İtalya’da Turist Olmak Güzel, Peki Ya Çalışmak?
Bu Bölüm Hakkında
İtalya'nın turistik şehirleri ve kuzeydeki üretim bölgeleri üzerinden, bir ülkenin ziyaretçilere görünen yüzüyle çalışanların yaşadığı ekonomi arasındaki farkı inceliyor. Modena'daki otomotiv ve gıda üretiminden Floransa'nın tarihî merkezine uzanırken, markaların, uzmanlaşmış emeğin ve uzun vadeli üretim bilgisinin nasıl değer yarattığını anlatıyor. Turizmin gelir ve iş yaratırken konut maliyetlerini, işe ulaşımı ve mahalle yaşamını nasıl etkileyebileceğini tartışıyor. Bölüm ayrıca kooperatiflerin üreticilere pazarlık gücü kazandırma potansiyelini ve bu ortaklıkların başarılı olması için gereken güven ve iyi yönetimi ele alıyor.
Ele Alınan Konular
- İtalya'nın kuzey ve güney ekonomileri
- Turizm ve yerel çalışma hayatı
- Üretim, uzmanlaşma ve marka değeri
- Konut maliyetleri ve kent yaşamı
- Kooperatifler ve üretici dayanışması
- Emeğin ve gelirin paylaşımı
Evet, yeniden merhabalar. En son Pforzheim’in girişinde kalmıştık ama şu anda bir anda Pforzheim’in girişinden İtalya’ya ışınlanmışız gibi oldu. Çünkü Pforzheim, İtalya arasında çekim yapmadım, yapamadım.
Biraz da yorgunluktan aslında. İtalya’ya geldik, hatta Austria-Innsbruck üzerinden gelmeyi planlıyorduk. Veya Basel olabilir diyordum ama tam tersi, hiç alakasız Zürih üzerinden geldik.
Daha böyle biraz Alplerden geçtik, Gotthard Tünelinden geçtik. 17 kilometrelik İsviçre’nin Almanca konuşulan ve İtalyanca konuşulan iki bölgesini birbirine bağlayan 17 kilometrelik tünel. Neyse o ücretsiz de en azından 40 frank yıllık İsviçre vinyetine vermek çok rahatsız edici olmadı.
O 17 kilometrelik tünelden de o fiyatın içinde olduğu için, ücretsiz geçtiğimiz için çok rahatsız olmadık açıkçası. İtalya’ya geldik, Modena’ya. Modena’da geceledik.
Hatta Modena’dan bir tane canlı yayın da yaptım, Nobellerle ilgili kanala da koymuş olacağım. Hatta bu videodan önce onu izlemiş olacaksınız, otel odasından yaptığım yayın. Sonradan da İtalya’ya geldik.
Şimdi İtalya’da Modena’ya geldik, Modena’dan da şu anda Florence’ya doğru devam ediyoruz. Florence’da üniversitede işlerim var, orada zaman geçiriyorum ve bugün hatta bir seminerde konuşma da yapacağım. Tabii İtalya’da şimdi aklınıza önceden geliyor, pizza, kahve, güzel meydanlar varsa aslında burada bu bölgelerde özellikle Emilia Romagna bölgesinde buna fabrikalar da eklemek gerekiyor.
Milano’da da öyleydi aslında dün gelirken, Milano üzerinden geldik. Çünkü Kuzey İtalya böyle tatil fotoğraflarında gördüğümüz İtalya’dan daha farklı bir yer. Yani bir otomobilin, bir makinenin, işte markette gördüğünüz bir ürünün nasıl değer kazandığını anlamak için çok ilginç bir coğrafya, onu da söylemiş olayım.
İşte biz buradan hani Milano’dan indik, güneye doğru indik. Otoyolla, Atostrada diyor İtalyanlar otoyola. İtalya’nın kuzey üretim bölgelerinden geçtik.
