Azerbaycan Ekonomisi: Petrol Zengini Bir Ülke Neden Refah Üretemedi?
Bu Bölüm Hakkında
Azerbaycan, 1901 yılında dünya petrol üretiminin yarısından fazlasını gerçekleştiren bir ülke olmasına rağmen bu zenginliği dengeli bir toplumsal refaha dönüştüremedi. Nobel ve Rothschild ailelerinin hâkim olduğu erken petrol kapitalizminden Sovyet kamulaştırmasına uzanan süreçte kaynak geliri her dönemde merkezi güçleri besledi, sıradan Azerbaycanlılara adil bir pay kalmadı. II. Dünya Savaşı'nda Sovyet savaş makinesinin yakıtının büyük bölümünü tek başına karşılayan Bakü, sonrasında Sibirya'daki yeni yataklara kaptırdığı konumunu hiçbir zaman tam anlamıyla geri kazanamadı. Bu bölüm, Azerbaycan'ın 19. yüzyıl sonundan 1991'e kadar olan dönemini kaynak bolluğu ile kurumsal yetersizlik arasındaki derin çelişki üzerinden ele alıyor.
Ele Alınan Konular
- Bakü'de erken petrol kapitalizmi ve Nobel/Rothschild rekabeti
- Kaynak zenginliğinin eşitsiz dağılımı ve emek rejimi
- Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti ve Sovyetleşme süreci
- Bakü petrolünün II. Dünya Savaşı'ndaki stratejik önemi
- Sovyet sanayileşmesinin Azerbaycan ekonomisine etkileri
- Petrol bolluğu ve kurumsal bağımlılık paradoksu
Kayıt Dışı İktisat kanalından herkese merhabalar. Ülke ekonomileri serisine yeni bir bölümle karşınızdayım. İki yine bölüm ayıracağız. Eee, şimdi sıradaki ülkeye. Ülkemiz de Azerbaycan olacak. Şimdi 1901 yılına gittiğimizde dünya petrolünün yarısından fazlasının tek bir yerden çıktığını görüyoruz. Burası da Bakü. Ama tabii bu devasa zenginlik hani Azerbaycan hakkına baktığımız zaman dengeli bir refah getirmedi. Bugün işte petrolün nasıl servet kadar bağımlılık da üretebildiğini konuşacağımız bir bölüm olacak bu açıdan baktığımızda. Evet. Kayıt çıktı hoş geldiniz. Bugün sizlerle Kafkasya’nın kalbine, işte Hazar Denizi’nin kıyısına, işte ülkemizin de kardeş ülkesi olan eee dünyanın en eski petrol coğrafyalarından bir tanesine Azerbaycan’a gidiyoruz. E ülke ekonomid serimizde hani birçok farklı ülkeyi, birçok farklı hikayeyi inceledik ama bugünkü dosya özellikle enerji ve kalkınma ilişkisini anlamak açısından özel bir yere sahip olacak. Tabii eee hani Türkiye’de de Azerbaycan kökeninde bir sürü yurttaş yaşıyor. Bir sürü eee Türkiye’de yaşayan insan var. Yine hakeza Azerbaycan’da yaşayan pek çok Türk var. İşte hani tek millet, iki devlet diye de aslında o iki ülkenin kardeşliği eee vurgulanır, söylenir çok kez. Ben de Azerbaycan’dan pek çok arkadaşım var. Buradan da kendilerine selam gönderiyorum. İşte bugün bu ülkeyi konuşacağız. Çünkü bugün enerji, jeopolitik ve hakikaten devlet kalkınma ilişkisini anlamak isteyen herkesin dönüp bakması gereken ülkelerden bir tanesi Azerbaycan ve o yüzden de bence oldukça büyük bir öneme haiz. Şimdi eee bildiğiniz gibi o boru hatları, o bildiğimiz boru hatları hani işte Aliyev ailesi ve doğalgaz koridorları çerçevesindeki Azerbaycan’ı konuşmayacağım bugün. Onu ikinci bölüme saklıyorum. Bugün şu soruyu soracağım