Fon Krizinde Yeni Aşama: 131 Fon İçin Şimdi Ne Olacak?
Bu Bölüm Hakkında
Bu bölümde, SPK'nın yedi portföy yönetim şirketini ve 131 fonu kapsayan tasfiye süreci ele alınıyor; yatırımcıların ödeme takvimi, gerçekleşmemiş satış emirleri ve anapara garantisi konularında hangi noktaları bilmesi gerektiği açıklanıyor. Merkez Bankası, BDDK ve SPK'nın likiditeyi ve teminat baskısını hafifletmek için attığı adımların finansal sisteme olası bulaşmayı nasıl sınırlamayı amaçladığı değerlendiriliyor. Küresel tarafta Fed, Avrupa Merkez Bankası, Japonya ve İngiltere merkez bankalarının enerji kaynaklı enflasyona verdiği farklı tepkiler ile petrol fiyatındaki hareketler inceleniyor. Bölüm ayrıca petrol, konut, enflasyon ve yabancı-yurt içi portföy hareketlerinin Türkiye piyasaları açısından oluşturduğu riskleri ve izlenmesi gereken göstergeleri bir araya getiriyor.
Ele Alınan Konular
- Fon tasfiyesi ve yatırımcı ödemeleri
- Likidite ve teminat riski
- Merkez bankalarının enerji enflasyonu tepkisi
- Petrol fiyatları ve Türkiye ekonomisi
- Konut piyasası ve portföy hareketleri
Herkese merhaba. Bugün 18 Eylül 2026 Cuma. Bu kez sabah değil, öğlen saatlerinde birlikteyiz ve son yirmi dört saatte hem Türkiye’de hem dünyada gerçekten çok yoğun bir haber akışı yaşandı. Bugünkü yayının tek cümlelik özeti şu: Dünyada merkez bankaları yeniden enflasyona karşı mevzi alıyor, Türkiye’de ise fon krizinin finansal sistemin geri kalanına bulaşmasını önlemek için likidite muslukları açılıyor. Birazdan İngiltere Merkez Bankası neden Fed’i takip etmedi, Japonya neden faiz artırdığı halde yen değer kaybetti, petrol neden bir günde 110 doların üzerinden 103 dolar civarına geriledi, bunları konuşacağız. Fakat önce Türkiye’deki fon meselesine dönmemiz gerekiyor. Çünkü dünkü yayından sonra yüzlerce soru geldi. Satış emrim ne olacak, para piyasası fonundaki param sıfırlandı mı, tasfiye iflas mı demek, üç ay sonra paramın tamamını alacak mıyım diye soruyorsunuz. Önce önemli bir düzeltmeyle başlayalım. Dün 130 fon diyorduk. SPK’nın son bülteninde liste güncellendi ve sayı 131’e çıktı. Yani başlık artık 130 değil, 131 fon. Bu bile bize şunu gösteriyor: Süreç devam ediyor ve dün doğru olan bir bilgi bugün güncellenebiliyor. O nedenle sosyal medyada kesin ödeme tarihi, kesin kayıp oranı veya devlet garantisi ilan eden herkese mesafeli yaklaşın. Bu yayın genel bilgilendirme amacı taşıyor. Burada herhangi bir fon, hisse, döviz, altın veya başka bir araç için alım satım yönlendirmesi yapmıyorum. SPK’nın kararı yedi portföy yönetim şirketini kapsıyor: Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1 Capital, Pardus ve Bulls Portföy. Bu şirketlerin TEFAS’ta işlem gören fonları alım ve satıma kapatıldı. Tasfiye listesi ise son güncellemeyle 131 fona ulaştı. Üstelik işlem sınırlaması yalnızca TEFAS ekranıyla sınırlı değil. Karara göre TEFAS dışındaki dağıtım kanallarından da yeni alım veya iade talimatı gerçekleştirilemiyor. Burada tasfiye kelimesini doğru anlamamız gerekiyor. Tasfiye, fonun içindeki her şeyin bir gecede yok olması demek değildir. Fonun varlıkları, alacakları ve borçları tespit