YKS 2026 Kılavuzunda Büyük Sürpriz: Kontenjanlar Düştü! Sıralamalar Ne Olacak?
Bu Bölüm Hakkında
Bu bölümde ÖSYM'nin 2026 YKS ön kılavuzu, 2025 verileriyle karşılaştırılarak üniversite kontenjanlarındaki yaklaşık 47 bin kişilik düşüşün bölümlere nasıl dağıldığı inceleniyor. Tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik, hukuk, psikoloji, mühendislik, yapay zekâ, iktisat ve işletme programlarındaki değişimler ayrı ayrı değerlendirilerek geçen yılın taban sıralarının neden mekanik biçimde kullanılamayacağı anlatılıyor. Adayların nihai kılavuzu ve özel koşulları kontrol etmesi; bölüm içeriği, akademik kadro, burs, ücret ve şehir maliyetini birlikte düşünmesi gerektiği vurgulanıyor. Tercih listesinin yalnızca sıralamaya göre değil, adayın gerçekten okumak istediği programlara ve risk dağılımına göre hazırlanması öneriliyor.
Ele Alınan Konular
- 2026 YKS kontenjanlarındaki genel düşüş
- Sağlık, hukuk ve psikoloji programlarındaki değişimler
- Mühendislik, yapay zekâ ve veri programlarının görünümü
- Başarı sıralarını yorumlama ve güvenli tercih stratejisi
- Vakıf üniversitelerinde ücret, burs ve özel koşullar
- Bölüm içeriği ve akademik kaliteyi değerlendirme
Herkese iyi akşamlar. Kayıt Iş İktisat kanalına hoş geldiniz. Normalde bu yayını saat 19.30’da yapacağımızı duyurmuştuk ama programdaki ufak bir değişiklik nedeniyle biraz erkene 18-15 civarına aldım.
Yetişebilen herkese teşekkür ediyorum. Zaten yetişemeyen de olursa, zaten yayın burada canlı yayın olmasına rağmen şu anda sonuçta kanalda da illa nihayet yer almaya devam edecek. Yani canlı yayın bittikten sonra da izleyenler izleyebilecekler.
O yüzden canlı yayını kaçırmak gibi bir endişede olmaması lazım. Aslında canlı yayın olmasının şöyle bir avantajı oluyor. Soru-cevap yapabiliyoruz canlı yayında.
Soru-cevap yaparken de tabii ki bu YKS ile ilgili, YKS’yi yerleştirme ile ilgili bazı sorularınızı elimden geldiğince cevap vermeye çalışacağım. Soru olursa tabii canlı yayında. Daha önceki videolarda çeşitli sorular olmuştu.
Bütün bunlara elimden geldiğince cevap vermeye çalıştım biliyorsunuz. Şimdi doğrudan bu akşamın en önemli bilgisiyle başlayayım. Şimdi bu tercih kılavuzu, 2026 YKS’e, Yüksek Öğretim Kurumu’na girisine bu tercih kılavuzu aslında tamamıyla henüz yayınlanmadı.
Nihai versiyonu yeniden yayınlanacak ÖSYM’in sitesinde. Fakat ÖSYM’e böyle bir ön kılavuz gibi tarzında bir kılavuz yayınladı. En azından şimdilik bilgi sahibi olsun diye.
Asıl kılavuz ise 28 Temmuz’a tarihine kadar bir tarih içerisinde yayınlanacağı söyleniyor. En azından ÖSYM’in web sitesindeki bilgi bu. Ama şimdi en azından bu ön kılavuzu geçen yılın resmi verileriyle karşılaştırdığımızda, en önemli bilgiyle başlayayım.
Merkezi yerleştirme kapsamındaki lisans ve ön lisans genel kontenjanlarında yaklaşık 47 bin kişilik bir azalma görüyoruz. Bu düşüş bütün bölümlerde aynı değil. Tıp kontenjanları neredeyse sabit.
Hemşirelik ve ebelikte ufak artışlar var. Hukukta yaklaşık %13, diş hekimliğinde %10, eczacılıkta %9 civarında düşüş bulunuyor. Bilgisayar ve yazılım mühendisliği kontenjanları azalmış.
Öte yandan yapay zeka ve veri programları da %40’ın üzerinde büyümüş. Dolayısıyla bu yıl geçen senenin taban sıralarına bakıp otomatik bir tercih listesi hazırlamak ciddi hata olur. Öncelikle bunu söyleyeyim.
Şimdi tabii bu 793 sayfalık bir doküman var ÖSYM’in listesinde, ön kılavuz. Bunu tabii ki baştan sona okumayacağım ama buradan ben adayın tercihini, yani YKS’ye giren bir adayın tercihini gerçekten değiştirebilecek noktalar nedir? Bunu belki söyleyebilirim. Mesela kontenjanlar hangi alanlarda azaldı? Bu düşüş başarı sıralarını nasıl etkileyebilir? Tıp, hukuk, diş hekimliği, psikoloji, mühendislik, hemşirelik, iktisat ve işletmede neler değişti? Tercih listesi hangi sırayla hazırlanmalı? Vakıf üniversitelerinde ücret ve burs konusunda hangi tuzaklara dikkat etmek lazım? Ben yayının sonunda da bu soruları yanıtlamaya çalışıyorum eğer soru olursa.
Soruları da hatta şimdiden yazabilirsiniz. Yani puan türünüz, başarı sıranız, düşündüğünüz bölüm, şehir tercihiniz ve varsa vakıf üniversitesi bütçeniz yazarsanız eğer yayın bittikten sonra, en baştan sona doğru bütün yorumları elimden geldiğince okuyacağım. Öncelikle kılavuzla ilgili ilk önemli uyarı yapayım isterseniz.
