Altın, Dolar, Faiz, Konut: Şimdi Ne Olacak? | CANLI Soru-Cevap
Bu Bölüm Hakkında
Bu canlı yayında savaş, petrol, yapay zekâ rallisi ve Türkiye’ye gelen portföy akımları birlikte değerlendiriliyor. Küresel ekonomide enerji şokunun enflasyonu yukarı iterken teknoloji hisselerinin piyasaları ayakta tuttuğu bir ayrışma olduğu vurgulanıyor. Türkiye tarafında rezervlerde toparlanma, yüksek faiz ve carry trade girişleri ile enflasyonun yavaşlaması öne çıkıyor. Altın fiyatındaki düşüşün yarattığı servet etkisi ve bunun iç talebe yansıması da detaylı biçimde ele alınıyor.
Ele Alınan Konular
- Hürmüz Boğazı ve petrol riski
- IMF büyüme ve enflasyon tahminleri
- Yapay zekâ ve çip hisselerindeki ralli
- Türkiye’de enflasyonun yavaşlaması
- Rezerv artışı ve carry trade girişleri
- Altın fiyatı ve servet etkisi
Herkese merhaba, Kayıt Dışı İktisat’a hoş geldiniz. Bugün biraz farklı bir yayın yapacağız. Her zamanki gibi uzun bir ana dosya hazırlamadım; bu yayının merkezinde siz varsınız. Önce yaklaşık birkaç dakikalık kısa bir çerçeve çizeceğim, ardından doğrudan sorularınıza geçeceğiz. Ekonomi, piyasalar, faiz, kur, altın, konut, jeopolitik riskler, yatırım psikolojisi ya da gündelik hayatınıza dokunan başka ne varsa mümkün olduğunca açık ve net cevaplamaya çalışacağım.
Bugün piyasaların önündeki en önemli başlıklardan biri yine petrol. Amerikan tipi ham petrol mayıs ayından bu yana çok sert geriledi ve 70 dolar civarına kadar indi. Bu elbette benzin ve taşımacılık maliyetleri açısından olumlu bir gelişme gibi görünüyor. Fakat mesele bitmiş değil. Teknik analiz tarafında yukarıda hâlâ kapanmamış fiyat boşluklarından söz ediliyor. En yakın bölge 81 ile 85 dolar civarı. Bunun anlamı petrol mutlaka oraya çıkacak demek değil; ama ABD ile İran arasındaki gerilim yeniden tırmanır, Hürmüz Boğazı üzerindeki risk artar ya da arz kesintisi korkusu güçlenirse petrol yeniden yukarı dönebilir. Dolayısıyla bugün 70 doları görüp enerji enflasyonu tamamen geride kaldı demek için henüz erken.
Bu gelişme doğrudan merkez bankalarını da ilgilendiriyor. Fed tutanakları, Amerikan Merkez Bankası içinde faiz konusunda ciddi bir görüş ayrılığı olduğunu gösteriyor. Bir grup enflasyon kalıcılaşırsa faiz artışını dahi gündemde tutuyor, diğer grup ise fiyat baskılarının zamanla hafifleyeceğini düşünüyor. Özellikle enerji maliyetleri ve tarifelerin enflasyona etkisi burada belirleyici olacak. Yani dünya, birkaç ay önce konuştuğumuz hızlı faiz indirimleri dönemine henüz girmiş değil. ABD’de faiz yüksek kaldıkça gelişmekte olan ülkelerin işi de zorlaşıyor; çünkü sermaye daha güvenli ve yüksek getirili Amerikan varlıklarında kalmayı tercih ediyor. Türkiye açısından da bu durum kur, rezervler, carry trade ve faiz indirimi takvimi üzerinde baskı yaratıyor.
Türkiye açısından burada iki ayrı hikâyeyi birbirinden ayırmak gerekiyor. Birincisi finansal göstergeler: rezerv artışı, kurun görece sakin kalması, yabancı sermaye girişi ya da borsadaki hareketler. İkincisi ise vatandaşın hissettiği ekonomi: kira, gıda, ulaşım, kredi maliyeti, iş bulma güçlüğü ve ücretlerin satın alma gücü. İlk gruptaki bazı göstergeler düzelirken ikinci grupta hayat aynı hızla düzelmeyebilir.
Zaten ekonomi yönetiminin en zor sınavı da burada. Sadece piyasayı sakinleştirmek yetmiyor; enflasyonu gerçekten düşürmek, bunu yaparken üretimi ve istihdamı tamamen ezmemek gerekiyor. Faiz indirimi tartışmasını da bu yüzden yalnızca şu ay olur mu sorusuna indirgememek lazım. Asıl mesele, yapılacak indirimin kur ve enflasyon beklentilerini yeniden bozup bozmayacağıdır.
Bir başka önemli mesele de borsa ile gerçek ekonomi arasındaki fark. ABD’de hisse senetleri yükselirken bunu ekonominin genel sağlığıyla eşitleyen güçlü bir siyasi söylem var. Fakat toplumun yaklaşık yüzde 40’ının borsada hiçbir yatırımı bulunmuyor ve sermaye piyasası varlıklarının yarıdan fazlası en zengin yüzde 1’in elinde. Bu nedenle borsa rekor kırarken geniş halk kesimleri yüksek hayat pahalılığı, konut maliyetleri ve ücret baskısıyla karşı karşıya kalabiliyor. Ekonomide buna K biçimli toparlanma diyoruz: yukarıdaki kesim daha da yukarı çıkarken aşağıdaki kesim geride kalıyor. Borsa yükseliyor diye toplumun tamamı zenginleşmiş olmuyor.
Dünkü yayında altındaki sert değer kaybını, servet etkisini ve yatırımcının psikolojisini konuştuk. Orada da gördüğümüz gibi fiyatların yönünü bilmek kadar risk yönetimi önemli. İnsanlar çoğu zaman yükselişin sonunda aceleyle alıyor, düşüşte korkuyla satıyor ve zararı kalıcılaştırıyor. Bu nedenle bugün bana altın, döviz, faiz ya da borsa soruları geldiğinde tek bir fiyat hedefi vermekten çok; vade, ihtiyaç, çeşitlendirme ve risk taşıma kapasitesi üzerinden cevaplamaya çalışacağım. Çünkü herkes için geçerli tek bir yatırım tercihi yok.
Jeopolitik tarafta da sakinleşme henüz kalıcı değil. İran ile ABD arasındaki temaslar sürerken tehditlerin ve karşılıklı sert açıklamaların devam etmesi, Hürmüz üzerindeki riskin ortadan kalkmadığını gösteriyor. Bu yüzden önümüzdeki dönemde piyasalarda bir gün iyimserlik, ertesi gün sert satışlar görmek şaşırtıcı olmayacak.
Özetle bugün dünya ekonomisinin temel hikâyesi şu: piyasalar iyimser olmak istiyor ama enerji, enflasyon, faiz ve savaş riski buna sürekli engel çıkarıyor. Türkiye ise bütün bu dış baskılara kendi iç kırılganlıklarıyla yakalanıyor.
Şimdi sözü size bırakıyorum. Sorularınızı mümkün olduğunca açık ve kısa yazarsanız daha fazla kişiye yetişebiliriz. Ekonomiden siyasetin ekonomik sonuçlarına, kişisel finans kararlarından küresel gelişmelere kadar sorularınızı gönderin. Ben de lafı dolandırmadan, bildiğim yerde net konuşup belirsizliğin olduğu yerde onu da açıkça söyleyerek cevaplamaya çalışacağım.