Alman Arabası, Macar Maaşı: Avrupa’da Kim Kazanıyor?
Bu Bölüm Hakkında
Yayın, Romanya, Macaristan, Avusturya ve Almanya arasında yapılan yolculuk üzerinden Avrupa’daki üretim ağlarını ve sınırların ekonomi üzerindeki etkisini tartışıyor. Alman markalı araçların Macaristan gibi ülkelerde üretilmesini ücret farkları, çalışanların pazarlık gücü, tedarikçiler, ulaşım, enerji ve teşviklerle açıklıyor; fabrika yatırımlarının yerel istihdam yaratırken tek işverene bağımlılık oluşturabilmesini de sorguluyor. Sınır geçişleri, Schengen düzeni ve ülkelere göre değişen otoyol-vinyet ücretlerinin mal ve insan hareketliliğine, işletme planlarına ve seyahat maliyetlerine etkisini anlatıyor. Ülkeler arasındaki farkları yalnızca döviz kuruyla değil, bir malı veya hizmeti satın almak için gereken çalışma süresi, ücretler ve emeğin üretimden aldığı pay üzerinden karşılaştırmayı öneriyor.
Ele Alınan Konular
- Avrupa otomotiv üretim ağları
- ücret farkları ve çalışan pazarlığı
- sınır geçişleri ve ticaret maliyetleri
- Schengen ve iş gücü hareketliliği
- otoyol ücretleri ve ulaşım
Herkese yeni bir videodan merhabalar. Şimdi Arad’dan, işte Macaristan üzerinden Avusturya, Almanya’ya doğru gidiyoruz. Bu Arad’da kalmıştık bahsettiğim gibi.
Macaristan’ın yakın bir şehri Romanya’nın. Timişoara, Arad, işte bunlar iki tane şehir. Ki bu Timişoara’yı belki duymuşsunuzdur.
Temeş var Türkçesi aslında. 1989’da bu Romanya’daki rejimin sonunu getiren, ki onunla ilgili videolar da yapmıştım, Çavuşescu rejiminin sonunu getiren, o protestoların başlangıcıyla anılan bir şehir. Arad daha keza yine daha küçük bir şehir ama orada da protestolar, ikinci başlayan şehir diye geçiyor o da.
Böyle bir önemi de var aslında Romanya’nın günümüz tarihinde diyelim. Tabii böyle bu tip yerlerden geçerken genelde şunu düşünüyorum ben hep. Yani insanlar özgürlük isterken aynı zamanda tabii daha iyi bir hayat da istiyorlar.
Fakat tabii bir siyasal düzenin değişmesiyle herkesin ekonomik olarak rahatlaması da aynı anda gerçekleşmeyebiliyor, gerçekleşmiyor hatta yani. Bazıları yine imkanlara daha çabuk ulaşıyor, bazıları eski işini ve güvencesini kaybediyor. Dolayısıyla aslında bir yerde gençlerin başka ülkeye gitmeyi düşünmesi de böyle anlaşılmalı diye düşünüyorum.
Çoğu insan kendi memleketini sevmediği için gitmiyor gittiği zaman. Mesleğini yapabilmek, düzenli ücret alabilmek, birkaç yıl sonrasının görevine, çocuğuna düzgün bir eğitim hayatı ücretsiz bir şekilde veya çok ucuz da olsa sağlayabilmek için gidiyor. Tabii gitmenin aileye ve geride kalanlara yüklediği bedel de tabii ücret karşılaştırmalarında pek gözükmüyor.
Onu da biliyoruz zaten. Mesela bir hemşire diyelim ki yani başka ülkede daha iyi iş bulduğunda onun adına pek hala sevinebiliriz. Aynı anda ama ayrıldığı kasabada veya ilçede veya hastanede sağlık hizmetinin nasıl sürdürüleceğini de düşünmek gerekiyor.
Doktor için de aynı şey geçerli. Bir kişinin haklı kararı veya öğretmen için de geçerli aslında. Bir kişinin haklı kararı geride kalanlarının sorununu büyütebiliyor maalesef.
