Verginiz Nereye Gidiyor? Devlet Bütçesinin Az Bilinen Gerçeği
Bu Bölüm Hakkında
Bu bölümde Prof. Dr. Ceyhun Elgin, Türkiye'nin 2026 yılı merkezi yönetim bütçesini ve vergi sisteminin yapısını analiz ediyor. Türkiye'de vergi gelirlerinin yaklaşık üçte ikisinin dolaylı vergilerden oluştuğunu ve bu durumun vergi yükünü dar gelirli kesimler üzerinde yoğunlaştırdığını ortaya koyuyor. Bütçe harcamalarında faiz ödemelerinin 2 trilyon 742 milyar lirayla toplam vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde yirmisini tükettiği vurgulanıyor. Bu yapının; ücretlilerden toplanan verginin sermaye sahiplerine faiz olarak aktarıldığı regresif bir döngüye dönüştüğü açıklanıyor. Çözüm olarak dolaylı vergilerden doğrudan vergilere geçiş, kayıt dışı ekonomiyle etkin mücadele ve bütçe şeffaflığının artırılması öneriliyor.
Ele Alınan Konular
- Türkiye 2026 bütçesi ve vergi gelirleri
- Dolaylı ve dolaysız vergilerin dağılımı
- Faiz giderlerinin bütçe üzerindeki yükü
- Regresif vergi yapısı ve gelir adaletsizliği
- Kayıt dışı ekonomi ve vergi tabanı
- Mali sürdürülebilirlik ve bütçe açığı
Kayıt dışı İktisat kanalına hoş geldiniz. Ben Profesör Doktor Ceyhun Elgin. Eee, bugün size biraz can sıkacağım ve hayati bir soru sormayı düşünüyorum. Eee, bu soruda şu. Şimdi siz vergiyi, herhangi bir vergiyi ödüyorsunuz da bu ülkede gerçekten vergiyi kim kullanıyor? Veya daha da önemlisi bu bütçe sizin için mi çalışıyor? Yoksa siz o bütçeyi ayakta tutmak için mi çalışıyorsunuz? İşte bugün sizinle devletin kasasını, hemen her devletin kasasını konuşacağız aslında. Hani maliye politikasını, vergileri konuşacağız. Herkesin o her gün ödediği ama nereye gittiğini bilmediği paraları konuşacağız. Vergileri konuşacağız. İşte sabah kalktığınızda ne bileyim içtiğiniz çaydan, kahveden, işe giderken bindiğiniz otobüsten, vapurdan, akşam marketten aldığınız ekmekten veya fırından aldığınız ekmekten, cebinizdeki telefondan, yaktığınız benzinden, mazottan, çocuğunuzu aldığınız kıyafetten, ayakkabıdan hepsinden devlete vergi ödüyorsunuz biliyorsunuz. Eee, maaşınızdan da vergi ödüyorsunuz. İşte şirketiniz varsa şirketinizin karından da vergi ödüyorsunuz. Ödüyorsunuz da, ödüyorsunuz. Ama bu vergi nereye gidiyor? kimin için harcanıyor ve de en önemlisi aslında bu vergi sistemi adil mi? Bunları konuşacağız. Çünkü mesele sadece ekonomi değil biliyorsunuz. Mesele ay sonunda cebinizde neden para kalmadı. Mesele bu ülkede neden hep aynı kesimlerin fedakarlık yapmak zorunda olduğu. İstiyorsanız bazı istatistiklerle başlayalım. 2026 yılı merkezi yönetim bütçesi 18 trilyon979 milyar lira. Bu rakamı da kafanıza somutlaştırın. Devlet 2026’da yaklaşık olarak günde ortalama 44 milyar lira para harcayacak. Şimdi saatte 1 milyar 800 milyon lira gibi bir şey yapıyor. Dakikada 30 milyon lira. Bu paranın kaynağı ne? Tabii ağırlıklı olarak sizsiniz. Vergi gelileri 13 trilyon833 milyar lira olarak hedefleniyor. Yani bütçenin omurgası ne bileyim büyük kısmı vergi. Şimdi geri kalan 2 trilyon43 milyar lira ise vergi dışı gelirlerden. İşte belki özelleştirme satışları, kamu kuruluşları edebiliyorlarsa eğer karları ve benzeri kalemlerden elde edilecek. Peki