Teknik ve önemli bir uyarı. Elinizdeki belge, yani ÖSYM’nin şu anda web sitesine koyduğu belge, kapağında da açıkça belirtildiği üzere ön bilgi amacıyla yayınlanan bir kılavuz. Asıl tercihler biliyorsunuz, tercih dönemi 29 Temmuz-10 Ağustos arasında.
ÖSYM adayların tercih döneminde yeniden yayınlanacak kılavuzu ve yapılacak duyuruları da kontrol etmesini istiyor. Dolayısıyla bugün o hazırladığınız listeyi, liste hazırladıysanız eğer puanınızda, değişmez ve kesin bir liste olarak görmeyin. Çünkü program kodları değişebilir, kontenjanlarda düzeltme olabilir, özel koşullar güncellenebilir, ücret ve burs bilgileri değişebilir.
Neden bunu ÖSYM şimdiden yapmamış? Valla ona ÖSYM’e sormak gerekiyor. Yani bence en azından sonuçlarla beraber kılavuzun da nihai halini, son halini koysalar da tabii çok daha doğru olurdu. Ama maalesef ülkemizde kurumlar çok iyi çalışmıyor bildiğiniz gibi.
Şimdi biz bugün tercih stratejisiyle ilgili konuşacağım ben. Son kontrol etse tabii tercih sistemi açıldığında güncel kılavuz üzerinden yaparsınız. Bir başka önemli konu da burada, programların yanındaki özel koşul numaraları.
Adayların büyük bölümü yalnızca üniversite adına, bölümün adına ve geçen yılın taban sırasına bakıyor. Oysa eğitim, dili, hazırlık sınıfı, kampüsün bulunduğu yer, sağlık koşulları, burs süresi, öğrenim ücreti ve mesleğe ilişkin bazı özel şartlar bu açıklamalarda yer alabiliyor. Lütfen buna bakın.
Bir programa puanınızın yetmesi kayıt koşullarını mutlaka taşıdığınız anlamına gelmez. Belki bazı özel koşulları sağlamıyorsunuz. Bu nedenle tercih edeceğiniz her programın mutlaka mutlaka özel koşullarını okuyun derim.
Şimdi yaklaşık 47 bin kontenjan azaldı dedim. Ne demek bu 47 bin kontenjan? Birazcık açayım bunu. 2025 ve 2026 resmi tablolarındaki genel kontenjanları karşılaştırdığımızda, merkezi yerleştirmedeki ön lisans ve lisans genel kontenjanları toplamda 46 bin 900 kişi azalmış.
Kabaca %5.9. Hadi bunu 6 diyelim. Lisans genel kontenjanlarında yaklaşık 24 bin, ön lisansta da 23 bin kişilik düşüş var. Fakat tabi burada yanlış anlaşılmaya çok açık bir nokta bulunuyor.
Bu sayı Türkiye’de üniversiteye girebilecek öğrenci sayısı kesin olarak 47 bin azaldı demek değil. Ben tablo 3 ve tablo 4’te yer alan merkezi yerleştirme genel kontenjanlarını karşılaştırıyorum. Bazı programların adları değişmiş, bazı programlar yeniden sınıflandırılmış veya farklı yöntemle öğrenci almaya başlamış olabilir.
Dolayısıyla sansasyonel biçimde 47 bin üniversite sandalyesi, koltuğu yok edildi demek doğru olmaz. Ama şu sonucu güvenle söyleyebiliriz. Bu yıl adayların geçen seneki taban sıraları mekanik biçimde kullanması riski, daha riski.
Çünkü toplam kontenjan biraz aşağı gelirken bu düşüş bölümlere ve puan türlerine eşit dağılmıyor. Mesela lisans programlarını puan türlerine göre ayırdığımızda sayısal programlarda yaklaşık %3,5. Eşit ağırlıkta %7,3.
Söz halde de %6,9. Dil programlarında ise %10,5 civarında kontenjan düşüşü var. Yani bu yılın kontenjan sorusu, sorunu özür dilerim, yalnızca sayısal öğrencilerini ilgilendirmiyor.
Oransal daralma eşit ağırlık sözel ve dil programlarına daha yüksek. Hatta sayısal da baya daha az oransız olarak. Şimdi bu durumda ne olur? Geçen yıl diyelim ki 30.000’le kapatan bir program, bu yıl belki 25.000’le kapatır anlamına da gelebilir.
Gelmeye de bilirim. Niye? Çünkü kontenjan ile taban sıra arasında her zaman birebir matematiksel bir ilişki olmuyor. Ancak özellikle eşit ağırlık ve dil öğrencilerinin listenin alt kısmını geçen seneye göre biraz daha güvenli kurması gerekiyor.
Hani safety school der bunu Amerikalılar okul başvurularında. Yani en azından puanınızın veya taban sıralarınızın daha da altında okulları da yazın ki, hani güvenlik amacıyla ne olur ne olmaz puanı yükselir, taban sırası yükselir, açıkta kalmayın diye. Tabi burada güvenli tercih derken şunu da söyleyeyim, istemediğiniz bölümleri yazmaktan söz etmiyorum.
Kazandığınızda gerçekten kayıt yaptıracağınız, yani başkasının da aslında biraz hakkına girmeyeceğiniz. Fakat sıralamanız bakımından da gelme ihtimali daha yüksek programlardan söz ediyorum. Şimdi en çok soru gelen, yani önceki videolara en çok soru gelen sağlık programlarına bakalım.
Tıp, diş hekimliği, eczacılık, hemşirelik, ebelik. Şimdi tıp genel kontenjanı geçen yıla göre neredeyse sabit, toplam değişim yüzde yarımın bile altında. Dolayısıyla tıpta bu yılın temel hikayesi büyük bir kontenjan daralması değil.