Göç üzerine konuşurken aslında bence insanları suçlamak yerine o kararı zorunlu hale getiren şartlara bakmayı bu yüzden daha anlamlı buluyorum. Arat’ta dinlendik gece, şimdi yolumuza devam ediyoruz. Dediğim gibi bu Arat enteresan bir yer.
Aslında tarihsel olarak Macaristan toprakları burası. Hatta hala şehirde %6-%7 civarında bir Macar azınlık yaşıyor. Romanya’nın öyle daha böyle Avusturya’ya Macaristan’a yakın yerlerinde Macar azınlığın hatta az da olsa bir Alman azınlığın yaşadığı yerler var.
Kasabalar var, iller var. Arat da bunlardan bir tanesi. Alman bir azınlık da var burada.
Hatta Alman azınlığın böyle bir belediye başkanı seçtiği bir yerde Alman kökenli biri vakti zamanında daha sonra bir cumhurbaşkanlığı da yapmıştı. Yakında yani bundan birkaç yıl evvel şimdi adını hatırlayamayacağım. Galiba değişti sonradan ama şu anki cumhurbaşkanı Rumen diyebiliyorum.
Ama bir evvelki cumhurbaşkanı Alman’dı. Yani Alman asıllıydı en azından. Nasıl bizim Türkmenler gibi düşünelim mesela farklı ülkelerde yaşayan.
Burada bir Macar azınlık var. Hatta Macaristan’ın yani 1918’ler civarında falan henüz Avusturya Macaristan İmparatorluğu yeni yıkılırken diyelim. Burada Macar hatta çoğunlukla %70-%75 civarı bir Macar demografik nüfusu var.
Ama sonrasında işler değişiyor işte. Macaristan nasıl bir sever anlaşmasını imzalıyorsa Osmanlı. Macaristan’la Birinci Dünya Savaşı’nı Trianon anlaşmasıyla bitiriyor ve epeyce bir toprak kaybediyor.
Avusturya ve Macaristan bölünürken Macaristan Avusturya’dan tam bağımsızlığını kazanırken aslında Macaristan epeyce bir toprak kaybediyor. Hatta bu kişilere sonradan Macar vatandaşlığı veriyorlar. Bunu aslında anlatmıştı.
Macar vatandaşları buradaki Macar vatandaşları Macaristan seçimlerinde oy kullanıyor. Hatta genelde Orban’a oy veriyorlardı ama Orban’ın yine de kaybetmesi engellenemedi bu şekilde. Böyle de bir husus da var ki son seçimde biraz değişti.
O kadar Orban ağırlıklı vermediler ama yine de daha çok Orban’a ağırlıklı oy vermişlerdi. Böyle de bir noktası var. Trianon, biz nasıl sevri aslında yırtıp atıyorsak onlar Trianon’ı yırtıp atamıyorlar.
O da işin ilginç bir boyutu diye düşünüyorum. Bunu da söylemeden geçmek istemedim. Şimdi tekrardan yola çıkıyoruz.
Yolda yine anlatacaklarım olacak tabii ki. Şu anda işte Romanya’yı Macaristan’a bağlayan otoyoldan devam ediyoruz. Cumartesi sabahı sakin bir hava, sakin bir gün.
Düne göre bir tık daha serin. Öyle de demiş olayım. Farklı farklı otomobiller geçiyor.
Baya bir Türk tırlarına rastlıyoruz. Türk araçlarına rastlıyoruz. Çoğunlukla bir taşımacılık da yapan rojistik firmaların araçları.
Böyle bireysel araçlar pek olmuyor açıkçası. Ama bu farklı arabalar da geçiyor. İşte Alman arabaları vs.
Ki bu hani işte ne bileyim şu yoldan geçen bir otomobil. Ayrı ayrı bir otomobilin üzerinde Alman markası yazıyor olabilir. Kimse şu anda geçti.
Tam önümüzde bir Alman markası bir araç geçti. Hatta Alman plakalıydı galiba. Ama tabi içinden geçenlerin hikayesi Romanya’ya, Macaristan’a hatta bazen Türkiye’ye ulaşıyor değil mi? İlla Almanya’nın hikayesi de olmayabiliyor.