bu vergiler nasıl toplanıyor? İşte aslında meselenin en can alıcı noktası bu. Türkiye’de vergi gelirlerinin yaklaşık eee ciddi bir kısmı eee dolaylı vergilerden yaklaşık /3üçte ik’si dolaylı vergilerden oluşuyor. Şimdi dolaylı vergi ne demek? Bunu konuşalım istiyorsanız. Dolaylı vergi aslında siz vergi dairesine gitmeseniz bile vergi her gün siz vergi her gün size geliyor demek. Yani kasada, pompada, faturada, harçta, ekranda her yerde karşınıza çıkıyor demek. Bu yüzden Türkiye’de vergi görünmez ama sürekli hissedilen bir baskı mekanizmasına dönüşmüş vaziyette. İşte gelir düzeyinize bakılmaksızın dolaylı vergide mal veya hizmet satın aldığınızda gelir düzeyinize bakılmaksızın diyorum bak gelirinizden bağımsız olarak yani zengin veya yoksul olmanızdan bağımsız olarak fiyatın içine gömülü olarak ödediğiniz vergi büyük ölçüde. İşte bu bazen KDV oluyor, bazen ÖTV oluyor, bazen gümrük vergisi oluyor, bazen özel iletişim vergisi oluyor, bazen banka ve sigorta muameleleri vergisi oluyor. Bunların hepsi dolaylı vergi. Siz işte marketten 1 litre süt aldığınızda KDV ödüyorsunuz. İşte 1 litre benzin aldığınızda hem ÖTV hem KDV ödüyorsunuz. Araba aldığınızda KDV ödüyorsunuz, ÖTV ödüyorsunuz. ÖTV’nin de KDV’sini ödüyorsunuz. İşte cep telefonunuzun faturasında özel iletişim vergisi ödüyorsunuz. KDV’ye, ÖTV’ye ek olarak. Dolaylı vergilerin burada en temel özelliği şudur. Zengin de yoksul da aynı oranı öder. Yani siz marketten 1 kilo domates aldığınızda ödediğiniz KDV oranı işte yanınızda mesela yürüyen milyarderin veya trilyonerin diyelim ödediği KDV oranıyla aynıdır. Ama bu domatesin fiyatı sizin gelirinizin belki %1’ini oluştururken o milyarderin gelirinin belki milyonda birini bile oluşturmaz. İşte bu yüzden aslında dolaylı vergiler bizim tırnak içerisinde söylediğimiz ifadeler de regresif niteliklidir. Ne demek regresif nitelikli olması? Yani gelir düzeyi düştükçe aslında vergi yükü artar. Bu da aslında maliye biliminin en temel kavramlarından bir tanesi ve maalesef hani bunun böyle olmaması aslında en önemli kavramlarından, ilkelerinden bir tanesi ve Türkiye’nin vergi sistemi maalesef bu ülkeyi sürekli olarak ihlal etmiştir tarihi boyunca. Sadece bugün için söylemiyorum. OECD ülkelerinde yani bizim de üyesi olduğumuz Paris’te merkezi olan işte eee Birleşmiş Milletler’in Golf Kulübü e deneyi Hans Rosling’in e İsveçli halk sağlığı bilim insanıydı. Vefat etti yakın zamanda. Organization of Economic Corporation and Development. Ne yapıyor? Diğer başka adıyla ortak pazar deniyordu bir ara. E OED ülkelerinde durum çok farklı. Gelişmiş ülkelerde vergi gelirlerinin ağırlığı dolaysız vergilerden yani doğrudan vergilerden yani işte gelir vergisi ve kurumlar vergisinden büyük ölçüde gelir. Dolaylı vergilerin toplamı vergiler içindeki payı OECD ortalamasından çok daha düşüktür Türkiye’ye göre. Türkiye’de ise bu tablo tam ters yönde. Dolaylı vergilerin payı çok yüksek. Dolaysız vergilerin doğrudan vergilerin payı çok daha düşük. Üstelik bu doğrudan vergiler içinde işte gelir vergisinin büyük bölümü Türkiye’de ücretli çalışanlardan yani borduru üzerinden otomatik olarak kesilen vergilerden geliyor. Yani