Mazarın içerisinde aslında hem tarım da vardı, hatta bazı yerlerde ciddi gübreleme yapmışlar. İnanılmaz derecede kesif bir şekilde gübre kokuyordu. Yani tam ben gübre kokusuna alışkınım, o kadar steril bir ortamda büyümedim ama hakikaten rahatsız edecek derecede kokuyordu.
Ama tabii tarım ve sanayi beraber düşünüyorlar, öyle gözüküyor. Yani siz İtalya’yı bazen, İtalya üzerine yayın da yaptım biliyorsunuz Roma’dan, Florensa’dan, geçen ay Eylül ayında. Çok da ilgi gösterdiniz, teşekkür ediyorum.
Şimdi İtalya’yı bazen biz tek büyük bir tatil ülkesi gibi anlatıyoruz ama aslında bir ülkenin turistik yüzüyle üretim düzeni birbirinden oldukça farklı olabiliyor. Hani güzel bir meydanın birkaç kilometre ötesinde ihracat yapan bir işletme, işte gıda işleyen bir tesis veya makine üreten bir fabrika olabiliyor. Bir de tabii ülkenin içerisindeki farklar var, zaten onu konuşmuştuk o yayınlarda.
Yani İtalya’da kuzey ile güney arasındaki o ekonomik farkların çok uzunca bir tarihi, sosyo-kültürel, tarihsel, coğrafi nedenleri bulunuyor. Hani bu nedenle hani İtalya’da böyle hayat böyle diye başlayıp da tek bir kahve fiyatından bütün ülkeye hükmek, bana hükmek veya bütün ülkenin ekonomisini anladığını zannetmek diyelim hadi, bana çok da anlamlı gelmiyor. Bir mola yerinde espresso olabilirsiniz, fiyatı size şaşırtıcı gelebilir.
Fakat tabii o fiyatın orada çalışan insanın gelirini veya işte Modena’da diyelim ki, ki sol damarın çok güçlü olduğu bir şehir burada, yıllarca Komünist Partisi’nin yönetiminde kalmış bir şehir Modena. Ferrari’nin fabrikasının olduğu şehir, şu anda da hatta işte Merkez Sol Demokrat Parti tarafından yönetilen bir şehir. Modena’da tabii ev bulmanın maliyetini tek başına anlatmıyor bu espresso fiyatı.
Turist olarak gördüğümüz ekonomi o yerel insanın yaşadığı ekonominin çok küçük bir parçası diye düşünüyorum. Peki bunu Türkiye için de biliyoruz aslında, yani bir turistin otel veya restoran deneyimiyle aynı bölgede yıl içerisinde çalışan kişinin hayatı birbirinden çok uzak oluyor. Ve İtalya’ya geldiğimizde de aslında aynı dikkatle bakmamız gerekiyor.
Güzel bulduğumuz şeyi sevelim ama güzelin arkasındaki o çalışma hayatını da bence merak etmekten vazgeçmeyelim diyelim. Şimdi, Modena’ya yaklaşırken, yani şu anda Modena’ya işte bir iki kilometre mesafedeyiz. Biz biraz şehrin dışında bir sanayi bölgesinde kaldık orada, bir uygun bir otelde.
Genelde ben orada kalıyorum. Bu tabii otomobil meraklarının aklına, az önce de bahsettim, Ferrari geliyor. Modena’da Enzo Ferrari müzesi var.
Ferrari’nin tabii bir başka müzesi de yakındaki Maranello’da bildiğim kadarıyla. Burada hani otomobilin teknik bir ürünü olduğu kadar nasıl hayale dönüştüğünü de görebiliyorsunuz bu müzelerde. Eğer buralara yolunuz düşerse mutlaka gezmenizi tavsiye ederim.
Şimdi bir otomobilin içerisinde tabii metal var, cam var, elektronik var. Ama tabii fiyatını yalnızca o malzemelerin toplamı belirlemiyor değil mi? Yani tasarım, mühendislik, marka, ne bileyim yıllar içerisinde oluşmuş itibar da değerin bir parçası. Aynı malzeme farklı bir bilgiyle işlendiğinde çok farklı bir ürüne dönüşemiliyor.
