21. Yüzyılın En Uzun Gecesi: Trump'ın Venezuela Kumarı ve Dünyanın Yeni Rotası
Bu Bölüm Hakkında
Amerika Birleşik Devletleri'nin Venezuela'ya yönelik askeri operasyonu ve Maduro'nun yakalanması bu bölümde detaylıca ele alınıyor. Operasyonun uluslararası hukuk, egemenlik ve büyük güç rekabeti açısından sonuçları değerlendiriliyor. Venezuela'nın dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olmasının küresel enerji dengesine etkisi, Çin ve Rusya'nın tepkileri, Monroe Doktrini'nin yeniden gündeme gelişi ve Türkiye dahil olmak üzere farklı ülkelerin tutumları inceleniyor. Gelişen piyasalar ve Türk lirası üzerindeki olası etkilere de değiniliyor.
Ele Alınan Konular
- ABD'nin Venezuela askeri operasyonu ve Maduro'nun yakalanması
- Monroe Doktrini'nin yeniden gündeme gelişi
- Venezuela petrol rezervleri ve küresel enerji dengesi
- Çin, Rusya ve Avrupa'nın tepkileri
- Türkiye'nin hassas pozisyonu ve ekonomik etkileri
- Gelişen piyasalar üzerindeki risk algısı
Merhabalar. Kayıt dışı iktisata hoş geldiniz. Bugün tabii olağanüstü bir yayınla karşınızdayım. Olağanüstü diyorum. Dünya için olağanüstü. Eee, bugün 4 Ocak 2026 Pazar ve dünya tabii dünden beri aslında bence bambaşka bir yer açıkçası. E, Amerika Birleşik Devletleri biliyorsunuz takip etmişsinizdir. Hani çok özet vermeye gerek yok herhalde ama Venezuel’ye askeri bir operasyon düzenledi ve devlet başkanı Maduro’yu yakalayarak Amerika Birleşik Devletleri topraklarına getirdi. İşte şu anda New York’taki gözaltı merkezinde olduğu söyleniyor. Pazartesi günü hakim karşısına çıkacakmış. Şimdi bu 1989’da aslında Amerika’nın ilk müdahalesi değil bir devlet başkanına doğrudan. 1989’da Panama müdahalesinden bu yana aslında Latin Amerika’da gerçekleştirilen en büyük Amerikan askeri operasyonlarından bir tanesi ve sadece bir askeri operasyon da değil aslında. Hani uluslararası hukuk, egemenlik, işte büyük güç rekabeti, enerji jeopolitiği açısından çok derin sonuçları olacak bir eee kırılma noktası bence bugün. O yüzden aslında hani birkaç başlık altında bunu inceleyeceğim. Bir tanesi ne oldu, nasıl oldu? Trump ne diyor? İkincisi Çin, Rusya, Latin, Amerika, Avrupa ve belki de yani çok bir önemi var mı bilmiyorum ama Türkiye ne diyor? Tabii ekonomik boyutu, petrol piyasaları malum Venezuela dünyanın en büyük petrol yataklarına sahip ülke. Her ne kadar işleyemese de ham petrol ihraç ediyordu. Eee dolayısıyla bunun küresel enerji dengesine etkisine bakacağız. Ve tabii bir de Monro doktrinin Amerika için önemli bir doktrindir. Onun geri dönüşünden bahsedeceğiz. Şimdi gelelim önce operasyonun kendisine. Malum işte 2 Ocak gecesi herhalde 22.46’da 46’da o Florida’da Trump’ın e konutan bir operasyon emri verilmiş ve mutlak kararlılık operasyonu demişler buna da. İsim vermeyi sever Amerikalılar. Böyle işte 150’den fazla uçak, savaş jetleri ve bombardıman uçakları, uçak gemileri vesaire. Bu 1962 Küba füze krizinden bu yana bölgedeki en büyük Amerikan askeri yığınağı ve Venezuela saatiyle de gece işte gece yarısı patlamalar başlamış. İşte hava savunma sistemleri devre dışı bırakılmış. Yani bu aslında ben hani askeri konulara çok fazla girmek istemiyorum. Çünkü benim alanım değil zaten her taraftan okuyabilirsiniz bir şekilde. Yani eee Maduro zırhlı sığınağına ulaşmaya çalışırken eşiyle beraber alınmış ve önce Amerika’nın bir Amerikan gemisine alınmışlar. Daha