Kahve İçmesen Zengin Olur musun? Finansal Özgürlük Masalı
Bu Bölüm Hakkında
Bölüm, kahve harcamasını kısmak ve düzenli yatırım yapmak gibi tasarruf önerilerinin değerini kabul ederken, bunların tek başına finansal özgürlük ya da erken emeklilik garantisi sunmadığını anlatıyor. Enflasyon, kira, gelir güvencesi ve beklenmedik yaşam giderlerinin birikim planlarını nasıl etkilediğini örneklerle gösteriyor. Fon krizini, yatırım riskleriyle birlikte küçük yatırımcıların kurumsal korumaya, şeffaflığa ve paraya zamanında erişmeye duyduğu ihtiyacı tartışmak için ele alıyor. Finansal kararları çalışma koşulları, ücretler ve üretimin toplumdaki dağılımıyla ilişkilendirerek kişisel tasarruf tavsiyelerinin sınırlarını ortaya koyuyor.
Ele Alınan Konular
- tasarruf ve finansal özgürlük
- enflasyon ve bileşik getiri
- fon krizi ve yatırımcı koruması
- gelir güvencesi ve çalışma hayatı
- üretim ve gelir dağılımı
Sabah işe gitmek için uyanıyorsunuz. Gün boyunca çalışıyorsunuz. Akşam hesabınıza bakıyorsunuz, para yine yetmiyor. Sonra bir video açıyorsunuz. Birisi size neden zengin olamadığınızı anlatıyor. Meğer sorun, öğleden sonra içtiğiniz kahveymiş. Kahveyi bırakacakmışsınız. Küçük küçük biriktirecekmişsiniz. Doğru yatırımı yapacakmışsınız. Bir gün paranız sizin yerinize çalışacakmış. Peki siz zaten çalışırken neden geçinemiyorsunuz? Bu sorunun cevabını vermeden, size çalışmayı bırakmanın yolunu anlatmak biraz tuhaf değil mi? Kayıt Dışı İktisat’tan herkese merhaba. Bugün finansal özgürlük meselesine, yaşadığımız fon krizinden bakmak istiyorum. Çünkü bu kriz, kazanç hesaplarının arkasındaki hayatları da düşünmemizi gerektiriyor. Ekranda görünen tutar, birisi için yıllarca ertelenmiş ihtiyaçlar, bir başkası için emeklilik güvencesi olabiliyor. 18 Aralık 2024’te bu kanalda finansal özgürlüğü konuşmuştuk. Genellikle, temel giderlerini yatırım gelirleriyle karşılayıp çalışmayı zorunluluk olmaktan çıkarabilmek kastediliyor bu kavramla. O yayında, herkese aynı kurtuluş reçetesini sunmanın sorunlarını tartışmıştım. Bugün oradan bir adım ilerleyelim. Bir insanın geleceğini güvenceye alması için neden sürekli yatırım seçmesi, piyasa izlemesi, doğru zamanda doğru yere yetişmesi gerekiyor? Çalışmanın karşılığına ne oldu? Önce tasarruf konusunu yerine oturtalım. Küçük birikimleri önemsiyorum. Bir insanın kenarda bir miktar parası olması, bozulan buzdolabını kredi kartına yüklemek zorunda kalmaması, beklenmedik bir masraf karşısında nefes alabilmesi değerlidir. Geliriniz elveriyorsa gereksiz bir harcamayı azaltmak hayatınızı kolaylaştırabilir. O birikimi küçümsemek, onu yapan insanın çabasını da küçümsemek olur. Ama küçük birikimin sağlayabileceği güvenceyi anlatırken, buradan herkese erken emeklilik çıkaramayız. Acil bir masrafı karşılamakla, ömür boyu çalışmadan geçinmek arasında çok büyük bir mesafe var. Bu mesafeyi atlayınca, faydalı bir bütçe önerisi kolayca yanıltıcı bir hayat vaadine dönüşebiliyor. Özellikle de geliriniz temel ihtiyaçlarınıza ancak yetiyorsa. Basit bir hesap yapalım. Gerçek bir kahve fiyatından söz etmiyorum. Örnek olsun diye günde elli liralık bir harcamayı azaltabildiğinizi düşünelim. Otuz günlük ay üzerinden bin beş yüz lira. Yılda yaklaşık on sekiz bin lira. Bu paranın bir ev