edilir. Vadesi gelen işlemlerden ve satılabilen varlıklardan nakit oluşturulur. Ortaya çıkan tutar, katılma payı sahiplerine payları oranında dağıtılır. Fakat bu aynı zamanda anaparanın devlet tarafından garanti edildiği anlamına da gelmez. Yatırımcının ne kadar ve ne zaman para alacağı, fonun gerçek varlık kalitesine, alacakların tahsil edilebilmesine, teminatların değerine ve varlıkların hangi fiyatlardan nakde çevrilebildiğine bağlıdır. Yeni düzenlemede görev dağılımı da netleşti. Tera Portföy fonlarının tasfiye sürecini Türkiye İş Bankası yürütecek. Diğer altı portföy şirketinin fonlarında ise Ziraat Bankası yetkilendirildi. İlk iki iş günü içinde MKK kayıtlarıyla bankalardaki yatırımcı payları, rehinler, hacizler ve gerçekleşmemiş emirler karşılaştırılacak. Fonların repo, ters repo, pay repo, mevduat, kredi ve benzeri işlemlerinden doğan borç ve alacakların mutabakatı için de on iş günlük bir çerçeve var. Peki para nasıl ödenecek? Bankalar, yatırımcı menfaatini, piyasa derinliğini ve likidite koşullarını gözeterek varlıkları nakde çevirecek. Vadesi gelen para piyasası işlemlerinden ve satılan diğer varlıklardan oluşan nakit, bankaların belirleyeceği dönemlerde yatırımcılara katılma payları oranında aktarılacak. Dolayısıyla herkesin aynı gün ve tek seferde ödeme alacağı yönünde bir hüküm yok. Kademeli ödeme mümkün. Satış emri verip işlemi gerçekleşmeyenler için de önemli bir ayrıntı var. TEFAS üzerinden verilmiş fakat gerçekleşmemiş iade emirlerinden doğan tutar fon hesabında borç olarak kaydedilecek ve oluşturulan nakitle bu borçların öncelikli ödenmesi öngörülüyor. Ancak bu düzenleme, her emrin mutlaka ekranda görülen son fiyattan ve hemen ödeneceği anlamına gelmiyor. Emrin zamanı, fonun valör saati ve resmi kayıtlardaki durumu belirleyici olacak. Tasfiye için belirlenen çerçeve üç ay. Fakat Kurul uygun görürse bu süre uzatılabilir. O nedenle üç ay sonra herkes kesin parasını alır demek de doğru değil. Aynı şekilde küçük yatırımcı önce ödenecek, para piyasası fonlarına anapara garantisi verildi veya büyük yatırımcıya tahvil verilecek gibi dolaşan iddiaların hiçbiri şu anda yayımlanmış resmi kurallarda yer almıyor. Burada izleyicilerime dört basit önerim var. Birincisi, fonunuzun tam kodunu resmi listedeki kodlarla karşılaştırın. İkincisi, banka uygulamasındaki emir saati, tutar ve durum ekranlarının kaydını saklayın. Üçüncüsü, kurumunuzdan telefonla değil mümkünse yazılı açıklama isteyin. Dördüncüsü, ödeme için sizden şifre veya para isteyen hiçbir mesaja itibar etmeyin. Bu süreçte dolandırıcılık girişimlerinin ortaya çıkması maalesef şaşırtıcı olmaz. Finansal İstikrar Komitesi dün sabah toplandı ve sorunun sınırlı sayıdaki portföy yönetim şirketinin bazı fonlarında yoğunlaştığını, Borsa İstanbul’un ve sermaye piyasalarının genel işleyişinde temel veya yapısal bir risk görmediğini açıkladı. Bu cümleyi de doğru tercüme edelim. Sistemik risk yok denmesi, etkilenen yatırımcı açısından sorun yok demek değildir. Hastanenin tamamında yangın yok demek, bir odadaki yangının önemsiz olduğu anlamına gelmez. Açıklamanın söylediği şey, problemin