizdeki 100 lirayı kime verdiğinizi kimse bilmiyordu kamerayla sizi görüntülemediği sürece. Şimdi bu anonimlik tabii ki elbette kara para aklama, vergiyi kaçırma gibi hani olumsuzluklara da zemin hazırlıyor. Bunu kabul etmek lazım. Ama aynı zamanda bireysel özgürlüğün de bir garantisiydi. Şimdi dijital dünyada bu anonimlik ortadan kalkıyor ve anonimliğin ortadan kalkması devletin ve şirketlerin o birey üzerindeki gücünün artması anlamına geri geliyor. Burada mesela şimdi Fredriich Hayek’i hatırlamak lazım. Ben şahsen çok görüşlerini ve felsefesini sevmem açık konuşayım ama işte paranın devlet tekeline bırakılmaması gerektiğini savunurdu. E belki de bugünleri görmüştür bilemiyorum ki bugün paradoks şu ki aslında kripto para tam da bu fikrin ürünü olarak doğdu. Merkeziyetsiz para olarak doğdu. Ama şimdi devletler kriptoyu da kendi denetimine almaya çalışıyorlar ve Dijital Merkez Bankası parası ile devletin para üzerindeki kontrolü tarihte hiç olmadığı kadar güçlenecek eğer yaygınlaşırsa. Şimdi büyük resme bakalım. Küresel finans sistemi hızla dijitalleşiyor aslında baktığımızda ki bu dönüşümün en dikkat çekici boyutlarından bir tanesi de platform bankacılığı denen olgu. İşte Trend Yol Alibaba’nın ant grubu ile ve Abu Dhabi meşeli işte ADQ’dan gelen yatırımla finansal hizmetlere adım atıyor. Amazon kendi ödeme sistemini kurdu. Apple kendi kredi kartını çıkarttı. Bunların bir kısmı Türkiye’de kullanılmıyor tabii ki biliyorsunuz ama Google Pay, Samsung Pay dünya genelinde yaygınlaştı. Bu platformlar e-ticaret verileriyle kredi skorlaması yapıyorlar. Milyonlarca insanın finansal verisine erişiyorlar ve geleneksel bankaların yapamadığı hızda ürün sunuyorlar. Ve Türkiye’de de bu eğilim güçleniyor. İşte bu embeded finance dediğimiz gömülü finans modeliyle bir e-ticaret sitesinde alışveriş yaparken size o platformun kendi kredi ürünü de sunuluyor. Kendi ödeme çözümü sunuluyor. Kendi sigorta ürünü sunuluyor. Bankayı hiç görmüyorsunuz. Banka arka planda bir altyapı sağlayıcısı. Sadece siz sadece o alışveriş sitesiyle Türkiye’de bu var. Yani gidin herhangi bir alışveriş sitesine işte taksitle bunu alabilirsiniz diyor veya biz size kredi verelim. krediyle alabilirsiniz diyor ki. Bu dönüşümün kazananları kim? Tabii ki birincisi büyük teknoloji şirketleri. İşte Apple Pay, Google Pay, Amazon’un finans kolları, işte Alib Baba’nın ant grubu, Trend Yol’un Fintech hamleleri. Bu şirketler e-ticaret verisiyle kredi skorlaması yapıyor. Eee, işte milyarlarca insanın finansal verisine erişiyor ve geleneksel bankaların yapamadığı hızda ürün sunuyorlar. İkincisi Fintech yatırımcıları. Küresel FINTIK’e milyarlarca dolar akıyor dünyada. Bu sermaye büyüme vadeden her girişmeye değil tabii ki artık operasyonel disiplini ve karlılığı kanıtlanmış şirketlere yöneliyor. Üçüncüsü de devletler. Devletler dijital para ve fintech düzenlemeleriyle aslında devlete hem yeni vergi kaynakları hem de vatandaş üzerinde yeni kontrol mekanizmaları sağlıyorlar. Peki kaybeden kim bu süreçte? Birincisi geleneksel bankalar. Açıkçası dünya genelinde işte banka şubeleri kapanıyor. Banka çalışanlarının işini kaybediyor. İkincisi küçük esnaf. dijital ödeme komisyonları, post cihazı maliyetleri, platform bağımlılığı, küçük işletmelerin marjlarını daraltan şeyler. Eee daha büyük şirketleri aslında işte bunlar daha karlı geliyor açıkçası. Üçüncüsü de belki de en önemlisi farkında olmadan verilerini teslim eden bizler, bireyler. Yani siz bir fintech uygulamasını belki bedava kullandığınızı düşünüyorsunuz ama aslında ürün sizsiniz. Hani hep derler ya eğer bir uygulamada reklam yoksa, reklamsız olarak size sunuyorsa reklam sizsiniz. Doğru. Yani sizin veriniz satılıyor. Çünkü sizin davranış kalıplarınız analiz ediliyor. Sizin harcama alışkanlıklarınız bir algoritmaya dönüştürülüyor. Bir de tabii dijital uçurum var. Yani Türkiye’de yaşlı nüfusun, kırsal kesimin ve işte bu dijital okul yazarlığı düşük kesimlerin bu yeni sisteme