Bugün o biraz o hikayenin içinden geçiyoruz. İşte Arad’dan çıktık. Macaristan üzerinden Avusturya’ya gideceğiz.
Akşamki hedefimiz de tam Almanya-Avusturya sınırında yer alan Scherding şehri. Bir önceki bölümde böyle sınırları ve geçimi konuşmuştum elimden geldiğince. Bugün biraz daha böyle hani fabrikanın içine bakalım isterim.
Hani böyle bir hazırlık yaptım açıkçası. Mesela çünkü Avrupa ekonomisini yalnızca böyle ülke ülke düşünürsek önemli bir şey kaçırıyoruz diye düşünüyorum. O üretim o sınırların arasında kurulmuş bir ağ içinde ilerliyor baktığımızda.
Ki bir koltuk bir yerde, bir elektronik parça başka bir yerde üretiliyor. Tasarımın yapıldığı şehirle montajın yapıldığı şehir aynı olmayabiliyor. Sonra hepsi tek bir ürünün içerisinde birleşiyor.
Biz mağazada ve galeride tabi markayı son nihai ürünü görüyoruz ama o markanın arkasından çalışanları, üretim sürecini pek görmüyoruz. İşte bu Romanya ile Macaristan arasındaki geçişin hikayesi de sanki biraz benziyor buna gibi geliyor. Romanya ve Bulgaristan’ın bu kara iç sınırlarında Schengen kapsamındaki bu rutin kişi kontrolü, pasaport kontrolü, vize kontrolü vs.
1 Ocak 2025’te kaldırıldı. Tabi geçici kontroller mümkün. Dün mesela Bulgaristan’dan Romanya’ya girerken bile ufak bir polis kontrolü gibi yani.
Nereye gidiyorsunuz? Pasaportunuzu bir gösterin tamam buyurun devam edin tarzı bir kontrol oldu. Herhangi bir işlem yapılmadan. Burada da Macaristan’a geçerken de olabilir.
Macaristan’dan Avusturya’ya geçerken de o olabilecek. Göreceğiz tabi nasıl olduğunu ama tabi düzenlemenin ekonomik anlamı açık. Yani bu Schengen’e girişinde sürekli beklemek zorunda kalmadan harekete biniyor.
Çok değerli bir şey. Zamanı daha öngörülebilir ve kullanmayı sağlıyor. Tabi bir ülkenin Avrupa… Şunu da hatırlatayım yani bilenler biliyor aslında ama bir ülkenin Avrupa Birliği üyesi olması illa Schengen’de olması veya işte euroyu para birimi olarak kullanması anlamına gelmiyor.
Romanya zaten Euro’yu kullanmıyor. L’yi kullanıyor. Bulgaristan kullanıyor mesela yeni geçti Euro’yu.
Veya Macaristan Furint kullanıyor Euro’yu kullanmıyor. Tabi son iktidar değiştiğinden sonra Orban biraz daha Euro’ya mesafeliydi. Yeni iktidar sanki Euro’ya o kadar mesafeli olmayabilir gibi düşünüyor.
Bakalım göreceğiz. Ama işte bunlar ayrı düzenlemeler onu söylemeye çalışıyorum. Yani AB üyesi olmanız doğrudan işte bir serbest dolaşımda parçası olduğumuz anlamına gelmiyor doğrudan.
Tabi bir noktada bunu sağlamaya çalışıyorlar ki Romanya ve Bulgaristan’a bile epeyce bir itiraz gelmesine rağmen Avusturya’dan ve Hollanda’dan son kertede sağladılar. Ama aslında bu yolculuk yapınca hani haberlerde tek kelimeli Avrupa diye topladığımız yapının aslında ne kadar farklı parçalardan oluştuğunu daha iyi anlaşılıyor diye düşünüyorum bu vesileyle. Şimdilik Macaristan’a epey bir yaklaştık herhalde.
Bir 20-30 kilometre falan yolumuz kaldı. Macaristan’da Zeged Budapest’e Gyor üzerinden gideceğiz. Yine Macaristan’da da söyleyeceklerim olacak tabii ki onu yine yeni geldiğimde konuşuruz.