açıkçası ilk başta. Dünyanın ilk büyük petrol kapitaliz kapitalizmlerinden bir tanesinin doğduğu, işte Nobel ailesinin işte Rootschildlerin servet yarışına girdiği, eee, sonra Sovyet sanayileşmesinin üstüne dönüşen bu ülke neden bütün bu e birikime rağmen toplumsal olarak daha dengeli, daha üretken, daha kapsayıcı bir refah ekonomisine dönüşemedi? Şimdi bu hikaye tabii o bildiğimiz gecikmiş sanayileşme anlatısı falan da değil bu arada onu da söyleyelim. Azerbaycan e geri kalmış bir tarım toplumu olarak başlamadı aslında. Tam tersine çok erken dönemde eee küresel enerji kapitalizmine bağlandı. İşte o Nobel ailesinin kurup büyüttüğü o petrol İmparatorluğu bugün Nobel ödüllerinin sermaye kaynağını da oluşturuyordu aslında. İşte Alfred Nobel’in o ödül fonundaki işte pek çok kişinin birbirini parçaladığı eee o ödülü almak için değil mi? ve birbirini parçaladığı o ödül fonundaki paranın e %12’ye yakını Bakü petrolünden geliyordu. Eee, şimdi sorun tabii bu erken bağlamanın ürettiği zenginliğin kime gittiği, nasıl dağıldığı ve hangi kurumları oluşturduğu aslında bunu konuşacağız daha ziyade. Ya bugün işte aslında o 20. yüzyılın başından 1991’e yani işte Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlığın yeniden kazandığı o fırtınalı döneme bakacağız. Bağımsızlık sonrası 1991 sonrasındaki dönemi de ikinci bölümde incelemeyi düşünüyorum. Düşünüyorum. Hazırsanız petrollerin, imparatorlukların ve o planlı ekonominin gölgesine beraberce girelim. Şimdi hikayeyi anlamak için 19. yüzyılın son çeyreğine dönmek gerekiyor. O dönemde dünya henüz petrolün ne kadar değerli bir kaynak olacağını tam kavrayamamıştı. Eee, Amerika’da işte Pensilvanya’da kuyular yeni açılmıştı ama Bakü’de petrol aslında yüzyıllardır bilinen bir şeydi. Marco Polo e, 13. yüzyılda Bakidden geçerken o yerden fışkıran ve 100 gemiyi dolduracak kadar bol akan bir sıvıdan söz ediyordu. İşte Zerdüşt biliyorsunuz İran’ın da eee İslamiyet öncesiğindedir. Ateşe oldukça büyük önem verilir. O dinde. Ateş tapınakları yüzlerce yıl boyunca yer altından sızan doğalgazın alevleri üzerine kurulmuştu. İşte 1846’da Bakü yakınlarında eee Bibi Heybat’la dünyanın ilk mekanik yöntemle açılan petrol kuyusu kazılacaktı. Amerika’da benzer bir kuya ancak 13 yıl sonra 1859’da açılacak. Yani Azerbaycan petrol hikayesi aslında yalnızca bir parçası değil. Azerbaycan petrol hikayesinin dünyadaki petrol hikayesinin adeta başlangıç noktası. 1872’de Çarlık Rusya’sı Bakü’deki petrol alanlarını açık arttırmayla özel girişimcilere açtı ki bu karar her şeyi değiştirdi. İsveçli Nobel kardeşler yani o işte dinamidin de mucidi olan Alfred Nobel’in abileri Ludwiig ve Robert bunlar 1870’lerin ortasına bakıyor geldiler ve kısa sürede dünyanın en büyük petrol şirketlerinden bir tanesini kurdular. eee işte Bra Nobel. Nobeller yalnızca eee petrol çıkarmadı. Endüstriyel yeniliklerin de öncüsü oldu. İşte 1877’de dünyanın ilk petrol boru hattını, 1878’de dünyanın ilk petrol tankerini işte bu Zoraster adında inşa ettiler. E Bakü Tiflis Demir Yolu 1883’te açıldı ve petrol ihracatı bu sayede Tiflis limanından Avrupa’ya ulaştı. Ardından Fransız Rothseld bankacılık ailesi Hazar Karadeniz şirketini kurarak Bakü’ye girdi. Ve bu iki de Amerikan şirketi standart oyuna karşı küresel bir rekabete girdiler. 