ben işte maaşımı aldığım zaman zaten maaşım bana net olarak zaten kaynağında kesilmiş oluyor. Ben daha zaten hani gidip de beyan etmleme dayalı bir şey söz konusu olmuyor. Eee serbest meslek sahipleri oysa şirket ortakları, sermaye geliri elde edenler çok daha düşük efektif vergi oranlarıyla karşı karşıya kalıyorlar. OECD’nin işte bizim üyesi olduğumuz bu Paris’te merkezi olan kuruluşun eee 2025 yılı ücretlerin vergilendirilmesi raporu var. Bu rapora göre Türkiye ücret üzerindeki vergi yükünde 38 üye ülke arasında 19. sırada yer alıyor. Ama tabii resmi vergi yükü rakamları biraz yanıltıcı. Çünkü Türkiye’de maalesef bir de kayıt dışı ekonomi dediğimiz, kayıt dışı istihdam dediğimiz bir eee olay var, bir olgu var. Kayıt dışı ekonomi hesaba katıldığında aslında kayıt altındaki dürüst mükellefler ve ücretli çalışanlar üzerindeki gerçek vergi yükü aslında OECD ortalamasının çok daha üzerinde çıkıyor yalnız ve güzel ülkemizde. Şimdi bunu somutlaştıralım isterseniz. Mesela asgari ücretli bir işçiyi düşünün. Bu işçi maaşından gelir vergisi ve SGK primi ödüyor. Bu doğrudan vergi, dolaysız vergi. Sonra eve gidiyor, ekmek alıyor, KDV ödüyor. Otobüse biniyor, KDV ödüyor. İşte çocuğuna ayakkabı alıyor, KDV ödüyor. Telefon faturasını ödüyor, özel iletişim vergisi ödüyor. İşte benzin alıyor, KDV, ÖTV ödüyor. Sigara içiyorsa yine KDV, ÖTV ödüyor. Y günün sonunda bu asgari ücretlerin toplam gelirinden vergi olarak devlete aktardığı oran birçok yüksek gelirli vatandaşın ödediği efektif vergi oranından çok daha yüksek çıkıyor. Çünkü asgari ücretle gelirinin tamamını harcamak zorunda. Tasarruf yapamıyor zaten ya. Değil mi? Asgari ücretle tasarruf yapmak eee yarım içe ekmek, yarım içe çeyrek ekmek yemediğiniz sürece cihat çiçeğin tabiriyle ki yani onda da herhalde bütün ay boyunca beslenemezsiniz. Mümkün değil. Çünkü asgari ücretli gelirinin tamamını harcıyor. Dediğim gibi tasarruf yapamıyor ve her harcadığı lirada aslında dolaylı vergi ödüyor. Oysa yüksek gelirli bir kişi asgari ücretten farklı olarak önemli bir kısmını gelirinin tasarruf edebiliyor, yatırıma yönlendirebiliyor ve bu tasarruflarda tabii dolaylı vergi ödemiyor. Yani sistem herkesten aslında vergi alıyor gibi gözükse de hatta eşit olarak alıyor gibi gözükse de gerçekte en ağır yükü kaçamayanlar ödüyor vergiden. İşte ücretliler, emekliler, küçük tüketiciler. Hani başka bir deyişle vergide görünür de kağıt üzerinde bir eşitlik var ama sonucuna baktığımız zaman aslında çok ciddi bir adaletsizlik var. Şimdi 2026 bütçesinde mesela vergi kalemlerine bakalım. Özel tüketim vergisi beklentisi 3 trilyon liradan fazla ki ÖTV’nin hikayesi çok ilginçtir aslında. Bilenler bilir. 1999 biliyorsunuz işte Marmara depremi işte önce eee Gölcük’te eee biliyorsunuz yaşandı. Daha sonra birkaç ay sonra bir de Düzce’de oldu. Bu depremlerin ardından depremin yarattığı o ekonomik yıkımı karşılamak amacıyla tırnak içerisinde söylüyorum geçici olarak konmuştu. Ama biliyorsunuz Türkiye’de geçici vergiler hep kalıcı olur. Yani Boğaz Köprüsünden 1900 işte 70’lerde açıldığında da eee aslında ücret geçici bir süre. Köprü kendini kompanse edene kadar alınacaktı. Sonradan ne olduğunu gördük. eee hatta şimdi çift yönü alınıyor biliyorsunuz birkaç yıldır. Eee bu özel tüketim vergisi de böyle başlamıştı ama işte Türkiye’de geçici vergiler hep kalıcı oluyor ve ÖTV işte ne bileyim 20 yıl aşkın süredir hayatımızda ve sürekli genişliyor. 