sonra da Guantanama üzerinden New York’a transfer edilmişler. Şimdi tabii hukuki gerekçe burada ne diyeceksiniz. Varsa tabii artık bir hukuk burada Amerikan Adalet Bakanlığı Maduro’yu narkoterörizm, kokain kaçakçılığı ve silah suçlarıyla itham ediyor malum. ve iddianameye göre işte FARC gerilaları, ELN gerilalı, Meksika kartelleriyle işbirliği yaparak yılda 200-250 ton kokain trafiği yönettiği iddia ediliyor. Ki Madura’nın başında konulan ödül malum 2020’de 15 milyon dolarken Ağustos 2025’te 50 milyon dolara çıkarılmıştı. Tabii burada dikkat çekici olan da Trump’ın açıklamaları. Yani Trump işte ülkeyi güvenli ve uygun bir geçiş yapılarına kadar biz yöneteceğiz dedi. Uzun vadeli askeri varlık ihtimalini reddetmedi. Amerikan petrol şirketlerinin Venezuela’ya gireceğini ve ülke için para kazanacağını söyledi. Yani bir ülkenin devlet başkanını yakalayıp o ülkeyi yöneteceğiz diyorsunuz. Ne demek bu 21. yüzyılda asa uluslararası hukukun temel ilkelerine ne oluyor diye insanın sorusu geliyor. Tabii ki kaldıysa o hukukun herhangi bir kırıntısı. Venezuela cephesindeyse aslında Maduro’nun yokluğunda malum büyük bir belirsizlik hakim. Ama işte Venezuela Anayasasına göre Anayasa Mahkemesi demiş ki devlet başkanı görevini yapamazsa yardımcısı geçeceği olarak görevi devr alacak. Yardımcısı da işte bir hanımefendi, bir kadın siyasetçi Delssey Rodriguez Devlet televizyonunda işte halka seslenerek Maduro’nun hala ülkenin meşru cumhurbaşkanı olduğunu ilan etti. Hukuksuz bir darbe girişimi dedi Amerika’nın yaptığına olağanüstü hal ilan etti. teslim olmayacağız dedi. Kendi güdümünde bir eee hani en azından bizim işte siyasi iktidarımız vesaire devam ediyor dedi. Aslında Amerika ise diğer yandan kendi güdümünde bir geçiş süreci olacağını iddia ediyor. Venezuel’yi biz yöneteceğiz ta ki düzgün ve adil bir geçiş sağlanana kadar dedi. Ama kimin yerine kim geçecek? Yani öyle bir şey var mı? Amerika böyle bir şey söylemedi. Bizzati de zaten şu anda hani ülkeyi yönetmediği için Amerika hani bir kara harekatı vesaire falan yapılmadığı için de ne olacağı belli değil. muhalefette aslında göya eee önceki seçimleri kazandığını iddia eden bir hatta Nobel Barış ödülü de alan bir Maşado var. Maria Corina Başado. Ama enteresandır yani madem eee şimdi şöyle bir iddia var değil mi? seçimleri kazandığı iddia ediliyordu ama Maduro seçimlere hile karıştırarak muhalefetin seçimleri kazandığını eee kabul etmedi dendi. Oysa Trump dün dedi ki Maşad’un yani bu seçimleri kazandığı iddia edilen ve Nobel Barış ödülü verilen eee siyasetçinin e halkta yeterince karşılığı olmadığını ve o nedenle onu desteklemediklerini belirtti. E hani bu kadın seçim kazanmıştı. Eğer bu kadın seçim hakikaten kazandıysa nasıl halk da yeterince karşılığı olamıyor? İlginç sorular. Yani hani demokrasi getireceğiz söylemenin ne kadar samimi olduğu da burada tartışılıyor aslında. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri malum kendi istediği kişi iş başına gelmezse doğrudan yönetmeye devam edeceğini ima ediyor açıkçası değil mi? Dünya ne diyor peki burada? Çin tabii işte operasyonu hegemonik eylem olarak nitelendirdi ve Maduro’nun derhal serbest pırılmasını talep etti. İlginç bir detay var tabii burada. Çünkü Çin’in özel temsilcisi operasyondan sadece birkaç saat önce Karakas’ta Maduro ile görüşmüştü. Ya Pekin için tabii bu şu anda en azından göründüğü kadarıyla ciddi bir diplomatik prestij kaybı. Rusya’da işte operasyonu silahlı saldırganlık olarak kınadı. İşte Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağırdı vesaire. İşte Dışişleri Bakanı Lavrov bu Maduro’nun yerine geçtiğini ilan eden devlet başkan yardımcısı Delsse Rodriguez’e doğrudan görüşmüş. Ama tabii Rusya’nın Ukrayna savaşı neden somut bir şey yapma kapasitesinin sınırlı olduğu düşünülüyor. Brezilya devlet başkanı sert bir tepki verdi. Yani Venezuel topraklarının işte Lula biliyorsunuz o da sol görüşlü bir eee siyasetçi. Venezuela topraklarının bombalanması ve başkanının yakılanması kabul edilemez dedi. Bu bir çizgiyi aşıyor dedi. İşte Meksika, Kolombiya, Küba da tabii operasyonu kınadılar. Kolombiya Devlet Başkanı enteresandır. Yani 2219 kmetrik Venezuela sınırına asker yığdı. Çünkü Trump eee bu Vened Kolombiya devlet başkanı Petro için de açıkça tehditler savundu. Dedi ki kokain fabrikaları var. Kıçını kollaması lazım affedersiniz. Ama Trump’ın ifadesi aynen bu şekilde. Meksika için de karteller ülkeyi yönetiyor. Bir şeyler yapılması gerekecek dedi. Eee Küba için konuşacağımız bir şeyler olacak dedi. Zaten Kanada’nın Amerika’nın iyaleti olmasını eee öneriyordu. Zaten Grönland’ın da Amerika’ya katılması gerektiğini düşünüyordu. Ki eee bu Trump Trump’ın eee chief of staff yani aslında Amerika’da biraz başbakan gibi düşünülür o. Yani Beyazsaray’daki bütün o ekibi eee yöneten e kişiye Chief of Staff denir. Bir de onun yardımcısı vardır. E bir nevi başbakanımsı yani tabii ki başbakan gibi değil ama anayasal bir yetkisi fazan fazla yok ama en azından o ofisi yönetir. Beyazsaray ofisini yönetir. Eee o Chief of Staff’ın yardımcısı yani Deputy Chief of Staff’ın eşi sosyal medyada ik’te işte Grenland’ı Amerikan bayrağıyla gösteren ve sıra sana geliyor Grenland denen bir paylaşım yaptı. Bu da enteresandır ve Danimarka hemen buna cevaben işte böyle bir şey olamaz vesaire falan dedi ama tabii ne kadar Danimarka buna karşı dayanabilir Avrupa Birliği böyle bir sosyal medyadan falan bir demeage vermenin ötesinde başka ne söyleyebilir? Tartışılır tabii ki çok temkinli çünkü e Avrupa’nın tepkisi. Yani tabii meşruiyetten yoks yoksun olduğunu Maduro’nun söylediler ama y hani eee İtalya böyle biraz daha işte çok yumuşak bir damage verdi. Yunanistan hakeza öyle. Fransa nispeten en sert demeçleri veren Macron gibi hani uluslararası hukuk ilkelerine yani güç kullanmama ilkesinin ihlal edildiğini iddia etti Fransa. Eee, Bir de Genel Sekreteri de işte Gitarres derin endişeyi ifade etti. Tehlikeli bir emsal oluşturduğunu belirtti falan. Ama yani bunlar tabii hepsi fasafiso açıkçası. Türkiye’de malum görmüşsünüzdür Dışişleri Bakanlığı tüm tarafları itidal göstermeye çağıran ölçülü bir açıklama yapmış. Çok komik. Ama Amerika’yı tabii ki açıkça kınıyamadılar. Türkiye’de Maduro’nun yakalanmasından ismen dahi bahsetmediler. Eee, böyle hani sadece bir cumhurbaşkanlığı başdanışmanı Cemil Ertem sosyal medyada sert bir şey yazmış. Eee, “Venezuela halkının ve başkan Maduro’nun yanındayız. Bu haydutsuzluk cezasız kalmamalı dem” demiş. Eee, tabii bu ikili tutum Türkiye’nin hassas pozisyonu da yansıtıyor. Çünkü Türkiye malum Maduro hükümeti ile sıcak ilişkiler kuran tek NATO ülkesiydi. İkili ticaret 1.1 milyar doları açmıştı 2018’de. Venezuela altına Türkiye’de rafine ediliyordu. Tabii şimdi bu yatırımların