bankacılık sisteminin tamamına veya bütün fon piyasasına yayılan bir ödeme krizine dönüşmediği yönündeki mevcut değerlendirmedir. Ardından üç ayrı savunma hattı kuruldu. Merkez Bankası haftalık repo ihaleleriyle sağlanan fonlamayı artıracağını, Bankalararası Para Piyasasında bankaların borçlanma limitlerini bilanço büyüklüklerine göre güncelleyeceğini ve kabul edilen teminatlara uygulanan iskonto oranlarını azaltacağını açıkladı. Teminat iskontosunun azaltılması ne demek? Basitçe, aynı teminat karşılığında bankanın daha fazla likiditeye ulaşabilmesi demek. Amaç, nakit ihtiyacı yüzünden sağlam varlıkların aceleyle ve düşük fiyattan satılmasını önlemek. Çünkü zorunlu satış fiyatı düşürür, fiyat düşünce yeni teminat açığı doğar, yeni teminat açığı da yeni satış getirir. Krizlerde asıl tehlikeli olan bu döngüdür. BDDK da halka açık bankaların 16 Eylül sonrasında geri aldıkları kendi hisselerini yıl sonuna kadar çekirdek sermayeden indirim kalemi saymayarak bankalara alan açtı. SPK ise kredili işlemlerde yüzde 35 olan asgari özkaynak koruma oranının, aracı kurumların risk politikaları çerçevesinde 2 Ekim seans sonuna kadar yüzde 20’ye kadar uygulanabilmesine izin verdi. Bunun hedefi de yine ani teminat tamamlama baskısını ve zorunlu satışları azaltmak. Piyasanın ilk tepkisi güçlü oldu. Bir önceki gün yüzde 5,54 düşen BIST 100, dün yüzde 2,95 yükselerek 13 bin 509 puandan kapandı. Bankacılık endeksindeki artış yüzde 8,88’e ulaştı. Fakat bunu sorun çözüldü diye okumayalım. Bu, daha çok bulaşma korkusunun kamu müdahalesiyle azalmasına verilen bir rahatlama tepkisi. Sorunla bağlantılı görülen çok sayıda hissede baskı devam etti. Likidite desteği zaman kazandırır. Fakat değeri düşmüş bir teminatı eski değerine döndürmez ve tahsil edilemeyen bir alacağı sihirli biçimde ödemez. Likidite ile ödeme gücünü birbirinden ayırmak zorundayız. Merkez Bankası piyasadaki nakit sıkışmasını hafifletebilir. Fonun bilançosundaki nihai kayıp ise ancak varlıklar ve yükümlülükler karşılaştırıldığında görülebilir. Şimdi küresel cepheye geçelim. Bu haftanın ortak kelimesi enerji. Fed faiz artırdı. Avrupa Merkez Bankası faiz artırdı. Japonya Merkez Bankası faiz artırdı. İngiltere Merkez Bankası ise faizi yüzde 3,75’te tuttu. Peki İngiltere neden geride kaldı? Çünkü merkez bankaları petrol fiyatına değil, petrol fiyatının ekonomiye nasıl yayıldığına bakıyor. İngiltere’de yıllık enflasyon ağustosta yüzde 3,1’e yükseldi. Bu, yüzde 2’lik hedefin üzerinde. Fakat İngiltere Merkez Bankası enerji maliyetlerinin henüz ücretlere ve diğer iç fiyatlara kalıcı biçimde yayıldığına dair yeterince güçlü kanıt görmüyor. Dokuz üyeden üçü faizin yüzde 4’e çıkarılmasını istedi, çoğunluk ise beklemeyi tercih etti. Bu karar güvercin bir karar değil. Banka açıkça, enerji şoku sürerse ve ikinci tur etkiler başlarsa faiz artırımının masada olduğunu söylüyor. Üstelik uzun vadeli İngiliz tahvil faizlerinin yükselmesi zaten kredi koşullarını sıkılaştırıyor. Merkez Bankası bazen politika faizine dokunmadan da piyasa faizlerinin ekonomiyi yavaşlattığını görür ve yeni bir adım atmadan önce veri bekler. İngiltere