30 yılına gireceğiz neredeyse. Bugün işte akaryakıtan otomobille, alkolden tütüne, beyaz eşyadan elektronik cihazlara kadar işte kolalı içeceklere kadar ne bileyim ben e kozmetik bazı ürünlere kadar çok geniş bir ürün yelpazesine uygulanıyor. 1 litre benzinin fiyatının yaklaşık yarısı vergi. Eee hani bir otomobilin fiyatının eee yarısı ÖTV hatta bazen yarısından da fazı fazlası olabiliyor. Yani bir akıllı telefonun fiyatının içerisinde hem ÖTV hem KDV hem gümrük vergisi var ya. Bu oldukça kapsamlı biliyorsunuz. Yani bunu anlatmama gerek yok. Hepimiz yaşıyoruz zaten bunu. Şimdi diğer dolaylı vergi kalemlerine de bakalım isterseniz. Özel iletişim vergisi mesela 59 milyar lira öngörilmiş. Bu c bu ne demek özel iletişim vergisi? Bu cep telefonu faturanızın içinde gizlenen ek vergi. Ne bileyim banka ve sigorta muameleleri vergisi var. 631 milyar lira. İşte kredi çektiğinizde eee ne bileyim EFT’den eğer bir ücret alınıyorsa mesela bankanız sizin EFT’nizden ücret alıyorsa o ücretin bir kısmı yine bu vergi oluyor. Mesela işte kredilerde olabiliyor. Harçlar var. 460 milyar lira. Ehliyet aldığınızda harç, pasaport aldığınızda harç, eee, kimlik aldığınızda harç, mahkemeye gittiğinizde harç, tapu işleminde harç, konaklama vergisi mesela 18 milyar lira. Yani otelde kaldığınızda ayrı bir vergi. Şans oyunları vergisi 67 milyar lira. Yılbaşı gecesi Milli Piyango bileti aldığınızda bile vergi ödüyorsunuz aslında. Yani devletin size sunduğu her hizmetin bir fiyat etiketi var. Hatta devletin size sunmadığı hizmetlerin bile var. Şimdi topladığımızda bir Türkiye vatandaşı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı sabah kalktığı andan akşam yatağına gidene kadar neredeyse Hil işleminde devlete vergi ödüyor. Peki bu kadar vergi toplayan devlet bu parayı ne yapıyor diye soracaksınız. Şimdi bütçenin aslında en çarpıcı tablosu burada ortaya çıkıyor. Bir kalem faiz giderleri. 2026 bütçesinde faiz ödemeleri için ayrılan kaynak 2 trilyon742 milyar lira. Şimdi bir önceki yıla göre yaklaşık %40 artmış. Ne demek bu? devletin her topladığı 5 liralık verginin 1 lirası buna gidiyor. Yani toplanan vergi gelilerinin yaklaşık %20’si borç faizini ödemek için eee kullanılıyor. Bu oran 2017’de %10,6’ydı. Son 7 yılda neredeyse 2 katına çıkmış vaziyette. Ne anlama geliyor bu? Şu anlama geliyor aslında. Siz devlete vergi verirken sadece kamu hizmetlerini finanse etmiyorsunuz. Aynı zamanda geçmişteki kötü yönetimlerin eee işte pahalı borçlanmanın ve mali disiplinsizliğin faturasını da ödüyorsunuz. Bunu daha da somutlaştırayım isterseniz. Devlet 2026’da saniyede 87.000 L faiz ödeyecek. Dakikada 5.200.000 L. Eee, işte saatte 3 313 milyon lira. Günde 7,5 milyar lira. Sadece faiz. Bir hastane yapmak için değil. Bir okul yapmak için değil, bir yol yapmak için değil. Geçmişteki borçların bedelini ödemek için. Üstelik bu faiz ödemelerinin tamamı yeni borçlanmayla