bütçesinde karşılığı vardır. Bir ihtiyacınızı karşılar, borcunuzu azaltır, sizi biraz rahatlatır. Şimdi aynı yıl aylık kiranızın üç bin lira arttığını varsayalım. Yıllık ek yük otuz altı bin lira. Bir yıllık tasarrufunuz, yalnızca o kira artışının yarısına yetiyor. Hesabı doğru yaptınız, disiplinli davrandınız, küçük keyfinizden vazgeçtiniz. Yine de bütçeniz geriye gitti. Çünkü bütçenin büyük kalemleri de hareket ediyor. İşte bir asgari ücretliye sürekli çayını, kahvesini saydırırken burayı kaçırabiliyoruz. Belki o insan zaten dışarıda kahve içmiyor. Belki öğle yemeğini evden getiriyor. Ayakkabısını değiştirmeyi erteliyor. Tasarruf tavsiyesini, ortada rahatça kısılabilecek bir harcama varmış gibi veriyoruz. Oysa bazı bütçelerde kısılabilecek son şey, insanın kendine ayırdığı küçücük bir alan oluyor. Bir arkadaşınızla oturmanın, çocuğunuzla bir şey yapmanın, yorucu bir günün ardından biraz dinlenmenin de değeri var. Hayatı yalnızca ileride harcanacak para uğruna sürekli ertelemek, çok pahalı bir tasarruf biçimine dönüşebilir. Bugünkü sağlığımızın, ilişkilerimizin, zamanımızın maliyetini de hesaba katmamız gerekiyor. Çünkü onları daha sonra aynı koşullarda geri alamıyoruz. Burada genellikle bileşik getiri hesabı geliyor. Her ay yatır, getiriyi yeniden yatır, yıllar içinde büyük para olsun. Evet, bileşik getiri güçlüdür. Fakat hesabın nasıl kurulduğu önemlidir. Yirmi yıl sonra elinizde olacak liranın, bugünkü lirayla aynı şeyleri alabileceğini varsayarsanız, ekranda gördüğünüz büyüklük sizi yanıltabilir. Enflasyon da o yirmi yıl boyunca çalışıyor. Investor.gov Bir örnek daha vereyim. Bugünün alım gücüyle her ay bin beş yüz lira yatırabildiğinizi düşünün. Bu, yatırdığınız tutarı zaman içinde enflasyona göre artırmanız demek. Yirmi yıl hiç aksatmadığınızı, vergi ve masraflar çıktıktan sonra yılda yüzde beş reel getiri elde ettiğinizi varsayalım. Aylık düzenli yatırımla, sonunda bugünün parasıyla yaklaşık altı yüz dokuz bin lira birikir. Bu tamamen varsayımsal bir hesap. Yüzde beş reel getiri sözü vermiyorum. Tutarı her ay artırabilmek ve yirmi yıl boyunca birikime dokunmamak da kolay değil. Hesap yine de bir şey gösteriyor. Düzenli küçük tasarruf önemli bir birikim yaratabilir. Fakat bu sonuçtan, herkesin bütün hayatını finanse edecek servete ulaşacağını söylemek için çok daha fazlası gerekir. Üstelik yirmi yıl boyunca hayat Excel tablosundaki gibi ilerlemiyor. İş değiştirebilirsiniz, işsiz kalabilirsiniz, ailede bakım ihtiyacı doğabilir. Birikiminizi kullanmanız gerekebilir. O zaman hedefin gecikmesi, sizin iradesiz olduğunuzu göstermez. Birikim bazen tam da böyle bir günde kullanılabilsin diye yapılır. Parayı zor zamanda harcamış olmanız, yirmi yıllık planı ahlaken bozduğunuz anlamına gelmez. Fon krizine buradan bakalım. SPK’nin 23 Eylül açıklamasına göre, yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fon için tasfiye kararı alındı. Bu fonlardaki tekil yatırımcı sayısı 455 bin 758. Çok geniş bir insan grubundan söz ediyoruz. Her birinin gelirini, yatırım nedenini, aldığı riski aynı kabul edemeyiz. Küçük yatırımcı diyoruz ama o tutarın sahibinin hayatındaki yeri küçük olmayabilir. Bir çalışanın birikimi, çoğu zaman geçmişteki mesaisidir. Hesapta gördüğünüz rakamın arkasında, sabahın erken saatinde çıkılan yollar, ertelenen bir tatil, fazla çalışılmış hafta sonları bulunabilir. O yüzden birikimle ilgili bir sorun yaşandığında yalnızca o günkü piyasa değerini konuşmuş olmuyoruz. İnsan, geride bıraktığı yılların karşılığının ne olacağını da merak ediyor. Finansal kararların insani ağırlığını görmek, bu tartışmayı daha dikkatli yapmamızı sağlar. Hele ki o para, kişinin yeniden biriktirme imkânının sınırlı olduğu bir dönemde gerekiyorsa. 