ayrıca tahvil satış ihalelerini nisan ayına kadar durdurup bilanço küçültme mekanizmasını yeniden ayarlıyor. Bu da önemli. Bir taraftan enflasyonla mücadele ederken diğer taraftan tahvil piyasasına gereksiz bir satış baskısı bindirmek istemiyor. Yani faiz kararıyla bilanço politikasını birlikte yönetiyor. Japonya’da ise tam tersi ilginç bir görüntü var. Japonya Merkez Bankası faizi yüzde 1’den yüzde 1,25’e çıkardı. Bu, 31 yılın en yüksek seviyesi. Buna rağmen yen güçlenmek yerine dolar karşısında zayıfladı. Neden? Çünkü piyasalar yalnızca kararın kendisini değil, beklentiye göre ne kadar sert olduğunu fiyatlar. Artış zaten bekleniyordu. Üstelik dokuz üyeden ikisinin karşı çıkması ve yakın dönemde yeni bir artış konusunda net yönlendirme gelmemesi yatırımcıları hayal kırıklığına uğrattı. Bu bize çok temel bir piyasa kuralını hatırlatıyor: Fiyatlar haberle değil, haber ile beklenti arasındaki farkla hareket eder. Fed faiz artırdıktan sonra altının yeniden yükselmesi de aynı nedenle bütünüyle çelişkili değil. Artırım önceden büyük ölçüde fiyatlanmışsa, karar açıklandığında ilk satışın ardından pozisyonlar yeniden kurulabilir. Fed faizi 25 baz puan artırarak yüzde 3,75 ile 4 aralığına taşıdı ve üyelerin tahminleri bu yıl bir artış daha ihtimalinin masada olduğunu gösterdi. Avrupa Merkez Bankası da faizi yüzde 2,50’ye çıkardı. Fakat Avrupa’da da enerji fiyatına bakıp otomatik biçimde faiz artışı sonucu çıkarmamak gerekiyor. Yüksek enerji fiyatı enflasyonu artırırken hane gelirini ve tüketimi azaltarak büyümeyi de aşağı çekiyor. Merkez bankasının önündeki ikilem tam olarak bu: Enflasyonu bastırırken ekonomiyi gereğinden fazla soğutmamak. Petrol haftanın başında 110 doların üzerine çıktıktan sonra bu sabah 103 dolar civarına geriledi. Suudi Arabistan’ın alternatif güzergâhlardan sevkiyatı artırması, bazı kapasitenin yeniden devreye alınabileceği beklentisi ve Çin’in bölgedeki gerilimi azaltmaya yönelik girişimleri fiyatı aşağı çekti. Fakat Brent hâlâ 100 doların üzerinde. Dolayısıyla enerji şoku bitti diyemeyiz. Türkiye açısından petrol yalnızca benzin ve motorin fiyatı değildir. Cari açık, kur beklentisi, taşımacılık maliyeti, gıda fiyatı ve enflasyon beklentisi demektir. Küresel petrol fiyatındaki kalıcı her 10 dolarlık artışın Türkiye’ye etkisi yalnızca pompada görülmez, üretim zincirinin tamamına yayılır. Önümüzdeki hafta yapılması beklenen Trump ve Şi görüşmesinde tarım ürünleri, enerji, yaptırımlar ve nadir toprak elementleri pazarlığın merkezinde olacak. Soya fasulyesi ve diğer Amerikan tarım ürünleri daha kolay uzlaşma alanı. Enerji tarifeleri kaldırılırsa Çin’in Amerikan petrolü ve gazına yeniden yönelmesi mümkün. Nadir toprak elementleri ise çipten savunma sanayisine kadar uzandığı için daha stratejik ve daha zor bir başlık. Çin’in yılın ilk sekiz ayında bütçe gelirleri yüzde 5,7 artarken harcamalardaki artış yüzde 1,2’de kaldı. Bu tablo, Pekin’in yeni destekler için mali alanı olduğunu fakat şu ana kadar harcama tarafında oldukça kontrollü davrandığını gösteriyor. Çin’in vereceği destek kararları da metal, enerji ve küresel büyüme fiyatlaması