akıbeti belirsiz. Ya Türkiye’nin Venezuela’de pek çok yatırım yapacağı vesaire söyleniyordu. Onlar da belirsiz tabii ki. Bir burada şimdi üçüncü boyutumuz aslında ekonomik boyut. En kritik konu belki de aslında yani Venezuela dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ülke. 303 milyar varille. Bunu Suudi Arabistan 267 milyar eee ile eee takip ediyor. Ama tabii Venezuela’nın petrol üretimi 1990’ların sonunda günlük 3,5 milyon varilken bugün sadece 1 milyon varil civarında. Yani küresel üretimin %1’inden az. Yani devasa rezervleri var ama üretim kapasitesi çökmüş vaziyette. İşleme kapasitesi de yok. Çünkü petrolü biliyorsunuz tek başına topraktan çıktığı gibi arabanın benzinine koy. Hani arabanın deposuna koyamıyorsunuz. İşlemek gerekiyor. E o işlemek için de rafineri gerekiyor. Refine etmek gerekiyor. Yani hani ingilizcesiyle eee o da yok Venezuela’de doğru düzgün çalışan. Dolayısıyla petrol piyasadan etkisi ne olacak dendiğinde analistler hani pazartesi açılışında varil başına belki bir 2 dolar arası bir artış olabilir diyorlar. Cuma günü kapandığında eee brand 60.75’ti. WTI 5732’ydi ama yapısal bir şok beklenmiyor şimdilik en azından. Çünkü zaten Venezuala çok az üretiyordu diyorlar. Ama asıl mesele uzun vadede. Yani Trump Amerikan petrol şirketlerinin Venezuela’ya gireceğini söyledi. Girer girmez bilemem. Tabii şimdi şu da var. Yani Venezuela petrolü gördüğüm kadarıyla eee ağır ve kükürtlü yani özel rafineri ekipmanı gerekiyor. Amerikan Körfez kıyısındaki rafineriler bu petrole göre tasarlanmış. Yani dizel jet yakıtı ve asfalt üretimi için çok kritik. Ama ikincisi aynı zamanda altyapı felaket vaziyette Venezuela’da. Yani o eee PDVSA Devlet Petrol Şirketi’nin boru hatları 50 yıldır güncellenmemiş. Üretimi yeniden arttırmak için tahminen 58 milyar dolar yatırım ve en az 10 yıl gerektiği söyleniyor. Yani burada işte Turb Bridge ve Rice Stat Energy analistleri de bu konuda hemfikir gözüküyorlar açıkçası. Üçüncüsü de Çin faktörü var. Çin son 20 yılda Venezuela’ya 60 milyar dolar finansman sağlamış vaziyette ve Venezuela petrol ihracatının %80’ini Çin kontrol ediyor. Şimdi bu yatırımlar ne olacak ve Çin bunları koruyabilecek mi sorusu var. Yine mesela Amerikan şirketleri ile ilgili bir durum var. Yani Amerikan şirketlerinin isteksizliği var. Sonuçta Aralık ayında mesela eee bu operasyonlardan önce Politiko bir Amerikan haber sitesi biliyorsunuz. Onun haberine göre Amerikan enerji şirketleri Venezuela’ye dönme konusunda yani çok isteksizlerdi. 2007’deki o Şavez’in kamulaştırmaları hala hafızalardı ve siyasi istikrar olmadan kimse oraya milyarlarca dolar yatırım yapmak istemiyor gibi gözüküyordu. Ya şu anda Venezuela’da faaliyet gösteren tek Amerikan şirketi Chevron ve günde sadece 120.000 varil üretiyor. Bu da Venezuel üretiminin %25’i. Şimdi peki piyasalar nasıl tepki verecek diye tekrar tekrar soralım. Yani pazartesi açılışını beklemek tabii ki lazım ama enerji hisseleri yükselişe geçebilir. Cuma günü Chevron %2.3, Exon Mobil %1.9, e Konaco Philips %3.3 civarında artış göstermişti. Savunma sanayi hisseleri de jeopolitik risk primi alabilir. Altın zaten rekor seviyelerdeydi. Eee, bu devam edebilir gibi gözüküyor. Tabii Türk piyasaların etkisine de bakacağız. Yani BIST eee ne olacak? Eee dolar Türk lirası kuru. Yani çok açıkçası inanılmaz büyük hareketler Türk piyasalarında