Şimdi Macaristan’da Zeged ve Budapest’te istikametinde batıya doğru idare ediyoruz yavaş yavaş. Şehir merkezlerine girmeden yol alıyoruz. Ve tabi bu şehir merkezlerine girmeden yol alırken tabi bir ülkenin başka yüzüğüyle karşılaşıyorsunuz aslında.
Turistlerin o fotoğraf çektiği meydanlar vesaire tarihi binalar yerine taşınma güzergahları, işte tesisler ve kentlerin çevresindeki hep çalışma alanları, yollar, dinlenme tesisleri falan ömürlerine çıkıyor. Macaristan malum Avrupa Otomotiv üretiminin önemli bağlantısından bir tanesi. Vakti zamanda da Doğu Blok’un da ciddi derecede otobüs üretiyorlardı.
Bu İkoros otobüsleri bir ara İstanbul Belediyesi’nin, İETT’nin otobüslerinin bel kemiğini oluşturuyordu. Şimdi burada da Audi ve Mercedes gibi üreticilerin tesisleri var. Yani bir Alman otomobilinin işte Audi, Mercedes, Alman markaları esasen.
O üretim hikayesinin önemli bir bölümü aslında Macaristan’da geçiyor artık. Demek ki aslında burada markanın milliyetiyle ürüne emek veren herkesin milliyetinin de aynı olmadığını görüyoruz diye düşünüyorum. Peki tabi bu şeyi de düşündürüyor biraz.
Şirketler neden farklı ülkelere yayılıyor? Tabi burada ücretler etkili olabilir. Macaristan’da ücretler tabi ki Almanya’dan daha düşük ama tek mesele o değil. Çalışanların becerisi, mevcut tedarikçiler, ulaşım bağlantıları, enerji ve verilen destekler de burada oldukça önemli.
Yani sadece ucuz işçi arayan bir şirket anlatısı bu düzenin tamamını açıklamaz diye düşünüyorum. Tabi yine de çalışan açısından burada önemli bir soru ortaya kalıyor. Yani ben bu üretimin ne kadarını yapıyorum? Karşılığında nasıl bir gelir alıyorum? Aynı şirketin başka ülkedeki çalışanıyla aramda neden bu kadar fark var? Tabi bunun tek bir cevabı yok.
İşin niteliği, üretkenlik, yaşam valiyeti önemli. Sendikanın gücü, ücret pazarlığı, çalışanın alternatif iş bulup bulaması önemli. Bir fabrikanın kapısının önüne büyük bir marka koymak tabi içerideki herkesi aynı refaha dağıtmıyor.
Burada mesela küçük bir örnek aklıma gelmişken en azından söylemiş olayım. Bir kasabada diyelim ki tek büyük bir fabrika var. Fabrikanın açıldığında fabrika işler geliyor, esnaf canlanıyor ama herkes aynı işverene bağımlı hale gelirse tabi ileride üretimin taşınabileceği söylentisi bütün kasabanın huzurunu kaçırabiliyor.
Bütün kasabayı mahvedebiliyor. Yani burada tabi yatırımcı, yatırımcının böyle yatırım yaptığında yaşanan sevinçle bu bağımlılığı beraber düşünmek gerektiği kanaatindeyim. Bunu da söylemiş olayım.
Bakın burada tesisleri de görüyorsunuz. Yine burada aklıma gelmişken söylemek istediğim başka bir husus yol ücretleri. Bilmiyorum burada arabayla geçmek ister misiniz ama tabi Avrupa’da artık hemen hemen her ülkede yollar ücretli.
İstisnaları var tabi ki. Mesela Bulgaristan’da vinyet almanız gerekiyor. İşte vinyeti de günlüğü var mıydı bilmiyorum ama işte bir haftalık var, 3 günlük var galiba, 15 günlük var, aylık var, yıllık var.
Arabayı resmi sitesinde alırsanız fiyata en uygun. Plakanızı tanıtarak yani böyle kağıt yapıştırmanız gerekmiyor. Eskiden bizzat onlar gerekiyormuş ama şimdi artık online sistemden plakanızı sisteme tanıtarak tabi ücreti karşılığında bu vinyeti almış oluyorsunuz.
