Türkiye mi Yunanistan mı Daha Zengin? Aynı Soruya 4 Farklı Cevap
Bu Bölüm Hakkında
Bu bölümde Türkiye ile Yunanistan'ın hangi anlamda daha zengin olduğuna, kişi başına gelir göstergelerinin farklı cevaplar vermesinin nedenleri üzerinden bakılıyor. Nominal dolar cinsinden kişi başına gelir, reel büyüme, döviz kuru ve enflasyon arasındaki ilişki açıklanırken Türkiye'nin 2024-2025 dönemindeki gelir artışının yalnızca küçük bir bölümünün reel kişi başına üretimden geldiği gösteriliyor. Satın alma gücü paritesi ve fiili bireysel tüketim göstergeleri kullanıldığında iki ülkenin birbirine oldukça yaklaştığı, ancak gelir dağılımı, medyan gelir, servet, konut maliyetleri ve kamu hizmetlerinin refah karşılaştırmasını değiştirdiği vurgulanıyor. Sonuç olarak tek bir milli gelir rakamının sıradan vatandaşın yaşam standardını açıklayamayacağı ve her ekonomik soruda uygun göstergenin seçilmesi gerektiği anlatılıyor.
Ele Alınan Konular
- Nominal ve reel kişi başına gelir arasındaki fark
- Enflasyon, döviz kuru ve Türkiye'nin dolar cinsinden gelir artışı
- Satın alma gücü paritesiyle Türkiye-Yunanistan karşılaştırması
- Fiili bireysel tüketim ve yaşam standardı ölçümü
- Gelir dağılımı, medyan gelir ve ortalama göstergelerin sınırları
- Milli gelir göstergelerinin hangi sorulara cevap verdiği
Türkiye mi daha zengin, Yunanistan mı? Şimdi uluslararası para fonu IMF’nin 2026 tahminine göre kişi başı nominal gelir Türkiye’de yaklaşık 19.000 dolar yıllık gelir. Yunanistan’da ise 29.700 dolar. Şimdi bu ölçüye bakarsanız yani Yunanistan tabi açık ara önde gözüküyor.
Fark neredeyse yaklaşık %56. Fakat aynı veri tabanında yalnızca bir sütün değiştirdiğinizde bu fark neredeyse bütünüyle kayboluyor. Şimdi birazdan bunun hangi sütün olduğunu, neyi ölçtüğünü ve neden sonucu bu kadar değiştirdiğini size adım adım göstereceğim, adım adım anlatacağım.
Tabi burada bir ikinci soru daha var. TÜİK’in Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2025 bültenindeki geriye dönük revize edilmiş seri esas alındığında, Türkiye’nin dolar cinsinden kişi başına geliri 2024’de yaklaşık 15.856 dolarken 2025’de 18.040 dolara yükselmiş. Artış yaklaşık %13.8. Peki bunun kaç puanı gerçekten daha fazla üretimden, kaç puanı fiyatlarla döviz kurunun hareketinden geldi? Videonun da ortasında bu hesabı birlikte yapacağız ki sonuç Türkiye %14 zenginleşti veya 13.8 zenginleşti manşetinden çok farklı çıkacak.
Bu videoda, izledikten sonra bu videoyu kişi başına milli gelir işte rekor kırdı, Türkiye şu ülkeyi geçti veya satın alma gücünde Avrupa’yı yakaladık gibi haberleri çok daha doğru okuyacaksınız diye düşünüyorum. Çünkü milli gelir rakamları yalan söylemez, milli gelir istatistikleri yalan söylemez. Ama yanlış soruya yanlış istatistik cevap vermeye çalışırsanız siz kendinizi yanıltırsınız.
Şimdi tekrar herkese merhaba, Kayıt İç İktisat kanalına hoşgeldiniz. Ben Profesör Doktor Ceyhun Ergin. Başlamadan önce bir hemen veri notu düşeyim burada.
Türkiye için 18.040 dolar tamamlanmış yani bitmiş 2025 yılı için 2025 yılına ait bir TÜİK verisi. IMF’nin Türkiye için yaklaşık 19.000, Yunanistan için 29.700 dolarlık rakamları istatistikleri ise 2026 tahmini. Yani gerçekleşmiş veriyle tahmini aynı şeymiş gibi karşılaştırmamak gerekiyor.