beklemiyorum açıkçası. Ama tabii Venezuel’de doğrudan bağlantısı olan bazı şirketler öngörülürse bunlar risk altında olabilir mi? Bakmak lazım. Pazartesi günü göreceğiz. Tabii bir de burada daha jeopolitik açıdan baktığımızda yani büyük resme baktığımızda bu operasyon ne anlama geliyor diye sormak isterseniz eğer açıkçası Trump yani tarihe gönderme yapmaktan çekinmedi. Basın toplantısında monodatif yaptı. Hatta kelime oyunu yaptı orada Monro Doktrine’e. Donro doktrini dedi. Yani Donald Trump’ın D’siyle. Eee 1823’ten beri Monro Doktrini aslında Amerika’nın batı yarımküre yani o Amerika kıtaları bizden sorulur. Eee doktrin yani buraya dış güçler karışamaz prensipi. Ve yıllarca işte Latin Amerika’ya yönelik müdahaleler bu doktrinle meşrulaştırıldığı darbeler ve şimdi Trump diyor ki evet biz yeniden Latin Amerika’da tek söz sahibiyiz. İstemediğimiz rejimi deviriz. Bu açıkça emperyal bir söylem tabii ki. Hatta Trump Venezuela operasyonunu savunurken bu bizim arka bahçemizde oldu. Gerekiyorsa Monro doktorine 2.0 devrede mesajını da verdi. Yani kısaca aslında Amerika Birleşik Devletleri uzun bir süre sonra Latin Amerika’da doğrudan askeri müdahale ile rejim değişikliği yaparak ya da yapmaya çalışarak diyelim henüz gerçekleşmedi değişiklik ama dünyaya meydan okuyor. En son işte Panama’da bunu yapmışlardı. Şimdi Maduro ile görüyoruz. Hani tarihsel bir dönüm noktası o açıdan baktığımızda. Ama tabii şunu da belirtmek lazım. Amerikan kamuoyuna bakarsanız eğer tartışmalı gözüküyor bu haber. Yani kimileri nihayet sosyalist bir diktatör devrildi diye Trump’ı alkışlıyor. Kimileri ise yine petrol için savaşa mı giriyoruz endişesinde göreceğiz tabii ki. Yani burada tabii meselenin demokrasi olmadığını, güç ve çıkar meselesi olduğunun herkes farkında açıkçası. Eee tabii uluslararası ilişkilerde de bu ciddi bir paradigma değişik. Yani egemenlik, işlere karışmama, güç kullanmama. Bunlar Birleşmiş Milletler şartlarının temel ilkeleri ve şimdi dünyanın en güçlü ülkesi bu ülkeleri açıkça hiç böyle yani nasıl diyeyim? bahane bile bulmadan eee çiğnediğini söylüyor. Hani aslında 1989’daki operasyonda da benzerlikleri oldukça çarpıtı. Çünkü Noriega da ilginç bir tesadüftür aslında burada. 3 Ocak 1990’da teslim olmuştu. Tam 36 yıl önce Maduron’un yakalandığı gün. Tabii kritik farklar da var burada. Yani Panama çok ufak bir ülkeydi. 2,5 milyon nüfuslu bir ülke. Venezuela 28 milyon nüfusu var. 10 katından fazla. Yani Panama’da mesele kanal kontrolüydü. Burada dünyanın en büyük petrol rezervleri söz konusu. Ve tabii 1989’da Çin ve Rusya bu kadar angaje değildi bölgeye. Eee ama en önemlisi de bence Amerika’nın şu an için en azından gördüğümüz kadarıyla bir çıkış stratejisi yok. Hani exit strateji denilen şey ya Trump ülkeyi biz yöneteceğiz diyor ama ne kadar nasıl yönetecek bir kere? Öncelikle o var. Eee yani çünkü eğer anlaşamazsa şu anda Maduro sonrası yönetimle bizzati kara operasyonuyla en azından devirip hani zorla bunu yapması lazım. Bunu yapar mı yapmaz mı? Eee, tabii yönetilse ne kadar süreyle yönetecek, hangi koşullarda yönetecek? Hani Panama’da görece net bir geçiş vardı. Burada ciddi bir belirsizlik hakim. Ve tabii domino etkisi de var yani. Çünkü Trump Kolombiya, Meksika, Küba için açık tehditler savurdu. Eee, hani diplomatik dil de hiç kullanmadı. Az önce dediğim o hakaret amiz ifadeyi de kullandı. Açıkça bir