Macaristan’ın böyle bir durumu var. Romanya’nın da vinyeti var. Yine vinyet almazsanız eğer plakanız, burada sık sık kamera kontrolleri yapılıyor yolda.
Bu sadece otoyollar için geçerli değil. Yani gidiş geliş… Şimdi bakın birazdan bir kameranın altından geçeceğiz. Bu kız kamerası olmaktan ziyade şey kamerası.
İşte vinyetiniz var mı yok mu diye kontrol eden bir kamera. Sonradan başınıza ceza olarak gelebilir eğer almazsanız. Çünkü misliyle hatta birkaç misliyle cezayı ödüyorsunuz.
Macaristan’ın günlük var galiba vinyeti yanlış hatırlamıyorsam. Romanya’nın da günlük var. Tabi günlükte şeyi dikkat etmek gerekiyor.
Öğleden sonra saat 4’te aldım. 24 saat geçerli. Ertesi gün saat 4’e kadar geçerli değil.
Direkt takvim günüyle işliyor. Saat 4’te satışı alsanız ve Romanya’ya saat 4’te girseniz bile gecenin 12’sinde bitiyor. Mesela o. Sadece 8 saat aslında ama günlük para ödemek zorundasınız.
Ertesi gün için yeniden almanız lazım. Dolayısıyla mesela Romanya için 2 günlük almamız gerekti. Bugün sabah sadece çok az 1-2 saat yollarını kullanmamış olmamıza rağmen.
Macaristan’ın vinyeti var. Avusturya’nın vinyeti var. Günlük alınabiliyor.
Almanya’da vinyet var. Ücret yok otobanlarda. Almanya ücretsiz.
O açıdan rahat. Sadece galiba tırların mırların bir ücreti ödemesi gerekiyor. Onun dışında normal arabalar için Almanya’da otoyollarda bir ücret yok.
İsviçre’de var. Hatta İsviçre’ninki çok kötü çünkü günlük, haftalık, aylık yok. Yıllık almanız lazım.
O da 40 frank falan yani bayağı pahalı. 50 euro vs. ediyor herhalde.
Yüksek bir ücreti var. Bir yıllık yani. Bir yılda herhalde ücret şey yapacak halimiz yok.
İtalya’da da otobanlar Yunanistan gibi. Yani otoyoldan geçtikçe ücret ediyorsunuz gişelerde. Orada da vinyet sistemi yok.
Slovenya’da ve Grımatistan’da vinyet sistemi var. Almanız lazım geçerken. Aynen bu şekilde.
Sırbistan’da da bu arada yine otoyollardan geçtikçe ücret ediyorsunuz. Vinyet sistemi yok. Sonuçta demeye çalıştığım şey, eğer Avrupa’ya arabayla gelecekseniz, eğer bu vinyet sistemini önceden araştırıp, vinyetlerinizi önceden plakaya tanıtarak, hangi gün geçeceksiniz o gün için plakayı sisteme tanıtarak, ileride ne bileyim polis çevirmesi olur vs.
ceza ödemekten kurtulursunuz demiş olayım. Bu bilgiyi de burada paylaşmış olayım. Artık Macaristan’dan çıkacağımıza yakın Avusturya’ya yaklaşırken yeniden zaten söyleyeceklerim olacak.
Görüşmek dileğiyle. Evet şu anda Macaristan-Avusturya sınırına doğru gidiyoruz. Oldukça yaklaştık Avusturya’ya.
Birkaç kilometre kaldı. Bakalım bir kontrol olacak mı göreceğiz. Bazen Avusturya sınır polisinin rastsal kontrol yaptığı söyleniyordu.
Bilmiyorum doğru mu. Viyana’ya da 68 kilometre civarında bir şey kaldı. Burada iki şeyden bahsetmek istiyorum.
Yol boyunca rastladığımız bir şey. Bir tanesi Macaristan’da çok ciddi yol çalışmaları var otoyollarda. Tamam yeni hükümet muhtemelen otoyolların üzerinden böyle bir yeni sermaye sınıfının kendine yakın desteklemeye çalışıyordur.
