CANLI | Trump’ın Mesajını Önce Bilen Kazanıyor mu? Petrol Çöktü, Borsa Rekor Kırdı
Bu Bölüm Hakkında
Bu bölümde petrol fiyatlarının savaş sona ermeden düşmesi, Trump yönetiminin İran'la temasları ve bu beklentinin borsa, tahvil ve altın fiyatlarına etkisi ele alınıyor. Trump Media'nın Truth API hizmeti üzerinden siyasi açıklamalara milisaniyeler içinde erişimin finansal avantaj ve etik sorun yaratması inceleniyor. Yapay zekâ yatırımlarının enerji ve sanayi şirketlerine açtığı fırsatlar, çalışanlar üzerindeki dönüşüm baskısı ve Çin ile Hindistan'ın farklı stratejileri değerlendiriliyor. Türkiye'de enflasyondaki yavaşlamanın üretim, hizmet fiyatları, dış ticaret ve finansal istikrarla birlikte nasıl okunması gerektiği tartışılıyor.
Ele Alınan Konular
- Petrol fiyatları ve Hürmüz Boğazı riski
- Trump Media ve bilgiye hızla erişim
- Yapay zekâ yatırımları ve enerji altyapısı
- Küresel büyüme ve merkez bankaları
- Türkiye'de enflasyon ve sanayi görünümü
Herkese günaydın, Kayıt Dışı İktisat’a hoş geldiniz. Bugün size tek tek haberleri sıralamayacağım. Çünkü son kırk sekiz saatte yaşananların asıl ilginç tarafı, birbirinden tamamen farklı görünen olayların aynı soruya bağlanması. Savaş bitmediği hâlde petrol neden seksen doların altına indi? İran ile Amerika birbirleriyle gerçekten konuşup konuşmadıkları konusunda bile anlaşamazken Wall Street nasıl rekor kırdı? Altın neden aynı anda yükseldi? Yapay zekâ şirketleri milyarlarca dolar yakarken enerji şirketleri neden tarihî siparişler alıyor? Türkiye’de yıllık enflasyon düşerken insanlar niçin hâlâ fiyatların durmadığını düşünüyor? Bugünkü yayının ana fikri şu: Piyasalar artık yalnızca malı, hizmeti ve şirket kârını değil, bilgiye kimin ne kadar erken ulaştığını ve geleceğe dair hangi hikâyenin daha hızlı satıldığını fiyatlıyor.
Önce Hürmüz Boğazı’ndan başlayalım. Brent petrol birkaç gün önce doksan doların üzerindeydi, bugün yetmiş sekiz ile yetmiş dokuz dolar arasında. Haftalık düşüş yüzde on üçü buldu. Bunun sebebi savaşın bitmesi değil. Katar ve Umman üzerinden yürütülen temaslarda gemilerin boğazdan daha güvenli geçmesine yönelik ilerleme sağlandığı söyleniyor. Amerika anlaşmanın hemen açıklanabileceğini iddia ediyor. İran ise Amerika ile doğrudan müzakere yürütmediğini, yalnızca Umman ile teknik ve siyasi görüşmeler yaptığını söylüyor. Yani piyasaların satın aldığı şey bir anlaşma değil, anlaşma ihtimali.
Burada çok önemli bir ayrıntı var. Savaştan önce boğazdan günde yaklaşık yüz otuz gemi geçerken son günlerde bu sayı tek hanelere kadar düştü. Bazı gemi takip verileri akışın savaş öncesinin yüzde kırkı ile kırk beşi arasına toparlanmış olabileceğini gösteriyor. Küresel petrol piyasasında yeniden arz fazlası oluşması için geçişlerin eski düzeyin yüzde elli veya altmışına gelmesi bile yeterli olabilir. Bu yüzden boğaz tamamen açılmadan da petrol yetmişli rakamlara inebiliyor. Piyasa bugünkü fiziksel akıştan çok, birkaç hafta sonraki arz ihtimalini önden satın alıyor.
Fakat bu iyimserliğin kırılganlığını görmemiz lazım. Trump bir taraftan görüşmelerin çok iyi gittiğini söylüyor, diğer taraftan boğaz açılmazsa İran’ın çok sert vurulacağını ilan ediyor. İran ise tehdit altında anlaşma yapmayacağını belirtiyor. Daha önce de defalarca anlaşma yakın denildi, petrol düştü, ardından saldırılar yeniden başladı ve fiyat yüz yirmi doların üzerine çıktı. Dolayısıyla petrolün bugünkü hareketini kalıcı barış olarak okumak büyük hata olur. Şu anda fiyatlanan, savaş riskinin ortadan kalkması değil, kısa vadede enerji akışının kısmen normalleşmesi.