1900’lerin başında Bakü petrol ihracatının büyük bölümünü bunlar kontrol ediyordu. Rothseld ailesi tek başına Bakü Petrol ihracatının %42’sine hakimdi ve 1909’da Nobel Roadshe karteli e Bakü’deki tüm petrol satışlarının %90’ını yönetiyordu. Ve işte o çarpıcı rakamı söyleyeyim size. 1901 yılında eee 11 milyon ton petrol üretti Azerbaycan. Şimdi bu rakamı küçümsemeyin arkadaşlar. O günün dünyasında bu sadece büyük bir üretim değil küresel enerji sisteminin kaybinin Bakü’de atması demek. Ve bu o yıl dünya petrol üretiminde yarısından fazlası. Evet doğru duydunuz. Bugün hani Suudi Arabistan deyince değil mi? Aklınıza gelen o baskın petrol üreticisi imgesi 20. yüzyılın başında Bakü’ye aitti. 1898-1901 arasında Bakü Amerika Birleşik Devletleri’ni bile geride bırakarak dünyanın en büyük petrol merkezi olmuştu. Hani 6 mil karelik bir alanda e 1900 kuyu açılmıştı petrol kuyusu. Ama tabii bu hikayede yalnızca yabancı sermaye yoktu. Yerli e Azeri girişimciler de ufak ufak sahneye çıkmaya başladılar. Mesela Hacı Zeynel Abidin Tagiyev okuma yazma bilmeyen bir çiftçiyken 1872 açık arttırmasında petrol arazileri satın aldı ve kısa sürede büyük bir servet edindi ki bu Tagiev yalnızca zengin bir petrol baronu değildi. İşte kız okulları açtı, gazetelere finanse etti. bir nevi böyle Bakü’yu bir hayırseverlik ve modernleşme merkezine dönüştürmek istedi. İşte Musa Nagiyev, Murteza Muhtarov gibi isimler de Bak’ün silüyetini değiştiren gösterişli konaklar, işte Avrupa tarzı caddeler ve tramvay hatları inşa ettirdiler. Hani Bakın’nün o iç şehri Osmanlı kalelerinin hemen ötesinde Paris’i andıran bulvarlarla dolmuştu adeta. Şimdi ama tabii bu zenginliğin arkasında o sınıf emek eşitsizlik üçgenine de bakacağız aslında. Şimdi biz iktisatçılar biliyorsunuz sadece üretim rakamlarına bakmayız. Zaten bu kanalı izleyenler, yakından takip edenler benim de bakmadığımı bilirler. O üretimin arkasındaki emek rejimine ve paylaşım yapısına da bakarız. Ve Bakün’ün petrol patlaması aslında inanılmaz bir zenginlik yarattığı kadar inanılmaz bir eşitsizlik de üretti. İşte bir yandan o Nobel kardeşlerin Villa Petroleası vardı. Tropik bitkilerin dikildiği bahçeleri, tenis kortları, lüks yaşam alanlarıyla böyle Bakün ortasında bir İsveç cenneti adeta. Öte yandan Karaşehir denilen o sanayi bölgesinde günde 10-14 saat çalışan işte çok sağlıksız koşullarda yaşayan hiçbir sosyal güvencesi olmayan binlerce petrol işçisi. Şimdi bu işçiler çok etnik bir yapıyı da etnik açıdan çeşitli bir yapıyı da oluşturuyordu. Azeriler vardı aralarında Ruslar vardı, Ermeniler vardı, İranlılar vardı. Yan yana çalışıyorlardı. Etnik kimlikler ve sınıfsal konumlar adeta içe geçmişti. Şimdi bu koşullar Bakü’yu