Sınırı Geçince Hayat Neden Değişiyor? | İstanbul’dan Romanya’ya
Bu Bölüm Hakkında
Yayın, İstanbul’dan Balkanlar üzerinden Orta Avrupa’ya yapılan yolculuk sırasında ücretlerin, yaşam maliyetlerinin ve gelecek planlarının ülkeler arasında nasıl değiştiğini sorguluyor. Kapıkule’deki tır kuyrukları, bekleme ve taşıma maliyetlerinin ürün fiyatlarına ve üretim planlarına etkisini; ticaretin yanında insanların vize ve sınır koşullarını da ele alıyor. Ülkeleri yalnızca kura çevrilmiş fiyatlarla değil, bir alışveriş veya kira için gereken çalışma süresi, hane giderleri ve kamu hizmetlerine erişim üzerinden karşılaştırmayı öneriyor. Bulgaristan’daki seçim gündemine ve Balkanların tarihsel bağlamına değinirken, iş olanakları ile geçim koşullarının gündelik hayatı ve göç kararlarını nasıl şekillendirdiğini anlatıyor.
Ele Alınan Konular
- ülkeler arasında ücret ve alım gücü
- sınır beklemeleri ve taşıma maliyetleri
- ticaret, gümrük ve üretim planlaması
- göç, vize ve aile hayatı
- Balkanlar’da siyaset ve yaşam koşulları
Evet, yeni bir kayıtçı iktisat yayınında da karşınızdayım. İstanbul’dan çıkıp Avrupa’ya doğru araçla gidiyoruz akşam saatinde. Yayında da birazcık sohbet edeceğiz yer yer, geçtiğimiz yerlerden.
Biraz tarihine, biraz siyasetine, biraz kültürüne, biraz coğrafyasına gelmeye çalışacağım elimden geldiğince ama bu yolculukta da benim en çok merak ettiğim şey hangi ülkede iktisatçı olarak düşünülecek olursak kahvenin kaç para olduğu değil. Çünkü aynı insan, aynı meslek, bazen aynı şirket, sınırın bir tarafında ay sonunu getirmeye çalışıyor, öbür tarafında geleceğini dair daha rahat plan yapabiliyor. Aradaki fark işte elimizden geldiğince yol boyunca biraz kurcalayacağız.
Yalnız değilim yolculukta, yanımda annem var. Direksiyonla paylaşacağız, uzun bir yolculuk olacak çünkü. İşte Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Avusturya üzerinden Almanya’ya gitmemiz lazım.
Sonra oradan Almanya’da bir üniversitede bir sunumum olacak. Ardından Florence’da bir programım olacak. Sonrasında da birkaç gün sonra tekrar dönüş yoluna geçmeye çalışacağız.
İşte ben de düşündüm. Hani bu kadar yolu sadece kilometre sayarak, saat sayarak geçirmeyelim. Kamerayı da yola çevireyim.
Zaten Yolda Akademi diye bir şey vardı hali hazırda, kullandığım bir playlist vardı. Orada biraz konuşalım. Yani tarihi konuşalım, ülkeleri konuşalım, siyaseti konuşalım.
Biraz hayatı konuşalım istedim. Yani kayıt için iki saatte bugün manzara böyle. Şu anda daha henüz işte Büyükçekmece Gölü’ne yaklaşıyoruz.
Stüdyo yerine, ki stüdyo zaten yayın yapmıyorum da yani çalışma arasından yayın yapıyoruz. Önümüzde uzanan bir yol var. Birazdan tabii yani birazdan derken bir iki saat kadar sonra bir sınırı geçeceğiz.
Ülke isimleri değişmiş olacak. Ama tabii insanların derdi yok. Hangi ülke sınırını geçersek geçelim.
Dünyada aynı, çok tanıdık. İşte iş bulmaya çalışıyorlar, kira ödemeye çalışıyorlar veya işte ev almaya çalışıyorlar. Çocuklarını okutmaya çalışıyorlar.
Yaşlanınca ortada kalmamaya çalışıyorlar. İşte İstanbul’dan da şu anda uzaklaştığımızdaki kadar. Yani artık İstanbul’un herhalde sayfasına gelmiş sayabiliriz kendimizi Büyükçekmece.
Herhalde bu otoyolun en kritik kısımlarına çıktık. Benim aklıma şey geliyor yani bir şehir neden bu kadar insanı kendine çeker? Niye? Çünkü işler burada, okul burada, müşteriler burada. Büyükşehirlerde neden kalıyoruz, niye taşınamıyoruz diye bir yayın yapmıştım.