Biri 2025 yılına ait 18.040, TÜİK’in açıkladığı veri 2025 için, 2026 için IMF’nin tahmini 19.000 kişi başına yıllık milli gelirimizi. Şimdi IMF ile TÜİK tabi aynı yıl için küçük ölçüde farklı rakamlar verebiliyorlar. Tabi bu nedeni nüfus tahmini, kullanılan yıllık ortalama kurulabiliyor.
Verinin kesim tarihi hangi tarihten itibaren alıyor, geriye dönük bazı revizyonlar vs. Tabi bu fark kaynaklardan birinde mutlaka yanlış olduğu anlamına gelmiyor. Şimdi 2024 tabanındaki yaklaşık 15.850 dolar için revize seri dememiz gerekiyor.
Çünkü 2024 gayri sarfi yurt içi hastası ilk açıklandığında kişi başına rakam 15.463 dolar dendi. Daha sonra yıllık ulusal hesaplar 15.325 dolar açıkladı. İşte 2025 dönemsel gayri sarfi yurt içi hastası da Bülteni TÜİK’in önceki yılın toplamını yeniden revize etti.
Şimdi bu videoda tabi 2024-2025 artış hesabında 2025 Bülteni’nin kendi içinde tutarlı olan geriye dönük serisini kullanıyoruz. Ulusal hesaplarda geçmiş yılların revize demesi çok olan bir şey, olan dışı değil. Önemli olan burada büyüme hesabının başlangıç ve bitiş değerlerini aynı seriden almak.
Şimdi önce şunu soralım kişi başına gayri sarfi yurt içi hastasından neyi ölçüyor? Şimdi gayri sarfi yurt içi hastalığa bir ülkenin sınırları içerisinde bir yılda üretilen ve ülkenin vatandaşı olup olmamanızdan bağımsız bir yılda üretilen nihai mal ve hizmetlerin toplam değeri buna gayri sarfi yurt içi hasta İngilizcesiyle Gross Domestic Product diyoruz. Kişi başına düşen gayri sarfi yurt içi hasta ise bu toplamın nüfusa bölünmesi buna da GDP per capita deniyor İngilizce. Ama şimdi bu tabi herkesin banka hesabına yatırılan bir maaş değil.
Öncelikle o ayrımı yapalım. Türkiye’de kişi başına gayri sarfi yurt içi hasta 18 bin dolar dendiğinde hani şimdi burada 4 kişilik her ailenin de yılda 72 bin dolar kazandığı söylenmiyor. Ki eminim kazanmayanlar da çoğunlukladır bu videoyu izleyenler arasında.
Niye benim banka hesabımda böyle bir yıllık ücret olmuyor diyebilirler. Çünkü bunun içerisinde şirketkarları, kamu hizmetleri, yatırımlar, konut hizmetleri gibi çok farklı unsurlar var. Üstelik ortalama tabi bu.
Ortalama tabi dağılımı gizleyen bir şey. Yani 9 kişinin 10’ar bin lira bir kişinin 910 bin lira kazandığı bir odada mesela diyelim ki bir oda olsun. Bu odada 10 kişi var.
9 kişi 10’ar bin lira kazanıyor. Bir kişi ise en zengin kişi 910 bin lira kazanıyor. Şimdi burada ortalama gelir 100 bin lira çıkabilir.
Fakat 10 kişiden 9’u ortalama’ya yaklaşmıyor bile. Yani ortalamanın %10’u kadar kazanıyorlar. Dolayısıyla hani bu nedenle ki kişi başını gayri sahip yürütücü hasta önemli bir gösterge.
Bunu kabul ediyorum ama tipik vatandaşın yaşam standartını da ölçemiyor. Yani illaki ölçmüyor en azından öyle söyleyelim. Tabi bir de burada gelirle serveti de ayırmak gerekiyor.
Gelir bir akım değişken bir yılda yaratılıyor. Her yıl yeniden yeniden yaratıyorsunuz veya her ay yeniden yeniden yaratıyorsunuz. Servet dediğimiz şey ise ev, arsa, mevduat, hisse ve borçlardan oluşan bir stok.
Yunanistan mı Türkiye mi daha zengin sorusunun cevabı aslında hangi anlamdaki zenginliği sorduğunuza bağlı o açıdan birazcık da. Burada Yunanistan’ı da örnek olarak veriyorum. İllaki başka bir ülkeyle de karşılaştırabilirdik burada.
Ama hani komşumuz hem de işte bazen böyle bir ufak rekabette olabiliyor. Tarihsel kültürel gerekçeleri var tabi ki bunların. Onlara şu an için girmiyorum ama hani hangi ülke daha zengin.