Fakat tabi bu tıp sıralamaları hiç değişmez demek de değil. Şimdi şehirlerin yaşam maliyeti, üniversitelerin hastane altyapısı, akademik kadro, yeni açılan fakülteler ve adayların tercih sıralamaları tabi ki pek çok şeyi etkileyebilir. Öncelikle bunu söyleyelim.
Diş hekimliğinde durum biraz daha farklı, diş hekimliği genel kontenjanında yaklaşık %10 düşüş var. Eczacılıkta da yaklaşık %9’luk bir azalma görüyoruz. Bu nedenle geçen yıl kendi sıralarımıza çok yakın kapatan bir diş hekimliği veya eczacılık programını kesinlikle ve kesinlikle garanti görmeyin.
Kontenjan azalması özellikle sınırdaki adaylar bakımında ciddi risk arttırabilir, risk arttırıcı bir şey olabilir. Hemşirelikte ise toplam kontenjan %1 artmış, ebelikte de %2’lik artış var. Dolayısıyla kontenjanlar düştü cümlesini bütün sağlık programlarına uyarlamak, uygulamak yanlış.
Şöyle özetlersek yani tıp büyük ölçüde sabit, hemşirelik ve ebelik hafif artıyor. Diş hekimliği ve eczacılık bildirgin biçimde azalıyor. Burada beslenme ve diyeteknik, fizyoterapi ve rehabilitasyon, çocuk gelişimi ve sosyal hizmet gibi bazı programlarda da daha yüksek oranlı düşüşler görüyoruz.
Burada başarı sırası koşullarını da hatırlatalım. Tıp için sıralamanız ne olursa olsun ilk 50 bine girmeniz lazım. Diş hekimliği için ilk 80 bine girmeniz lazım.
Eczacılık için ilk 100 bine girmeniz lazım. Bu sınırlar tabii programın kesin olarak geleceğini değil de tercih edilebilmesi için gerekli koşulu gösteren sınırlar. Örneğin sayısalda işte 49 bininci olan bir adaya tabii tıp yazabilir.
Yani 50 bin için bir sınırı var ama bu herhangi bir tıp fakültesine mutlaka yerleşeceği anlamına da gelmiyor bildiğiniz üzere. Hukuk’a geleyim burada hukukta ne var diye. Hukukta genel kontenjan 10 bin 63’den 8 bin 745’e düşmüş.
Yüzde 13’lük ciddi bir azalma var burada. Fakat düşüşün ayrıntısına baktığımızda ilginç bir sonuç görüyoruz. Devlet üniversitelerindeki hukuk genel kontenjanı toplam olarak büyük ölçüde korunuyor.
Azalmanın ciddi bölümü, önemli bölümü vakıf üniversitelerindeki hukuk programlarından kaynaklanıyor. Şimdi bu durum özellikle vakıf hukuk programlarında karmaşık bir etki yaratabilir. Bir yandan kontenjanın azalması rekabeti arttıracak.
Diğer taraftan yüksek olan öğrenim ücretleri, indirimli programları olan talebi belki azalabilir. Ücretli ve indirimli programları olan talebi azaltabilir. Çünkü yani sonuçta insanların alım güçleri de maalesef bazen bu ödemeleri yapmakta zorlanıyor.
Ailelerin diyelim en azından. Dolayısıyla vakıf hukuk programlarında yalnızca kontenjana bakarak sıralama tahmini %100 doğru olmaz. Ama tabii kontenjanın azalmasının bir miktar sıralamaları arttırabileceğini söylemek yanlış da olmayabilir.
Hukuk için başarı sırası koşulda ilk 100.000 bu arada. Ancak yine tabii ilk 100.000’in içerisinde olmak herhangi bir devlet hukuk fakültesinin kesin geleceği anlamına gelmiyor. Bir de tabii burada bölüm seçimi açısından uyarıda bulunayım.
Hukuku yalnızca prestijli görüldüğü, işte aile istediği veya puanla ziyetliği için yazmayın. Ben bir hem ekonomi lisansı okudum, hem kamu yönetimi okudum, hem hukuk okudum. Doktoram ekonomi aslında ama sevdiğim için, istediğim için okudum.
Ailemden kimse zorlama yapmadı bunun için. Ama iyi bir hukukçu olmak için, bir hukuk mezunu olduğunu söyleyebilirim. Yoğun okuma, güçlü Türkçe, analitik düşünme, sabır ve tabii rekabetçi bir meslek ortamını kabul etmek gerekiyor.
Yani hukuk okumaya, hukukçu olmaya ilginiz olmadığını düşünün. Tabi bu diğer programlar içinde geçerli. Psikoloji genel kontenjanında bakalım.
Psikoloji ve PDR aslında konuşmak lazım. Gerçi bunlar aynı bölümler değiller ama. Psikoloji genel kontenjanında %6’lık bir azalma var.
PDR, psikolojik danışmanlık ve rehberlik kontenjanında ise %10’luk bir azalma görüyoruz. Bu bölümlerde adayların sık yaptığı hata, psikoloji ile PDR’yi birbirinin alternatif veya idee gibi görmek. Şimdi bu iki program aynı değil tabii ki.
Ders içerikleri, mesleki yönelimleri, çalışma alanları farklı. Psikoloji lisans mezunu olan herkes otomatik olarak klinik psikolog yapamıyor tabii ki. Klinik psikoloji gibi alanlar için biliyorsunuz lisans üstü, master seviyesinde eğitim ve bazı mesleki koşullar gerekiyor.