Bilenler, hatırlayanlar olacaktır. Sonra da işte o kalabalığın içerisinde elimizden geldiğince yaşamaya çalışıyoruz. Daha çok fırsatın bulunduğu yerde daha pahalı bir hayatta karşılaşıyoruz esasen.
Üstelik bu çekim yani hani çekim gücü büyük şehirlere özgü. Şehirlere özgü çekim gücü sadece İstanbul’a da özgü değil. Yol boyunca değil mi? İşte başkentlerle, küçük kasabaların, sanayi bölgeleriyle tarım alanlarının arasına geçeceğiz farklı ülkelerde.
Her yerde aynı sorunun adeta başka bir biçimi var. İnsan çalışmak için nereye gitmek zorunda kalıyor? Orada kazandığı parayla nasıl bir hayat kurabiliyor? Nereye vatan diyor? Nereye memleket diyor? İşte bunlara bakacağız. Böyle bir yolculuk.
Şu anda bir sis başladı önümüzde. Görüyorsunuz çünkü tam işte Büyükçekmece Gölü, Baraj Gölü’nün üzerinden geçerken muhtemelen hani buradaki şey, sular buharlaştığı için daha böyle bir yoğun sis yapabiliyor. Zaten ilkbahar ve sonbahar akşamlarının ve sabaha karşılarının klasik şeyidir sis.
Genellikle olur bu coğrafyada. Ki muhtemelen şimdi sabaha karşı Bulgaristan’da olacağımız zaman da biraz sis olacak. İşte bu manzaralarla konuşalım istiyorum.
Zaten daha evvelden bu yollarda yayın yapmıştım. Hani Bulgaristan’a, Romanya’ya, Yunanistan’a yaptığımız seyahatlerde hep burada bir yoldaki demeyi yapmaya çalıştık. Bugün, bugün biraz daha ama farklı.
Biraz daha böyle hakikaten işte ekonomiden, siyasetten, tarihten, kültürden daha fazla konuşacağız. Çok geyik muhabbeti çevirmeyeceğimiz bir yayın olsun istiyorum. İlerleyen dakikalarda yine görüşeceğiz.
Şimdilik siz de birazcık 5-10 saniye yolun tadını çıkaralım. Tam işte Büyükçekmece Gölü’nden geçerken sonrasında da Edirne’ye yaklaşırken yeniden devam ederiz diye düşünüyorum. Yaklaşık bir 2 saat sonra falan.
Evet, söz verdiğim gibi Edirne-Kapıkule arasında yeniden yayını açtım. Biraz yolcu bir yolculuk oldu. Epey sisli yerler vardı.
Yer yere görüşüm neredeyse sıfıra kadar düştü. Ama şimdi Edirne’ye gelmiş olduk. Şimdi Kapıkule’ye bir yaklaşık 20 kilometre falan yolumuz var.
Oraya doğru gitmeye çalışıyoruz. Yani bu Edirne tarafına yolun düştükçe geldikçe bu yolun ticaret tarafı daha çok akla geliyor aslında. Yani tırlar, depolar, dinlenme tesisleri.
Bir mağazada raftan aldığımız o ürünün buraya kadar uzanan ciddi bir hikayesi var aslında. Biz hani etikette tek bir fiyat görüyoruz. Ama o fiyatın arkasında işte mozot var, şoförün emeği var, yükleme var, bekleme var.
Ve bazen kaçırılmış bir teslim tarihi bulunabiliyor. Çünkü o bekleme hakikaten bu aralar kanayan yarası Kapıkule’nin. Yani ben tırcı YouTube kanallarını çok takip ediyorum elimden geldiğince.
Hatta çalışırken falan hep arkada bir tırcı kanalı açık oluyor. Arkada konuşuyor, geziyor çeşitli ülkeleri vesaire. Bu Kapıkule’den çok şikayet ediyorum.
Hattalardı yani çünkü kilometrelerce. En son bilmiyorum. Bulgaristan’dan Türkiye’ye geliştiği 20 kilometre civarında bir sıra vardı.
Belki birazcık erimiştir ama. Yani işte bu çile. Yani 2 gün, 3 gün.
Tabii taşıdığınız ürüne göre. Eğer taşıdığınız ürün bozulacak bir ürünse. Meyve, sebze gibi.
O zaman biraz daha hızlı geçebiliyorsunuz. Hafa hızlı geçebiliyorsunuz dediğim bile yani bir güne yakın yani falan. Dolayısıyla kolay değil bu işler.
Yani bir kamyon değil mi? Sınırda saatlerce beklesin. Bekliyor, günlerce bekliyor bazen. İçindeki ürün aynı ürün.
Fakat tabii taşımanın maliyeti artıyor o zaman. Şoförün zamanı gidiyor. Belki aynı parayı alıyor yine ama zamanı gidiyor.