yalnızca bir petrol merkezi değil aynı zamanda erken bir işçi hareketi laboratuvarı haline getirdi. Şimdi 1900’lerin başında büyük görevlerin yaşandığını görüyoruz. Sosyalist fikirler hızla yayıldı. Hatta o o dönemde genç bir Gürcü devrimci olan daha sonradan da Sovyetler Birliği’nin lideri olacak olan Joseph Stalin bile siyasi kariyerinin ilk yıllarını diyeyim önemli bir bölümünü Bak’ün yeraltı hareketlerinde geçirdi. Eee işte 1913’te Bakü’de 12 İngiliz petrol şirketi 60 milyon ruble sermaye ile faaliyet gösterirken . Dünya Savaşı arifesinde üç büyük şirket Rus Genel Petrol işte Royal Dutch Shell ve Nobel kardeşler toplam sermayenin %86’sını kontrol eder hale gelmişlerdi Bakü’de. 1905’te ciddi işçi ayaklanmaları patladı. Petrol kuyuları yer yer ateşe verildi. Etnik çatışmalar keskinleşti. Ki bu şiddet yalnızca sınıfsal bir isyan değil de aynı zamanda kozmolit bir kentin içindeki etnik gerilimlerin de patlamasıydı açıkçası. Şimdi yani Azerbaycan tarihinin aslında daha en başında şu temel soru ortaya çıkıyordu. Şu anda bile konuşulan bir soru bu. Kaynak zenginliği kimin için zenginlik? Yani Petrol evet Bakü’yu görkemli bir kent yaptı ama bu görkemi inşa eden emekçi sınıfı sefaret içindeydi. E kaynağın mülkiyeti ve paylaşım meselesi daha o dönemde bile Azerbaycan ekonomisinin temel çelişkisiydi adeta. Aslında bu soru bize de yabancı değil biliyorsunuz. Yani sorun sadece zenginlik üretmek değil. O zenginliği hangi kurumlarla ve kimin yararını da yönettiğiniz birazcık da. Ve bu çelişki aslında 100 yıl sonra bile bugün hala çözülmüş değil. Sadece aktörlerin değiştiğini göreceğiz ikinci bölümde. Şimdi Dünya Savaşı ve Rus İmparatorluğu’nun çöküşüyile beraber 1918’de Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kurulduğunu görüyoruz. Bu Türk ve İslam dünyasının ilk parlamenter cumhuriyeti. Kadınlara seçme hakkı tanıyan ilk Müslüman çoğunluklu bir devlet. İşte petrol baronları tabii bu kısa ömürlü cumhuriyeti finanse ediyorlar. Bir türü böyle erken petrol, kapitalizm ve parlamenter demokrasi denemesi yaşanıyor. Ama savaş, devrim ve iç çalışmaların yarattığı kaos Bakün dünya petrol üretimindeki payını bu dönemde %50’den %15’e düşürmüştü. Üretim altyapısı hasar görmüş, yatırım ortamı da çökmüştü. Ve bu bağımsız devlet yalnızca 23 ay sürüyor. Neden? Çünkü petrol çok stratejik öneme sahip bir eee MTIA ve Dünya Savaşı’nda Britanya bile Bakü petrolüne ulaşmak için askeri operasyonlar düzenledi. Biliyoruz. Eee, işte bu dönemde Nisan 1920’de Kızılordu Bakü’ye giriyor ve Azerbaycan Sovyetleştiriliyor. Petrol endüstresi derhal kamulaştırılıyor. Nobel kardeşlerin, Rad’lerin ve yerel petrol baronlarının mülklerine el koyuyor. İşte el konuluyor. Tagieyev Taşra’ya sürülüyor. 