PDR ise yani PDR değil, psikolojik danışmanlık ve rehberlik. Ağırlıklı olarak eğitim sistemi, okul rehberliği ve psikolojik danışmanlık ekseninde ilerleyen bir bölüm. Bu nedenle puanım psikolojiye yetmedi.
O halde o zaman PDR yazıyım mantığıyla değil de hangi mesleği hakikaten yapmak istediğinize bakarak karar verin derim. Bilgisayar konusunda bu bilgisayar ve teknoloji programları bilgisayar mühendisliği kontenjanında yaklaşık %5. Yazılım mühendisliğinde yaklaşık %8’lik düşüş var.
Bu yapay zeka gelişimlerinden bu olanların biraz olumsuz etkilendiğini görüyoruz. Buna karşılık yapay zeka mühendisliği, yapay zeka ve veri mühendisliği, yapay zeka ve makine öğrenmesi ve veri bilimi ve analitiği gibi programlarda %40’ün üzerinde artışlar var. Yani tabii bunu doğrudan bilgisayar mühendisliği önemini kaybediyor biçiminde okumamak lazım.
Daha doğru yorum belki bilişim alanındaki bazı kontenjanların daha uzmanlaşmış ve yeni isimli, daha böyle popüler, havalı isimli programlara kaydılması. Ama tabii burada bölüm adı tuzağına düşmeyin. Bir programın adında yapay zeka yazıyor olması programın otomatik olarak güçlü olduğu anlamına gelmez.
Özellikle böyle bazı vakıf üniversiteleri, bazen bunu devlet üniversiteleri tabii yapıyor. Çok böyle artistik isimler koyarak yani mesela iktisada ekonomi demek gibi falan. Hani daha bir havalı hale geliyorlar.
Daha böyle bir İngilizceye kayıyor, daha teknolojiye kayıyormuş havası veriyorlar. Ama bu programı daha iyi yapmıyor tabii ki. Yani şunları kontrol etmek lazım burada.
Program hangi fakülte altında? Tam zamanlı üretim meclisi kaç tane var? Algoritmalar ve veri yapıları var mı? Lineerce bir odasılık ve istatistik yeterince güçlü mü? Ne bileyim programlara eğitimi ne düzeyde? Laboratuvar ve sektör bağlantısı var mı? İlk kez öğrenci alacak programları mezun ağa bulunmaz ve müfredatları uygulamada henüz sınanmamıştır. Mesela bunlara bakmak lazım. Hani bu nedenle köklü bir bilgisayar mühendisliği programı ile, mesela Orta Doğu Teknik Üniversitesi diyelim.
Yalnızca adı güncel görünen zayıf bir yapay zeka programı arasında seçim yaparken sırf bölüm adına bakmamak gerekiyor. Güçlü bir üniversitede iyi hazırlanmış yapay zeka ve veri programı ise tabii elbette değerli bir seçenek olabilir. Ona bir şey demiyorum.
Diğer mühendislerde elektrik, elektronik ve endüstri mühendisliğinin toplam kontejanlarında büyük bir değişim yok. Makine mühendisi yaklaşık %3, inşaat mühendisi %4, mimarlık %7 azaltılmış. Mühendislik programlarında genel başarı sırası koşulu biliyorsunuz.
İlk 300.000’e girmek, mimarlıkta 250.000 ama bunlar yine yalnızca tercih edebilme sınırı. Yani bir adayın 290.000. olması her mühendislik programının iyi veya makul bir tercih olduğu anlamına gelmiyor bu aday için. Yine üniversitede eğitim kadrosu, laboratuvar, akreditasyon, ders planı, mezunlar ne yapıyor falan bunlara bakmak gerekiyor.
Şimdi benim alanıma gelelim. İktisat programlarının toplam genel kontejanı büyük ölçüde yatağa gitmiş. Ekonomi adıyla öğrenci alan programlarda yaklaşık %9’luk bir düşüş var.
İşletme kontejanlarında büyük bir değişim bulunmuyor. Ekonomikte de küçük bir gerileme var. Yönetim bilişim sistemlerinde ufak bir artış görüyoruz.
Bu bölümleri tabii öğrenci bazen bilmiyor. Onun yerini onu yazıyor, onun yerini onu yazıyor ama genelde iktisat veya ekonomi ikisi aynı şey bu arada. Ekonomi daha havalı gözüküyor biliyorum ama iktisat da aynı.
Piyasaları, büyümeyi, işsizliği, enflasyonu, para politikasını bireylerin, firmaların kararını inceler. Ekonometri, matematik, istatistik ve veriyi ekonomik problemlere uygular. Yönetim bilişim sistemleriyle işletme ile bilişim teknolojilerini bir araya getirmeyi amaçlayan bir bölüm.
Ama yalnızca yine bölümün adına takılmayın. Bazı mesela yönetim bilişim sistemleri programları oldukça teknikken bazıları yalnızca işletme ağırlıklı oluyor. Hoca yok çünkü o teknik dersleri verecek mesela kaliteli.
Bazı iktisat programları çok güçlü matematik ve ekonometri eğitimi verirken bazıları çok yüzeysel. Bol bol hukuk dersleriyle bu iktisat programını doldurmaya çalışıyor. O yüzden programların ders planlarını mutlaka karşılaştırın derim.
Yine İngilizce eğitim de tek başına kalite göstergesi değil. İyi yürütülen bir İngilizce program tabii ki çok önemli avantaj sağlar. Şiddetle tavsiye ederim ama zayıf kadrolu bir İngilizce program güçlü bir Türkçe programdan otomatik olarak daha iyi değildir.
Öyle söyleyelim. Türkçe okuyup İngilizcesini çok geliştiren bir öğrenci de son derece başarılı olabiliyor. O da mümkün.