Araçta başka bir işe çıkamıyor bu süre boyunca. Yani bozulabilen bir mal taşıyorsa işte dediğim gibi risk de büyüyor tabii. Sonunda bunlar fiyatlara yansıyabiliyor haliyle.
Bu sınırı şimdi genişletme çabaları var bir gün kadarıyla ama ne kadar genişleseyse şu anda dünyanın en yoğun ikinci sınır kapısı. Tır geçisi açısından. Bir tanesi Amerika ile Meksika arasındaki bir sınır kapısı.
Diğeri de bu kapı kule. Kaptan Andreevo Türkiye-Bulgaristan sınır kapısı. Bilmiyorum ne olacak yani.
O yüzden aslında baktığımızda bir ülkenin ticaretini geliştirmek için hani sadece fabrika kurmak da yetmiyor sanki. Bana öyle geliyor birazcık. Bilmiyorum katılır mısınız? Yani gümrük işlemlerinin öngörülebilir olması da bence üretici için değerli.
Taşıyıcı için değerli. Hatta bazen belki yeni bir teşvik vermekten daha değerli bile olabilir. İşletme hani malının ne zaman ulaşacağını bildiğine çok daha rahat plan yapabiliyor.
Yatırım planı, satış planı, pazarlama planı. Kapı kuleye gelince bu arada bir şey daha söylemek isterim. Hani hazır yeri gelmişken bir başka fark da görünür oluyor sanki.
Bu malların geçiş kuralları ile insanların geçiş kuralları ayrı tabii haliyle. Hani bir ürün için belge gerekiyor, bir yolcu için başka belge gerekiyor. Avrupa ile ticaret yapabilmek, Avrupa’da istediğin yerde yaşayabilmek anlamına gelmiyor.
Ki bu farkı en çok yurt dışında çalışan, yurt dışında yaşayan aileler bilir herhalde. Babulazı dönerken sadece kıyafet düşünülmez. Dönüş tarihi, izin günü, sınırda geçecek zaman da hesaplanır.
Bizim için hani bugün yolculuk olan şey, bazı insanlar için yıllardır aile hayatının düzeni baktığımızda. Bir de tabii şuna da değinmeden edemeyeceğim tabii. Şimdi bu sınırda biz tabii bekliyoruz.
Belki şimdi bu son, şu anda sabaha karşı bir saat olduğu için. Dört buçuk falan şu anda. Umuyorum ki çok beklemeyeceğiz.
Belli de olmaz gerçi ama. Tabii geçtim Schengen hayaline. Yani Schengen’e üye olmak ayrı mesele.
Avrupa Birliği hayalini zaten ayrı bir mesele. Türkiye’nin bir noktada vizyonunda vardı. Artık pek kalmadı herhalde.
Avrupa Birliği hayali pek yok, Schengen hayali hiç yok. Gerçi Avrupa Birliği üyesi olduktan bilgi bir süre sonra ancak Schengen’e girebiliyorsunuz. Romanya, Bulgaristan malum yeni girdi.
Hemen gidemediler. Veya aslında Avrupa Birliği üyesi olmak da gerekmiyor Schengen’e girmek için. İsviçre mesela Avrupa Birliği üyesi değil ama Schengen’e dahil bir ülke.
Bizde tabii ikisi de yok şu anda. Hani tabii işimizi çok daha zorlaştırıyor. Eğer Schengen’e üye olmuş olsak şu anda hem tırlar için böyle bir kilometrelerce kuyruk olmayacak.
Yine belki kontrol vesaire arada olabilir ama bu kadar olmayacak. Ve tabii bizim işte normal Batı sıradan vatandaş için de bizim gibi insanlar için de geçiş çok daha kolay olacak tabii ki. Avrupa ülkelerinde gezerken bunu çok rahat görüyorsunuz.
Ki mesela şey de aslında bu açıdan caydırıcı olabilir. Şimdi Sırbistan Avrupa Birliği üyesi değil haliyle Bulgaristan’dan yani otoyoldan devam etmek istiyorsanız yani Avrupa’ya doğru Sırbistan’dan geçmek zorundasınız. Ama bu sefer de Sırbistan’a girmek ve Sırbistan’dan çıkmak gibi iki ayrı dert var.
Bu da tabii işleri uzattırıyor özellikle yoğun zamanlarda. Öte yandan Romanya üzerinden gidilebilir. Romanya, Bulgaristan, Schengen’de.
Romanya, Macaristan diye gidilebilir. Ama bu sefer de Romanya, Bulgaristan arasındaki yollar çok iyi değil. Otoyol değil pek çok yerde kısım.