4 yıl sonra yoksulluk içinde öldüğünü göreceğiz. Nobeler şirketlerin hisselerinin Sovyet egemenliğinin kalıcı olmayacağını uman standart oyla satıyorlar. Ama yanılıyor tabii standart oy çünkü Sovyetler Birliği daha uzun bir süre burada kalacak. Hatta ilk bağımsızlık deneyiminde bile petrolün yalnızca ekonomik değil jeopolitik bir nesne olduğu çok net ortaya çıkıyor. Kim Bakü’yu kontrol etse bölgenin kaderini de belirleyecek durumda. Ve bu gerçek çarlık döneminde de böyle, Sovyet döneminde de böyle olacak. Bağımsızlık sonrasında da belki böyle olacağını göreceğiz. Şimdi Sovyet döneminde Azerbaycan ekonomisi çok köklü bir dönüşüm geçiriyor. Bütün diğer Sovyet Cumhuriyetleri gibi. Petrol artık özel sermaye için değil Sovyet merkezi planlaması için üretilir hale geliyor. Bakü rafinleri rafinerileri genişletiliyor. Petrokimya sanayisi kuruluyor. Makine imalatı, ulaşım altyapısı ve ağır sanayi tesisleri inşa ediliyor. Bakü adeta Sovyet sanayileşme projesinin en önemli enerji üslerinden biri haline geliyor. İşte 5 yıllık planlar çerçevesinde ki ayrıca Sovyetler Birliği bölümünde ayrıca Sovyetler Birliği’ni göreceğiz. Belki orada yine Azerbaycan’dan bahsederiz ama 5 yıllık planlama planlar çerçevesinde üretim hedefleri belirleniyor. İş gücü seferber ediliyor. Yeni fabrikalar açılıyor. Tabii burada çok kritik nokta var. Bu sanayileşme sadece Azerbaycan için değil, Sovyet sistemi için yapılıyor. Petrol geliri de büyük ölçüde Bakü’de kalmıyor. Moskova’nın merkezi bütçesine akıyor. Üretim kararları Bakü’de değil, Moskova’da alınıyor. Azerbaycan hani kendi kaynaklarının yöneticisi değil de imparatorluğun ölçeğinde bir tedarikçi halinde. Özel petrol kapitalizmi yerine Sovyet devletçiliği alıyor. Ama petrolün temel mantığı değişmiyor. Yine merkezi güç için stratejik bir kaynak olmaya devam ediyor. Sadece bu kez belirleyici olan işte Londra, Nobel ailesi vesaire road shitler değil de Moskova. Bununla beraber Sovyet döneminin tamamen bir hani karanlık tablo olduğunu söylemek de doğru olmaz. Çünkü bu dönemde Azerbaycan’da kitlesel bir okur yaazarlık kampanyası olduğunu görüyoruz. Teknik uzmanlık yetiştiren okulları açıldığını görüyoruz. Kadınların iş gücüne katılımın ciddi derecede arttığını, sağlık ve eğitim altyapısının genişlediğini görüyoruz. Hani kentli, eğitimli, sanayileşmiş bir toplumsal yapı oluşuyor. Hani sol perspektiften bakınca bu çelişkiyi görmek önemli. Sovyet sistemi baskıcı, bürokratik ve verimsizlikleri üretiyor. Evet. Ama aynı zamanda eşitlikçi bir iddia taşıyor ve bazı toplumsal kazanımlar da yaratıyor. Burada durup bir an şunu da net söyleyeyim. Bakü sadece bir eee zengin petrol şehri değil arkadaşlar. 20. yüzyılın savaşını ve siyasetini etkileyen aslında bir stratejik düğün noktası. Çünkü şimdi geldik aslında ş bu noktada konuşacağız bunu aslında tarihsel açıdan en dramatik eee hikayelerden bir tanesine. Dünya Savaşı başladığında 1940 yılında eee yani 39’da başlıyor ama işte Sovyetler Birliği’nin de daha büyük ölçüde dahil olması diyelim. Hani o da sonuçta Polonya’ya saldırıyor vesaire ama 40-41 biliyorsunuz Hitler’in saldırması Sovyetler Birliği’ne 1940 yılında diyelim. E, Sovyetler Birliği’nin petrolünün %71’i, havacılık benzerinin %80’i, gaz yağı ve naftalinin %90’ı, motor yağlarının %96’sı Bakü’de üretiliyordu. Şimdi bu rakamları düşünün. Sovyet savaş makinesiniı ayakta tutan yakıtın neredeyse tamamı tek bir şehirden geliyor. Hitler bunu çok iyi biliyor. Alman lider biliyorsunuz 1942 yılında işte Adlewise harekatı Almanların nihai hedefte Bakü’yu ele geçirmek. Alman Genelkurmayı 15.000 petrol sanayi uzmanı ile beraber ilerliyor. Bakü düşerse petrolü hemen işletmeye hazırlar. Hitler Bakü’nün ele geçirilme tarihini bile belirlemiş. 25 Eylül 1942 diye. Generallerine işte Kafkasya’nın pastadan yapılmış bir haritasını sunduğunda en güzel dilimi kendine ayırıyor. O da Bakü. Ama tabii Sovyet direnci ve Stalingrad e muharebesi sonucunda Almanların Bakü’ye asla ulaşamayacağını göreceğiz. Eee ve bu arada tabii müttefiklerin bir plan B’si var. Eğer Almanlar Bakü’yu alırsa İngiliz ve Amerikan uçakları petrol kıyılarını kuyularını bombalayacaktı. Hani Bakü petrolünü o kadar stratejik görüyorlar ki düşmana bırakılması düşünülemez bile diyorlar. Eee savaş boyunca tabii Sovyetler Birliği kontrolünde kalıyor. Savaş sonrasında da Azerbaycan cepheye 75 milyon ton ham petrol gönderiyor. Yalnızca 1943’te Kursk Muharebesi sırasında kullanılan yakıtın %90’ı Bakü’den gelmiş. 600.000den fazla Azerbaycanlı Kızılordu saflarında savaşmış. Bunların 400.000inin geriye dönmediğini görüyoruz. Çünkü biliyorsunuz Sovyetler Birliği 27 milyon civarında insan kaybediyor savaş sırasında. Burada ciddi derecede Azeri eee kökenli işte Sovyetler Birliği vatandaşları da var. İşte Bakü aynı zamanda tabii Katüşler roketleri, ne bileyim uçaklar, makineler, tüfeklerde dahil 130’dan fazla silah türü de üretiyor. Yani Bakü Petrol yalnızca Azerbaycan ekonomisinin değil 20. yüzyıl dünya tarihinin de merkezinde işte Staningrad’da, Kurusk’ta, Moskova savunmasında her beş Sovyet tankından dördü Bakü yakıtıyla eee çalışıyor. Savaşın sonucunu belirleyen pek çok faktör var belki ama hani yakıt olmadan ne tank ilerler, ne uçak havalanır ne de katşa e fırlatılır. Eee savaş sonrasında Bakün’ün tabii yavaş yavaş savaş sonrasında GET Sovyet döneminde Bakün’ün Sovyet eee petrol üretimindeki payının giderek düştüğünü görüyoruz. 1950’lerden itibaren Sovyetler Birliği Sibirya’da yeni ve devasa petrol yatakları keşfetti. Batı Sibirya’nın da ucuz ve bol petrolü o Bakün yaşlanan karakuyularını geri plana itti. Evet, Azerbaycan hala petrol üretiyordu ama artık imparatorluğun gözdesi değildi. İşte bu dönemde Azerbaycan açık deniz petrol arayışlarına yöneldi. 1949’da Hazar Denizi’nde ilk açık deniz petrol platformu olan neft da taşları inşa edildi. Denizin ortasında işte kazıklarla desteklenmiş, yollarla birbirine bağlanan kendi içinde sinema salonu parkı olan bir sanayi kasabası. Bu mühendislik açısından aslında bir dönemin harikası bir nevi baktığımızda Sovyet teknoloji kapasitesine bir vitrini olarak dünyaya sunuldu. Ama tabii açık eee deniz üretimi pahalıydı ve Sovyet Merkezi Planlaması Azerbaycan’ı yeterince finanse etmek yerine Sibirya’ya yönelmeyi tercih etti. Bu