Öğretmenliklerde bu arada eğitim fakültesi programlarında bütün bölümler aynı yönde hareket etmiyor. Onu görebiliyoruz. Sınıf öğretmenliğinde ufak bir artış var.
Okul öncesi İngilizce öğretmenliği, Türkçe öğretmenliği ve özel eğitim öğretmenliği de farklı oranlarda düşüşler görüyoruz. Öğretmenlik ve PDR için başarı sırası malum. Koşulu ilk 300 bine girmek.
Ama tabii öğretmenlik tercihinde yalnızca kontenjanı değil yine mezuniyet sonrası istihdam koşullarını da değerlendirin. Kamudaki atama sistemi. Öğretmen atamaları biliyorsunuz ciddi sorunlu.
Öğretmenler mütemadiyen protesto gösterileri düzenliyorlar haklı olarak. Şikayetçiler atanamadıkları için. Özel okulların çalışma koşulları maaşları çok düşük olabiliyor ve hakikaten çok ağır çalıştırabiliyorlar.
Çok düşük ücretlerle öğretmenleri. Buna bakarken yine şehir tercihleri, alanın gelecekteki öğrenci sayısı bunlara bakmak gerekiyor. Öğretmenlik yalnızca böyle kesinlikle öyle değil ama anlayış yolu olduğu için söylüyorum.
Yalnızca tatili uzun bir meslek veya devlet kadrosuna ulaşma aracı olarak seçilmemesi lazım. Hakikaten öğretmenlik istendiği için seçilmesi lazım. Çocuklarla ve gençlerle çalışmayı, anlatmayı ve sabır göstermeyi gerçekten sevmek gerekiyor.
2 yıllık programlar içinde toplam genel kontenjanda yaklaşık %6’lık bir azalma var. Bu anestezi, if ve acil yardım, tıbbi görüntüleme, tıbbi laboratuvar teknikleri ve ameliyathane hizmetleri gibi alanlarda sağlık programına düşüşler görüyoruz. Buna karşın otomotiv teknolojisi, uçak teknolojisi, mekatronik ve bazı yeni teknoloji programlarında artışlar var.
Yine işte bu yapay zeka, kodlama, veri programları, yeni açılan bazı programlar var. Bunları hani kesin düşük sıralamayla kapatır demeyin ama bunları da böyle yine adını aldanıp da seçmemek gerekiyor. Yani bu ülkede vakti zamanında böyle gemi makinaları işletme diye 2 senelik bir programda gemi makinaları laboratuvarında sadece bir tane böyle yerde duran dümenin olduğu üniversiteler vardı.
O yüzden yapay zeka, veri kodlama da 2 senelik bir programı açmış olabilir herhangi bir üniversite. Şimdi bilmiyorum ama bunun mesela hakikaten bilgisayar altyapısı nasıl? Teknoloji altyapısı nasıl? Bu dersleri verebilecek öğretim üyesi kalitesi nasıl? Bunlara bakmak gerekiyor. Yani ön lisans programı seçerken bu soruları sormak lazım.
Hani bu program hangi somut teknik beceriyi kazandıracak bana? Uygulamalı eğitim ve staj gerçekten var mı? Mezunlar nerelerde çalışıyor? Mezun ettiyse o program herhangi bir sayıda öğrenci. Yani tabii ki iyi bir ön lisans programı, iyi dizayn edildiyse, iyi bir üniversitede kaliteli bir kadro tarafından veriliyorsa zayıf bir 4 yıllık programdan daha rasyonel olabilir ama yalnızca 2 yılda iş bulurum beklentisiyle tercih yapmamak gerekiyor. Burada tabii en kritik soruya da gelmek lazım.
Bir programın kontenjanı %10 azaldıysa taban sırası da %10 yükselir mi diye bir soru geliyor bana. Yani şimdi bu kontenjan azalmalarının taban sırası yükselmeye bağlanması açısından kesinlikle hayır tabii ki. Yani böyle bir hesap yapılamaz.
Taban başarı sırasını beraber belirleyen birçok unsur var. Kontenjan tabii bunlardan bir tanesi ama tek değil. Bölüme yönelik talep, yakın alanlarda açılan yeni programlar, vakıf üniversitesi ücretleri, burs politikaları, adayların tercih davranışları.
Örneğin bir vakıf üniversitesi atıyorum kontenjanını pekala azaltabilirim. Bu normalde sıralamayı yukarı çekebilir ama öğrenim ücreti çok yükselirse talep azalır. Bekleyenin tersi gerçekleşir.
Şimdi bu bir mümkün olan bir şey. Veya işte bir üniversitenin bilgisayar mühendisliği kontenjanı azalırken ne bileyim yapay zeka programı açılırsa adayların bir kısmı yeni programa koyabilir. Bu nedenle hiç kimse size, ben de dahil olmak üzere bugün 10.000. sıralamayla şu bölüm kesin gelir diyemez.
Tabii yaklaşık olarak büyük ihtimalle şöyle olur böyle olur diyebiliriz ama kesin gelir kimse diyemez. Burada tabii yapabileceğiniz şey makul risk alanları oluşturmak. Yani hem biraz yukarıdan hem biraz o seviyede hem de biraz aşağıdan bölüm yazmak.
Ben genelde bu tercih listesini nasıl kurmalı sorusuna gidiyoruz buradan 3 bölümü ayırmayı öneriyorum. Listenin üst kısmında sıralamanızdan daha iddialı fakat gerçekten istediğiniz programlar bulunabilir. Orta bölümde geçen yılki sıralamanıza yakın gelme ihtimali makul bazı seçenekler yer alabilir.