Eminim öyle bir şey vardır. Çok ciddi otoyol çalışması var. Ama çok saçma yani.
50 kilometre süren otoyol çalışması mı olur? Ben bilmiyorum aramızda karayolları mühendisleri vs. var mı? İzleyenler arasında. İnşaat mühendisleri.
Eminim daha iyi biliyorlardır ama yani bana 50 yıl süren 50 kilometre süren özür dilerim karayolları çalışması olması çok saçma geldi. En azından bunu iyi bileyim. 5 kilometrelik 10 kilometrelik bilemediğinin Türkiye’de genelde ben hep öyle gördüm.
Bilmiyorum Türkiye’deki mi doğru bu mu doğru da. 5-10 kilometrelik parçalar halinde bunu yaparsın. Bütün böyle 50 kilometreyi aynı anda yapmaya çalışmazsın.
Abartısız söylüyorum. 50 kilometre yol çalışması bitiyor sonra normal otoyol oluyor tekrar. Aradan sonra yine başlıyor.
Bir 10 kilometre daha yol çalışması var. Bana bir anlamsız geldi ne yalan söyleyeyim. Bir bunu söyleyeyim.
Bir de ikincisi de şu anda bilmiyorum fark ettiniz mi ama ben tır kanallarından aşina olduğum bir şey. Açıkçası gidip de kontrol etmedim ama. Şimdi tabi Macaristan yönünde çok fazla tır geliyor.
Belki soldan görüyorsunuzdur gelentileri. Buraya doğru Macaristan’a doğru ama Avusturya yöne doğru giden tek tır yok. Neden? Çünkü Avusturya’da hafta sonu tır yasakları var.
Ki tır kanalları izleyenler ben bahsetmiştim galiba ilk videoda. Çalışırken izlemeye çok seviyorum. Güzel zaman geçiyor.
Orada da söylenir hep işte yasaklar başlar. Tır çıkamaz. O yüzden kenara çekmesi gerekir hafta sonu Avusturya’da.
Almanya’da da sanırım var. Kısmen belki vardır. Belki tamamen vardır bilemedim şimdi ama.
Dolayısıyla Avusturya halkını devlet koruyor herhalde hafta sonları tırların trafik yaratmasını. Çünkü hani hafta sonları insanların gezdiği, günübirlik belki gezintiler yaptığı zamanlar makbul vatandaş Avusturyalılar, Almanlar ama Macarlar değil herhalde. Çünkü Macaristan’da öyle bir yasak yok.
Macaristan’da aldır aldır tırlar geçiyordu. Romanya ve Bulgaristan’da da bildiğim kadarıyla hafta sonu tır yasağı vs. yok.
Onu da söylemiş olalım. Şimdi evet Avusturya’ya geçiyoruz. Bakalım bir sınır kontrolü olacak mı? Göreceğiz.
Haritaya göre şu anda Macaristan’ın son demlerindeyiz. Bakalım çevirecekler mi? Ama herhalde çok yoğun araba geçiyor. O yüzden herhalde hepsini de çevireceklerini zannetmiyorum.
Kontrol olmayabilir gibi geliyor. An itibariyle ama emin de değiliz. Bakalım yok gibi.
Eski tabi kontrol yerleri falan duruyor. Vakti zamanında sınır kontrolü yapılan bina. Gerçi Macaristan şengene gireli bayağı bir oldu ama.
Yine de hala tabi burada yol genişlemesi vs. Bunun bir örneği. Bakalım ne olacak? Burada da yine dediğim gibi vinyetimizi aldık.
Ben günlük Avusturya vinyeti aldım. 9 Euro günlüğü bu arada bilginiz olsun. Yani gece 12’den ertesi gün 12’ye kadar geçerli.
Bir vinyet. Onu da belirtmeden geçemeyeceğim. Bakalım.
Böyle virajlı virajlı bir. En azından yavaşlatıyorlar insanları. Yavaş gitmeye zorluyorlar.
Belki o sırada kameralar vs. falan kontrol yapıyordur. 300 metre sonra bir kontrol olduğu söylenmiş.