tehdit yani kışın kullanması lazım ifadesi böyle. Eee, tabii göç boyutunu da unutmamak gerekiyor. Venezuela’da zaten 8 milyon kişinin ülkeden göç ettiği söyleniyor. Dünyanın en büyük yerinden edinme krizi. E Kolombiya şu anda 3 milyon Venezuela’ya mülteciye ev sahipliği yapıyor. Yeni bir dalga gelir mi gelmez mi? Burada şimdi Amerikan yardım fonları, USAID fonları da kesildi. Yani insani yardım fonları ne olacak? Ve tabii yine burada gelişmekte olan ülkeler için net bir mesaj olduğunu görüyoruz. Türkiye’de aslında buna dahil. Yani eğer Amerikan çıkarlarına aykırı hareket ederseniz yeterince güçlü müttefikleriniz yoksa egemenliğiniz kağıt üzerinde kalabilir. Tabii şimdi burada bir soru şu. Çin meselesi ya Çin neden sessiz değil mi? Çünkü bu kanalın izleyicileri bilir. Uzun süredir ben Amerikan hegomenyasının zayıfladığını, eee, Çin ve işte yükselen güçlerin ağırlığının arttığını konuşuyorum. Peki bu son yaşananlar bu tabloya nasıl uyuyor veya uymuyor mu? Hani ilk bakışta çünkü denebilir ki Amerika hala askeri olarak çok güçlü. Öyle zaten dünya polisliğine soyundu. Eee, Çin ise aslında uzak coğrafyada pek bir şey yapamıyor. Gerçekten de Pek’in yönetimi şu ana kadar en azından gördüğümüz kadarıyla sadece diplomatik bir tepki vermekle yetindi. İşte Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü eee, Madura ve eşinin serbest bırakılmasını istemiş ama Amerika’nın güç kullanmasını kınamış vesaire. İşte Birleşmiş Milletler’in ilkelerinin vesaire ihlal edildiğinden bahsetmiş. Eee, tabii hukuki ve diplomatik zeminde sert konuşmuşlar ama sadece hukuki ve diplomatik zeminde yani bir etkisi yok. uluslararası hukukun açık ihlali vurgusu yapmışlar ama fiili olarak bir şey görmüyoruz şu anda. Yani fiili olarak Çin ne yapabilir? Yapabileceği şeyler şu anda sınırlı gözüküyor. Çünkü neticede Latin Amerika Amerika’nın yüzyıllardır nüfuz alanı ve e Çin’in burnunun dibindeki bir bölge değil yani açıkçası. Ve Pekin’nin oralara asker göndermesi veya doğrudan müdahale olması gerçekçi gözükmüyor açık konuşalım. Yani böyle bir hamle Dünya Savaşı’nı göze göze almak demek. Dolayısıyla Çin şu anda tepkinli ve sabırlı davranıyor ki zaten Çin’in genel stratejisi de aslında doğrudan çatışmaktan ziyade ekonomik ve diplomatik güçle nüfus kazanmaktı. Muhtemelen Çin göreceğiz tabii nasıl olacağını ama Venezuela konusunda uluslararası platformlarda Birleşmiş Milletler gibi Amerika’ya sıkıştırmaya çalışacaktır ama öteye geçeceğini zannetmiyorum kısa vadede. Tabii bu sessizlik kimine göre Çin’in zayıflığı demek kimine göre de soğukkanlı gücü anlamına geliyor. Nasıl? Çünkü Çin belki askeri olarak karşılık vermiyor ama şu gerçeği de görüyor. Amerika böyle gözü kara hareket ederek aslında uluslararası toplumda yalnızlaşma riskiyle karşı karşıya. Yani Rusya’dan Çin’e, Latin Amerika’dan Afrika’ya pek çok ülke bu olaya tepkiliyle açıkça veya değil. Küresel güney denilen kesim hatta Avrupa bile aslında biraz öyle. Yani Amerika’nın bu tarz tek taraflı müdahallelerinden bıkmış durumda ve yeni ittifak arayışları burada olabilir ve Çin de aslında bence bunu hesaplıyor olabilir. Mesela Suudi Arabistan, Türkiye, Hindistan gibi ülkeler belki doğrudan Amerika’yı kınamadılar ama kendi aralarında konuşurken rahatsızlık duyduklarını tahmin etmek bence zor olmayacak. Çünkü bugün o Maduro’yu deviren yarın kim bilir hangi rejimi beğenmezse ona