İşte oraya giden çok sayıda turist oluyor. Türk turist onlar bazı şeyleri de çok daha lüks görüyorlar. Bazı şeyleri de çok daha yoksul olduğunu düşünüyorlar.
Ha keza yine Yunanistan’dan Türkiye’ye girenler de benzer şeyleri düşünüyor olabilirler. O yüzden hani bu karşılaştırmayı Yunanistan ile yapayım istedim. Şimdi burada şu soruya gelelim öncelikle.
Aynı ülke için neden farklı milli gelir rakamları görüyoruz? Şimdi birincisi cari fiyatlarla yani yerel para cinsinden gayri sarfi ürtüşü aslında. Türkiye’de Türk lirası ile hesaplanır tabi ki. Türk lirası geçer akçe olduğu için.
Ve hem üretim artışını hem de fiyat artışlarını içerir. İkincisi real gayri sarfi ürtüşü aslında. Fiyat değişimlerini ayıklamaya çalışır ve ekonomi gerçekten daha fazla mal ve hizmet üretti mi sorusuna cevap vermeye çalışır.
Üçüncüsü cari dolar cinsinden gayri sarfi ürtüşü aslında. Hani yerel para cinsinden nominal büyüklük ortalama döviz kuruyla dolara çevrilir. Burada real üretimin yanına enflasyon ve kur da girer.
Bu hesaba baktığımız zaman. Dördüncüsü ise satın alma gücü paritesine göre. Buna İngilizce Purchasing Power Parity kısaca PPP.
P harfi ile başladığı için 3 kelimede Purchasing Power Parity. Satın alma gücü paritesine göre gayri sarfi ürtüçü aslında bir ilişkin var. Ona birazdan geleceğiz.
Şimdi Türkiye’nin 2025 verisi. Niye 2025’e bakıyorum çünkü 2026 yılı henüz tamamlanmadı. 2025 verisi bu ayrımı çok iyi gösteriyor.
Türkiye göre ekonomi real olarak %3.6 büyümüş. Fakat cari fiyatlarla Türk lirası cinsinden gayri sarfi ürtüçü aslında %41.3 artmış. Yaklaşık 63 trilyon TL.
Kişi başına gayri sarfi ürtüçü aslında yıllık 712 bin 200 lira. Ve işte 18 bin 40 dolar. Şimdi burada %3.6 da doğru büyüme oranı olarak.
%41.3 de doğru. Peki ne ölçüyor bunlar? Niye bunlar bu kadar farklılar? Yani biri diğerinin 10 katından fazla. Şimdi birincisi yani 3.6 gerçek üretim hacmindeki artışı.
Fiyat artışları çünkü Türkiye çok enflasyonist bir ülke maalesef. Fiyat artışlarını çıkarttıktan sonraki gerçek real üretimdeki. Yani hakikaten daha fazla masa, sandalye, ne bileyim bilgisayar, araba mı üretmişiz sorusuna cevabı.
İkincisi o %41.3 ise fiyat artışlarını da içeren parasal değerini anlatıyor bütün bu üretimin. Dolayısıyla Türk lirası cinsinden milli ilgileri artmadı ama dolar cinsinden arttı demek teknik olarak doğru değil aslında. Yüksek enflasyon döneminde cari Türk lirası cinsinden gayri sarfi ürtüçü aslında zaten çok hızlı yükselir.
Yani sınırlı yükselen fiyat etkisinden arındırılmış real üretimdir. Şimdi bu ayrım size faydalı geldiyse öncelikle en baştan abone olmayanlar kanala abone olmalısınız demek isterim. Çünkü burada istatistikleri, rakamları yalnızca aktarmıyor.
Hangi soruya cevap verdiklerini de konuşuyoruz. Şimdi burada mekanizmayı hayali bir ekonomiyle istiyorsanız tamamen görünür hale getirelim. İlk yıl ülke 100 birim mal ve hizmet üretsin.
100 tane ayakkabı üretsin mesela sadece. Her birim işte ortalama fiyatı, her ayakkabının fiyatı 10 lira olsun. Nominal gayri sarfi ürtüçü aslında 100 çarpı 10 bin lira.
Döviz kuru da 10 liraysa yani 1 dolar eşittir 10 liraysa dolar cinsinden gayri sarfi ürtüçü aslında 100 dolar olur. Şimdi ertesi yıl ülke real olarak %4 büyüsün. Yani 104 tane ayakkabı üretsin.