dönemde 1970’lerde ve 80’lerde Azerbaycan ekonomisi görece durağanlaştı. Sanayi vardı evet ama yenilikçilik yoktu. Üretim kapasitesi vardı ama karar alma özelliği yoktu. Altyapı vardı ama piyasa mekanizması yoktu. Sovyet refahı dışarıdan baktığımız zaman istikrarlı görünüyordu. Herkesin işi vardı. Sağlık ve eğitim ücretsizdi. Konut devlet tarafından sağlanıyordu. Ama tabii kırılgan bir refah bu. Çünkü sisteme yönelik herhangi bir şok tüm yapıyı tehdit edebilirdi. İşte aslında bu dönemin en önemli mirası şuydu. Belki Azerbaycan bağımsız bir ekonomik karar merkezi değildi. Sanayi vardı ama egemen bir kalkınma modeli yoktu. Üretim vardı ama neyin ne kadar ve kimin için üretileceğine dair siyasal iktisadi özelklik yoktu. Fabrikalar Bakü’deydi. Evet. Ama emir komuta zinciri Moskova’dan başlıyordu ki bu yapısal bağımlılık. Sovyetler çöktüğünde neden bu kadar sert bir ekonomik darbe yaşandığını da açıklayan bence çok önemli bir faktör. Ve o şokun işte o devirecek şokun, sistemi altüst edecek şokun veya Azerbaycan’ı da altüst edecek şokun 1991’de geldiğini göreceğiz. Ve bir sonraki bölümde, bugün onu konuşmayacağım ama bir sonraki bölümde göreceğiz ki Sovyetler Birliği çöktüğünde Azerbaycan petrolden kurtulmadı. Yalnızca petrolün patronu değişti. Evet, burada 1991’in eşliğinde bu bölümü bırakmak istiyorum. Çünkü eee o ikinci bölümde konuşacağımız daha uzun şeyler var. Ama Azerbaycan’ın bu 100 yıllık hikayesi bence bize çok net dersler veriyor. Hangi dersleri veriyor diyeceksiniz. Belki birincisi Azerbaycan bağımsızlığa, yoksulluk ve eee tarımsal bir çevre ekonomi olarak girmiyor. Aslında Azerbaycan bağımsızlığa petrolle zenginleşmiş, Sovyet sanayileşmesinden geçmiş, kentleşmiş ama kendi kaderini belirleme kapasitesi sınırlı bir ekonomi olarak giriyor. Hani zenginliğin kaynağı her zaman orada eksik olan o zenginliği toplumsal refaha dönüştürecek kurumsal ve siyasal yapı. İkincisi, Azerbaycan ekonomik tarihi boyunca petrolün mülkiyetinin sürekli elğiştiğini görüyoruz. Nobeller, Roadshield’ler, oradan Sovyet Devleti. Ama petrolün mantığı hiç değişmiyor. Kaynak her dönemde merkezi gücü besliyor. Toplumsal tabanı güçlendirmiyor. Çarlık döneminde özel sermaye zenginleşiyor. Sovyet döneminde Moskova’nın bütçesi büyüyor. Ama her iki durumda da sıradan Azerbaycanlı kendi toprağının altındaki zenginlikten adil ve hakkani bir pay alamıyor bence. Üçüncüsü, Sovyet sistemi eşitsizliği azaltıyor. Evet, bunu zaten konuştuk ama ki Sovyetler Birliği bölümünde daha ayrıntılı konuşacağız ama özgürlüğü ve özerkliği de ortadan kaldırıyor. Denge aslında ikisini birlikte kurmak olmalıydı diye düşünüyorum. Bu ders hem Azerbaycan için hem de bence pek çok ülke için hala geçerli. Türkiye’den bakıldığında da aslında tanıdık bir tema var burada. Hani devlet ile sanayileşme toplumsal kazanımları üretiyor ama devletin ekonomideki ağırlığı siyasal çoğulculukla desteklenmezse uzun vadede o sürdürülebilir refah yerine kırılgan bir bağımlılık yapısının çıktığını