30 Eylül tarihli kararda da belirli dört portföy şirketinin tasfiye edilen fonları için, mutabakatı tamamlanan hak sahiplerine net yatırım tutarı esas alınarak en fazla bir milyon liraya kadar ara ödeme düzenlendi. Bu, nihai tasfiye ödemesine mahsup edilecek koşullu bir süreç. Herkese aynı tutarın ödeneceği veya bütün kayıpların karşılanacağı anlamına gelmiyor. Dolayısıyla tasfiye haberini duyunca, herkesin bütün parasının yok olduğunu söylemek doğru olmaz. Ancak birikimine ne zaman, ne ölçüde erişebileceğini bilememek de ciddi bir sorun. Kiranın günü geliyor. Kartın ödeme tarihi geliyor. Hayat, tasfiye süreci tamamlanana kadar beklemiyor. Birikimle elde etmek istediğiniz güvence, bir anda belirsizlik kaynağına dönüşebiliyor. Bu insanlara hemen açgözlü demek kolay. Ama bir kısmı yalnızca parasının alım gücünü korumaya çalışmış olabilir. Maaşından artırabildiğini biriktirmiştir. Ev almak için bekliyordur. Emekli olunca gelirinin düşeceğini düşünüyordur. Her yatırımcının hikâyesini bilmeden, hepsini kolay para peşinde koşmakla suçlayamayız. Üstelik insanların geleceğe ilişkin kaygılarını anlamak için onların her yatırım kararını doğru bulmamız da gerekmiyor. Elbette yatırımın riski var. Yatırım fonuyla banka mevduatı aynı ürün değil. Mevduattaki TMSF güvencesi yatırım fonlarında bulunmuyor. Fonların riskleri de birbirinden farklı. Geçmişte yüksek getiri sağlamış olması, bir fonun gelecekte aynı sonucu vereceğini göstermiyor. Bunları yatırım yapmadan bilmek gerekiyor. Fakat risk almak, kurumların her türlü davranışını peşinen kabul etmek anlamına da gelmez. Bir varlığın piyasa fiyatının düşmesiyle, yönetim ve denetim konusunda doğabilecek sorumlulukları ayırmalıyız. Yatırımcının aldığı riski anlaması önemli. Fonu yönetenlerin de kurallara uyma yükümlülüğü var. Denetimin neden gerekli olduğunu zaten buradan anlayabiliriz. Küçük yatırımcı her işlemin arkasındaki ilişkiyi tek başına araştırabilecek durumda olmadığı için, kurumsal korumalara ihtiyaç duyuyor. Benim bu krizden çıkardığım soru şu. Bir çalışan, emeğinin karşılığını aldıktan sonra, o karşılığı koruyabilmek için ikinci bir mesaiye mi başlamak zorunda? Gün boyunca kendi işini yapacak. Akşam fon raporlarını okuyacak. Hafta sonu piyasaları izleyecek. Çocuğuna ayıracağı zamanda ekonomik haber yetiştirecek. Bütün bunların insana yüklediği zamanı kim hesaplıyor? Finansal bilgi faydalı. Ama herkesin geçinebilmek için sürekli finansal karar almak zorunda kaldığı bir düzeni de sorgulamak lazım. Hemşirenin mesleğini iyi yapması, öğretmenin iyi ders vermesi neden yeterli gelmiyor? Neden hayatını güvenceye almak için ayrıca iyi yatırımcı olması bekleniyor? İyi yatırım yapanın kazancı olabilir. Mesleğini iyi yapanın da yaşayabileceği bir geliri olmalı. Bu noktada, çalışmadan