açısından önemli olacak. Türkiye’ye dönersek, Merkez Bankasının son toplantı özetinde enflasyonun ana eğiliminin gerilediği, fakat aylık verilerdeki geçici hareketlere temkinli yaklaşılması gerektiği belirtiliyor. Ağustosta vakıf üniversitesi ücretleri ile hac ücretlerinin zamanlaması enflasyonu yaklaşık 0,25 puan yukarı taşımıştı. Eylülde eğitim grubundan mekanik bir gerileme gelebilir. Fakat küresel enerji fiyatları akaryakıt ve tüp gaz üzerinden yukarı yönlü risk oluşturmaya devam ediyor. İç talepteki yavaşlama konut verilerinde de görülüyor. Ağustos ayında konut satışları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 14,7 azalarak 127 bin 400’e geriledi. İpotekli satışlar yüzde 7,2 artarken diğer satışlar yüzde 18,3 düştü. İkinci el satışlardaki gerileme yüzde 19,4’e ulaştı. Konut fiyatları ağustosta aylık yüzde 0,9, yıllık yüzde 23 arttı. Fakat enflasyondan arındırıldığında yıllık reel kayıp yüzde 6,4. Yeni kiracı kira endeksindeki yıllık artış yüzde 26,4’e gerilerken, TÜFE içindeki mevcut kira ödemeleri yüzde 43,1 artmaya devam ediyor. Bunun nedeni kira enflasyonunun sözleşme yenilemeleri yoluyla gecikmeli hareket etmesi. Yeni kiralardaki yavaşlama, mevcut kiracıların faturasına ancak zaman içinde yansıyor. Yabancı yatırımcıların 11 Eylül haftasında hisse ve devlet tahvili portföyünde yaklaşık yarım milyar dolarlık artış, swap kanalında da 400 milyon dolarlık giriş hesaplanıyor. Buna karşılık yurt içi yerleşiklerin döviz ve dövize endeksli varlıklarında 3,4 milyar dolarlık yükseliş var. Bu iki hareket aynı anda yaşanabilir. Yabancı kısa vadeli TL getirisine gelirken yerli tasarruf sahibi belirsizliğe karşı döviz talebini artırabilir. Bugünkü bütün haberleri birbirine bağlayan kavram likidite. Dünyada petrol şoku tahvil piyasalarını ve merkez bankalarını sıkıştırıyor. Türkiye’de fonlardan çıkış talebi, varlıkların aynı hızda nakde çevrilememesi nedeniyle piyasayı sıkıştırıyor. Fakat likidite ile değer aynı şey değil. Bir varlığın fiyatı olabilir ama alıcısı olmayabilir. Bir fonun ekranda değeri görünebilir ama aynı anda herkes çıkmak istediğinde o değerden satış yapılamayabilir. Önümüzdeki günlerde üç şeyi izleyeceğiz. Birincisi, İş Bankası ve Ziraat Bankasının fon bazındaki ödeme planları. İkincisi, gerçekleşmemiş satış emirlerinin resmi kayıtlarda nasıl sınıflandırıldığı. Üçüncüsü, pay repo işlemlerindeki karşı taraf ve teminatların gerçek tahsilat değeri. Şu aşamada panik de yanlış, koşulsuz rahatlık da yanlış. Fonunuz listede değilse bütün fon piyasası çöktü diye düşünmeyin. Fonunuz listedeyse de ekrandaki tutarın tamamı kesin kaybedildi sonucuna atlamayın. Resmi kayıt, gerçek varlık, gerçek borç ve ödeme planı ortaya çıkmadan kesin rakam söylemek mümkün değil. Yorumlara fon kodunuzu yazabilirsiniz ama hesap numarası, müşteri numarası veya kişisel bilginizi kesinlikle paylaşmayın. Yeni resmi açıklamalar geldikçe, özellikle ödeme takvimi netleştiğinde yeniden konuşacağız. Kendinize iyi bakın. Kanalımıza abone olmayı, yayını beğenmeyi ve bu bilgilerin ihtiyaç duyan insanlara ulaşması için paylaşmayı unutmayın. Görüşmek üzere.