Hani işte bunları düşünmek gerekiyor. Demiş olayım ve burada gene şimdi şeyimizi verelim. Kapıkule’ye yaklaşırken zaten birazdan pasaport kontrolü olacak.
Öncesinde bir benzin almam gerekecek. Çünkü ender bir şekilde dünyaya göre ucuz olan fiyatlarda benzin başta geliyor Türkiye’de. Yani Avrupa ülkelerine göre.
Bulgaristan’a göre bile ki Bulgaristan’da en ucuz ülkelerden bir tanesi. Benzinin Avrupa Birliği içerisinde. Türkiye tabii daha ucuz benzin.
O yüzden Türkiye’de depoyu fullememiz iyi olur. Sonra bir de hatta Bulgaristan’da fullememiz de yine iyi olabilir. Çıkmadan evvel ki çünkü Avrupa’nın diğer ülkelerinde biraz daha pahalı benzin.
İşte bakacağız şimdi depoyumuzu fulleyelim. Bulgaristan’a girelim. Yine Bulgaristan’a girdikten sonra da bir aksiyum çıkmazsa yeniden söyleyeceklerim olacak.
Demiş olayım. Evet Bulgaristan’a geçtik. Sofya tarafına doğru ilerliyoruz.
Sofya’ya bir 15 km falan kaldı ki Sofya’ya girmeden biz döneceğiz. Botevgrad tarafına doğru. Tabii burayı ilerlerken burada tabii Türkiye’nin uzaktaki bir karşılığı gibi düşünmek bana pek doğru gelmiyor tabii bu coğrafya’ya.
Zaten coğrafya birbirine bağlı. Balkanların tarihinde malum zaten bir Osmanlı dönemi var. Farklı ulusal hareketler var, savaşlar var tabii ki.
Sonrasında birbirinden farklı ekonomik düzenler kurulmuş. Bugünkü hayat bütün bunların üzerine oluşmuş birazcık da. Yolda bazen işte bakımlı bir tesis görürsünüz.
Bazen yaşını belli eden bir yapı. Birkaç görüntüden tabii ülkenin tamamı hakkında hüküm vermek kolay. Doğru değil ama tabii yani.
Ama işte ben buna zaten o yüzden biraz direnmek istiyorum, itiraz etmek istiyorum. Otoyolun kenarı bir ülkenin gelir dağılımını gösteren eksiksiz bir tablo değil. Bu zaten bu otoyolde Avrupa Birliği fonlarıyla yapılmış bir otoyol.
Mesela şimdi turist olarak uğradığınız bir yerde değil mi? Yemek yerken bize uygun fiyatta gelebilir. Ama orada çalışan insanın maaşını bilmiyorsak çok az şey öğrenmiş oluruz bu fiyattan sadece. Türkiye’de yaşayan birine ucuz gelen bir ürün burada çok pahalı geliyor olabilir veya tam tersi.
Bunların hepsi mümkün. Bu yüzden hani ben ülkeler karşılaştırırken böyle küçük hesaplar pek yapmam. Daha farklı bir hesapları öneririm.
Hani o ürünü almak için kaç saat çalışmak gerekiyor ortalama bir işçinin? Bir depo benzin için, bir haftalık market alışverişi için, bir aylık kira için kaç saat çalışmak gerekiyor? Hani kuruş çevirmekten çok daha öğretici bir hesap. Kura göre hesaplayıp oradan Türk Lirasına vurmaya göre. Yani bir de yani değil mi? Bunun hakikaten önemli olduğu kanaatindeyim.
Bir de hani insanın her şeyi kendi cebinden karşılaması gerekip gerekmediğine de bakmak lazım. Yani işte ücretiniz biraz yüksek olabilir ama çocuğun bakım, ulaşımı, sağlık giderini tek başına ödüyorsanız tabi o yüzden ücret hızlı eriyor zaten memleketimizde biraz öyle. Kağıt üzerindeki maaş yaşanan hayatın yalnızca başlangıcı diye düşünüyorum.
Hazırlık bir de tabi bu reisana gelmezken, burada tabi 25 Ekim’de yanlış hatırlamıyorsam gerçekleşecek olan Cumhurbaşkanlığı seçiminden de bahsetmeden olmaz. Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak çünkü şöyle oldu anlatalım durumu aslında. Bir evvelki Cumhurbaşkanı Rumen Rade Cumhurbaşkanlığı’nın süresinin bitmesine kısa bir süre kadar istifa etti.
Çünkü çok hakikaten Bulgaristan’da siyasi bir istikrarsızlık vardı. Hiçbir parti genel seçimleri kazanıp çoğunluğu sağlayamıyordu. Radev’de ülkedeki neredeyse tek popüler siyasi figürdü.