saldırır. Değil mi? Dünyada yeni bir bloklaşmaya aslında gidebiliriz. Burada Amerika ve belki birkaç müttefiki yani İngiltere kesin herhalde Amerika’nın yanında yer alır uzun vadede ve küçük bir iki tane Latin Amerika ülkesi belki ama diğer tarafta egemenlik ilkesine vurgu yapan geniş bir koalisyon olacaktır. Çin belki işte bu ikinci durumun doğal liderliğini oynar mı oynamaz mı göreceğiz açıkçası. Tabii askeri güç bakımından da Amerika hala çok güçlü ama ekonomik ve teknolojik güç dengesi değişiyor. Yani Çin Amerika’nın Latin Amerika’daki bu hamlesine doğrudan karşılık veremese bile ki veremiyor. Başka hamlelerle denge kurabilir. İşte Çin mesela Tayvan konusunda bir şeyler yapabilir. Güney Amerika ülkelerine ekonomik yardımlar yapmaya devam eder. Hatta belki onları arttırır. Hatta Küba gibi ülkelere daha fazla destek vermeye çalışabilir. Rusya deseniz Ukrayna Savaşı’a tabii ki meşguller şu anda ama zaten Amerika’ya daha fazla askeri işbirliği teklif edebilirler. Bunlar hep ihtimal dahilinde tabii ki. Yani tabii ki şunu kabul edelim. Yani Amerika’nın Maduro’yı alıp götürmesi böyle tereyağından kıl çeker gibi çok büyük bir güç gösterisi. Ama bu gösteri diğer büyük güçleri farklı cephelerde karşı hamlelere yönlendirebilir. Ne olacağını zamanla göreceğiz. Hemen görmek zorunda değiliz. Ama çok kutuplu dünya mücadelesi bence iyice kızışıyor. Tabii yine bir diğer nokta da aslında Amerika’nın bu adımı dolar hegemonyasına karşı adımlar atan ülkelere de bir mesaj olarak vermesi. Yani Venezuela malum Rusya ve Çin’le beraber dolarsız ticaret arayışındaydı ve petrolünü yuvan ile satma planları vardı. Şimdi Trump yönetimi tabii bunu baltalamış oldu. Bu da yine tabii ki Çin ve Rusya’yı yine kendi alternatif finans sistemlerini hızlandırmaya geliştirmek için hızlandırmaya iter mi itmez mi? Mesela yuan cinsinden ticaret, altın destekle para sistemleri, Brix bankası gibi konular daha fazla önem kazanır mı? Çünkü zira bugün hani Maduro’yu devirdiler. Yarın sırf dolar yerine dijital yuan kullandı diye başka bir ülkeye ambargo veya yine müdahale de gelebilir. Hani çünkü Amerika hegemenos evet zayıflıyor belki ama zayıflarken de agresifleşiyor diyebiliriz bence. Hani belki de son süper güç refleksiyle hareket ediyorlar ki bu tür agresif hamleler kısa vadede işe yarasa da işte Maduro’yu aldı götürdü ve herkes va falan diyor. Doğru desinler ama uzun vadede aslında Amerika’yı dünya çoğunluğuna karşı yalnız bırakır mı meselesi var. Yani Çin bunu görüyor bence ve o nedenle bağırıp çağırmak yerine şu anda stratejik hamlelere odaklanacaktır diye düşünüyorum. Sonuçta 21. yüzyılın kazananı ekonomik olarak üretim gücüyle mi yoksa askeri maceralarla mı belirlenecek? Bunu hep beraber göreceğiz. Son olarak bir de bu küresel fırtınanın Türkiye’ye yansımalarına bakabiliriz belki. Çünkü doğrudan bir etkiden bahsetmek için belki henüz erken ama çünkü gelişmeler çok yeni. Ama bazı dolaylı kanallar var. Birincisi malum petrol fiyatları. Eee yani eğer Venezuela üretimi birkaç yıl içerisinde ciddi derecede arttırırsa küresel petrol arzı yükselip fiyatları baskılayabilir ve Türkiye gibi net petrol ithalatçısı bir ülke için bu uzun vadede olumlu. Hani petrol ucuzlarsa enerji faturamız azalır, enflasyona da katkısı olur vesaire. Fakat kısa vadede ciddi belirsizlik var. Yani şu an Venezuela’de durum karışık. Hatta çatışmalar belki