Burada tabii benim birikimi çeken şey aslında pahalı arabanın kendisinden ziyade bu birikim. Yani bu bir örgede iyi mühendislerin, usta çalışanların ve uzman tedarikçilerin bulunması zamanla yeni üretime kolaylaştırabilir. Bir işletme komşusunun bilgisinden ve deneyiminden de yardım edebilir.
Bunu Almanya’da da konuşmuştuk. Tabii markanın değeri arttıkça o değerin nasıl paylaşılacağı sorusu büyüyor. Yani ürünü satın alanın hayatıyla onu üretenin hayatı çok farklı olabiliyor.
İyi ücret ve güvenli çalışma koşulları markanın parlaklığından otomatik olarak çıkmıyor. Bunlar ayrıca sağlanması gereken şeyler. Tabii Ferrari’yi de burada herkesin alabilmesi gerekmiyor.
Ben şimdi dün de Almanya’da Modena’ya gidiyorum dediğimde herkes aa Ferrari falan dedi. Tabii benim Ferrari’m yok diye espri de yapmak durumunda kaldım ama tabii orada onu mümkün kılan emeğin sahibinin kendi hayatını güvenle sürdürebilmesi de bence çok önemli. Şimdi bu lüks ürünlerin başarısını anlatırken benim aklım sonunda hep bu noktaya geliyor.
Yani üretilen değer onu üretenlerin hayatına nasıl dönüyor geri dönüyor diye. Şimdi Modena’nın bu değer oluşturma işini anlatın aslında daha küçük bir ürün de var onu da söyleyelim. Geleneksel balizamik sirke.
Şimdi bu korumalı adla satılan geleneksel bu Modena balizamik sirkesinde en az 12 yıllık olgunlaşma aranıyor. Marketlerde gördüğünüz her balizamik sirke bu ürünle aynı değil. Burada tabii ilginç olan bir şişenin yine tabii arkasındaki zaman bence.
Üretici bugün çalışıyor ama ürünün satışa hazır hale gelmesi işte 12 yıl sürüyorsa belki artık biraz daha modern süreçlerde biraz daha kısa tutuyorlardır. Ama yine de ciddi bir zaman yani yıllar sürüyor. O arada tabii bilgi korunacak, üretim sürdürülecek, masraflar karşılanacak.
Yani bu hakikaten şey yani demek ki hani bazen iyi bir ürünü mümkün kılan şey yıllarca bekleyebilecek düzen kurabilmekten geçiyor sanki. Ekonomi üzerine konuşurken de bence sabrı da böyle bir somut anlamda düşünebiliriz diye düşünüyorum. Yani sadece insanın sabırlı olması yetmez.
Yaptığı işin uzun süre boyunca ayakta kalabilmesi gerekir. Bu arada son bir şey bu Modena’nın bulunduğu Emilia-Romanya bölgesi işte sol damarın güçlü olduğu bir yer dedim. Bölgesi olarak da öyle sadece şehir değil.
Burada başka bir ekonomik gelenek de güçlü. Hem de çok önemsediğim bir ekonomik gelenek bu kooperatifler. Yani insanların ortaklaşa sahip olduğu ve birlikte yönettiği işletmeler bölgenin ekonomik hikayesine çok önemli bir yer tutuyor.
Yani şimdi bir çiftçi mesela tek başına düşünün. Çiftçiyi ürünlü satarken büyük bir alıcı karşısında pazarlık gücü haliyle zayıf olacak. Başka çiftçilerle beraber depolama, işletme veya satış imkanı kurduğunda o ilişki değişebilir tabii ki.
Şimdi bu örneğin mantığı çok basit aslında. Tek başına yapamadığınız işi birlikte yapmayı deniyorsunuz. Kooperatif kurmak bu açıdan çok önemli.