Böyle hava kuvvetleri generali eski en azından önemli bir gücü sembolize ediyor. Ve tabi dürüst lider imajı da var, sert lider imajı da var, güçlü lider imajı da var. Bütün bunlarla beraber bunu başardı ve Cumhurbaşkanlığı’ndan istifa etti.
Parti grup başbakanı olarak seçildi. Yardımcısı bir kadın cumhurbaşkanı, yardımcısıydı şimdi kadın cumhurbaşkanı oldu Yotova. Onun görev süresini tamamladı.
Ve şimdi seçimlerde Yotova aday ve Radev tabi eski yardımcısını destekliyor. Radev destekliyor, Bulgaristan Sosyalist Partisi destekliyor. Karşısındaki en güçlü aday da daha liberal bir profilden gelen, işte merkez sağı liberal ortanın, merkezin ortası falan öyle bir çizgide olacağını söyleyebileceğimiz Andrei Girov, bir iktisat doktoru aslında, iktisat profesörü eski.
Hatta ben kendisini tanıyorum çünkü beraber de çalıştık. Eşini de tanıyorum, kendisini de tanıyorum. Merkez Bankası başkan yardımcısıydı.
Geçici seçimlerden evvel ilkbaharda geçici hükümetin teknokrat başbakanlığını yaptı. Bu açıdan böyle bir ufak bir popüleritesi söz konusu oldu ama şu anda anketlerde Radev’in desteklediği eski cumhurbaşkanı yardımcısı Yotova önde gözüküyor. Yani yüzde kırk, kırk beş arası bir oyu var gibi gözüküyor anketlerde.
Girov’un oyu ise yüzde yirmi bir, yirmi beş arası gözüküyor. Dolayısıyla Yotova kazanacak gibi son on beş günde böyle anlamlı bir değişiklik olmazsa. Tabii ben arkadaşımın kazanmasını isterim.
Ama tabii sonuçta halkın da seçimine saygı göstermek lazım. Bakalım göreceğiz kampanya devam ediyor şu anda. Şehir şehir geziyorlar.
Burada mesela enteresan bir şey var. Ben Girov’un arkadaşımın Instagram sayfasını da takip ediyorum. Çeşitli kentlerde, kasabalarda hep konuşmalar yapıyor.
Genelde böyle kapalı mekanlarda, tiyatro salonlarında, konser salonlarında konuşma yapıyor. Çok enteresan yani. En ufak bir kasabada bile böyle Victorian tarzı konser salonları, tiyatro salonları var.
Tabi bunlar hepsi komünist dönemden kaldı. Hani en küçük kasabaya bile, en küçük şehre bile çok güzel bir tiyatro salonu, çok güzel bir kasaba salonu inşa, bir konser salonu inşa etmiş. Vakti zamanındaki sosyalist, komünist yöneti.
Onu da belirtmeden geçemeyeceğim. Tabi siz de takip ederseniz. Zaten yaptığı konuşmaların yaptığı mekanlardaki, yani mekanın doluluğu, boşluğu veya işte konuşmasının ne kadar etki gönderdiğini bilmiyorum.
Tabi bulduğu an önce demediğim için. Ama ben hani onu kastetmiyorum. Sadece mimari özelliklerinden bahsetmeden olmaz diye düşündüm.
Şimdi buradan birazdan dediğim gibi Botevgrad yönüne doğru döneceğiz. Sonrasında da Kuzey’e doğru çıkacağız, Vidin. Ve sonra Romanya.
Yine orada ilerlerken, yeniden Vidin’e doğru beraber oluruz diye düşünüyorum. Evet, Sofia çevresinden Botevgrad ve Vidin yönüne döndük. Burada işte otoyol bitti artık.
İşte Bulgaristan’a henüz Avrupa Birliği fonlarının yeterince kullanamadığını görüyoruz burada. Çünkü yeterince otoyol yapamamışlar. Böyle gidiş gelişli yollar var.
Kuzeybatı’ya doğru ilerledik Bulgaristan’ın kuzeybatısına. Şimdi hatta tam önümüzde, hatta yanımızda sağımızda Tuna var. Tuna Nehri bu sene özellikle Bulgaristan ve Romanya tarafında çok çekilmiş vaziyette.
Kuraklık ve yağışların azdığı sebebiyle gemiler geçmekte zorlanıyor. Belki bilenleriniz biliyordur. Biz ne kadar aslında ortalamanın civarında veya ortalamanın üzerinde yağış aldıysak Avrupa bu sene aslında ortalamanın altında yağış aldı.