100 ayakkabı değil. Fiyatlar %50 artsın. %50 enflasyon var.
Ortalama fiyat 15 liraya çıksın 10 liradan. Nominal gayri sarfi ürtüçü aslında bu durumda 104 çarpı 15’ten 1560 lira olacak. Şimdi yerel para cinsinden baktığımızda ekonomi %56 büyümüş gözüküyor ama gerçek üretim artışı yalnızca %4.
Çünkü sadece 4 tane daha fazla ayakkabı ürettik. Yani şimdi kur 10 liradan 12 liraya yükselirse 1560 lirayı 12’ye böleriz ve 130 dolara buluruz. Ülke real olarak %4 büyüdüğü halde dolar cinsinden %30 büyümüştür.
Şimdi aynı ekonomide kur 10 liradan 17 liraya çıksaydı 1560’ı 17’ye böler yaklaşık 92 dolar bulurduk. O zaman da ekonomi real olarak %4 büyüdüğü halde dolar cinsinden yaklaşık %8 küçüldü derdik. Demek ki dolar cinsinden milli gelir doğrudan real büyüme değil.
Real üretim ülke içindeki fiyatlar, nüfus ve döviz kuru bunlar birlikte sonucu belirliyorlar. Ki bu yalnızca bu arada Türkiye’ye özgü değil. Yani Yunanistan’ın da gayri sarfi ürtüçü aslası kendi para birimi olan euro cinsinden veya avro cinsinden hesaplanıyor.
Dolar sıralamasına girerken euro da dolara çevriliyor. Euro dolar karşısında güçlenirse Yunanistan ek üretim yapmadan dolar cinsinden daha zengin gözükebiliyor. Euro zayıf varsa tam tersi oluyor.
Piyasa kuruyla yapılan her uluslararası sıralama üretimin yanında para bilimlerinin hikayesini de taşıyor. Şimdi isterseniz burada açılışta bıraktığım ikinci soruyu cevaplamaya çalışayım. Hani aynı geriye dönük seri üzerinden kişi başına dolar gelir 2024’te yaklaşık 15.856 dolardan 2025’te 18.040 dolara çıktı.
Yani artış %13.8 oldu. Nasıl oldu yani? Türkiye ekonomisi aynı yıl real olarak %3.6 büyürken nasıl bu %13.8’lik artışı yaşadık dolar cinsinden? Şimdi nüfus da yaklaşık % yarım arttı. Dolayısıyla aslında real kişi başına üretim artışının kabaca %3.1 olması lazım.
Yani %3.6 toplam büyüme real büyüme % yarımda nüfus artışı var. Kişi başına %3.6-0.5 3.1 olması lazım. Şimdi geriye yaklaşık 10-11 puan bir fark kalıyor.
Şimdi bu tabi bölüm daha fazla gerçek üretimden değil de Türkiye’deki fiyat düzeyinin ortalama dolar kurundan daha hızlı yükselmesinden geliyor. Yani siz de bunu biliyorsunuz enflasyon Türkiye’de son birkaç yıldır doların Türk lirasına karşı kazandığı değerden çok daha yüksek. O yüzden zaten fiyatlarımız dolar cinsinden euro cinsinden çok pahalı.
O yüzden işte Yunanistan’a giden turistler aa burası ne kadar ucuz diyor. Veya yurt dışından Türkiye’ye gelen turistler yabancı turistler aa Türkiye ne kadar pahalı diyor. Yani başka bir ifadeyle 2025’de dolar cinsinden kişi başına gelir artışının yaklaşık 4’te biri real kişi başına üretimden.
Yaklaşık 4’te 3 ise fiyat kur bileşiminden kaynaklanmış vaziyette. Acayip bir şey değil mi? E burada tabi 4’te 3’ü de yalnızca kurdur demekle tam doğru olmaz. Hesap yerel fiyatların döviz kuruna göre nasıl hareket ettiğini ölçüyor.
Fiyatlar çok hızlı yükselirken kur daha yavaş yükseldiğinde Türk lirası dolar karşısında nominel olarak değer kaybetse bile ki kaybediyor ufak ufak. Real olarak değerlerine biliyor ki biliyoruz bunu yani işte aylık enflasyon %2 oluyor mesela. Ama doların Türk lirasına karşı kazandığı değer aylık %1 oluyor mesela.
Şimdi 2024 ve 2025 yılının nüfusları arasındaki artış %0.5 bu arada. Bu ayrıştırma yuvarlanmış bir hesap olduğu için de hani hakikaten kesin değil yaklaşık ifadesini kullanmamız lazım burada. Peki neden böyle oldu diye soracaksınız.