Üstelik diplomasinin arkasında yalnızca barış arzusu bulunmayabilir. Amerikan ordusunun uzun menzilli hassas füze stoklarının önemli bölümünü beş aylık savaşta tükettiği bildiriliyor. ATACMS ve yeni nesil hassas vuruş füzelerinin neredeyse tamamının, Tomahawk stokunun da yarısına yakınının kullanılmış olabileceği söyleniyor. Patriot ve THAAD gibi savunma sistemlerinde de ciddi azalma var. Bu tablo doğruysa Washington’un masaya dönmesinde askerî lojistik de etkili. Savaşın ekonomik maliyeti yalnızca petrol fiyatından ibaret değil. Bir füzenin maliyeti milyon dolarları buluyor, üretim kapasitesi ise kullanım hızına yetişemiyor. Büyük güç olmak sınırsız mühimmat sahibi olmak demek değil.
Petrolün düşmesi neden borsayı yükseltiyor? Çünkü daha düşük enerji fiyatı, daha düşük enflasyon ve daha az faiz artışı ihtimali demek. Amerikan on yıllık tahvil faizi geçen haftaki yüzde dört virgül yetmiş beş civarından yüzde dört virgül altmış bire geriledi. Eylül ayında Fed’in faiz artırma ihtimali bir günde yüzde altmış yediden yüzde elli yediye indi. S&P 500 yüzde bir virgül sekiz yükselerek yedi bin yedi yüz puanın üzerine çıktı ve rekor kırdı. Dow da iki gün üst üste rekor gördü. Japonya ve Güney Kore borsaları da sert yükseldi. Pazartesi korkulan dünya, salı günü bir anda risk iştahının geri döndüğü dünyaya dönüştü.
Ama burada bir çelişki var. Eğer savaş sona eriyor, enflasyon riski azalıyor ve herkes rahatsa altın neden dört bin yüz otuz doların üzerine çıktı? Çünkü altın yalnızca savaş fiyatlamıyor. Doların zayıflamasını, tahvil faizlerinin gerilemesini, merkez bankalarına duyulan güvensizliği ve mali sistemdeki belirsizliği de fiyatlıyor. Petrolün düşmesi faiz artışı baskısını azaltınca faiz getirmeyen altının fırsat maliyeti düşüyor. Gümüşün bir günde yüzde dördün üzerinde yükselmesi de aynı dinamiğin daha oynak biçimi. Yani borsa ve altının aynı anda yükselmesi mantıksız değil. Borsa ucuzlayan parayı, altın ise sistemde kalan güvensizliği satın alıyor.
Bu iyimserliğin bir başka dayanağı da Amerikan işgücü piyasasının ne çöktüğünü ne de aşırı ısındığını gösteren veriler. Açık iş sayısı haziranda yedi virgül otuz altı milyona gerileyerek beklentinin altında kaldı, fakat işe alımlar ve işten ayrılmalar beş virgül otuz beş milyon civarında toparlandı. Bu, şirketlerin yeni eleman arama iştahının azaldığını ama toplu bir işten çıkarma dalgasının henüz başlamadığını düşündürüyor. Bugün açıklanacak özel sektör istihdamı ile hizmet PMI verileri bu dengeyi test edecek. Güçlü hizmet verisi Fed’in faiz artırma ihtimalini yeniden canlandırabilir; çok zayıf veri ise bu kez büyüme korkusunu öne çıkarır. Piyasanın rahatlaması için verinin ne çok sıcak ne de çok soğuk gelmesi gerekiyor.
Tam bu noktada Trump Media’nın başlattığı yeni hizmet, çağımızın özünü çok iyi anlatıyor. Truth Social’daki etkili hesapların paylaşımlarına milisaniyeler içinde erişim sağlayan Truth API isimli veri akışı, yüksek frekanslı işlem yapan kuruluşlara satılıyor. Aylık ücretin yüz bin dolara kadar çıkabileceği konuşuluyor. Trump’ın bir gümrük vergisi, savaş veya yaptırım açıklaması saniyeler içinde petrolü, dövizi ve hisse fiyatlarını değiştirebiliyor. Şimdi başkanın ailesinin büyük hissedar olduğu şirket, bu paylaşımlara daha hızlı ulaşmayı paraya çeviriyor.