Hala da almıyor. Şu anda da mesela Ekim ayının ortasında 23 derece bir hava var. Öyle bir noktada.
Yani Tuna Nehri’yle gidiyoruz. Aslında Tuna Nehri’yi biliyorsunuz. Bütün Avrupa’nın, Doğu Avrupa’da dahil olan üzere ticaretin hayatını etkileyen bir şey.
Vidin’i yine bilenler bilirler. O da eski bir Osmanlı vilayeti. Hatta paşalar var Vidin’liğine.
Aklıma gelen mesela bir Hüseyin Tevfik Paşa var. Tuna kıyısında aslında bir baba vida adında bir ortaçağ kalesi de var. Oradan geliyor vida, baba vida’dan geliyor vida zaten.
Kale şu anda bizim Romanya’ya geçeceğimiz köprü geçişinden farklı bir noktada. Kent merkezinin biraz kuzeyinde kalıyor bildiğim kadarıyla ama aynı nehrin geçmişte savunma için, bugün de ulaşım için neden önemli olduğunu düşünmeye yarıyor birazcık. Bir kıyıya kale kurmak da iki kıyıya köprüyle bağlamak farklı ihtiyaçlara cevap veriyor.
Tarih boyunca insanların hangi geçişi kontrol etmek istediğine bakınca coğrafyayla siyasetin ilişkisi çok daha somut hale geliyor diye düşünüyorum. Bugün işte bizim birkaç dakikada aştığımız mesafe geçmişte hakikaten büyük bir engeldi baktığımızda. Şu anda tam sağımızda Tuna Nehri mevcut.
Şöyle biraz da görüyorsunuz zaten kameradan. Şimdi Vidin’den biz Romanya’nın Kalafat tarafına geçeceğiz. Bu köprü 2013 yılında açılmış bir köprü.
Yani Vidin-Kalafat Köprüsü. Yani son derece olağan gördüğümüz bu bağlantı aslında. Mevcut hali oldukça yeni.
Enteresandır yani Sovyetler döneminde veya Komünizm döneminde Romanya ile Bulgaristan’ın ilişkisi aslında çok da iyi değil. Bulgaristan tamamen Sovyetler Birliği güdümünde bir ülkeyken Romanya biraz daha bağımsız hareket etmeye çalışıyor. O yüzden mesela bir tane köprü var.
Daha evvelden hatta onunla ilgili yayın yapmıştım. Gene bakmış olabilirsiniz belki. Plevne.
Değil pardon Rusçuk civarında özür dilerim. Barış Köprüsü ile geçiyor hatta 1970’lerde açılan. Onun dışında genelde sallarla geçilen yerler var.
Böyle arabalı vapura benzeyen sal vapuru denilen şeyler. Bir de şimdi burada bir köprü var. İşte biz bu köprüden geçeceğiz.
Yeni bir köprü dediğim gibi. Yani bir köprü açılınca işte mesafe kısalıyor dediğim gibi ama asıl da işte insanların ve işletmelerin yapabildikleri şeyler de ortaya çıkıyor birazcık. Bir üretici belki daha uzaktaki müşteriye ulaşabiliyor.
Bir taşıyıcı başka güzergah kullanabiliyor. İşte biz mesela seyahat halindeyken veya Almanya’dan Türkiye’ye gelenler bunu kullanabiliyor. Yani yakınındaki bir şeyiyle belki yeni bir yatırım için daha elverişli hale geliyor.
Bunların her biri aslında köprünün betonundan çok daha uzun süre yetkili olan şeyler. Tabii bir köprü yapmak da yani çevresindeki bütün yerleşimleri kendiliğinden zenginleştirmiyor. Bunu da söyleyelim.
Bağlantı yolu, eğitim, yerel işletmeler ve kamu hizmetleri de gerekiyor. Gerçekten tırların bir şehrin yakınından geçmesiyle o şehirde yaşayanların değil mi yani iyi iş bulabilmesi arasında kurulması gereken başka bağlar var. Ben yani mesela bana Türkiye’de de biliyorsunuz yani bir altyapı yatırım projeleri oldukça son yıllarda bence biraz plansız programsız da yapılıyor açıkçası.
Ama böyle büyük projelere bakarken bu ayrımı unutmamak lazım. Yani araç sayısını ölçmek kolay ama yakınlığındaki insanların o bile kolay değil aslında. O da yanlış ölçülüyor da hadi neyse.
Yanlış garantiler veriliyor ama asıl aslında yakınlığındaki insanların hayatında neyin değiştiğini biraz öngörmeye çalışmak. Bu biraz daha dikkat isteyen bir şey. Ama işte bu köprü önemli.