karşılanıyor. Yani devlet eski borcunun faizini ödemek için de yeni borç alıyor. Bu da işte hani borç salma dediğimiz hikaye aslında. Şimdi merkezi yönetim borç stoğu yaklaşık 13 trilyon lira seviyesinde. Bu kişi başına yaklaşık 153.000 lira civarında bir borça e tekabül ediyor. İşte bebek, çocuk, yaşlı herkes dahil. Ailenizde 4 kişi varsa devlet sizin adınıza aslında 612.000 L borçlu ki son 7 yılda borç stoğu e ciddi derecede arttığını biliyoruz. Eee 13 kat olduğu hesaplanmış. Şimdi peki bütçenin geri kalanında ne var? Tabii başka kalemler de var. Sadece faiz yok. Eğitime ayrılan pay %15,3. Bu merkezi yönetim bütçesinin en büyük tek kalemi gibi gözüküyor aslında. Ama tabii bu rakam içerisinde yüksek öğretim kurumlarının bütçesi de dahil. Eee sağlık hizmetlerine 1 trilyon594 milyar lira ayrılmış. Savunma ve güvenlik harcamaları ise iç güvenlik dahil 2 trily155 milyar liraya ulaşıyor. Tarıma toplam 88 milyar lira destek var. Ama bu kalemleri tabii faiz harcamalarıyla karşılaştığınızda tablo netleşiyor. Hani devletin faiz ödediği para tarım bütçesinin 3 katından fazla. Mesela faiz giderleri savunma ve güvenlik harcamalarından daha büyük. Yani devlet ordusuna, polisine harcadığından daha fazlasını geçmişteki borçların faizini ödüyor. Ve bu yük tabii ki devam ediyor. 2026’nın Ocak ayında mesela faiz ödemeleri bir önceki yılın aynı ayına göre %180 arttı. bir yılda 3 katına çıktı neredeyse. Faiz giderlerinin, bütçe gelirlerine oranının da %32 bulacağı öngörülüyor. Şimdi bu oran son 6 yılın, son 16 yılın aslında en yüksek seviyesi. 2017’de faiz giderlerinin eee bütçe harcamaları içindeki payı %8,4’e kadar düşmüştü. O günden bugüne geldiğimiz noktaya bir bakmanızı isterim. Şimdi bu tabii tablonun toplumsal karşılığını düşünün. Eee ilkokullarda konteyner sınıfları olan okullar var. Hastanelerde ilaçta bazen zorluk çekiliyor. Bazı ilaçları SGK ödüyor, bazıların ödemiyor. Emekli maaşlarını biliyorsunuz zaten açlık sınırının altında seyrediyor hemen hemen tamamı. İşte köprüler, yollar bakımsız kalabiliyor. Eee ve devlet vergi topladığı vergilerin beşliği birinde bu sorunları çözmek için değil de geçmişte aldığı borçların faizini ödemek için harcıyor. Şimdi bu tablo neden oluştu diyeceksiniz. Peki iki tane temel neden var. Birincisi bütçe açığı. Tabii ki 2024 yılında bütçe açının gayri sarfi yurtçı hastaya oranı %4,7 olarak gerçekleşti. Bunda tabii ki eee depremin de Kahramanmaraş Hatay depremlerinin de e bir etkisi vardı. Bunu kabul etmek lazım. 2026’da işte bu 3,5’e düşürülmesi hedefleniyor ama hala yüksek ve tabii düşmeye debilir bu son savaş ve e olumsuz işte petrol fiyatlarındaki eee yükseliş ve savaşın getirdiği o jeopolitik sıkıntılardan dolayı. Tabii ikincisi daha bence büyük bir neden yüksek faiz oranları. Merkez Bankası’nın faiz politikası biliyorsunuz 2023’ün eee Haziran ayında Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerden sonra 180 derece değişti. Eee ve işte enflasyonla mücadele için yapıldığı söyleniyor. Ama tabii yan etkisi devletin borçlanma maliyetini arttırmak oldu. Faizler arttığı zaman. Çünkü devlet daha yüksek bir faizle e borçlanıyor. 