Burada mesele bilginin kamuya açık olup olmaması kadar, kimin önce gördüğüdür. Normal yatırımcı paylaşımı telefonunda gördüğünde algoritma çoktan haberi okumuş, anlamlandırmış, emri göndermiş ve fiyatı değiştirmiş olabilir. Hukuken kamuya açık bilgi denebilir, fakat ekonomik açıdan eşit erişim yoktur. Kamusal karar ile özel kazanç arasındaki sınır bulanıklaşıyor. Başkanın açıklaması devlet politikasıysa bu bilginin hız avantajını aile şirketinin satması ciddi bir etik sorun yaratır. Yeni finansal kapitalizmde ayrıcalık bazen gizli bilgiye sahip olmak değil, açık bilgiye diğerlerinden birkaç milisaniye önce ulaşmaktır.
Piyasadaki diğer büyük hikâye yapay zekâ. Bir tarafta rekor kıran borsalar, diğer tarafta yatırım harcamalarının nakit akışını yutması var. SpaceX’in geliri bir yılda yüzde doksanın üzerinde artarak yedi virgül sekiz milyar dolara çıktı. Zarar beklentiden düşük geldi, şirketin kasasında yüz milyar dolar olduğu açıklandı. Buna rağmen yatırımcılar tedirgin oldu. Çünkü şirket bir çeyrekte Starlink, Starship ve yapay zekâ altyapısı için on sekiz milyar doların üzerinde harcama yaptı. Gelirin hızla büyümesi güzel, fakat yatırım harcaması gelirden çok daha hızlı büyüyorsa bir noktada yeni hisse satışı veya borçlanma gerekir.
AMD’de de benzer bir piyasa psikolojisi gördük. Şirket beklentileri aştı ama yatırımcıların olağanüstü yüksek beklentisini aşamadı ve hisse mesai sonrası sert düştü. Yapay zekâ hisselerinde artık iyi sonuç yetmiyor; çok iyi sonucun da önceden fiyatlanmış beklentiyi geçmesi gerekiyor. Bu bize balonun mutlaka yarın patlayacağını söylemez. Ancak değerlemelerin hata payını yok ettiğini gösterir. Her şey mükemmel gitmek zorunda kaldığında küçük bir hayal kırıklığı büyük satış yaratır.
Öte yandan yapay zekâ yatırımlarının gerçek ekonomide kazananları şimdiden oluşuyor. Siemens Energy satış, sipariş ve kârlılıkta rekor açıkladı. Amerika’daki veri merkezleri ve Orta Doğu’daki enerji güvenliği yatırımları gaz türbini ile şebeke ekipmanına talebi patlattı. Yıllardır zarar yazan rüzgâr bölümünün bile yeniden kâra geçmesi dikkat çekici. Yapay zekâ yalnızca yazılım değildir. Elektrik santrali, iletim hattı, trafo, soğutma sistemi, bakır, çip ve devasa arazi demektir. Bu nedenle teknoloji şirketlerinin sermaye harcamaları enerji ve sanayi şirketlerinin gelirine dönüşüyor.
Fakat toplum açısından soru, bu yatırımın kazancının kimde kaldığıdır. Filipinler’de çağrı merkezi ve içerik üretimi sektörü yaklaşık bir virgül dokuz milyon kişiyi istihdam ediyor ve ekonominin yaklaşık yüzde onunu oluşturuyor. Bazı çalışanlar önce şirketlerinin yapay zekâ sistemlerini eğitmiş, sonra işten çıkarılmış. Teknoloji başlangıçta işlerini kolaylaştırmak yerine hatalı metinleri düzeltme ve doğrulama yükünü artırmış, ardından pozisyonlarını ortadan kaldırmış. Şirketler buna verimlilik diyebilir. Çalışan açısından ise kendi yerine geçecek makineye bilgisini ücretsiz aktarmaktır.
Burada yapay zekâ yıkaması kavramını da unutmayalım. Her işten çıkarma gerçekten yapay zekâ yüzünden gerçekleşmiyor. Zayıf talep veya yanlış yönetim nedeniyle yapılan küçülmeler, teknolojik dönüşüm diye sunulabiliyor. Böylece şirket sıradan maliyet kesintisini ilerleme hikâyesine dönüştürüyor. Gerçek verimlilik artışı, aynı üretimi daha az emekle yapmak kadar, ortaya çıkan kazancın ücret, çalışma süresi ve yeni istihdam biçimleri üzerinden topluma paylaşılmasıdır. İnsan daha çok çalışıyor, daha güvencesiz hâle geliyor ve kazanç yalnızca sermayeye gidiyorsa buna toplumsal ilerleme demek zor.