Alt bölümde ise gelme ihtimali daha yüksek ama kazandığınızda gerçekten kayıt yaptıracağınız programlar bulunur. Ama tabii herkes için burada sabit bir yüzde veya sayı yok. 5000.
olan bir aday için 1000 kişilik oynama tabii çok önemli. Ama 300.000. sıradaki bir adayda oynaklık çok daha geniş olabiliyor. Burada tabii şehir kısıtı, vakıf üniversitesi için ailenizin ayıracağı bütçe veya sizin ayıracağınız bütçe, bölüm tercihi bunların hepsi listeyi değiştirir.
Bundan da hani sosyal medyada herkese uygulanabilecek bir hazır tercih listesine asla ve asla güvenmeyin derim. Kendi listenizi kendiniz yapın, bilinçli yapın, okuyarak, araştırarak veya benim programım gibi veya başka yayınlar gibi yayınları izleyerek. Burada bir de tercih sırası konusunda en büyük yanlışlardan bir tanesini de söyleyeyim.
Yani çok önemli bir yanlış bu. Bunu düzeltmek isterim. Bir bölümü birinci sıraya yazmak size ek puan sağlamaz.
Bunu da mesela bazı düşünen kişiler oluyor. Bazı üniversitelerde ilk tercihleri koyarsanız işte burs verebiliyor, biraz bursunuzu arttırabiliyor vs. ama ek puan sağlamıyor size.
Veya bir üniversite beni ikinci sıraya yazmış diyerek sizi reddetmez. Sistem puanınızla girebildiğiniz en üst tercihi sizi yerleştiriyor. Dolayısıyla listeyi geçen yılki taban sıralara göre dizmeyeceksiniz.
Biraz istek sıramıza göre dizeceksiniz. Diyelim ki A üniversitesi geçen yıl 20.000’le B üniversitesi atıyorum 30.000’le kapattı. Siz B üniversitesini daha çok istiyorsanız bence B’yi daha üstte yazmalısınız.
Ki ÖSYM’e de en çok istediğiniz programın üstte yazılmasını söylüyor. Toplam işte 24 tane tercih hakkınız var ama hepsini de doldurmak zorunda değilsiniz. Burada mesela her program için şu iki soruyu kendinize sormanıza fayda var derim.
Bu program bilirse gerçekten kayıt yaptırır mıyım? Buna yerleşirsem altındaki tercihi kazanmayı ister miyim? Birinci sorunun cevabı hayır ise o programı yazmayın. İkinci sorunun cevabı evet ise tercih sıralamanız zaten yanlıştır. Tekrar söyleyeyim bakın bu program bilirse gerçekten kayıt yaptırır mıyım? Tamam evet o zaman hayır ise yazarsınız tabi ama hayır ise yazmayın.
Bir de buna yerleşirsem altındaki tercihi kazanmayı ister miydim? Buna eğer evet diyorsanız tercih sıralamanızı yanlış yaptınız demektir. Alttaki tercihi daha üstte yazmanız gerekiyor demektir. Ayrıca bir programa yerleştirip kayıt yaptırmasanız bile bir sonraki yıl bu orta öğretim başarı puanı katsayınızın yarıya düşeceğini de unutmayın.
Bu nedenle açıkta kalma korkusuyla istemediğiniz programı yazmayın. Burada vakıf üniversitesi düşünen aileler için de yalnızca bu yıl açıklanan ücrete bakmayın. Yani işte ücrete KDV dahil mi? Hazırlık ücrete dahil mi? Ücret sonraki yıllarda nasıl artıyor? İşte enflasyon aranında vs.
ama yine bu hesabınızı yapın. Yani %50 indirim hangi kalemleri kapsıyor? Burs normal öğrenim sürecinde devam ediyor mu? Hazırlık veya bölüm uzarsa ne oluyor? Yaz okulu ayrıca mı ücretli? Yurt, yemek, laboratuvar, malzeme, ne bileyim uçuş ücreti mesela atıyorum. Bunlar ne kadar varsa çift anadal veya yatay geçiş bursu etkiliyor mu? Bugün yıllık 400 bin lirayı ödeyebilen bir aile 4-5 yıllık toplam maliyeti aynı rahatlıkla karşılayamayabiliyor bazen.
Bunlara dikkat etmek lazım. Tercih yalnızca bu yılın ücretine göre değil de mezuniyete kadar oluşabilecek toplam maliyeti. Sizin maaşınız ne kadar artacak o 4-5 yıllık süre içerisinde? Okulun ücreti ne kadar artacak? Karşılama oranı ne kadar olacak mesela? Bunlara bakmak lazım.
Yani burada burslu %50 indirimli ücretli programların konularını da birbirine karıştırmayın. Kılavuzda hani burslu ifadesi çoğunlukla tam burslu, %50 indirimli ifadesi ise öğrenim ücretinin yarısını ödendiği programı gösteriyor. Ama tabi bursun süresi, ek koşulları vs.
değişebiliyor. Üniversiteye göre bunu da söyleyeyim. Şimdi burada soru cevabı geçmeden evvel, tercih yapmadan evvel kontrol etmeniz gereken 10 noktayı hızlıca sıralayın.
-
Puanınızı değil başarı sıramızı esas alın. 2. Geçen yılın taban sırasını kesin sınır olarak görmeyin. 3. 2026 konut heyecanını geçen yılın konut heyecanını da karşılaştırın.
-
Programın özel koşullarını okuyun. 5. Akademik kadroyu ve ders planını inceleyin. 6. Eğitimin hangi kampüste yapıldığını mutlaka kontrol edin.
-
Akreditasyon hastane, laboratuvar sitaj imkanlarına bakın. 8. Vakıf üniversitesinde toplam eğitim maliyetini hesaplayın. 9. Kazandığınızda gitmeyeceğiniz programı yazmayın.