Tabi burada sıkı para politikası işte yüksek real faizler Türk lirası varlıklara artan talep bu faiz nedeniyle. Dünya rekoru faiz veriyoruz şu anda. Ve sermaye girişleri tabi ki bu süreçte rol oynuyor.
Şimdi Merkez Bankası evet bir kur hedefi olmadığını söylüyor ama kur artışının enflasyonun altında kalması real değerleme ve dezenflasyon mekanizmasının fiili parçalarından biri haline gelmiş vaziyette. Bu yüzden dolar bazındaki yükseliş tamamen sahte değil tabi ki. Gerçek büyüme de var burada ama bunu üretkenliğimiz %14 arttı.
Herkes dolar cinsinden %14 zenginleşti diye okumakta ciddi bir hata oluyor. Tabi finansal koşullar değişir. Sermaye akımları tersine döner ve kur hızlanırsa bir devaluasyon vs.
olursa tabi dolar cinsinden kazanımın önemli bir bölümü hızla da geri alınabilir. Merkez Bankası sıkı para politikasının dezenflasyonu böyle iç talepteki ılımlama enflasyon beklentilerindeki iyileşme ve liranın real değerlenmesi üzerinden desteklediğini belirtiyor. Ama IMF’de işte real faizler liraya talep ve sermaye akımlarının önemine dikkat çekiyor.
Ama burada her real değerlenmeyi de istatistik oyunu veya geçici kur baskılaması sayamayız. Burada bir Balassa-Samuelson etkisi dediğimiz bir şey var. Bunlar iki ünlü iktisatçı soyadlarını vermişler bu etkiye.
Balassa-Samuelson etkisi böyle bir mekanizma var. Buna göre bir ülke dış ticaret ekonomi sektörlerinde gerçekten verimlilik kazanırsa ücretler ekonominin diğer sektörlerine de iyi kötü yayılıyor. Yani kuaförlük, restoran, kira ve diğer yere hizmetlerin de mesela fiyatları ki bunlar belki işte ihracat sektörleri değiller ama bunların da fiyatları yükseliyor.
Hani ülke kalkındıkça adeta pahalılaşıyor ve denge real kuru değerleniyor. Dolayısıyla burada doğru soru real değerlenme var mı değil de bu değerlenmenin ne kadarı kalıcı verimlilik artışından ne kadarı geçici finansal koşullardan geliyor sorusu. Ki bunu anlamak için de işte verimlilik verilerine, cari işlemler dengesine, değerlenmenin kalıcılığına birlikte bakmamız gerekiyor.
Hani bu yakalama sürecindeki yani gelişmiş ülkeleri yakalamaya çalışan gelişmekte o an bizim gibi ülkelerdeki o bu süreçteki ülkelerde verimlilik kaynaklı real değerlenme tek başına rekabet gücü kaybı veya yanılsama anlamına gelmiyor. Şimdi burada yine açılışta bahsettiğim o stürüne geleyim. Satın alma gücü paritesi hikayesi.
Sonradan bahsedeceğim demiştim. Bu satın alma gücü paritesi PPP’nin çıkış noktası çok basit. O da şu.
Bir dolar her ülkede aynı miktarda mal ve hizmet satın almaz. New York’ta, Atina’da ve İstanbul’da aynı bütçeyle aynı miktarda kira, yemek, ulaşım veya kişisel hizmet alamazsınız. Ki bu standart ürünler için bile geçerli.
Yani bir Big Mac olsun, bir Cafe Latte olsun mesela. Çok standart ürünler bunlar. 3 aşağı 5 yukarı tabii ki.
Ama bunların bile fiyatı dolar cinsinden işte farklı şeylerde farklı. Hatta aynı para birimini kullanan Euro bölgesi ülkelerinden bile farklı. Yani Atina’daki hamburger fiyatıyla yani standart o işte ne bileyim Big Mac hamburger fiyatıyla ne bileyim Berlin’deki Big Mac hamburger fiyatı iki ülkede euro kullanmasına rağmen aynı olmayabiliyor.