yaşama isteğini de anlamak gerekiyor. İnsan yoruluyor. Trafikte saat geçiriyor. Yöneticisinin keyfî davranışından bıkıyor. İşini kaybetmekten korkuyor. Erken emeklilik hayali bazen bütün bunlardan uzaklaşabilme umudu oluyor. Bu umudu küçümsemiyorum. Hatta insanların neden bu kadar güçlü bir kaçış arzusu duyduğunu konuşmanın, yalnızca yatırım hesabı konuşmaktan daha yararlı olduğunu düşünüyorum. Çünkü çalışmayı katlanılmaz hâle getiren koşullar değişmedikçe, her yeni kuşak kendine bir çıkış kapısı arayacak. Kimisi başka ülkeye gitmek isteyecek, kimisi bir yatırımın hızla değerlenmesini bekleyecek. Burada çalışma hayatının kendisine dönmeliyiz. Emeğiyle geçinen bir insanın dinlenebilmesi, işyerinde saygı görmesi ve gelecek planlayabilmesi, ulaşılması imkânsız hedefler gibi sunulmamalı. Bir de para sizin için çalışsın cümlesini düşünelim. Yatırım gelirinin arkasında bir ekonomik faaliyet var. Şirket gelir elde ediyor, birileri mal üretiyor, hizmet veriyor. Tasarrufların üretimi finanse etmesi, verimli yatırımların yapılması faydalıdır. Finans bu açıdan önemli bir iş görür. O geliri değerlendirirken, onu mümkün kılan üretimi ve çalışanları da görmemiz gerekir. Bir ekonomide herkesin hayatının iyileşmesini istiyorsak, daha çok ve daha iyi üretmenin yollarını bulmamız gerekiyor. İnsanların kullanabildiği konut, iyi hizmet veren hastane, iş yapan makine gerekiyor. Bir varlığın fiyatının yükselmesi, bu ihtiyaçların aynı ölçüde karşılandığını göstermez. Evinizin değeri artabilir ama çocuğunuzun o şehirde ev tutması zorlaşabilir. Sizin hesabınızdaki kazançla, gelecek kuşağın hayat kurma imkânı bazen farklı yönlere gider. Üretimi konuşmak, fiyatların arkasındaki bu gerçek ihtiyaçları da konuşmaktır. Üretilen değerden kimin ne kadar pay aldığı ise ayrıca önemli. Daha büyük bir ekonomi, çalışanların kendiliğinden daha iyi yaşayacağını garanti etmiyor. Bir teknisyen arızayı gideriyorsa, bir aşçı yemek hazırlıyorsa, bir yazılımcı işe yarayan bir program üretiyorsa ekonomik değer yaratıyor. Bu insanların hayatını, keşke çalışmak zorunda kalmasalardı diye küçümseyen bir başarı anlayışını eksik buluyorum. Yaptıkları işin becerisini, topluma katkısını, o işten kazandıkları gelirin yeterliliğini konuşmalıyız. Başarıyı yalnızca portföy büyüklüğüyle ölçünce, bunlar görünmez hâle geliyor. Evde bir yakınının bakımını üstlenen kişinin emeğini de buraya ekleyelim. Banka hesabına düzenli ücret yatmayabilir. Buna rağmen başkasının çalışabilmesini sağlayan, hayatı sürdüren bir iş yapıyordur. Yalnızca nakit getirisine bakarsak, bu emeği de göremeyiz. Oysa bir toplumun refahı, hesaplarda görünen tutarlardan çok daha geniş bir şeydir. Peki bireysel olarak ne yapacağız? Önce hedefi kendi hayatımıza göre kuracağız. Birikiminiz size hangi konuda yardımcı olsun istiyorsunuz? Beklenmedik giderlerde mi, ileride çalışmayı azaltmakta mı? Hedef somutlaştığında gerekli tutarı, süreyi ve alabileceğiniz riski daha gerçekçi değerlendirebilirsiniz. Başkasının erken emeklilik yaşını kendinize son tarih yapmanız gerekmiyor. Herkesin koşulları farklı. Sonra bütçenizde gerçekten neyin değiştirilebildiğine bakın. Kullanmadığınız abonelik başka, sağlığınız için yaptığınız harcama başka. Uygun fiyatlı bir alternatif bulmak