-
Tercih listenizi puan sırasına göre değil, gerçek istek sıranıza göre de oluşturun. Bir de son bir madde ekleyeyim belki burada.
Başka birinin hayalini tercih etmeyin. Aileniz tabi ki iyi niyetle sizi belli bir mesleğe yönlendirebilir. Arkadaşlarınızın tercihleri sizi etkileyebilir.
Sosyal medya belki bu yıl belli bir bölümü moda haline getirmiş olabilir. Ama o dersleri 4 yıl boyunca neticede siz okuyacaksınız ve o mesleği siz yapacaksınız. Tercih yalnızca üniversite seçimi değil, nasıl bir hayat yaşamak istediğinizi ilişkin ilk ciddi karardan bir tanesi.
Demiş olayım ve hemen hızlıca soru cevapları elimden geldiğince geçmeye çalışayım. Evet Boğaziçi’ndeyiz demiştik zaten. Hocam sayısal da buna genel olarak çoğu bölüme puanım yetiyor.
Ama geçmiş senelerde hemen kaos oluşturmaya müsait bir okul imajı çizdi bende. Acaba böyle mi yoksa medya spekülasyonu mu yapıldı? Valla oradaki medyadaki haberleri iyi takip edin derim. Kaostan kastınız nedir bilmiyorum.
Okulda ne oluyor, ne bitiyor bakın. Ben şimdi bu konuyla ilgili böyle çok içeriden insider information vermiş olmuyor ama medyada okuduğunuz haberleri ki farklı medya organlarından sadece belli bir siyasi ideolojiye yönelik değil de farklı medya organlarından okuyun. Sosyal medyaya da bakın.
Ondan sonra kararınızı verin. Üniversite iyiye mi gidiyor, kötüye mi gidiyor diye derim ben. Bakalım başka bir dakika bu şeyi kaydırmaya çalışıyorum.
Bir de burada bizim şeyler İngilizce çıkıyor yorumlar. Yani Türkçe’de yazsanız İngilizce çıkıyor. O yüzden onları da Türkçe’ye çevirmek gerekiyor üzerine gidip.
%50 burslu psikoloji okumak için sıradan bir vakıf üniversitesine gidilir mi? Yani sıradandan kastınız nedir bilmiyorum ama vakıf üniversiteleri aslında ciddi kalite farklılıkları olabiliyor. Yani böyle binası falan çok ciks gözüken, gazetelerde, televizyonlarda bol bol reklam yapan, billboardlarda reklamını gördüğünüz her üniversite iyi bir üniversite olmuyor. Öğretim üyelerini her sene işten çıkaran vakıf üniversiteleri var.
Bakın yani şu anda haberlerde de dönüyor zaten. Pek çok öğretim üyesini her sene çıkartıyor sonra da çok daha ucuza başkalarını alıyor falan. Ama bir yandan da bir sürü reklam yapıyor.
Ne bileyim işte araştırma görevlerinde doktor öğretim üyelerine asgari ücretle yakın ücretler ödeyen yasal olmamasına rağmen. Yani vakıf üniversitelerinin devlet üniversitelerinden daha az ücret ödemesi gök mevzuatına aykırı ama bunu uymayan vakıf üniversiteleri olabiliyor. Bunlara çok dikkat edin derim ben.
Kativik Tisat herhalde Karadeniz Teknik İktisatı söylüyorsunuz. Yani Türkiye ortalamasının üzerinde bir bölüm. Ama hani uluslararası alanda da size maalesef iş kapıları açacak bir bölümdür desem de yanlış söylemiş olurum.
Hocam ekonometri hakkındaki bilginiz. Yani ben söylemiştim bunu bir sürü önceki yayında galiba. Ekonometri dünyada pek olan bir bölüm değil.
Yani dünyada lisans düzeyinde ekonometri eğitimi veren bölüm sayısı çok az. Yani ülke sayısı çok az aslında. Bu biraz bizim 1980 sonrası yokun uydurduğu bölümlerden bir tanesi.
Maliye, çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri ve ekonometri bölümleri. Aslında bence ekonometri dediğiniz ekonomi bölümünde bol bol ekonometri dersi alarak öğreneceğiniz bir alan olmalı. Ama bu tabii bütün ekonometri bölümleri Türkiye’de kötüdür anlamına da gelmiyor.
Ama yine bakın yani mesela hakikaten orası kaliteli bir ekonometri bölümü ise uluslararası yayında hocaları ne kadar fazla yapılıyorlar. Yurt dışında mesela iyi, çok iyi okullara, yüksek lisansa doktora kaç tane öğrenci göndermişler geçmişte. Maalesef bu sayıların çok sınırlı olduğunu göreceksiniz.
İstisnalar tabii ki vardır. Yanlış anlamayın beni ama sayının sınırlı olduğunu göreceksiniz. O yüzden de bana açıkçası hiçbir vakıf üniversitesinde, tamam vakıf üniversiteleri her zaman doğru alanlarda bölümü açmıyorlar ama hiçbir vakıf üniversitesinde ekonometri bölümü olmadığını, hiçbir vakıf üniversitesinde bildiğim kadarıyla maliye veya çalışma ekonomisi bölümü olmadığını göreceksiniz.
Bu soruları da kendinize sorun. Neden mesela hiçbir vakıf üniversitesi ekonometri bölümü açmıyor, hiçbir vakıf üniversitesi çalışma ekonomisi, maliye bölümü açmıyor diye. İktisat kontejanları söyledim çok fazla bir değişiklik yok diye.