2025’in ilk 9 ayında iç borçlanmanın ortalama faizi %39 civarında gerçekleşti. Yani devlet borçlandığı her 100 liranın 39 lirasını aslında hani amiyane ortalama olarak söyleyecek olursak geri ödüyor. Tabii burada kısır bir döngü var. Yüksek faiz enflasyonu düşürmeye çalışıyor ama aynı zamanda devletin faiz yükünü artırıyor. Faiz yükü arttıkça bütçe açığı büyüyecek. Bütçe açığı büyüdükçe daha fazla borçlanma gerekecek. Daha fazla borçlanma daha fazla faiz gerekecek. Bu sarmaldan çıkmak için ya enflasyon kalıcı biçimde düşürülmeli ve faizler gerilemeli bu sayede ya da vergi tabanı genişletilip gelirler arttırılmalı. Şimdi bir de tabii enflasyonun vergi gelirlerini otomatik olarak arttırma etkisi var. Bundan da bahsetmek lazım. Buna mali sürüklenme diyoruz. Hani enflasyon yükseldiğinde fiyatlar artıyor. Evet zaten biliyoruz. Hani enflasyonun yükselmesinin tanımı zaten bu fiyatların artış hızının artması ve fiyatlar arttığında KDV ve ÖTV hasılatı otomatik olarak büyüyor. Şimdi gelir vergisi dilim sınırları enflasyonla aynı oranda güncellenmediğinde mesela bu sene öyle oldu. Ücretler nominal gelir artışıyla daha üst vergi dilimine kayıyorlar. Yani enflasyon devletin vergi gelirlerini arttırırken vatandaşının reel gelirini düşürüyor. Bu da aslında hani o enflasyonun hani hep derler ya enflasyon gizli bir vergidir diye. Enflasyonun aslında gizli bir vergi olduğunu gösteren en somut mekanizmalardan bir tanesi ki 2026 bütçesinde işte vergi gerilerinde öngörülen %28,7 oranında bir artış var. Büyük ölçüde bu enflasyonist etkiyi yansıtıyor aslında. Ama tabii vergi tabanını genişletmek derken bu hep çok söylenen bir laftır. Hemen hemen herkes söyler. Vergi tabanını genişletmeliyiz. genişletmeliyiz. Yani daha çok kesimden, daha çok eee işte ne bileyim ben araçtan vergi almalıyız. Tabii bunda dolaylı vergileri daha da arttırmaktan söz etmiyorum. Bu zaten çünkü dolaylı vergileri zaten arttırırsanız zaten yüksek ülkede dar gelirli üzerindeki yükü ağırlaştırırsınız ve talebi daraltarak ekonomiyi yavaşlatırsınız. Asıl yapılması gereken kayıt dışı ekonomiyi tamamen kayıt altına almak, servet ve sermaye gelirlerini etkin biçimde vergilendirmek ve vergi adaletini sağlamak. Türkiye’de malum kayıt dışı ekonomi, kayıt dışı istihdam hala büyük. Eee, oldukça fazla sayıda kişi kayıt dışı çalışıyor. Milyarlarca gelir vergilendirilmiyor. Bu vergi yükünün kayıt altındaki dürüst mükellefler üzerinde yoğunlaşması anlamına geliyor. İşte bir asgari ücretli maaşından kesinti yapılırken kayıt dışı çalışan bir işletme sahibi çok daha az vergi ödüyor. Tabii bu sadece mali bir sorun değil anlayacağınız üzere. Aynı zamanda toplumsal bir adalet sorunu. Şimdi büyük resme birazcık geri çekilip bakalım. Yani bir tarafta dolaylı vergilerin ağırlığıyla gelirinin önemli bir kısmını devlete aktaran dar gelirli vatandaş var. Bu vatandaş ödediği verginin karşılığında ne alıyor? Hastanede yeri geliyor sıra bekliyor. Çocuğunu konteyner sınıfta okutuyor. Emekli maaşı açlık sınırının altında. Toplu taşımada eziliyor. Diğer tarafta devlet topladığı verginin beşte birini geçmiş borçlarının faizine gönderiyor. Faiz kime gidiyor? Devlete borç veren