Şimdi bu PPP yani satın alma gücü paritesi piyasa kuru yerine ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılıklarını azaltan bir dönüşüm oranı kullanıyor. Bu yalnızca dediğim gibi bir hamburgerin fiyatına bakılan popüler bir deney değil. Öyle de kullanabilirsiniz tabii ki ama Eurostat, Avrupa Birliği’nin istatistik kurumu, OECD ve Dünya Bankası bunlar çalışmalarında tüketim malları, kiralar, sağlık, eğitim, kamu hizmetleri, makine teçhizat, inşaat gibi kalemler içinde bu fiyat araştırmalarını yapıyorlar.
Ve burada bir ortaya sürpriz çıkıyor. Şimdi IMF’nin 2026 tahmininde söylemiştim zaten konuşmanın başında. Nominal kişi başına gelir Türkiye’de 19.000 dolar Yunanistan’da 29.700 dolardı.
Okey ama bu işte satın alma gücü paritesine geçtiğimizde Türkiye’deki bu gelir yaklaşık 46.700 dolara Yunanistan’da ise 47.200 dolara çıkıyor. Çok enteresan değil mi? Yani Türkiye’de 19.000 dolar uluslararası standartlarda 46.700 dolarlık mal ve hizmet alabilirken Yunanistan’daki 29.700 dolar 47.200 dolarlık mal ve hizmet alabiliyor. Fark çok küçülüyor yani normalde işte %56 olan fark o 19.000 ile 29.000 arasında bu satın alma gücü paritesinde %1’e düşüyor.
Şimdi Eurostat’ın da burada 2025 satın alma gücü standartı endeksinde de aynı genel resim var. Avrupa Birliği ortalamasında satın alma gücü 100 derlerken Yunanistan 68 Türkiye’ye 67 değerini vermişler. Yani iki ülke için çok hemen hemen benzer bir bantlar.
Çok ufak bir fark var ikisinin arasında. Şimdi buradaki uluslararası dolar yani bu fark nasıl ölçülüyor diyeceksiniz. Bu uluslararası dolar hani bankada bozdurabileceğiniz gerçek bir dolar değil.
Türkiye’deki o satın alma gücü rakamının nominal rakamının yaklaşık iki buçuk katı olmasa yani 19.000’lere 46.000’lere Türkiye’nin gizli biçimde iki buçuk kat daha zengin olduğu anlamına gelmiyor. Büyük ölçüde Türkiye’nin nispeten daha ucuz olduğu anlamına geliyor. Şimdi Türkiye’de kuaför, restoran, bazı kiralar, toplu taşıma ve emek yoğunu hizmetler aynı dolar karşılığında daha fazla alınabiliyor.
Fakat telefon, otomobil, ithal ilaç, yurt dışı eğitim veya Paris’te ne bileyim bir otel söz konusu olduğunda tabii ki o satın alma gücü dolarınızı kullanamıyorsunuz. Orada liranızın piyasa kurulundan kaç euro veya dolar ettiği önemli hale geliyor. Yani basit bir hayat örneği düşünün İstanbul’da kazandığımız gelirle yerel bir restorana gitmek, saç kestirmek, bazı hizmetleri satın almak görece ucuz olabilir.
Tabii bu satın alma gücü paritesinde Türkiye’yi yukarı taşıyor ama aynı gelirle bin euro bir bilgisayar, ne bileyim bir otomobil, ithal bir otomobil veya Avrupa’da bir haftalık tatil satın almak istediğinizde fiyat tabii Türkiye’nin ucuz hizmet düzeyine göre düşmüyor. Nominal gelir farkı yeniden bütün ağırlığıyla karşımıza çıkıyor. Bu nedenle aslında Türkiye hani 46 bin dolarlık ülke cümlesi de bu satın alma gücü paritesinde tamamen anlamsızdır cümlesi de yanlış.
Şimdi iki ölçü farklı ekonomik alanlara aydınlatıyor. Ne 46 bin dolar aslında tam doğru ne de 19 bin dolar tam doğru. İkisinin arasında bir yerdeyiz diyebiliriz esasen.
Şimdi başlıktaki soruya yeniden cevap vermeye çalışayım. Nominal kişi başına gelir döviz cinsinden ücret, ithal ürünlere erişim, yurt dışı harcama ve uluslararası tasarruf kapasitesi bakımından Yunanistan belirgin biçimde daha zengin. Hani hangi ülke daha zengindir diye sorduk ya.
Ülke ekşisindeki fiyat farklılıkları düzeltilmiş ortalama üretim harcımı bakımından neyse Türkiye’li Yunanistan neredeyse başa baş. Bunu tabi hane halkına biraz daha yaklaştıran bir gösterge de bu arada. Fiilli bireysel tüketim ki bu ölçü hanelerin doğrudan satın aldıklarının yanında devletin veya kar amacı gütmeyen kuruluşların haneler adına sağladığı sağlık ve eğitim gibi hizmetleri de kapsıyor.