Bulgaristan’ı, işte bu Vidin’i Romanya’ya bağlayan köprü. Belki işte özellikle şimdi Romanya’da, Bulgaristan’da, Şengen bölgesine alındıktan sonra aradaki bağların çok daha kuvvetli olduğunu göstermiş olabilir. Çünkü Romanya’dan Bulgaristan’a değil ama Bulgaristan üzerinden Yunanistan’a gelen çok sayıda tatilci oluyor.
Yani tatil için, yazın özellikle. Bu yollar çok yoğun oluyor. Tabi Bulgaristan geçiş noktası.
Tabi Şengen varken bu bayağı sıkıntıydı. Yani hem Romenler hem Bulgaristan’a girerken pasaport kontrolünden geçiyordu. Hem Yunanistan’a girerken pasaport kontrolünden geçiyorlardı.
Şimdi en azından transit gidebiliyor. Tabi şu yollar da birazcık daha düzgün olsa aslında. Belki çok daha iyi olabilecek.
Yine Avrupa’dan belki Bulgaristan’a, Romanya’ya tatile gelinebilir. Yunanistan’a tatile gelirken çok daha rahat olunacak diye düşünüyorum. Böyle.
Köprüyü de bir gösteririz ilerleyen dakikalarda. Şimdi yavaş yavaş geçelim. Bir şeyimiz var.
Burada bakın bir Danube Beach Otel var. Tuna Plaja Oteli. Tabi plaj falan yok pek şu anda.
Çok da kalan da yok gibi gözüküyor. Terk edilmiş bir otel gibi yanımızda. Tuna’da yüzenler var tabi.
Ama tabi çok böyle yüzmek için böyle bir Ege sahil havası da vermiyor. Onu da söylemiş olalım. Köprüden geçerken yeniden köprüyü en azından göstermiş olalım.
Onun dışında Romanya’da yine videoya kaldığımız yerden devam ederiz inşallah. Evet şu anda Kalafat-Bidin köprüsünden geçmek üzereyiz. Yani Bulgaristan’dan da Romanya’ya geçiyor olacağız.
Tabi bir sınır kontrolüne uğramayacağız. Ama sadece köprü için bir geçiş ücreti ödememiz gerekecek. Onun dışında bir pasaport kontrolü veya aracı durdurma vs.
olmayacak. Arada tabi bu aralar yani işte bu yasa dışı göçmenliğe falan karşı özellikle sağ iktidarlar biraz paranoyal davrandığı için Avrupa’da belki haklı belki haksız. Sebebini artık bilemiyorum.
Arada ne bileyim çekip böyle siz kimsiniz necisiniz falan dendiği oluyormuş. Bulgaristan-Romanya arasında değil pek de. Genelde böyle Macaristan’a Avusturya’ya girerken oluyor.
Macaristan-Romanya arasında olabilir. Yani tam bir pasaport kontrolü gibi değil. Sadece bir polis kontrolü gibi düşünün bizim.
Veya Avusturya-Macaristan arasında da oluyormuş. Neyse şu anda biz Kalafat’a doğru yani Kalafat Romanya tarafında olan şehir. Bidin Bulgaristan tarafında olan şehir.
Şu anda Kalafat’a doğru ilerliyoruz. Köprüden birazdan geçeceğiz. Evet.
Evet. Hirtürk Tırı’da geliyor. Köprüye giriyoruz şu anda.
Ben buradan ilk defa geçiyorum. O yüzden tam geçiş ücreti nerede ödeniyor bilmiyorum. Ama muhtemelen şeyden geçiyor.
Dönüşte çıkışta alınıyordur. Üstümüzde de tren yolu var burada. Yani tren de geçiyor köprüden.
Karayolu da geçiyor. Alt ve üstü. Köprüyü gördük.
Tuna Nehri’nin üzerinden geçiyoruz. Çok da bir şey yok yani köprüde. Tuna Nehri de burada bayağı kurumuş vaziyette.
Hakikaten şey. Yani yer yer böyle tepeler mepeler çıkmış. Yani şey bayağı.
Hakikaten. Ciddi sıkıntılı. Bıraktık bakalım nereye varacak.
Üzerinde adacıklar oluşmuş ufak. Gemide geçmiyor şu anda. Herhangi bir gemi görmüyorum.
Ufak tefek bir iki tane böyle ne bileyim kayık, yat vesaire falan var ama herhangi bir gemi gözükmüyor. Geçmediği anlamında gelir mi bilmiyorum. Ama tabii gemi geçişlerinde falan zorlanıldığını okumuştuk zaten.