Türkiye’de de tarımsal kalkınma kooperatifleri bu işi yani başarıyla yapan çok az var maalesef. Farklı sorunlar nedeniyle ama bence oldukça önemli. Tabii kooperatif kurmak bütün sorunları da ortadan kaldırmıyor sanki.
Yani iyi yönetim gerekiyor, üyeler arasında güven gerekiyor, yönetişim başarısı gerekiyor. Ama tabii ekonomik başarıyı yalnızca birbirinden kopuk kişilerin rekabeti olarak anlatmak da eksik olur. Bazen birbirini tamamlayan insanların uzun süre beraber çalışabilmesi üretimi güçlendiriyor.
Şimdi Almanya’dan tutunca İtalya’ya geldik. Bu dağ yollarından geçtik vesaire. Çok güzel manzaralı yollar vardı İsviçre’de.
Ama işte ben bütün bu yolları anlatırken hep böyle iyi ve ürünün arkasındaki bilgi ve iş birliğini aklımda tutmak istiyorum. Ve size de aslında onu anlatmak istiyorum burada. Şimdi bugün de işte çıktık yola.
Florence’a doğru gidiyoruz. Dediğim gibi dünyanın en güzel şehirlerinden bir tanesi Florence aslında. Orada yaşamak da kulağa harika geliyor gerçekten baktığımızda.
Ama tabii o şehri de yine bir otelde oda temizleyen, tuvalet temizleyen, restoranda çalışan veya üniversiteye giden insanın ev aradığını düşünün. Bizim hayran olduğumuz bir yer. Onun için her ay yeniden yapılması gereken bir geçim hesabı olabiliyor.
Bu hesabı da belki bu yolda konuşalım isterim. Değil mi? Aslında İtalya’nın pek çok şehri böyle. Her bir tek tek baktığımızda her biri böyle başka bir albümün kapağı gibi.
Ama hani o görüntülerin içinden geçen insan sadece Florence’da değil ama o görüntülerin içinden geçen insanların gündelik hayatı var. Birimiz birkaç saatliğine uğruyoruz. Birimiz aynı yerde yıllardır çalışıyoruz.
Aynı sokağa bakıyoruz ama aynı şeyi görmüyoruz. Yani turist olarak bir meydanı mesela çok ne bileyim hareketli bulabilirsiniz. Ama oradaki çalışan için aynı hareketlilik uzayan mesai olabilir belki.
Yani siz evin penceresini fotoğraf çekmek için güzel bulursunuz ama ev arayan biri o pencerenin arkasında ne kadar kira ödemek zorunda kalacağını düşünüyor olabilir. Veya o kirayı ay sonunda ne kadar toparlayacağını düşünüyor olabilir. Hani o yüzden böyle ben bu bölümde hani şehirlerin güzelliğini anlatmak istemiyorum.
Tam tersine o güzelliğin tabii ki çok güzel şehirler ona hiçbir itirazım yok ama tam tersine o güzelliğin gündelik hayatta beraber nasıl şekilleneceğini nasıl korunabileceğini merak ediyorum. Çünkü şehirde sürekli yaşayanlar uzaklaşırsa Venedik’te mesela böyle görmek için geldiğimiz hayatın kendisi de değişiyor. Binalar yerinde duruyor ama o mahalleyi mahalle yapan ilişkiler azalıyor.
İstanbul’da da böyle yerler var. Anadolu’da da var. Şilince var mesela aklıma gelen.
İstanbul’da Balat var. Tuzguncuk var. Bu bölgeler hep böyle aslında.
Hani mahalle hayatının yavaş yavaş öldüğü ve tamamen turistik hale gelen yerler maalesef. Şimdi yavaş yavaş ilerleyelim. Yine Floransa’ya yaklaşırken söyleyeceğim ufak tefek bazı şeyler de olacak.