Güvenlik boyutu da büyüyor. Amerika yönetimi gelişmiş modelleri piyasaya çıkmadan önce test edebilmek için şirketlerle görüşüyor. Bazı yapay zekâ ajanlarının sınırlandırılmış test ortamlarından çıkarak internete eriştiği ve yetkisiz sistemlere girdiği iddia ediliyor. Bu gelişmeler doğruysa sorun artık yalnızca yanlış cevap veren sohbet botu değil. Kendi hedefini takip eden, araç kullanan ve güvenlik sınırlarını aşabilen sistemlerden söz ediyoruz. Bir yandan milyarlarca dolarlık yarış var, diğer yandan düzenleyiciler teknolojinin ne yaptığını şirketlerden sonra öğreniyor.
Çin bu yarışta farklı bir hikâye anlatıyor. İlk yarıda hizmet ticareti yüzde sekiz virgül üç büyüyerek beş yüz elli altı milyar dolara yaklaştı. Seyahat hizmeti ihracatı yüzde otuz bir, fikrî mülkiyet kullanımından elde edilen gelirler yüzde kırk dördün üzerinde arttı. Bilgi yoğun hizmetler toplam hizmet ticaretinin yüzde kırk dördünü oluşturuyor. Çin aynı zamanda açık kaynaklı, daha ucuz ve daha az enerji isteyen modelleri küresel güneye sunarak Amerikan kapalı sistemlerine alternatif yaratmaya çalışıyor. Bunun tamamen karşılıksız bir iyilik olduğunu düşünmeyelim. Açık standartları kim yayarsa uzun vadede kendi donanımı, ödeme sistemi ve teknik ekosistemi için pazar kurar. Fakat gelişmekte olan ülkeler açısından daha düşük maliyetli seçeneklerin oluşması yine de önemlidir.
Hindistan’ın bugün faizi yüzde beş virgül yirmi beşte sabit tutması da küresel ayrışmayı gösteriyor. Petrol şokuna rağmen çekirdek enflasyonun kontrol altında olduğunu düşünüyor, büyüme tahminini yüzde altı virgül yediye çıkarıyor ve rupiyi faiz yerine sermaye girişleriyle desteklemeyi deniyor. Buna karşılık hizmet PMI’ının dört yılın en düşük hızına gerilemesi talepte yorgunluk olduğunu gösteriyor. Arjantin’de liman pilotlarının grevi ise başka bir kırılganlığı hatırlatıyor. Dünya soya, mısır ve buğday ticaretinde birkaç teknik işçinin çalışmasına bile bağımlı. Enerji boğazda, gıda limanda, dijital ekonomi veri merkezinde sıkışabiliyor.
Suudi Arabistan öncülüğündeki grubun Electronic Arts’ı elli beş milyar dolara alması da yalnızca oyun haberi değil. İşlemin yaklaşık yirmi milyar doları borçla finanse ediliyor ve borç şirketin üzerine kalıyor. Bunun sonucu daha sert maliyet kesintileri, işten çıkarmalar ve oyun içi gelir modellerinin agresifleşmesi olabilir. Aynı zamanda EA FC üzerinden binlerce futbolcuya, yüzlerce kulübe ve milyarlarca oyuncuya ulaşan bir kültürel platform satın alınıyor. Modern devlet fonları artık yalnızca petrol kuyusu veya liman değil, insanların hikâyelerini, eğlencesini ve dikkatini de satın alıyor.
Şimdi Türkiye’ye gelelim. Temmuz tüketici enflasyonu aylık yüzde bir virgül yetmiş sekiz, yıllık yüzde otuz bir virgül yetmiş beş geldi. Beklentiden biraz iyi. Ancak mevsim etkisinden arındırılmış aylık enflasyon yüzde iki virgül üç ile son üç ayın en yüksek düzeyine çıktı. Hizmet enflasyonu yüzde iki virgül dokuz, ulaştırma hizmetleri yüzde dört arttı. Çekirdek C yüzde iki virgül ikiye yükseldi. Buna karşılık farklı göstergelerin ortalamasından oluşan ana eğilim yüzde bir virgül sekize geriledi, üç aylık ortalama da yüzde ikiden önceki yüzde iki virgül üçlük düzeyin altına indi.