Bakalım. Bir gişe gibi bir şeyden geçeceğiz ama. Evet Republik Österay’a geldik.
Doğu İmparatorluğu demek. Österay biliyorsunuz Almanca. Yani Ost.
Doğu demek. Österay. Doğuların İmparatorluğu vs.
gibi bir havası. 10 ile gitmemiz gerekiyor şu anda. Kontrolü böyle sağlamışlar.
Evet hız sınırı 10. Dolayısıyla ufak da olsa bir kontrol olmuş oluyor. En azından bir şeyleri çekiyorlar.
Zannımca. Bakalım. Yavaş yavaş gidiyoruz.
2 şerit var zaten. Sınır kontrolü olmayan sınır kontrolü. Gibi bir şey oldu.
Evet sınırı geçtik. Biz 20 kilometre sonra bir mola vereceğiz. Yine bilenler biliyordur.
Bir outlet var. Avusturya’nın Maceresi’ne yakın yerlerine. Parnedorf diye bir outlet.
Bir oraya uğrama niyetindeyiz. Oradan devam edeceğiz. Evet bitti şu anda Avusturya’ya girdik.
Resmen herhalde. Bu da işin güzel bir tarafı. Bakalım.
Şimdi bir de hazır yine bu Avusturya’ya giriyorken. Biraz hani üretim alanından bahsetmiştim. Az önce birazcık bu üretim alanından azıcık siyasetteki karşılığına da değineyim.
Oradan en azından videonun bu bölümünü noktalamış oluruz. Şimdi bir hükümet değil mi yeni fabrika açılışını hep böyle başarılı diye anlatır. Haklı olduğu bir taraf da vardır tabii ki.
İnsanlar işe girer, üretim artar, ihracat belki artar falan. Ama tabii vatandaşın o açılış fotoğrafından sonra da soru sorma hakkı olmalı yani. Ne gibi? İşte şirkete ne kadar kamu desteği verildi? İşler ne kadar kalıcı? Yerel işletmeler bu üretime katılabiliyor mu? Çalışanlar yıllar içerisinde daha iyi beceriler, daha iyi ücretler kazanabilecek mi? Şimdi fabrika yalnızca dışarıdan verilen siparişi mi yerine getirecek? Yoksa burada yeni ürün geliştirmek, teknoloji geliştirmek mümkün olacak mı? Şimdi bu sorular yatırım düşmanlığı soruları değil.
Kamu parası kullanılıyorsa eğer kamuya ne döndüğünü anlamak istiyoruz tabii ki. Anlamak istemek insanların hakkı diye düşünüyorum. Biliyorum sizin hep bu konuda ne düşünüyorsunuz ama.
Bir bölgeyi değil mi sonsuza kadar böyle düşük ücretle rekabet etmeye mahkum eden bir düzen, o bölgenin zamanla güçlenmesini sağlayan bir düzen arasında ciddi fark var herhalde. Bunu kimseye atsıyamaz. Türkiye açısından bence burası ilginç şimdi.
Biz de büyük bir üretim ülkesiyiz. Otomobilde, beyaz eşyada, tekstilde her ne kadar son zamanlarda biraz bu değerli kurbuna sekte vuruyor olsa da ama o yüzden hani Macaristan’a bakarken geride bıraktığımız hani kendimizi tamamen dışarıda görmeyelim derim. Aynı soruları Türkiye’deki bir sanayi şehri için de mesela Bursa için de sorabilmeyiz veya Trakya’daki sanayi bölgeleri için de sorabilmeyiz.
Yani bu yolda kamyonları gördükçe şimdi artık kamyon ve tır göremiyorum ama burada üretilen parçaların nereye gittiğine kayıyor gözüm, aklım. Bir ülkenin ihracatında görülen değerle o değerin ne kadarının çalışanlara ve genel işletmelere kaldığı aynı ölçü değil. Hani iyi bir ekonomi haberi ikisini de anlatmalı diye düşünüyorum.