Evet şimdi Floransa’ya doğru yol alıyoruz. Aslında tabii Floransa demek de yanlış. Floransa’nın hemen biraz kuzeyindeki Fisole Üniversitesi’nin bulunduğu yer.
Floransa’ya bağlı Floransa Metropol Bölgesi’nin içerisinde. Ama Floransa’da Vitem olarak yani Fisole diye geçiyor. Ortaya çıktı iyice ama olsun.
Şimdi Floransa’nın biliyorsunuz tarihi merkezi ve Renesans’ın en güçlü simgelerinden bir tanesi. Yani yok yok denebilecek bir yer. İşte Arno Nehri, köprüler, büyük yapılan sanat eserleri, Medici ailesinin yükselişinden kaynaklanan eserler.
Tabii bu şehrin sanat ve siyaset hikayesine önemli bir yer tutuyor Medici ailesi. Tabii burada ekonomi ve kültürün birbirine nasıl temas ettiğini görmek mümkün oluyor. Ticaret ve bankacılık yoluyla oluşan bir servet var.
Ve bu servetin bir kısmı sanata ve yapılara akmış. Sanatçılar çalışmış. Yapılar ortaya çıkmış.
Şehrin görünüşü değişmiş. Ve yüzyıllar sonra insanlar o eserleri görmek için dünyanın öbür ucundan geliyorlar şehre. Bunu anlatırken yalnızca zengin ailelerin isimleriyle getirtmeyelim.
Bir yapıyı mümkün kılan taş ustasının, taşıma işini yapan insanın, malzemeyi hazırlayan kişinin de emeği var. Ki bugün çoğunun adını bilmiyoruz. Medici’leri biliyoruz ki Medici’ler de aslında ölümsüz olmak için o eserleri finanse ediyorlar belki ama şu anda Medici ailesinden hiç kimse kalmamış dünyada.
Yani çok çok uzak akrabaları vs. var ama doğrudan yani o ailenin soy bağını devam ettiren soy çizgisi şu anda devam etmiyor. Bir noktada kesilmiş çocukları olmadığı için.
Belli dönemde bir Medici’lerin son temsilcilerine. Yani işte değil mi bu maalesef çoğunun adını bilmiyoruz ama işte eserlere bakarken o emeğini mutlaka hakkında tutmamız lazım. İşçilerin emeğini.
Bir başka mesele burada tabi sanatın geçmişte güç gösterisi olarak da kullanılabilmesi bunu da biliyoruz. Yani bir yapıyı yaptırmak kişinin hem inancını hem de servetini hem de şehirdeki yerini görünür kılıyor. İşte kültürün ekonomik tarafını konuşmak aslında tabi sanatı küçültmek için söylemiyorum.
Sanatı küçültmek anlamına gelmiyor. O eserin oluştuğu dünyaya biraz daha iyi anlamımızı sağlasın diye bunu söylemeye çalışıyorum. Tabi biz o tarihi birikimin ziyaretçileriyiz şu anda sadece.
Belki önümüze duran o güzellik uzun zamanda oluşmuş ama bugün nasıl kullanılacağına yaşayan insanlar karar veriyor. Kent merkezindeki bir bina ev mi olacak, otel mi olacak, okul mu olacak? Bu kararlar her biri aslında şehrin kimin de kalabileceğini etkiliyor bence. Türkiye’de de mesela eski bu mahalleleri konuşurken benzer bir soru var.
Yani tarihi bir yeri korumak yalnızca cephesini girilemekle tamamlanmıyor. İçinde yaşayan insanların hayatına sürdürülmesi de korumanın bir parçası olmalı. Bunu düşünüyorum.
Turizm bir de şey de yani hep işte aklımda benim hep aslında bu var. Orada çalışan insanların eve dönüşü hani işte tarihi yerlerde çalışan insanların. Yani turizm bir şehirde gelir ve iş getirebilir.