Eurostatın 2024 verisi Avrupa Birliği ortalaması 100 kabul edildiğinde fiilli bireysel tüketim Türkiye’de 80 Yunanistan’da 81’dir diyor. Yani bu göstergede de iki ülke birbirine son derece yakın gözüküyor ki bu gerçekten bence şaşırtıcı çünkü yani bu kadar yakınlık şaşırtıcı en azından öyle söyleyeyim. Ama tabi Türk vatandaşıyla Yunan vatandaşı aynı refah düzeyinde sonucunu yine veren bir sonuçta değil.
Çünkü ülke ortalaması gelirin nasıl dağıldığını söylemez. Ayrıca bu göstergeler daha sonra revize edilebilir. Bir puanlık farkı yarış sonucu gibi yorumlamak da bu açıdan doğru değildir.
Eurostat da zaten birbirine yakın hacim endekslerinde küçük sıralama farklarının böyle aşırı doğruymuş gibi yorumlanmaması gerektiğini özellikle belirtiyor. Kaldı ki yani gelir dağılımı da oldukça önemli. Bizim sıramız 68-67 diyelim ama Türkiye’de hakikaten belki Avrupa Birliği’nin ortalamasının bile üzerinde 120-130-150-200 seviyesinde yaşayan belki birkaç insan var.
Toplumun belki çoğunluğu 20-30-10 seviyesinde yaşıyor. Yunanistan’da belki bu dağılım biraz da dengeli olabilir diye düşünüyorum. Tabi burada ortalama ile tipik hali arasındaki fark yeniden karşımıza çıkıyor aslında dediğim gibi.
Aynı yıl üzerinden baktığımızda 2024’te Türkiye’de en yüksek gelirlere sahip %20’nin toplam geliri, en düşük gelirlere sahip %20’nin toplam gelirinin yaklaşık 8.9 katı. Yani ülkeyi 5 gruba ayırdığımızda en zengin %20, en yoksulu %20’nin 8.9 katı, 9 katı kazanıyor. Yunanistan’da ise bu oran 5.3. Orada gelir biraz daha düzgün aslında dağılımı.
Yani bu zengin bir kişinin, hani kişi yoksul bir kişinin 8.9 katı kazanıyor demek değil tabi ki ama 2 gelir grubunun toplam paylarını karşılaştırıyor. Mesajı açık. Gelir dağılımı Türkiye’de çok daha bozuk, çok daha eşitsiz.
Dolayısıyla bu satın alım gücü paritesine göre kişi başına ortalama üretim ve fiili tüketim endeksi yakın olsa bile Yunanistan’da Türkiye arasında ortadaki veya alt gelirli Türk hanesinin toplamdan aldığı pay daha düşük olabiliyor. Rakamlar yani iyi görünüyor ama ben neden hissetmiyorum sorusunu belki önemli cevaplardan bir tanesi bu olabilir. Ki buna konut maliyetleri, çalışma süreleri, iş güvencesi, kamu hizmetlerinin kalitesi, birikmiş servet ve borç yüküyü de ekleyin.
Gayri sahafi yurt içi hastalar bunların tamamını tek başına ölçemiyor çünkü. Yine de tabi bu satın alma gücünün paritesinin sınırları da var bunu da söyleyelim. Yani İstanbul’daki kiracısıyla Anadolu’da ev sahibi olanın mesela değil mi tüketim sepeti aynı değil.
Veya işte Atina’nın merkezindeki kirayla küçük bir Yunan kentindeki kira da aynı değil. Aynı isim altında ölçülen sağlık veya eğitim hizmetlerinin kalitesi de ülkeden ülkeye şehirden şehire göre değişebiliyor. Bu yüzden bu satın alma gücü paritesi benim kişisel hayat pahalılığım tam olarak budur diyen bir endeks değil.
Ülkelerin geniş mal ve hizmet sepetlerini ortak bir fiyat düzeyinde karşılaştıran istatistiksel bir araç. Ki kayıt dışı ekonomi de burada ölçümü etkileyebilir. Türkiye’de bazı faaliyetler anketlerde ve idari kayıtlarda eksik gözükebilir.