faydalı olabilir. Kendinizi sürekli mahrum bırakarak sürdürdüğünüz plan ise zamanla yorabilir. Bir bütçe, sizin yaşayabildiğiniz ölçüde işe yarar. Her ay kâğıt üzerinde kusursuz görünüp uygulamada dağılan bir planın faydası sınırlıdır. Geliri artırabilecek olanakları da ciddiye alın. Mesleğinizde aranan bir beceri, daha iyi bir iş imkânı, yaptığınız işin ücretini daha iyi müzakere etmek, bazı insanlar için küçük harcamaları kısmaktan daha büyük fark yaratabilir. Bunun herkese aynı ölçüde açık olmadığını biliyorum. Eğitim için zaman, iş değiştirmek için fırsat gerekiyor. Yine de emeğimizin değerini artırma ihtimalini yatırım tartışmasının dışında bırakmayalım. İş kurmak isteyen için de aynı şey geçerli. İnsanların gerçekten ihtiyaç duyduğu bir şeyi üretmek, işini iyi yapmak, güven kazanmak değerlidir. Fakat her çalışana girişimci ol demek de çözüm olmaz. Kendi işini kurmanın sermaye ihtiyacı ve riski var. Ücretli çalışan olarak iyi yaşamak da başlı başına meşru bir hedeftir. Birikiminizi değerlendirirken de yalnızca en yüksek getiriyi gösteren tabloya bakmayın. O paraya ne zaman ihtiyacınız var? Kısa süre içinde kullanacağınız bir tutarın değer kaybetmesi sizi nasıl etkiler? İhtiyaç anında çekebilmek, bazen daha yüksek getiri ihtimalinden önemli olabilir. Aynı yüzde kayıp, büyük bir servetin küçük bölümü için başka, bütün birikimi için başka sonuç doğurur. Investor.gov Mesela düzenli yüksek geliri ve güvenli bir evi olan biri, yatırımındaki düşüşü yıllarca bekleyerek karşılayabilir. İş güvencesi zayıf, kirada yaşayan birinin aynı sabrı gösterebilmesi daha zordur. Paraya ihtiyacı olduğu gün satış yapmak zorunda kalabilir. İki kişiye aynı yatırım ufkunu önerdiğinizde, bu farkı da hesaba katmalısınız. Sabırlı ol öğüdü bazen geliriniz sürdüğü, borcunuz yönetilebilir olduğu ve beklerken yaşayabildiğiniz için uygulanabilir. Bekleme imkânının kendisi de bir avantajdır. Dolayısıyla yatırım başarısını açıklarken, yalnızca cesaret ve disiplin üzerine konuşmak eksik kalır. Riski farklı yerlere dağıtmak yardımcı olabilir. Ancak birkaç farklı isim altında aynı tür varlığı alıyorsanız, sandığınız kadar çeşitlendirme yapmamış olabilirsiniz. Çeşitlendirme de bütün kayıpları önleyen bir garanti değildir. Getiri kadar, aldığınız riskin hayatınızdaki karşılığını anlamaya çalışın. Uykunuzu sürekli kaçıran bir yatırım, size vaat edilen rahatlığı sağlamıyor olabilir. Bir başkasının başarı hikâyesini dinlerken de başlangıç koşullarını merak edin. Ailesinin evinde mi yaşadı? Borcu var mıydı? Kimseye bakmak zorunda mıydı? Bunlar insanların başarısını değersizleştirmez. Hikâyeyi doğru anlamamızı sağlar. Kira ödemeyenle gelirinin önemli kısmını kiraya veren kişinin aynı miktarı biriktirememesi şaşırtıcı değildir. Aynı öğüdün farklı sonuçlar vermesinin bir nedeni de budur. Size finansal özgürlük anlatan kişiye soracağınız sorular da olabilir. Anlattığı getiride vergi, masraf ve enflasyon hesaba katılmış mı? Zarar ihtimali açıklanıyor mu? Bir ürünle ticari ilişkisi var mı? Bunları sormak kimseye düşmanlık etmek değildir. Karar verebilmek için gerekli bilgiyi istemektir. Bu soruları bana da sorabilirsiniz. Bir sözü söyleyenin unvanı, o sözün doğruluğunu tek başına kanıtlamaz. Bütün bunlara rağmen, bireysel