erişimi sınırlı ve nakit kullanımı azaldıkça dijital sisteme dahil olamayanlar finansal olarak dışlanıyorlar. Ki bu teknolojik ilerlemenin sosyal eşitsizliği derinleştirebileceğinin de aslında somut bir örneği bence. Şimdi tanıdık geliyor mu bu? Yine eee biliyorsunuz ekonomi politik başlığı altında pek çok yayın yaptım. Suyla ilgili yaptım. İşte sağlıkla ilgili yaptım. Gıdayayla ilgili yaptım. Vergiyle ilgili yaptım. Tanıdık geliyor olması lazım. Yani su yayınında, sağlık yayınında, gıda yayınında, vergi yayınında hep aynı kalıbı gördük. Kamusal bir alan ihmal ediliyor veya dönüştürülüyor diyelim. Bir boşluk oluşuyor. Sonra o boşluğu özel sektör dolduruyor ve size aynı şeyi farklı bir ambalajla geri satıyor. Şimdi burada da aynı kalıp var aslında biraz baktığımızda. Çünkü kamusal para sistemi dijitalleştiriliyor. Ama bu dijitalleşmenin kurallarını şirketler ve devlet birlikte yazıyor. Ve bu kurallar yazılırken vatandaşın masada bir sandalyesi yok. Çözüm ne peki diyeceksiniz. Yine bu kadar olumsuz konuştum, konuştum, konuştum. Çözüm önerilerin var mı? Tabii ki var. Birincisi fintech düzenlemeleri tüketici korumasını merkeze almalı. Yani düzenleme sadece sektörleri büyütmek için değil vatandaşı korumak için de yapılmalı. İkincisi veri mahremiyeti yasalarının güçlendirilmesi. Kişisel verilerin korunması kanunu finans alanında çok daha sıkı uygulanmalı diye düşünüyorum. Verilerimizin kim tarafından ne amaçla kullanıldığını bilmek hakkımız olmalı. Üçüncüsü, Dijital Merkez Bankası parası tasarlanırken mahremiyet bir tasarım ilkesi olarak baştan sisteme entegre edilmeli. Mahremiyeti oldukça önemli. Tabii ki bu kara para aklamaktır. İşte kayıt dışı vergi kaçırmaktır vesaire anlamında kötüye kullanılmasını engelleyecek düzenlemeler de yapılsın. Bir şey demiyorum ama mahremiyet kısmı da önemli. Dördüncüsü dijital okur yazarlığının arttırılması tabii ki. Yani insanlar kullandıkları uygulamaların arkasındaki iş modelini, veri politikasını, risk yapısını anlamalılar ki bilinçli karar verebilsinler. Yine biliyorum yani her yayının sonunda aslında bunu söylüyorum ama bu yayında size sihirli bir formül sunamadım ama sadece her gün kullandığınız bu ödeme uygulamalarının, dijital cüzdanların, kripto borsaların arkasındaki yapıyı göstermeye çalıştım elimden geldiğince. Çünkü para meselesi dediğimiz şey sadece bir teknoloji meselesi değil, bir ekonomi politik meselesi. Aslında her alan buraya bağlanıyor farkındaysanız. Yani değil mi? Ya yaşamımızı eee her alanında bunla karşılaşabiliyoruz. İşte suda da karşılaştık, sağlıkta da, gıdada da her şeyle karşılaştık. En temel eee işte hizmet ve servislerde karşılaştık. Çünkü para meselesi dediğim gibi sadece bir teknolojik mesele değil. bir ekonomi politik meselesi ve paranın dijitalleşmesi, refahın yeniden dağılımını, gücün yeniden yapılanmasını ve özgürlüğün yeniden tanımlanmasını da beraberinde getiriyor. Ve işte bu süreçte söz hakkınız olması için de önce sistemin an sistemi anlamanız gerekiyor. Zaten bu yayının da amacı yine bu konuda bir farkındalık yaratmaya çalışmaktı. Herkese iyi günler diliyorum. Eee gene yorumlarınızı, like’larınızı, hype’larınızı, desteklerinizi bekliyorum. Ücretli üyeli olmayı da düşünebilirsiniz. Kitaplarımın zaten linkleri açıklamada mevcut. İki tane kitabım var. Belki yakın zamanda bilmiyorum yaz sonunda bir üçüncüyü de çıkartabilirim. Kitaplarıma da desteğinizi bekliyorum. Eee bu hesapta bir gariplik var. Ekonomiyle kandırılmak. Bu yetişkinler için olan yayınımız. Sen de ekonomistsin ise çocuklar için olan yayınımız. Bunları düşünebilirsiniz. Kanala abone olmayı, videoyu beğenmeyi ve yorumlarınızı özellikle yazmayı unutmayın ki yorumlarda böyle seviyeli, güzel, kaliteli bir tartışma ortamı da yakalamış olalım. Çünkü her yoruma biliyorsunuz elimden geldiğince eee hemen anında değil belki ama birkaç saat içerisinde cevap vermeye çalışıyorum. İlginiz için teşekkür ederim ve hepinize iyi günler diliyorum.