Ama ulusal hesaplarda kayıt dışını tahmin etmeye yönelik bazı düzenlemeler yapılıyor olabilir. Bunu da en azından hesaba katmamız gerekiyor. Hangi soruyu hangi gösterge diye soracak olursak peki? Burada hani hakikaten basit bir karar tablosu söyleyebilirim belki.
Bir ülke zaman içerisinde gerçekten daha fazla mı üretiyor diye sorusunun cevabını arıyorsanız eğer. Reel gayri sahifi üretici hastalığa bakın derim. Nüfusla hesaba katılığında ortalama üretimi artıyor mu diye sorduğunuzda.
Reel kişi başına gayri sahifi üretici hastalığa bakın derim. Ülkenin küresel ekonomik ağırlığı ithalat ve döviz cinsinden ödeme kapasitesi nedir diye sorduğumuzda. Nominal dolar cinsinden gayri sahifi üretici hastalığa bakın derim.
Bir de ülke içindeki fiyat farkları düzeltildiğinde ortalama üretimi hacmi nedir? Bu satın alma gücü parçasına göre kişi başına gayri sahifi üretici hastalığa baktığımızı gerektiren cevap da buradan geliyor. Peki haneler gerçekten ne kadar mal ve hizmet tüketebiliyor sorusuna ise. Fiili bireysel tüketimi 68-67 çıkıyor demiştim ya yorusatta ona bakın derim.
Tipik hane ne kadar gelir elde ediyor sorusuna ise. Ortalama değil de belki medyan yani en zenginden en yoksulda sıraladığımızda tam ortadaki medyan ortanca kişinin hane halka gelirine bakın derim. Gelir ne kadar eşit dağılıyor diye sorduğunuzda ise gelir dilimlerinin paylarına ve işte bu 80’e 20 gibi eşitsizlik göstergelerine bakın derim.
İnsanların birikmiş zenginliği nedir diye sorduğunuzda medyan hane halkı servetine ve borçlarına bakın derim. Yani sonuç olarak nihai yükme verecek olursak toplam ekonomi büyüklüğünde Yunanistan’dan çok daha büyük bunların nüfus farkının belirleyici rolü var tabi ki. Ama kişi başına nominal dolar gideri ve uluslararası satın alma kapasitesi bakımından Yunanistan bizden önde.
Yerel fiyat düzeyleri hesaba katıldığında satın alma gücü partisine döndüğümüzde iki ülke neredeyse başa baş Yunanistan yine bir adım önde ama başa baş neredeyse. Fiili bireysel tüketimde de yine Yunanistan bir tık önde de olsa neredeyse başa baş son derece yakın bir tablo var. Fakat gelir dağılımı medyan gelir servet konut maliyeti ve kamu hizmetleri hesaba katıldığında iki ülkenin vatandaşı tabi ki aynı derecede zengin diyemeyiz.
Türkiye’nin tabi ki son dönemde dolar cinsinden kişi başına gelirindeki güçlü artış bir gerçek bunu kabul ediyorum ama bu artışın yaklaşık 4’te 3’ü daha fazla real kişi başına üretimden değil de fiyatların kurdan hızlı yükselmesinden kaynaklanıyor. Ki bu kazancın ne kadar kalıcı olduğu real değerlenmenin verimlilikle mi yoksa geçici finansal koşullarla mı desteklendiğini göreceğiz ileride. Burada sadece tek bir soruya odaklanacak olursak belki hani sizde bu konudaki görüşlerinizi yazabilirsiniz yorumlarda.
İki ülkedeki sıradan vatandaşın refahını karşılaştırmak için sizce en anlamlı gösterge hangisi? Ki ben bunlara cevap vermeye çalıştım elimden geldiğince yayında. Unutmayalım ki hani milli gelir rakamlara istatistikleri yalan söylemezler. Ama yanlış soruya da doğru rakamlara doğru istatistiklere cevap vermeye çalışırsanız siz kendinizi yanıltırsınız demiş olayım.
Veya doğru soruya da yanlış istatistiklere cevap vermeye çalışırsanız baştan zaten hesabı yanlış yaparsınız demiş olayım. Burada kayıtçı iktisatın bu videosuna noktayı koyalım. Sorularınızı yorumlarınızı görüşlerinizi bekliyorum biliyorsunuz ki her yoruma elimden geldiğince cevap yazmaya çalışıyorum.
Kanala da her türlü desteğinizi paylaşarak, üye olarak, belki abone olarak, kitaplarımı satın alarak her zaman bekliyorum. Çok teşekkürler, iyi günler, görüşmek dileğiyle.