Bakalım, hocam Boğaziçi iktisat mezunuyum, iş bulamadım, 100 tane staj yaptım bir de lanetler. Yani olabilir, haklısınız. Bakalım, hocam, hocam, hocam, iyi yani iktisat hakkında ne düşünürsünüz? Yani iktisat hakkında ben iktisatçıyım.
Tabii ki iktisat hakkında olumlu düşünürüm. Yani genel olarak iktisat seçimi hakkında ama gene tabii kalite açısından üniversiteden üniversiteye çok ciddi farklar var. Şu anda Türkiye’deki en iyi iktisat bölümlerinin açık konuşayım yani Bilkent ve Koç iktisat olduğunu düşünüyorum.
Tabii ücretini ödersiniz, ödemezsiniz ayrı mesele veya burslu kazanıyorsunuz, kazanmıyorsunuz ayrı mesele. Ama şu anda Türkiye’de en iyi lisans, yüksek lisans ve doktor eğitimlerinin bu iki üniversitede verildiğini söyleyebilirim iktisat konusunda. Bilkent iktisat ve işletme nasıl denmiş, gözünüz kapalı tercih edebilirsiniz.
Tabii ki bazı onlarda olumsuz etkilenenler, bazı hocalarını kaybettiler bu arada geçtiğimiz yıllarda. Geçtiğimiz on yılda maalesef Türkiye’de pek çok kaliteli üniversite en iyi hocalarını kaybetti, yurt dışına kaybetti. Hala da kaybediyor.
Bazı devlet üniversiteleri vakıf üniversitelerini kaybetti, vakıf üniversiteleri de yurt dışına kaybetti. Bazı devlet üniversiteleri de yeni yurt dışına kaybetti. Ama Bilkent iktisat ve Koç iktisat bunu da en az olumsuz etkilenen üniversiteler diyebiliriz diye söylemiş olayım.
Anadolu Üniversitesi, Bursa, Uludağ İktisat Bölümleri mi? Gazi Üniversitesi, Türkçe Öğretmenliği mi? Daha mantıklı. Bunlar çok birbirine alakasız alanlar. Siz öğretmen mi olmak istiyorsunuz, iktisatçı mı olmak istiyorsunuz? Buna bakmanız lazım.
Burada üniversiteden ziyade bence öncelikle hangi mesleği seçmek istediğinize karar verseniz daha doğru olmaz mı? Sonuçta burada ciddi sorunun bu olması gerekiyor galiba değil mi? Türkçe öğretmeni olmak çok başka bir şey, iktisatçı olmak bambaşka bir şey. Sonrasında üniversiteyi düşünmek lazım derim ben. Orada da belki Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümü’nün bir tık daha öne çıktığını söyleyebilirim.
Anadolu İktisat, Bursa Uludağ İktisat. Bursa Uludağ İktisat da fena olmayan bir bölüm ama durum bu. Bakalım İYİ Yayınlar Hocam, İTÜ İktisat, pardon İYİ İktisat, İstanbul Üniversitesi’ni kastediyorsunuz herhalde.
O da tabii Türkiye’nin en eski iktisat bölümü baktığımızda. Ama biraz kan kaybettiler, öyle söyleyelim. Veya öğretim üyesi alım süreçlerinde maalesef pek çok devlet üniversitesinde olan bir şey bu.
Sadece liyakat adayalı işlemiyor bazı işler. Bu ama bütün devlet üniversiteleri ve bütün bölümler için söyleyebiliriz maalesef. Aslında pek çok bazı vakıf üniversitesi içinde söyleyebiliriz.
Türkiye’deki bütün üniversiteleri için söyleyebiliriz. Ama sonuçta Türkiye’nin en eski iktisat bölümünden bir ekoydu baktığımız zaman. İyi şanslar diyenler var.
Hocam bilgisayar programcılığı hakkında ne düşünüyorsunuz? Yani şöyle işte bu bilgisayar programcılığı biraz yapay zekanın bilgisayar programlama konusunda insanların yapabildiklerinin pek çoğunu ikame etmesi nedeniyle biraz sarsıldı. Sektörde bilgisayar mühendisliği, bilgisayar yazılımı konusunda ciddi olumsuz şeyler var. İş kaybediyor bilgisayar yazılımda.
Çünkü yapay zeka işte 10 kişinin yaptığı işi artık yapay zeka sayesinde onun yardımıyla 1 veya 2 kişi yapabiliyor. Bunlara dikkat ederek bir tercih yapmanızın faydalı olacağını düşünüyorum. Yani ben tabi şimdi bilgisayar mühendisliği alanında veya bilgisayar yazılım mühendisliği alanında çalışan bir bilim insanı değilim.
Dışarıdan da gazete okumak istemem. Ama mutlaka bir öğretim üyesiyle bunu konuşabilirsiniz. Mesleğin ve sektörün geleceği ile ilgili.
Hocam iktisat okumak istiyorum. Hacettepe İktisat, Yıldız İktisat, Otlu Siyaset Bilimi, Kamu Yönetimi ve Bilkent İktisat arasında ne kadar fark var? Yani ben burada Bilkent İktisat’ı açık ara tercih ederdim. Tabi muhtemelen ücretli versiyonum olacak.
Ne kadar burslu olacak ona sizin ve ailenizin karar vermesi lazım. Yusuf Öztürk’ün sorusu. Sonrasında da Otlu Siyaset Bilimi’ni düşünüyordum.
Hacettepe ve Yıldız Teknik İktisat’tan önce. Bakalım. Hocam 19.000 sıralama geldi, mezuna kalmak istemiyorum.
Sizce ne yapmalıyım? Önce hangi mesleği yapmak istediniz? Hangi bölümü okumak isteyeceğinize karar vereceksiniz.