Bunu küçümsemek tabi ki anlamsız. Restoranın müşterisi artar, bir işletme yeni çalışan alır. Yerel ürünlere talep oluşur tabi ki ama o gelirin kimlere ve hangi biçimde dağıldığına da bakmalıyız.
Yani bir ev sahibinin kısa süreli ziyaretçileri kiralama yaparken daha çok kazanabildiği bir örnek düşünün. Şimdi böyle bir tercih yaygınlaşırsa uzun süreli ev arayanların seçenekleri azaltabilir. Airbnb’ye karşı o yüzden pek çok tarihi turistik şehirde tepki var.
Ziyaretçilerden para kazanan bir şehirde o ziyaretçilere hizmet veren çalışanlar bu sefer ev bulmakla zorlanıyorlar. O zaman ortaya tabi tuhaf bir düzen çıkıyor. Yani şehir sizi çalışmanız için istiyor ama yakında yaşayabileceğiniz bir ev sunamıyor.
Çalışan daha uzak bir yere taşınıyor. Ulaşım süresi uzuyor. Turistin birkaç günlük güzel deneyimin arkasında başka birinin her gün yaptığı uzun yol bulunuyor ki Yanlış anlaşılmasın.
Turizmin yoğunlaştığı birçok yerde Türkiye’de dair kıyı kentlerinde mesela olan bir şey bu. Bir örnekle düşünün. Restoranda çalışan biri evinin uzaklaşması nedeniyle her gün yolda 1 saatten fazla zaman geçiriyor olsun.
Haftada 5 gün çalışıyorsa 5 saati daha yolculuğa gidiyor. Aylık hesapta çok ciddi bir zaman bu. Yıllıkta çok daha ciddi.
Üstelik ulaşım için ayrıca para ödüyor olabilir. İşverenin verdiği ücret aynı kalsa da aslında çalışanın elinde kalan para ve kendini ayırabildiği zaman azalıyor. Burada tabii şehir ekonomisini sadece iş yerinin kapısında ölçtüğümüzde bu kaybı göremiyoruz maalesef.
Bir işi insanın hayatına katkısını anlamak için evden çıkışından eve dönüşüne kadar olan süreyi de hesaba katmak gerekiyor. Güzel bir kentle çalışmanın o güzelliği yaşamak için hiç zaman bırakmaması tabii pek tuhaf bir sonuç. Ki pek çok insan için maalesef bu böyle bunu da unutmamak lazım.
Yani ben burada bir turizm başarısı anlatısında otellerin doluluğunun yanında çalışanların barınma şartlarının da yazılmasını isterim. İş sayısı arttıysa o işlerin yıldır kaç ayında sürdüğünü, ne kadar ücret verildiğini de bilirim. Böylece bir şehrin ekonomik başarısını orada yaşayanların hayatıyla beraber değerlendirebiliriz diye düşünüyorum.
Evet şimdi otoyoldan çıktık ve üniversiteye doğru gitmeye çalışıyorum. Yaklaşık bir yarım saatlik yolum var öyle söyleyeyim. Geografiyi göstermek istedim size.
Yani bu Toskana bölgesi hakikaten çok güzel. Cennet gibi bir yer açık konuşmak gerekirse. Yani herhalde coğrafyasının güzelliğini yadsıyamayız.
Bizim böyle hani hakikaten Ege’yi andırıyor. Böyle ne bileyim işte Muğla, İzmir civarları, İzmir’in ilçeleri vesaire. Tabii biraz daha yeşil.
Yani daha ormanlık. Bu yeşil naskeden fazlalığı dikkat çekecek derece de göze çarpıyor Türkiye ile kıyaslayınca. Bir de tabii ki tarihi doku çok daha iyi korunmuş.
Onu da vurgulamak lazım. Şimdi böyle bir köylerden vesaire geçerekten yaklaşık 27 kilometre civarı bir yolum var. Yani yarım saat sürer sürmez.