olacak. Kara harekatı olacak mı göreceğiz. Hani ülke bir iç savaş benzeri bir şeye girerse o zaman ve Amerika Venezuela ilişkisi tamamen koparsa tabii eee başka bir şey konuşuruz. Yani en azından jeopolitik risk priminin petrol üzerinden ekonomize etkisini hesaba katmak gerekiyor. Nasıl gelişirse gelişsin. Diğer bir kanal küresel risk iştahı. Şimdi Amerika’nın böyle tek taraflı bir müdahaleye girişmesi aslında dünya genelinde ciddi derecede belirsizliği arttırdı. Yatırımcılar da malum belirsizlikten hoşlanmaz. Riskli varlıklardan kaçarlar ve gelişmekte onu yer maalesef bu gibi dönemlerde kırılgan olur. Yani Türkiye’de gelişen bir piyasa sınıfında ve risk algısı bozulursa eğer bizim gibi ülkelerden sermaye çıkışları görülebilir. Henüz bunun işaretlerini ölçmek çok zor çünkü piyasalar malum hafta sonu kapalıydı ama yarın itibariyle finansal piyasaların nasıl hareket edeceğini göreceğiz. Mesela yatırımcılar dolar ve altına yönelip gelişen ülke para birimlerinden çıkacaklar mı? Ki Türk lirası zaten malum hassas ve kırılgan bir noktada. eee ve haliyle hani bundan etkilenme potansiyelimiz oldukça yüksek. Bunu göreceğiz yani. Ve tabii aslında yani dolayısıyla hani özetle burada demeye çalıştığım küresel ölçekte belirsizlik yaratarak bu gibi gelişmeler hani altın gibi MT’ları daha da cazip hale getirme potansiyeli taşıyor ve tabii gram altının Türk lirası bozunda da dolar bazında da aslında daha da artmasına neden olabilir ve dolarizasyon eğilimini zaten güç destekleyebilir açıkçası. Tabii politik yankılarının da olup olmadığını göreceğiz. Yani Türkiye’nin dediğim gibi geldi galiba dizide bile oynadı değil mi? kuruluş kurtuluş Osmanlı dizisinde eee yani Karakas’ta Türkiye’nin iyi ilişkileri vardı. Eee bir NATO ülkesi olarak da enteresandı bunun olması. Şimdi bunun ne olacağını göreceğiz. E tabii ki de enflasyon. Şimdi biliyorsunuz pazartesi günü tabii ki pazartesi günkü rakama yansımayacak ama yarın Türkiye’de Aralık ayı enflasyon verisi açıklanacak. Beklentiler %31 civarında olacağı yönünde. Eee İstanbul Ticaret Odası malum cuma günü açıkladı 37.7 dedi. Eee perşembe günü pardon. Ve tabii bu genelde Türk verisinin biraz üzerinde çıkıyor malum. Ama eğer petrol fiyatları bu Venezuela meselesi yüzünden yukarı giderse eee bu bizim enerji maliyetlerimizi ve haliyle mutfak enflasyonuna vesaire her şeye yansıma potansiyeli taşıyor. Açık konuşmak gerekirse. Yani dolayısıyla küresel risk artarsa bizim para politikamızın da daha temkinli olması eee zorunda olacak. Ya tarihi bir hafta sonu bırakıyoruz bence geride. Amerika’nın Venezuela müdahalesi hakikaten sadece bir ülkenin iç meselesi değil. Uluslararası sistemin temel ilkelerini sorgulatan bir kırılma noktası. Kesinlikle. Eee ve işte Türkiye açısından hakikaten boyutlarını konuştuk. Dünya açısından boyutlarını konuştuk. Yarın sabahki bülteni yapamayacağım. Çünkü bir üniversitede eee seminer vermek için ziyarete gitmem gerekiyor. Dolayısıyla yarınki sabah bültenini yapamayacağız. Salı gününden itibaren devam ederiz. Ama eee yorumlarınızı bekliyorum. Yani bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Büyük güç rekabeti derinleşiyor mu? Uluslararası hukuk norm mu yoksa sadece güçlüğünün kuralı mı? Yani belki de ikincisiydi ama bu kadar da açık değildi her şey. Lütfen düşüncelerinizi paylaşın. yorumlarda buluşalım. Görüşmek dileğiyle. Herkese iyi günler.