Evet şu anda Romanya Şengen yazısını da gördük zaten. Romanya’ya girdik. Tam Tuna Nehri’nin yarısı Romanya’ya ait, yarısı Bulgaristan’a ait.
Ve şu anda Romanya tarafına geçmiş vaziyetteyiz. Bundan sonra Temeşvar ve Arat civarı da yeniden sizlere sesleneceğim. Orada çünkü Temeşvar’da biraz Osmanlı tarihine geçmemiz gerekecek.
Evet şu anda Sırbistan-Romanya sınırına paralel gidiyoruz. Romanya tarafında tabii. Tuna Nehri’ne paralel gidiyoruz daha doğrusu öyle söyleyeyim.
Karşı tarafımız Tuna’nın karşısı Sırbistan. Bu taraf Romanya. Böyle çok güzel nehir kenarına paralel bir yolculuk yapmak hakikaten çok keyifli.
Orsovan civarındayız şu anda. Yavaş yavaş yukarıya Temeşvar’a doğru çıkıyoruz. Temeşvar işte biliyorsunuz Avusturya’yla Osmanlı arasındaki savaşlara konu olan, işte 1550’lerde Osmanlı’nın ele geçirdiği, 1710’larda Hasarovça anlaşmasıyla kaybettiği bir bölge.
Yani yaklaşık 160 yıl civarı herhalde elimizde kalıyor. Doğal olarak çok güzel yerler. Buralarda bir de şey yani burası da şu an çok sıcak, 26 derece ama mevsime göre sıcak 26 derece olması.
Ama burada da Tuna Nehri daha hani devrisi yüksek hakikaten daha yoğun akıyor. Yani o Bulgaristan-Romanya sınırındaki kadar cılız kurumuş vaziyetli değil. Buralarda bayağı bir daha, daha iç bölgeler aslında burası ama çok daha hani yoğun gemi falan.
Zaten birkaç tane gemi vesaire de gördük zaten. Tekne, bot daha fazla sayıda var. Tabii şey çok acı bir şey yani.
Sırbistan’dan Romanya’ya geçmek o kadar kolay değil. Sırbistan zaten Avrupa Birliği üyesi değil, Schengen üyesi değil. Sınır kontrolleri vesaire bir tabi şey yaratıyor.
Bir sürtünme yaratıyor. O kadar geçmek kolay olmuyor. Sıra beklemeniz gerekebiliyor.
Kontroller, gümrük kontrolü vesaire. Tabi ciddi bir sıkıntı. Aslında tabi bu coğrafyalar birleşse hakikaten sınırlar ortadan kalksa insanlar daha bir kaynaşsa ne kadar güzel olur.
İşte Orşova kasabası mı artık, ilçesi mi, ili mi tam bilmiyorum ama oraya geldik. İstikamet Temeş var ve Temeş var üzerinden Arak. Yani şu anda kuzey batı kuzeye doğru çıkıyoruz Romanya içerisinde.
Batı da işte Sırbistan sınırına yakın ki zaten en son Sırbistan’a girmeyeceğiz biz. Romanya’dan çıkıp Macaristan’a gireceğiz. Zeged üzerinden.
Ve oraya girdikten sonra otoyol olacak inşallah. Romanya maalesef bizi biraz yordu çünkü yollar hep böyle tek gidiş geliş ve tırlar, kamyonlar da çok olduğu için böyle arkada konvoy oluşuyor. Tın tın tın.
70-80’de gitmek durumunda kalıyoruz maalesef. Durum bu şekilde. Orşova’yı da göstermiş olduk aslında.
Orşova çok da böyle bir şehir olarak bir güzelliği yok ama tabii doğal olarak çok hakikaten cennet gibi bir doğanın içine koyulmuş. Ama şeyi de görüyorsunuz aslında. Hani sonbahar olmasına rağmen tamam tabii ki yapraklarda bir sararma işte kızarma vesaire falan var ama ağaçlarda bilmiyorum toprağı görme şansınızı ödemem ama toprak hakikaten çok kuru.
Yani yağış hakikaten gelmemiş buraya yeterince. Çok belli ve yani tamam şeye göre Tuna Nehri’nin dibisi daha yüksek vesaire ama burada da bir kuraklık göze çarpıyor. Onu da söylemeden geçemeyeceğim.
Evet. Varmak istediğimiz yere an itibariyle varmış bulunuyoruz. Arat.
Cam biraz kirlendi yol boyunca o yüzden kusura bakmayın diyorum. Yarın sabah belki Arat’tan çıkarken daha temiz bir camla Arat’ı daha net göstermeye çalışırım diye umuyorum. Eşlik ettiğiniz için bu noktaya kadar çok teşekkürler.
Bir sonraki yayında görüşmek dileğiyle.