önlemlerin sınırları var. Bir kişinin bütçesinden ülkenin konut sorununu çözemeyiz. Bir çalışanın yatırım tercihiyle ücretlerin alım gücünü koruyamayız. Enflasyonun düşmesi, erişilebilir konut, güvenilir sağlık hizmeti gibi meselelerde ortak çözümler gerekiyor. Bu çözümler geliştikçe, insanların her ihtiyacı için ayrı bir servet biriktirme zorunluluğu da azalır. Mesela güvenilir ve ulaşılabilir bir kamu hizmeti, cebinizden çıkacak gideri azaltabilir. Çocuğunuzun eğitimi için sürekli büyük bir ödeme kaygısı taşımıyorsanız, geleceğe daha rahat bakarsınız. Bir hastalık sizi borca sürüklemiyorsa, birikiminizi başka amaçlar için kullanabilirsiniz. İnsanların maddi güvencesini, yalnızca kendi hesaplarında biriktirdikleri parayla ölçmek bu nedenle eksik kalıyor. Üretimde verimlilik arttığında çalışanların bundan pay alması da önemli. Daha iyi teknoloji kullanılıyor, aynı sürede daha fazla iş yapılıyor olabilir. Bunun çalışan açısından sonucu sürekli artan iş yükü olmak zorunda değil. Daha iyi ücret, daha makul çalışma süresi de konuşulabilir. Çalışanın pazarlık gücü ve birlikte hak arayabilmesi, bu paylaşımın nasıl yapılacağını etkiler. Fon krizinde de benzer biçimde kurumsal sorumluluğu konuşmalıyız. Yatırımcıların zamanında ve anlaşılır bilgi alması, haklarının korunması, varsa usulsüzlüklerin ortaya çıkarılması gerekiyor. Piyasa riskini bilmek önemlidir. İşlemlerin güvenilir kurallar içinde yürütülmesini istemek de yatırımcının hakkıdır. Bu ikisini birlikte savunabiliriz. Sorumluluğun tamamını ekrandaki al düğmesine basan kişiye yüklemek yeterli bir açıklama olmaz. Ben insanların yarınları için biriktirmesini değerli buluyorum. Kendilerine hareket alanı açmalarını da. Ama hareket alanını yalnızca işten tamamen çıkabildiğiniz gün başlayacak bir özgürlük olarak düşünmeyelim. Hastayken dinlenebilmek, kötü bir iş teklifini reddedebilmek, akşam eve geldiğinizde zihninizi sürekli para hesabından ayırabilmek de hayatınızı değiştirir. Bunlar için de uğraşmaya değer. Bu yüzden, geçinemediğinizde kendinize hemen başarısız demeyin. Kararlarınızı gözden geçirin, öğrenin, elinizden geleni yapın. Aynı zamanda size ödenen ücretin neden yetmediğini sorun. Emeğinizin karşılığını istemeniz, kişisel sorumluluktan kaçmak anlamına gelmez. Çalıştığınız hâlde yaşayamıyorsanız, tartışmanın yalnızca tüketim alışkanlıklarınız etrafında dönmesine itiraz edebilirsiniz. O tartışmada ücretinizin de yeri olmalı. Sabah işe giden, yaptığı işi iyi yapmaya çalışan insanın hayatını kurabilmesini istiyorum. Küçük birikimi ona güvence versin. Dinlenmek için kendini suçlu hissetmesin. Geleceğini düşünürken bugünkü hayatını bütünüyle ertelenmiş bir zamana çevirmesin. Finansal özgürlük vaadini değerlendirirken ölçümüz biraz da bu olsun. Bir öneri bizi gerçekten rahatlatıyor mu, yoksa sürekli daha yetersiz hissettirip daha fazla risk almaya mı itiyor? Şimdi sizden bir şey öğrenmek istiyorum. Hayatınızda size en fazla güvence sağlayacak değişiklik ne olurdu? Bir miktar birikim mi, daha iyi ücret mi, daha düşük kira mı? Yorumlara kendi deneyiminizi yazın. Bu konuşmayı, her gün çalışıp yine de kendisini suçlayan bir arkadaşınızla paylaşabilirsiniz. Çünkü bazen hesabı düzeltmeye, soruyu doğru yerden sormakla başlıyoruz.