kurumlara, bankalara, fonlara, yerli ve yabancı yatırımcılara. Yani vergi sistemi aslında düşük gelirli vatandaştan toplanan parayı devlete borç verme kapasitesi olan yüksek gelirli kesimlere aktaran bir mekanizmaya dönüşmüş durumda. düşünün asgari ücretli mahkemeden, pardon marketten mahkemeye verdiği harcı da söyleyebiliriz tabii ki ama marketten aldığı üründen KDV ödüyor. Bu KDV devlet kasasına giriyor. Devlet bu parayı alıp faiz olarak bankaya ödüyor. Banka bu faiz gelirini ortaklarına ve mevduat sahiplerine aktarıyor. Yani emekçinin ödediği vergi bir döngü içerisinde sermaye sahibine transfer ediliyor. Bu da tabii gelir dağılımını daha da bozan işte eşitsizliği, gelir eşitsizliğini hatta sonrasında servet eşitsizliğini daha da derinleştiren yapısal bir kısır döngü. Yani uluslararası bir karşılaştırma yapacak olursak eee belki de tablo daha da çarpıcı hale gelir. Türkiye OECD ülkeleri arasında işte bahsettim OECD’yi yayının başında en düşük vergi yüküne sahip ülkelerden bir tanesi. Vergi gerilerinin gayri safi yurttişayı oranı yaklaşık %25 civarında. Eee diyeceksin aman hocam biz vergi ödemiyor muyuz? Hani o kadar çok vergi ödüyoruz ama OECD ortalaması %34. Yani Türkiye aslında toplam olarak az vergi topluyor ama aslında asıl mesele topladığı vergiyi çok adaletsiz topluyor. Yani dolaylı vergilerin ağırlığı çok yüksek. Ciddi bir kayıt dışı ekonomi var. Kayıt dışı istihdam var ve servet vergilendirilmesi neredeyse yok. Şimdi sonuç olarak da az vergi toplayan ama o azı bile adaletsiz dağıtan bir sistem var ve bu az toplanan verginin de 1te biri faize gidiyor. Şimdi tanıdık geliyor mu bu? Değil mi? Hani su yayınında gördük. Eee, suyla ilgili bir yayın yapmıştım. E, suyunuz çalınıyor demiştim. Sağlık yayınında gördük. Sağlığınız çalınıyor demiştim. Gıda yayınında gördük. Hep aynı kalıbı gördük. Yani kamusal alan ihmal ediliyor. Ortaya bir boşluk çıkıyor. Sonra o boşluk sizin cebinizden dolduruluyor. Şim burada da aynı kalıp var aslına baktığımız zaman. Vergi sistemi adaletsiz olarak tasarlanıyor. Yük dar gerirli üzerine biniyor. Toplanan vergi verimli kullanılmıyor. Açıklar borçla kapanmaya çalışıyor ve faiz faturası yine size kesiliyor. Dağ gerirliğe veya orta gelirliğe kesiliyor. Çözüm ne peki? Hani bu kadar konuştuk yine. Birincisi vergi yapısı tabii ki dolaylı vergilerden dolaysız. Doğrudan vergilere dönüştürülmeli. Gelir vergisinin tabanı genişletilmeli. Servet vergisi tartışması gerçekçi biçimde ele alınmalı. Kayıt dışı ile mücadele ciddi bir şekilde sürdürülmeli. Dijital dönüşüm, e-fatura, e-defter gibi araçlar yaygınlaştırılmalı. Bütçe şeffaflığı arttırılmalı. Vatandaş ödediği verginin nereye gittiğini kolayca takip edebilmeli. Hatta bütçenin oluşumunda da bir ara İstanbul Büyükşehir Belediyesi bunu yapmaya çalışmıştı birkaç yıl. Hani bütçenizi siz belirliyorsunuz. uygulamadan oy veriliyordu vesaire. Sonra kaldı tabii ki siyasi bazı gelişmeler nedeniyle. Zaten hepiniz biliyorsunuzdur. Şu anda yapabilecek durumda değillerdir herhalde. 