Bilmiyorum siz bu konudaki duygu ve düşünceniz nelerdir. Avusturya’nın batısına doğru yaptığımız yolculuk, çünkü Almanya’ya doğru gittiğimiz için mecbur Avusturya’nın batısına yolculuk yapacağız tabii. Şu an güneydoğusundaydık.
Batısına doğru yaklaştığında yeniden bir şeyler anlatmak istiyorum. O zaman o vakte kadar da görüşmek dileğiyle demiş olayım. Evet şimdi yağmur da başladı görüyorsunuz ama işte Viyana çevresinden dolaşıp Viyana’ya girmeden Linz yönüne doğru devam ediyoruz.
Burada tabii geçerken benim aklıma fabrikalardan biraz daha farklı bir konu geliyor Viyana’dan dolayı geçerken aslında. Avusturya ekonomisiyle ilgili yayını geçen sene yapmıştım. Onu izlemek isteyebilirsiniz.
İki bölümlük. Orada hatta zaten ayrıntısıyla bahsettim ama işte bu konut hikayesi. Avusturya’daki belediye konutları hikayesi.
Hakikaten bu ne onu izleyin derim. Burada tekrar aynı şeyi anlatmayacağım ama hani gerçekten de Viyana en azından bu işi çözebilmiş bir ülke. Yani şehir.
Avusturya bu işi çözebilmiş bir ülke. Viyana’da bu işi çözebilmiş. Yani konutun tabii şu anda yükseliyor şikayetler var.
Eskisi gibi değil. Yani 1980’ler 90’lar kadar değil. Orada da bir kötüye gidiş maalesef var gibi gözüküyor.
Ama en azından vakti zamanında diyelim bu işi çözmüş bir ülke. Biz Viyana’ya girmiyoruz. Bugün gezmiyoruz.
Sadece yoldan geçip. Tabii bütün şehri çözdüğümü de söyleyemem. Oraya zaten ayrı bir belki Viyana için ayrı bir yayın yapmak lazım Avusturya dışında.
Ama yine de bundan bahsetmek istemiyorum. Şimdi bu akşamın hedefi Almanya Avusturya sınırında bir ufak kasaba. Scherding.
Passau yakınında. Bu İnn Nehri var. İnn Nehri’nin Avusturya tarafında bir kasaba.
Karşı tarafında Almanya var. Burayı tabii haritada bulunca insanın aklına kocaman bir sınır bölgesi geliyor belki. Kasabanın fotoğraflarına bakarsanız da çok böyle renkli cepheler.
Küçük böyle tarihi doku. Güzel bir yere benziyor. Scherding’in bu tarihi zenginliği, nehir taşımacılığının ve özellikle tuz ticaretinin payı büyükmüş araştırmıştım.
Bugün o güzel bulduğumuz eski kent görüntüsünün arkasında aslında ekonomik bir hikaye var. İnsanlar mal taşımış, alışveriş yapmış, gelir elde etmiş. O gelirin bir kısmı yapılara dönüşmüş ama tabii bir binayı yapmakla onu yüzyıllar boyunca ayakta tutmak ayrı hikayeler.
Hani koruma kararları bakın ve çevresindeki hayatın devam etmesi gerekiyor. Güzel bir kasaba geçmişte kazanılmış paranın bugüne nasıl taşındığı hakkında da bir fikir verebilir diye düşünüyorum. Burada benim hani görmek istediğim şey küçük bir yerde gündelik hayatın nasıl kurulabildiği.
Alışveriş için, sağlık için, iş için her seferinde büyük şehre mi gitmek gerekiyor? Yok. Yani insan yaşlanınca buralarda kalabiliyor mu? Pek hala kalabiliyor. Bunu görmek istiyorum.
Bakalım yarın da Almanya’ya, Stuttgart tarafına doğru yol alacağız. Yarınki videoda da Stuttgart tarafına doğru olan kısmı ve Almanya’yı, Almanya’da Pforzheim şehrini Pforzheim şehrini özür dilerim. Doğru telafi söyledim.
Savaşta yıkılan Almanya’nın kuyum ve saat başkenti diyebileceğimiz bir şehri ziyaret edeceğiz. O yarına kalsın ama şimdilik burada videoyu noktalamış olayım.