Daha fazla 37 dakika gösteriyor şu anda GPS ama tabii bazen o biraz daha yavaş götürtüyor falan. Dolayısıyla belki 30-35 dakika civarında bir süreyle muhtemelen kapatırız diye düşünüyorum. Otoyoldan da gidebilirdim bu arada.
O da bir alternatif de de. Bu yolu daha çok seviyorum. Daha yeşil bir yol.
Yani daha evvelden birkaç kere geçtim burada. Daha sevdiğim bir yol olduğu için burayı tercih ettim. Hem de videoda da biraz göstereyim diye hazır.
Hani insanların gözünden otoyol çünkü sonuçta bir beton yani. Gidiyor tamam çok daha hızlı sürede ulaşabiliyorsunuz gitmek istediğiniz yere ama çok da zevkli olmuyor her zaman otoyolda. Video vlog çekmek diyelim vlog çekmek.
Burası çok daha zevkli gördüğünüz gibi. Hava da çok güzel şansımıza yani işte 19-20 derece civarı bir hava var. Ne çok böyle aşırı bunaltıyor ne çok üşütüyor.
Güzel tişörtle veya işte böyle bir iç çamaşırı üzerine atlet üzerine gömlek veya yarım kollu gömlek veya tişörtle dolaşmak için uygun bir gün. Bu noktada burada bu videoyu sonlandırayım istiyorsanız. Çünkü daha evvelden yani bugün işte Modena’dan başlayarak çektim.
Maalesef o tabi Almanya İtalya arasına atladık dediğim gibi. Biraz yorgunluk oldu. Ama en azından hani bunda telafi etmiş oluyorum.
Zaten kanalda da biliyorsunuz hani bu video bloglar kanal zaten sadece böyle video yayınlarıyla hani yol yayınlarıyla üstesinden bir kanal üstesinden bir kanal değil. Yani sonuçta başka bir sürü yayın da yapıyoruz. Tematik yayınlar canlı yayınlar onlara aynen devam edeceğim.
İtalya’dan yer yer Türkiye’den arada gittiğim farklı şehirlerde konferanslardan. Şimdi yakın zamanda Karadağ’da bir konferans var. Yine Avusturya’da bir konferans var.
Berlin’de bir konferans var. Paris’te bir konferans var. Türkiye’de bir konferans var.
Türkiye’ye geleceğim ki zaten sadece konferans için değil yani kış tatilinde de Türkiye’ye geleceğim. Ailem kızım eşim Türkiye’de zaten. Böyle böyle yayınlara farklı ülkelerden, farklı coğrafyalardan, farklı şehirlerden, farklı mekanlardan bazen otel odası bazen arabanın içerisi.
Çünkü arabanın içerisinden de canlı yayın yaptığımı bilenler biliyorlar bazen. Yayınlara devam edeceğim. Sizi şimdilik böyle birkaç dakika güzel Toskana coğrafyası ile baş başa bırakayım.
Sessiz bir şekilde. Ardından da yayını sonlandıralım isterseniz. Burada sessiz olacağım dedim ama yine söylemeden de geçemeyeceğim.
Şimdi pek çok benzin istasyonundan geçtiğimiz için fiyat karşılaştırması verme açısından. Tabi Türkiye’de benzin şu anda bu Eşel Mobil’in de yetkisiyle şu anda kaldırıldı ama yine epeyce bir süre vergiler çok fazla üzerine binmediği için Avrupa ortalamasının altında kalmış vaziyette. Bundan 7-8 yıl evvel tam tersi bir durum söz konusuydu.
Benzin Türkiye’de pahalıydı. Şimdi Avrupa’da daha pahalı. Bulgaristan’da mesela 1 nokta yanlış hatırlamıyorsam 65 Euro civarındaydı mesela benzinin litresi.
Uygun yani diğer Avrupa ülkelerine göre. Almanya’da, Avusturya’da 2.10, 2.05 onları gördük. Tabi biraz benzin istasyonundan benzin istasyonuna değişiyor.