Bu iki tablo çelişkili değil. Sağlık hizmetlerindeki yüzde ellinin üzerindeki tek seferlik artış, enerji ve gıda manşeti yukarı itiyor. Dağılımın ortasındaki fiyat hareketleri ise sınırlı biçimde yavaşlıyor. Kira enflasyonunun mevsimsellikten arındırılmış aylık yüzde iki virgül dörtle iki bin yirmi ikiden beri en düşük seviyeye inmesi olumlu. Fakat hizmetlerin genelinde katılık sürüyor. Yıllık enflasyonun düşmesiyle fiyatların düşmesini birbirine karıştırmayalım. Fiyatlar artmaya devam ediyor, yalnızca artış hızı geçmişe göre biraz azalıyor.
Daha önemlisi, enflasyondaki yavaşlamanın bedeli üretimde görülüyor. İmalat PMI temmuzda kırk yedi virgül yediye çıktı ama yirmi sekiz aydır elli eşiğinin altında. Yani sanayi uzun süredir daralma sinyali veriyor. İç talep zayıfladığı için enflasyon eğilimi nihayet biraz düşüyor olabilir; fakat aynı zayıflık şirketlerin siparişlerini, yatırımlarını ve istihdamını da vuruyor. Enflasyonu yalnızca ekonomiyi soğutarak düşürürseniz bir noktada fiyat baskısını azaltırsınız, ama üretim kapasitesini de aşındırırsınız.
Dış ticaret açığı temmuzda yedi virgül dört milyar dolara çıktı. İhracat yüzde iki virgül dokuz artarken ithalat yüzde beş virgül iki arttı. Enerji ithalatı yeniden ağırlaşıyor. On iki aylık cari açığın haziran verisiyle kırk iki milyar dolara yaklaşması bekleniyor. Merkez Bankası geçen hafta yaklaşık iki buçuk milyar dolar döviz almış olabilir; brüt rezerv yüz altmış dört milyar, swap hariç net rezerv kırk bir milyar dolar civarında. Türkiye CDS’i iki yüz otuz baz puana geriledi, iki yıllık tahvil faizi yüzde kırk bir virgül dört oldu, dolar kuru kırk yedi buçuk civarında.
Bunlar finansal istikrar açısından olumlu sinyaller, ancak bize kalıcı büyüme hikâyesi anlatmıyor. Kurun istikrarlı olması temel mal enflasyonunu sınırlıyor; aynı kur ihracatçının rekabet gücünü zorluyor. Yüksek faiz rezerv birikimini ve lirayı destekliyor; aynı faiz sanayicinin finansman maliyetini artırıyor. İç talebin zayıflaması enflasyonu düşürüyor; aynı zayıflama PMI’ı daralma bölgesinde tutuyor. Ekonomi politikası tam olarak bu zor dengeyi yönetmeye çalışıyor.
Bugünkü bütün haberleri tek cümlede birleştirirsek şunu görüyoruz: Dünya ekonomisinde kıt olan şey yalnızca petrol, füze, elektrik veya çip değil; güvenilir bilgi, zaman ve toplumsal sabır da kıt. Piyasa İran anlaşmasını gerçekleşmeden satın alıyor, Trump’ın mesajını milisaniyeler önce gören avantaj kazanıyor, teknoloji şirketleri geleceğin kârını bugünden harcıyor, çalışanlar kendi işlerini otomatikleştiren sistemi eğitiyor, Türkiye ise enflasyonu düşürürken üretimi ne kadar soğutabileceğinin sınırını arıyor.
Bu nedenle ekrandaki yeşil rakamı doğrudan iyi haber, kırmızı rakamı doğrudan kötü haber diye okumayın. Petrolün düşmesi tüketici için iyi olabilir, ama savaşın çözüldüğünü göstermez. Borsanın rekor kırması ekonominin sağlıklı olduğunu kanıtlamaz. Enflasyonun gerilemesi hayat pahalılığının bittiği anlamına gelmez. Yapay zekâ yatırımının büyümesi toplumsal refahın otomatik olarak artacağını garanti etmez. İyi ekonomi okuması rakamı görmek değil, o rakamın arkasında kimin kazandığını, kimin risk aldığını ve maliyetin kime kaldığını anlamaktır.
Bugün aklımızda kalması gereken budur. Yeni düzenin en değerli varlığı para kadar hız, enerji kadar veri ve teknoloji kadar güvendir. Bu üçüne sahip olan ülkeler ve şirketler oyunun kurallarını yazacak. Diğerleri ise yalnızca fiyatı, faturayı ve dönüşümün sosyal maliyetini ödeyecek.