4düncüsü bütçe açığı ve borçlanma kontrol altına alınmalı. Faiz sarmalından çıkmanın tek yolu mali disiplini. Tabii kalıcı hale getirmek. Ama bu disiplin derken işte sağlığa, eğitime para harcanmaması anlamında demiyorum. Bunları söylemek kolay mı? Hayır. Değil tabii ki. Eee, söylemek de kolay değil. Yapılabilir mi? Elbette yapılabilir. Hani bazen söylemesi kolay, yapması zor derseniz ya bunda. Söylemesi de zor, yapması da zor ama eee yani yapılabileceğini düşünüyorum. Ama tabii yapılması için gerçek anlamda bir siyasi irade gerekiyor. Çünkü vergi adaleti meselesi aynı zamanda bir güç meselesi. Dolaylı vergilerde darirliyi vergilendirmek kolay. Çünkü dolaylı vergi fiyatın içine gömülü görünmez. Sancaız bir şekilde tahsil edilir. Kasada fiyatı görürsünüz ama verginin ne kadar olduğunu düşünmezseniz bile her ne kadar fişte yazsa da. Oysa sermaye gelirlerini, gayrimenkul rantlarını, kayıt dışı geliri vergilendirmek zor. Orada çok güçlü lobiler var. Muafiyet talep edenler var. Vergi kaçırma yolları bulanlar var. Hani kolay olanı yapmaya devam ettiğiniz sürece sistem tabii dar gerirli aleyhine çalışmaya devam edecek. Şimdi bu yayında biliyorum yine size sihirli bir formül sunmadım maalesef. Sadece her gün böyle nefes alır gibi doğal bir şekilde ödediğiniz o vergilerin arkasındaki yapıyı, o yapının nasıl işlediğini ve neden sizin aleyhinize işlediğini göstermeye çalıştım. Çünkü bütçe hakkı yani devletin paranızı nasıl topladığı ve nasıl harcadığını bilmek hakkı demokrasinin en temel haklarından bir tanesi. Hani işte Amerika Birleşik Devletleri bile İngiltere’ye böyle isyan ediyor aslında vakti zamanda. İşte Boston Çay Partisi biliyorsunuz eee çay vergilendiriliyor. Çay vergisine karşı çayları denize döküyorlar Baston’da. Amerika’nın Baston şehrine krala isyan ediyorlar. Kral işte o sırada Fransa’yla mı savaşıyor? Ciddi şekilde bir şekilde paraya ihtiyacı var. kolonileri vergiyi yüklüyor. Koloniler de isyan ediyorlar bu vergiye. Hatta sonradan da işte bu isyanı yaparken de bir böyle motto bir slogan koyuyorlar. E hani taxation without representation’a karşıyız. Çünkü o zaman koroniler İngiltere parlamentosunda temsil edilmiyorlar ve diyorlar ki hani kral bize vergi koyuyor. Halbuki bizim hiçbir temsilcimiz gidip de o vergiye karşı bizi savunamıyor. İşte İngiliz parlamentosunda taxation without representation böyle bir şey vardır. Eee Washington DC’te plakalarda vardır tabii. Washington DC’te plakalarda olmasının başka bir gerekçesi var. Washington DC Amerikan senatosuna senatör gönderemiyor ama vergilendiriliyor. İşte buna karşı Washington’lar hala buna da itiraz ediyorlar şu anda. Niye bizim senatörümüz yok? Oysa biz vergi ödüyoruz. federal gelir vergisi ödüyoruz vesaire gibisinden ama önemli bir ilkedir. Yani öyle ya da böyle. Bu hakkınız da demokrasinin en temel hakkıdır ve bu hakkınızı kullanmanız için önce sistemi anlamak gerekir tabii ki. Burada noktalıyorum yayını. Bir sonraki yayında görüşmek üzere. Lütfen kanala abone olmayı, videoyu beğenmeyi ve yorumlarınızı yazmayı unutmayalım. Çünkü yorumlarla eee zenginleşiyor bu kanal. Eee like’larınızı, hype’larınızı bekliyorum. Kanala da üye olmayı düşünürseniz veya abone olmayı düşünürseniz ücretli veya ücretsiz fark etmez. Ondan da büyük memnuniyet duyarım. Görüşmek dileğiyle. Herkese iyi akşamlar.