görüyoruz. Maalesef pek çok ülkede görüyoruz. Sadece Türkiye’de veya Azerbaycan’da değil pek çok gelişmiş eee gelişmekte olan özür dilerim ülkede bunu görüyoruz. Peki Sovyetler Birliği çöktüğünde ne oldu diyeceksiniz. bağımsızlık Azerbaycan’a ekonomik özgürlük mü getirdi yoksa o piyasa şokunun sert yıkımından sonra enerji rantına dayalı yeni bir merkezileşmiş düzen mi ortaya çıktı? İşte yüzyılın anlaşması neydi? Boru hatları neyi değiştirdi? E petrol bolluğu toplumun geneline nasıl yansıdı veya yansıdı mı? Karabağ Savaşı’nın biliyorsunuz Azerbaycan’la Ermenistan arasında Ermenistan’ın Karabağ bölgesinin işgali ile beraber başlayan bir savaş oldu ve bu savaşın yakın zamanda nihayet erdiğini biliyoruz. Bu Karabağ Savaşı’nın ekonomik maliyeti ne oldu? İşte bu soruları bir sonraki bölümde ele almayı düşünüyorum. Eğer videoyu beğendiyseniz lütfen e beğen butonuna basmayı, yorumlarda görüşlerinizi paylaşmayı unutmayın veya katıl butonuna basarak belki ücretli üye olmayı düşünürsünüz. Hani o boki’nin erken petrol kapitalizmini ve Sovyet sanayileşmesini yorumlarda belki Türkiye’nin devletçilik dönemiyle nasıl karşılaştırıyorsunuz? Bunları çok merak ediyorum. Lütfen yazın ki ben de elimden geldiğinde cevap vermeye çalışayım. Bu gerçeklerin biliyorsunuz bu kanalda hep sadece rakamların değil hikayelerin ve gerçeklerin peşinde olmaya devam ediyoruz. Rakamların peşinde de aslında piyasa rakamlarının peşinde de aslında canlı yayınlarla pazartesi, çarşamba, cuma yaptığım canlı yayınlarla karşınızda olmaya çalışıyorum. Salı, perşembe, hafta sonu da tematik yayınlarla, belli konular üzerine yayınlarla karşınızda olmaya çalışıyorum. Bu da tematik bir yayındı. Ülke ekonomileri üzerinde olan Azerbaycan ekonomisinin ilk bölümünü inceledik. İkinci bölümde devam edeceğiz. Daha sonradan da farklı ülkelere devam edeceğiz ki bu playlist bakın. Ülke ekonomileri playlistine herkes soruyor. Hocam şu ülkeyi de inceleyin, bu ülkeyi de inceleyin. Aslında onların bazılarını daha önceden inceledim. Ne bileyim Kore’yi konuştuk, Arjantin’i konuştuk, Amerika Birleşik Devletleri’ni konuştuk. İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya konuştuk. Eee, ne bileyim Hindistan’ı konuştuk, Mısır’ı konuştuk, İran’ı konuştuk. Lütfen bunlara bakın. Bazı zaten şey diye yorumlar da geliyor. Hocam bunları konuşuyorsunuz da Türkiye’yi konuşmuyorsunuz. Türkiye iktisat tarihi üzerine 10 bölümlük bir playlistim var. Lütfen ona da bakın. E zaten Türkiye’yi güncel verilerle, canlı yayınlarla zaten konuşuyoruz ama Türkiye İktisat Tarihinde yani 20. yüzyılın başından günümüze kadar olan iktisat tarihi serüvenini de 10 bölümlük bir seride incelemiştim. Lütfen ona da bakın. Ona da yorumlarınızı yazmaya devam edin. Sadece yeni videolara değil, eski videolara da gelen bütün yorumlara çünkü elimden geldiğince biliyorsunuz ki cevap vermeye çalışıyorum. Burada noktalayayım. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Hepinize iyi günler diliyorum. Görüşmek dileğiyle. Yeah.