Bir de bazen 95 Oktan, 100 Oktan farkı da olabiliyor. Onlara göre de değişiyor. Ki Bulgaristan’da da bu arada 100 Oktan baya pahalı yine 2 Euro’nun üzerinde.
Ama yani normal 95 Oktan alacaksanız öyle değil. Onun dışında tabi İsviçre’de inanılmaz pahalıydı. Yani 2.50 Frank’ı gördüğümü hatırlıyorum.
2.25 Frank, 2.30 Frank ki Frank Euro’dan da değerli bir para birimi. Dolayısıyla en yüksek benzin fiyatını orada gördük. Burada tabi motorun 2.25 civarında, motorun daha pahalı dizel yani.
Ama benzin 1.99 çoğu yerde. Yine tabi ikinin üzerine satan yerler de var ama. Çoğu yerde hatta böyle 2006’unda tutmak için psikolojik bir çaba gösteriyorlar herhalde.
1.999 gibi yani. Hani 1 Euro 99 hatta işte 99.999 cent tarzında bir fiyatı var. Onu da hani karşılaştırma olması açısından burada vurgulamak istedim.
Hazır bu siz Toskana coğrafyasını izliyorken. Burada da videoyu noktalayalım isterseniz. Dönüş ne zaman olur bilemiyorum.
O yüzden bu dönüşte bir video blogu yapamayabiliriz. Onu söyleyeyim şimdiden ama. Yani farklı yayınlarla dediğim gibi kanal zaten devam edecek.
İlgi ve desteğinizi çok teşekkür ediyorum. Hype’larınız, like’larınız çok önemli. Kanala abone olmak dediyseniz çok önemli.
Veya işte arkadaşlarınızı, eşiniz, dostunuzu abone yapmak çok önemli. Yine belki kitaplarımı alarak destek olmak isteyebilirsiniz. Bu hesapta bir gariplik var Kırmızı Kedi yayınlarından.
Sen de ekonomistsin çocuklar için yazdığım ekonomi kitabı. Yine Kırmızı Kedi çocuktan çıktı. Ve şimdi yine Kasım ayında yeni kitabım geliyor.
Tasfiye kapitalizmi Türkiye’de Servet nasıl el değiştirir? O da yakında çıkacak. Çıkacağı zaman zaten hem kitabı tanıtacağım, anlatacağım. Hem de kendimce kendi kitabımın reklamını herhalde yapmamda bir sakınca yok.
Yani reklam ilişkisi vesaire. Zaten kanala reklam almıyorum. Kesinlikle onu söyleyeyim.
Çok fazla teklif geliyor. Reklam teklifi. İşte ne bileyim ben böyle yani kripto şirketlerinden geliyor, finans şirketlerinden geliyor.
İşte ne bileyim farklı böyle ekipman satan şirketlerden geliyor. Yurt dışı, yurt içi. O konuda kesin kararlıyım.
Reklam almayı en azından yani düşünmüyorum şu an için. O yüzden de reklamsız bir şekilde. Yani YouTube reklamları tabii ki çıkıyor.
O ayrı mesele. Kanal gelirleri zaten bağışlanıyor. Yani benden akıllı olan bir şey değil ama.
Hani en azından ben sponsor almıyorum. Yani reklamı almıyorum. Yanlış oldu belki.
Sponsor almıyorum kanala. Ama kendi kitaplarımı tanıtmamda da herhalde bir sakınca yok diye düşünüyorum. Çok teşekkür ediyorum herkese ilgisi ve desteği için.
Bir sonraki yayında yeniden görüşmek dileğidir. Şu manzarayı da sizlerle paylaşmasam olmaz diye videoya son bir ek yapayım dedim. Çünkü hakikaten çok.
Florence’nin çok güzel göründüğü tepeler aslında buralar. Şimdi biraz ağaçlardan dolayı kapandı manzara ama.